'Ben can acıtmak istemiyorum' posteri Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Dicle Koğacıoğlu geçtiğimiz Ekim ayında intihar ettiğinde arkasında “Çok acı var dayanamıyorum” diye bir not bırakmıştı. Dicle Koğacıoğlu gibi namus cinayetleri üstüne çalışan akademisyen Leyla Pervizat, onun ardından kaleme aldığı makalede "Şiddet hem uygulayanı, hem maruz kalanı, hem de üzerinde çalışanı mahvediyor." diyordu.

Bu hafta vizyona giren İncir Çekirdeği Batman'daki kadın intiharlarını ve bölgedeki mayın sorununu konu ediniyor. Filmin yönetmeni ve senaristi olan Selda Çiçek 2000 yılında Müjgan Halis'in "Batman'da Kadınlar Ölüyor" kitabını okuduktan sonra bu konuyu kendine mesele edindi. Filmin senaryosunu 4-5 yıla yakın bir zamanda yazdı.

Biz de Leyla Pervizat'ın yazısından yola çıkarak Selda Çiçek ile buluştuk; acı üzerine söz söylemenin acısı ve zorluğu hakkında konuştuk.

KADINLAR HER YERDE PATIR PATIR ÖLÜYOR

İncir Çekirdeği'nin ana ekseninde kadın intiharları, mayın sorunu var... Bu konuları ele almanın zorluğu ne?
Kadın olduğunuz için ister istemez bu meselelere daha duyarlı oluyorsunuz. Kadın meselesi de memlekette her zaman çok konuşulmayan birşey. Kadın söz konusu olduğu zaman, “çözülür” diye geçiştiriveriyoruz. Dicle’nin durumu çok başka türlü, ama o da üzüntü verici bir durum. Kadınların bu haline hepimizin dönüp bakması lazım. Ben bu filmi çekmeye çalışırken buradan da yola çıktım. Orada kadınlar patır patır ölüyorlar, gördüğünüz gibi burada da kadınlar patır patır ölüyor. Biraz buna dikkat çekmek istedim. Bu projede benim en zorlandığım şey, “can acıtmadan nasıl anlatabilirimdi". Bilmiyorum ne kadar başarılı oldum ve o insanlara ne kadar ulaşabileceğim. Ama hakikaten çok can acıtmadan yapmaya çalıştım.

Kadın intiharlarını ve mayınları anlatırken, can acıtma riskiniz var mı?
Var tabii ki. Acı üstüne bir şeyler yapıyorsunuz. Mayında oğlunu kaybeden birini anlatmak, ya da Uğur Kaymaz veya Ceylan Öngel üstüne bir film yapmak... Bunlar zor meseleler. Bir şekilde insanların hakikaten canını acıtmadan yapmaya çalıştım. Buna çok itina ettim. Kayıp üstüne, çok da reel bir şey üstüne yapıyorsunuz.

SEBEP NAMUS CİNAYETİNDEN DAHA DERİN

Film için çıkış kaynağınız Müjgan Halis'in yazdığı bir kitap ve okuduğunuz bazı haberler. Siz nasıl etkileniyorsunuz bu okuduklarınızdan?
Tabii bunu hissetmeden yapmak ve etkilenmemek mümkün değil. Ben bir eşitsizlik var diye yola çıktım. Ama suçlu aramak adına değil. Durumu oturup bir yeniden değerlendirelim istedik. Çünkü biz toplum olarak çok konuşmayı ve tartışmayı sevmiyoruz. Batman'da kadın intiharları devam ediyor. İntiharların nedeni klasik olarak namus cinayeti ile açıklanıyor. Namus cinayeti elbette vardır içinde, ama çok daha derin sorunlar var bence, kadınların psikolojileri farklı orada. Çok ciddi bir feodalite baskısı var. Moda söylemle işte mahalle baskısı var, ailenin kendi baskısı var. Bir de kadın olmanın getirdği bir rahatsızlık var. Hepimizde var, bende de var. Bu toplumda yaşayan insanlar olarak bence biraz daha derinlere inmemiz lazım bu kadın meselesinde. Benim için bu kadın intiharları, mayın meselesi, aslında bence Türkiye’deki kadın baskısı sorunu. Bu çok genel bir şey. Batman’a özel bir şey değil. Diyarbakır’da var, Muş’ta, Bingöl’de var. Batıda da var aslında ama onlar bu kadar doğrudan namus cinayeti gibi algılanmıyor.

FİLME GİREMEYEN SAHNE

Bu konu hakkında sizi harekete geçiren ne oldu?
Benim Müjgan'ın kitabında okuduğum çok önemli bir cümle var: “Batman Devlet Hastanesi’ne kadın cesetleri gelmeye devam ediyordu. Genç yaşlı, esmer sarışın, evli bekar... Ve otopsi odalarında sıralarını bekliyorlardı." Ben bunu filmde çektim ama kullanamadım çünkü çok acı bir şeydi. Ben filmde can acıtmak istemedim. Filmin bütünü de damardan vurmuyor. Sadece bir duygu vermeye çalıştım. O duyyguyu ben hissettiğim noktada “Tamam” dedim. Ben küçük minimal, intiharlar kadar sessiz bir şey yapmaya çalıştım.

"Şiddet hem uygulayanı, hem maruz kalanı hem de üzerinde çalışanı mahvediyor" diyor Leyla Pervizat yazısında. Siz bu fikre katılıyor musunuz?
Tabii... Şiddet bağlantılı olduğu herşeyi çok etkiliyor. Sadece uygulanananı değil, uygulayanı da etkiliyor. Şiddetle ilgilenenleri de... Ama bence daha önemlisi uygulayanı da etkilemesi. Uygulayanın psikolojisi daha çok ilgilenilmesi gereken bir şey. Derin problemler orada bence.

BUNDAN SİNEMA FİLMİ OLSA NE OLUR

Filmin çekim aşamasında destek gördünüz mü? Yoksa bu tek başına verilen bri mücadele mi oldu?
Hayır tamamen şahsi bir süreç ve desteklenmiyorsun. Maddi olarak değil, insanlar bunun bir işe yaramayacağını düşünüp destek vermiyor. Kendi adıma aldığım tepkileri şöyle anlatabilirim: “Bundan sinema filmi olsa ne olur? Para getirmez, kimse gitmez...” Böyle tepkiler alıyorsunuz. Bir karşılığı olmayacağı için, ben "neden" sorusunu izah etmekte zorlandım. Çok içten birşey hissediyorsunuz, ama bunun nedenini açıklayamıyorsunuz. Bunun bir karşılığı var mı, ya da bir getirisi var mı? Ama işte, hayatta her şeyin bir getirisi olmayabiliyor. O yüzden ben filmimin vizyona girmesini çok önemsiyorum.

 

 

EV İÇİNDE HAPİSLER

Batman'a gittiniz mi?
İki kez gittim. Ama ben çok dışarıdan biriyim. Ben Müjgan’ın kitabındaki kadar hiç içlerine girmedim. Girmem de doğru olmazdı zaten, çünkü ben kurgu bir şey yapıyorum. Ama Batman'da hissettiğim şeyi söyleyebilirim. Kadınlar çok evde yaşıyorlar. Dışarıda değiller. Ev içlerinde hayat devam ediyor sonuçta. Benim filmde yaptığım bu. Evet bir yerden bir yere gidip geliyorlar, ama çalışma hayatında, sosyal faaliyetlerde yoklar. Zaten intiharların temelinde bunları da görüyoruz. Sosyalleşmek, insanın kendini gerçekleştirmesi, varlığını hissetmesi çok öenmli. Orada kadınlar boşluktalar ve küçücük şeylerle uğraşıyorlar. Meseleleri ev içinde kalıyor ve bu bir hapis olma durumu.

Senaryoyu yazarken, okuduğunuz hikayelerden bunalıp, "Bir durmam lazım" dediniz mi?
Hayır, hiç "durmam lazım" demedim. Yazmam gerekiyordu çünkü... Muhakkak yapmam gerekiyordu ve çılgın bir inatla yaptım. Kendimle gurur duymuyorum, ama yapmam gereken bir şeydi ve yaptım. Bu intihar meselesini ben biraz sessiz bir çığlık gibi görmek istiyorum. Bir bağırma, bir haykırış gibi geliyor. Hatta biraz daha ileriye gidersek bir başkaldırı gibi geliyor. Bunu biraz daha duyurmak gerekiyor. Ben filmde bunu çok vurguyla yapmadım. "Kadınlar intihar ediyor, koşun yardım edin" gibi bir şey söylemedim. Ben kendimce birkaç noktaya değinmeye çalıştım. Umarım çok kişiye ulaşır ve anlaşılır. Bir de ben anlaşılmaz bir şey yapmamak için çok zorladım kendimi. Gerçekten çok içten bir şey hissettim ve biraz anlaşılsın, bu insanlarla iletişim kurulabilsin ve insanlar ölmesin istedim. Bir insan kolay yetişmiyor, kolay da doğmuyor.

Kaynak : Simla Yerlikaya / Ntvmsnbc

Son Yorumlar

Yandex.Metrica