Ankara Film Festivali Genel Programı posteri

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından, HALKBANK ana sponsorluğunda gerçekleşen 21. Ankara Uluslararası Film Festivali 11 – 21 Mart tarihleri arasında düzenlenecek.

30 ülkeden 200’ü aşkın filmle 21 Mart’a kadar sürecek festival, Haneke, Angelopoulos, Kitano gibi yönetmenlerin son filmlerinden, Brezilya sinemasıyla ilgili özel bir bölüme, “İktidar ve İsyan” başlığı altında etkileyici bir seçkinin yanı sıra Bunuel, Kurusowa ve Rohmer gibi ustaların anısına gösterilen klasiklere uzanan zengin bir programla sinemaseverlerin karşısında olacak. Festival’de her yıl olduğu gibi Ulusal Uzun, Kısa ve Belgesel yarışmalar da düzenlenecek.

AÇILIŞ TÖRENİ 10 MART

21. Ankara Uluslararası Film Festivali, 10 Mart Çarşamba günü saat 19:30’da, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu’nda düzenlenecek açılış töreniyle başlıyor. Defne Halman’ın sunumuyla gerçekleşecek Açılış Töreni, yapılacak açılış konuşmalarının ardından Festival Kitle İletişim Ödülü’nün sunumuyla devam edecek. Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından her yıl geleneksel olarak verilen ödül, NTV’de Yekta Kopan’ın sunumuyla gerçekleşen Gece Gündüz programına verilecek. Tören sırasında Orkestra Akademik Başkent mini bir konser verecek.

Yer: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu.

Adres: Talatpaşa Bulvarı No: 38 Opera / ANKARA

Kokteyl: 19:30

Açılış  Töreni : 20:00


KAPANIŞ TÖRENİ 21 MART

Festival kapsamında düzenlenen ulusal uzun, kısa ve belgesel film yarışmalarında verilen ödüllerin sahiplerini bulacağı kapanış gecesi, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek.

ÖZEL ÖDÜLLER

Aziz Nesin Emek Ödülü 2010

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Aziz Nesin Emek Ödülünü; 1960’ların başından itibaren hayat verdiği 121 filmde, neredeyse hiç dışına çıkmadığı ama asla ve asla yadırgamadığımız “modern - kentli - zarif - Avrupai sarışın” imgesiyle, Yeşilçam Sineması’nın sunduğu modern dünyalarda pek çok seyircinin kendini mutlu hissetmesini sağlayan, sinemanın yanı sıra giriştiği sosyal sorumluluk projeleriyle de kamuoyu oluşturmayı başaran, 50 yıllık sinema emekçisi; Filiz Akın’a vermeyi uygun bulmuştur.

Kitle İletişim Ödülü 2010

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı, Kitle İletişim Ödülü’nü ise; film senaryolarının vazgeçilmezleri olan “gece” ve “gündüz” kavramlarını kendisine de kılavuz olarak seçen; titizlikle takip ettiği her türlü sanat etkinliğini televizyon ekranlarından kitlelere ulaştırırken “gece”yi de “gündüz”ü de aşmasını bilen; sinema sanatının kitlelerle buluşturulması için yıllardır katkılarını esirgemeyen; Yekta Kopan’ın yapımını ve sunuculuğunu üstlendiği Gece Gündüz  programına vermeyi uygun bulmuştur.


Sanat Çınarı 2010

2002 yılından bu yana ülkemiz kültür sanat hayatına katkıda bulunan sanatçılara Sanat Çınarı unvanı vermeyi kararlaştıran Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı bu unvanı; Burada doğmamış olsa da, “… bir vurgun gibi yaşadık Ankara’yı…” dese de; yaşamı boyunca Ankara’dan asla vazgeçmeyen; en güzel şiirlerini, en güzel dizelerini, en güzel imgelerini Ankara’nın kucağında, Ankara’nın sunduğu atmosferde üreten;

“Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur geceleyin
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli…”

dizelerinin sahibi,  şair Gülten Akın’a sunmayı uygun bulmuştur.

21. Ankara Uluslararası Film Festivali HALKBANK ana sponsorluğunda; T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Çankaya Belediyesi’nin kurumsal desteğinin yanı sıra Ströer Kentvizyon, Outdoor TV, AGE İnşaat, Dedeman Otel, Leona – Kayra, MNG, Med-Line, Arteks, Dafne, Ulusoy, MTM, Atılım Üniversitesi, Remark, Kanal B, TV8, Radyo ODTÜ, Birgün, Cumhuriyet, Habertürk, Radikal, Sabah, Altyazı, Arkadaş Kültür Sanat, Kültür Sanat Haritası, MagDergi, Sinema, Sadibey.com, Sinema.com, Sinematurk.com desteğiyle gerçekleşiyor.

Ankara Fransız Kültür Merkezi, Ankara İtalyan Kültür Merkezi, Avustralya Büyükelçiliği, Brezilya Büyükelçiliği, Dimitrie Cantemir Rumen Kültür Merkezi, Finlandiya Büyükelçiliği, Goethe-Institut Ankara, Hollanda Büyükelçiliği, Japonya Büyükelçiliği, Kanada Büyükelçiliği, Meksika Büyükelçiliği, Norveç Büyükelçiliği, Polonya Büyükelçiliği ve Yunanistan Büyükelçiliği, 21. Ankara Uluslararası Film Festivali’ne film temini konusunda destek veriyor.

DÜNYACA ÜNLÜ SANATÇILAR ANKARA’DA

21. yaşını kutlayan Ankara Uluslararası Film Festivali bu yıl birbirinden değerli pek çok ismi Ankara’da ağırlayacak. Bu özel konukların arasında büyük görüntü ustası, medya sanatçısı, hikaye anlatıcı, video felsefecisi ve Alman sinemasının en önemli figürlerinden Harun Farocki, Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) filmindeki senaristliği ile Oscar kazanan görsel artist Pierre Bismuth ünlü film yapımcısı Sandy Lieberson, Fransız müzik tasarımcısı Gerard Labady gibi isimler yer alıyor. 10 gün boyunca Ankara’yı renklendirecek olan konuklarla çeşitli atölye çalışmaları, söyleşi ve paneller gerçekleştirilecek.


Festival Bileti ve Mekanları

Ankara Uluslararası Film Festivali, geçen yıl başlattığı indirimli fiyat uygulamasını bu yıl da devam ettirecek ve bilet fiyatlarında bir artış yapmadan geçen seneki fiyatlardan biletleri satışa çıkaracak. Festival’de, 12:00 seansları 2.5 TL, 14:30 ve 17:00 seansları 5 TL, 19:15 ve 21:30 seansları ise 10 TL olacak. Festival biletleri Biletix ve festival gişelerinde. Gösterimler  Batı Sinemaları, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut Ankara’da gerçekleşecek. Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe Institut Ankara’da gerçekleşecek tüm etkinlikler ücretsiz olacak.

ULUSAL UZUN FİLM PROGRAMI

Ulusal Uzun Film Yarışması

21. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında düzenlenen Ulusal Uzun Film Yarışması’nda Türk Sineması’nın son dönemde çekilen önemli filmleri yarışıyor.

Pelin Esmer'in yönettiği 11'e 10 Kala, Cemal Şan'ın yönettiği Acı, İlksen Başarır'ın yönettiği Başka Dilde Aşk, Atıl İnaç'ın yönettiği Büyük Oyun, Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan'ın yönettiği İki Dil Bir Bavul, Özlem Akovalıgil'in yönettiği Kako Si?, Mehmet Bahatır Er ve Maryna GorbachKara'nın yönettikleri Kara Köpekler Havlarken, Aslı Özge'nin yönettiği Köprüdekiler, Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu'nun yönettikleri Orada, Mahir Egemen Ertürk'ün yönettiği Çıngıraklı Top ve Murat Saraçoğlu'nun yönettiği Deli Deli Olma izleyiciyle birlikte jürinin de karşısında olacak.

Ertan Yılmaz, Mahir Günşıray, Tayfun Pirselimoğlu, Fırat Yücel ve Hasan Ali Toptaş’tan oluşan jüri, 21 Mart günü düzenlenecek basın toplantısında kazananları açıklayacak.

Yarışmaya başvuran filmler En İyi Film, Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü ve En İyi Yönetmen Ödülleri dahil olmak üzere 16 ayrı ödül kategorisi için yarışacak.

Ayrıca, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) de festival kapsamında “SİYAD En İyi Film” ödülü verecek. Festivalin SİYAD Seçiciler Kurulu’nda ise Ali Hakan, Bülent Vardar ve Elif Tunca bulunmakta.

KISA FİLM PROGRAMI

Ulusal Kısa Film Yarışması

21. Ankara Uluslararası Film Festivali Ulusal Kısa Film Yarışması bölümünde, son bir yılda çekilmiş kısa filmler, kurmaca, deneysel ve canlandırma film dallarında yarışacak. Kurmaca ve canlandırma dallarında 10’ar, deneysel dalda 8 olmak üzere toplam 28 film jüri karşısına çıkacak.

Yarışmanın seçici kurulunda, Şenay Aydemir, Cemal Erez, Uğur İçbak, Ozan Açıktan ve Gérard Labady bulunuyor.

Kurmaca
 
1.         Tek Tık, Hamit Uslanmaz
2.         Veda, Eren Ataç
3.         Sesler, Deniz Dargı
4.         Göl, Murat Uğurlu
5.         Ölü Zamanlar, Övünç Güvenışık
6.         Meret, Hakan Ömer Zorka
7.         Bedel, Nail Pelivan, Turgut Baygın
8.         Kırılma, Burkay Doğan
9.         2932, Veysel Çelik
10.       Deng, Filiz Işık Bulut
 

Deneysel
 
1.         Karsh kale – distance, Özgür Özcan
2.         Flying Lotus – Camel, Özgür Özcan
3.         Hiç, Önder M. Özdem
4.         Araf, Yılmaz Deniz Aydemir
5.         Kör Nokta, Egemen Tokat
6.         Uçurtma, İlhami Kapıcı
7.         Çerçeve, Yenal Orman
8.         Ben, Can Alkanlar
 
 
Canlandırma
 
1.         Derin Uyku, Reyhan Meral, Erhan Meral
2.         Watt, Burak N. Kurt
3.         KO, Emir Ayemür
4.         Kutsal Su, İlhami Tunç Gençer
5.         Loutky, Özlem Akın
6.         Evrim, Aykut Öz
7.         Otonomi, Merve Yıldıran
8.         Vol, Hüseyin Bulut
9.         Dalga Teorisi, Gökhan Okur
10.       Malfunction, Ayce Kartal

Ulusal Kısa Film Gösterimi

Ulusal Kısa Film Gösterimi bölümünde, yarışmaya başvurmuş ancak ön elemeyi geçememiş filmlerden bir bölümü izleyiciyle buluşma fırsatı bulacak.

Meral Erez & Cemal Erez Toplu Gösterimi

Türkiye’de canlandırma sinemasının önemli temsilcilerinden Meral-Cemal Erez çiftine ait bir toplu gösterim de 21. Ankara Uluslararası Film Festivali programında. Sanat hayatlarını Fransa ve Türkiye’de sürdüren çift, 30 yılı aşkın süredir canlandırma filmler üretiyor. Toplu gösterim kapsamında dört filmleri ve bir de müzik videoları bulunan Meral ve Cemal Erez, Ankaralı izleyiciyle buluşmak üzere Festival’in konuğu olacak.

Çiftin, Festival programında yer alan filmlerinden en eskisi 1983 tarihli, zamanın ve uzamın belirsiz olduğu bir ‘an’da kendisiyle yüzleşmek zorunda kalan bir adamı anlatan İpler.

Türkiye’de ilk kez 21. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde izleyici karşısına çıkacak olan, 16.yüzyıl Osmanlı fabllarından Kurt ve Tilki öyküsünün bir uyarlaması Haset-Kayıp Masallar, kağıt üzerine suluboya tekniğiyle dört yılda (1994-1998) tamamlanabilmiş 16 dakikalık bir canlandırma.

2000 yılı yapımı Bakanı Kutlarken, hayatı çevreleyen saçmalıkların, insanı hem kendisine hem de etrafına yabancılaştırmasını, aralarından biri bakan olan üç arkadaşın kafkavari öyküsü üzerinden anlatıyor.

Topluma iktidar sahibi kişi olarak sunulanlar gerçekten iktidar sahibi midirler? Toplumu her anlamda yönlendiren “derin iktidar”ların iplerinin ucundaki  “iktidarlı oyuncakları”nın öyküsü: Satranç.

1997 yılında Meral-Cemal Erez çiftinin Sezen Aksu’ya önerisi üzerine, Düğün ve Cenaze albümünden Kalaşnikof isimli şarkısına yaptıkları, Türkiye’de tamamı çizgi olan ilk klip de toplu gösterim kapsamında beyaz perdede izlenebilecek.


Uluslararası Kısa Film Gösterimi

Uluslararası Kısa Film programında, dünyanın pek çok ülkesinden, son dönemde çekilen önemli kısa filmler Ankara’da olacak.


Canlandırma kısalarına ayrı bir önem veren festival, bu yıl Macaristan’dan Çin’e, farklı teknikler kullanan, farklı geleneklerden gelen, farklı hikayeler anlatan canlandırmaları Başka Bir Evren adı altında seyirciyle buluşturacak.

Dünyanın en önemli kısa film festivallerinden ve marketlerinden biri sayılan ve bu yıl 32. kez gerçekleştirilen Clermont-Ferrand Kısa Film Festivali’nden harika bir seçki yine kısa severleri heyecanlandıracak türden. Clermont-Ferrand Kısa Film Festivali arşivi ‘iktidar’, ‘isyan’, ‘devrim’ anahtar kelimeleriyle tarandı. 

Festivalin olmazsa olmazı, kısa film programının vize sorulmayan bölümü Kısa Sınır Tanımaz, geçen yılın en dikkat çeken, festivallerde öne çıkan 30 filmlik bir seçkiyle yine kısa severleri memnun edecek.

VİDEO BÖLÜMÜ

Video: BellekMekan

Türkiye’de İlk kez izleyici karşısına çıkacak 24 parçalık, belleğin halleri ve hatırlama üzerine bir video gösterimi ve sergisi. Serginin Küratörleri Ege Berensel ve Andreas Treske.
 
Harun Farocki, Genco Gülan ve Hakan Akçura sergi boyunca Ankara’da aramızda olacak ve Atölye çalışmaları düzenleyecek.
Sergilenecek, gösterilecek eserler şunlar:

GÖZBELLEK (Eyes of Memory): HARUN FAROCKI

1. İşçilerin Paydosu (FabriArbeiter verlassen die Fabrik), 36’, Renkli ve siyah/beyaz, 1995
2. Dünya İmajı ve Savaşın Yazısı (Bilder der Welt und Inschrift des Krieges), Renkli, 75’, 1988
3. Uzaktaki Savaş (Erkennen und verfolgen), 58’, Renkli ve siyah/beyaz, 2003.
4. Hapishane Manzaraları (Gefängnisbilder), 60’, Renkli ve siyah/beyaz, 2000.
5. Söndürülemez Ateş (Nicht löschbares Feuer), 25’, siyah/beyaz, 1969.
6. Karşılaştırma  (In Comparision), 61’, Renkli, 2009.
8. Bir Devrimin Videogramı (Videogramme einer Revolution), 106’, Renkli ve siyah/beyaz, 1992
9. Gördüğünüz Gibi (Wie man sieht), 72’, Renkli ve siyah/beyaz, 1986.
10. Tutulma (Immersion), 20’, 2 Ekranlı Video Düzenleme,
11. Nakil (Übertragung), 43’, 1 Ekranlı Video Düzenleme, Renkli ve siyah/beyaz, 2008.
12. Montaj (Aufstellung), 1 Ekranlı Video Düzenleme, 16’, Renkli ve siyah/beyaz, 2005.
13. Ölüdoğa (Stilleben), 56’, Renkli, 1997
14. Risksiz Olmaz (Nicht Ohne Risiko), 50’, Renkli, 2004


TEKBELLEK (Collective Memory): ANTONI MUNTADAS

1. Politik Reklam, (Political Advertisement) , 75’, 1 Ekranlı Video Düzenleme, Renkli ve siyah/beyaz, 2008.

2. Tercüme Üzerine: (Korkunun Tercümesi): Fear/Miedo (Translation: Fear/Miedo), 30’ 27’’ 1 Ekranlı Video Düzenleme, Renkli ve siyah/beyaz, 2008

3. Tercüme Üzerine: (Korkunun Tercümesi), Miedo/Jauf, (On Translation: Miedo/Jauf), 53’54’’, 1 Ekranlı Video Düzenleme, Renkli ve siyah/beyaz, 2007

SUBELLEK (Memory of Water): GENCO GÜLAN (Su Serisi)

1. Tele-Rugby, 10’23’’, Tek Ekranlı Video Düzenleme, Renkli, 2003

2. Shopping Water, 10’06’’, Tek Ekranlı Video Düzenleme, Renkli, 2006

3.         Suboya, 28’ 38’’, Tek Ekranlı Video Performans, Renkli, 2006

4.         Re-Moses, 60’’, Tek Ekranlı Video Performans, Renkli, 2006

5.         Denizboya, 11’ , Tek Ekranlı Video Performans, Renkli, 2005

6.         Ojingoi Hoi, 11’ 31’’, Tek Ekranlı Video Performans, Renkli, 2006

YERBELLEK (Places of Memory): HAKAN AKÇURA

1. Sazak’ın Dikenleri, 41’ 31’’, Tek Ekranlı Video Düzenleme, Renkli, 2010

BELGESEL FİLM PROGRAMI

Ulusal Belgesel Film Yarışması

21. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında her yıl gerçekleştirilen Ulusal Belgesel Film Yarışması Bölümü’nde bu yıl amatör kategoride 8, profesyonel kategoride 9 film jüri üyelerinin değerlendirmesine ve belgesel sinemaseverlerin beğenisine sunuluyor. Amatör belgeselcileri ve belgesel sinemanın tanınmış yönetmenlerini bir araya getiren bölüm, festivalin ilgiyle takip edilenleri arasında.

Yarışmanın seçici kurulunda, Özgür Şeyben, Hakan Aytekin, Mutlu Binark, Yaprak İşçibaşı ve Hacı Mehmet Duranoğlu bulunuyor.  

Profesyonel Belgesel

1.        5 Nolu Cezaevi: 1980-84, Çayan Demirel
2.        Son Mevsim: Şavaklar, Kazım Öz
3.        Eylül Çocukları, Meltem Öztürk, Hülya Karcı
4.        Ordu’da Bir Argonot, Rüya Arzu Köksal
5.        Kurşun Kalem, Mustafa Ünlü
6.        Lady Muhtar, Didem Şahin
7.        Miraz, Rodi Yüzbaşı
8.        Neyse Halim Çıksın Falim, Zeynep Devrim Gürsel
9.        Silikozis, Ethem Özgüven, Petra Holzer, Selçuk Erzurumlu
 
Amatör Belgesel

1.         Bağdat, Berrak Samur
2.         Bu Sahilde, Merve Kayan, Zeynep Dadak
3.         Dilsiz Zaman, Çiğdem Mazlum, Sertaç Yıldız
4.         Duvar, Emre Karadaş, Deniz Oğuzsoy
5.         Ölüm Elbisesi: Kumalık, Müjde Arslan
6.         Romeyika'nın Türküsü, Yeliz Karakütük
7.         Tutunmak, Musa Ak
8.         Zilan'ın  Renkleri, Nagihan Çakar

Ulusal Belgesel Film Gösterimleri

Gösterim şansı bulamayan veya Ankaralı sinemaseverlerin izleyemedikleri birbirinden güzel belgesellerin gösterileceği bu program, belgesel sinemaseverlerin kaçırmaması gereken türden örneklerle dolu.

1. Halit Refiğ Sineması Üzerine Düşünceler, Çetin Tunca
2. Memduh Ün: Küçük İnsanların Büyük Dünyası, Çetin Tunca
3. Metin Erksan'ın Tutkusu, Sadık Battal
4. İstanbul Çıplak, Zafer Biçen
5. 4857, Ethem Özgüven, Petra Holzer, Selçuk Erzurumlu
6. Leyla Ve Mecnun Gurbette, Zeynep Özkaya
7. Kaybedenler “Canım Nerede?”, Gül Muyan

Uluslararası Belgesel Film Gösterimi

Dünyadaki önemli film festivallerinde gösterilmiş, ödül almış ve seyirciler tarafından çok beğenilmiş belgeseller 21. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde meraklısıyla buluşacak.

Dünya Hali

Acı Dolu Yıllar / Geslagen Jaren / Anne-Mieke van den berg Hollanda 2009

Acı Dolu Yıllar şiddet döngüsünün ilişkilerde ve aile içi bağlarda nasıl işlediğini etkileyici bir dille anlatmaktadır. Ev içi şiddetini, kurban veya uygulayıcı olarak yaşamış dört ana karakter, koşulların, benimsedikleri davranış kalıplarının ve şiddetin başladığı, devam ettiği ve yükseldiği anlardaki rollerinin ne olduğunu kişisel hikâyelerini deşerek anlatıyorlar. Onların hikâyeleri ilişkilerde hapsolma, pişmanlık ve suçluluk duyguları ve ihmal ve kontrolü tekrar ele geçirme ile ilgili şeyler anlatıyor. Sonuçlar ise hayatları boyunca, çocuklarının hayatları boyunca hatta şiddet bittikten sonra bile ayakta kalıyor.

Kafir / The Herestics /Joan Braderman Amerika 2009

Film, İkinci Dalga Kadın Hareketinin hikâyesini, 1971 yılında New York’a yönetmen olmak için gelen Joan Braderman’ın gözlerinden anlatıyor. Braderman, 1970lerde Aşağı Manhattan merkezli sanat dünyasındaki feminist sanat topluluğuna tesadüfen katılır. Daha geleneksel “belgesellerin” aksine, film çarpıcı yeni dijital grafikler ve canlandırmalar kullanılarak yapılmıştır. Filmde topluluğun eski üyeleriyle yapılan mülakatlar, 1970’lerden kalma arşiv çekimleri ile 1977’den 1992’ye kadar Heresies Kolektifi tarafından hazırlanan ve HERESIES: Sanat ve Politika Üzerine Feminist Yayınlar adıyla çıkan belgeler de kullanılmıştır. Film, Heresies Kolektifi’ni, küçük, özel ve kendine özgü gruplarda buluşan ve kadın olmanın anlamını tartışan, kendi dünyalarını yeniden yaratan, cinsiyet eşitliği fikrini somutlaştırmak adına bağımsız kurumlar inşa eden binlerce kadının biraraya geldiği geniş ikinci Dalga Kadın Hareketi’nin bir parçası olarak ele alır.

Peter Gabrıel’in Gerçek Dünyası  / The Real World Of Peter Gabriel / Georg Maas,Dieter Zeppenfeld Almanya 2009

1980’lerin başlarında Peter Gabriel ilk siyasi şarkısı olan ‘Biko’yu yaptı ve dünyanın farklı köşesinden müzisyenlerle çalışmaya başladı. Film, Peter Gabriel’in bu başlangıç noktasından geniş siyasi ve sosyal uğraşlarına dek uzanan hikâyesini anlatıyor.

Sessizliği Dinlemek / Listening to The Silence / Pedro Flores Portekiz 2009

Roy son 30 senedir bir takım sesler duymaktadır. Bu anlarda, davetsiz bir misafirle konuştuğunu ve bu misafirin bedenini ve zihnini kontrol altına aldığını hissetmektedir. Beyninin içinde başka biriyle yaşamak nasıl bir şeydir? 

Tütün Kız / Tabakmädchen / Biljana Garvanlieva Almanya 2009

Mümine ailesiyle Makedonya’nın dağlarında yaşayan 14 yaşında bir Türk kızıdır. Ailesi Türk azınlığına mensuptur. Ailesinin, tek geçim kaynağı olan tütün tarlasındaki zorlu işte çalışması için Mümine’ye ihtiyacı vardır. Olgunlaşan şeylerin satıldığı tütün tarlalarında büyür Mümine. Kendisi de müstakbel kocasına 3000 Avro’ya satılır. Bu “doğa kanunu”ndan bir kaçış yolu bulabilecek midir? Mümine’nin köyde iki seçeneği vardır; Ya evlenecek ya da okula gidecektir; ancak yüksek bir fiyata kocasına satılmıştır. Üsküp’e taşınıp okula gitmek düşlerini süslemekte, öğretmen olmanın hayalini kurmaktadır.

Afgan Rüyası

Afganistan’da Müptela Olmak / Addicted in Afghanistan / Jawed Taiman İngiltere 2009

Milyonlarca Afgan’ın uyuşturucu özellikle de eroin bağımlısı olduğu tahmin edilmektedir. Bunların yüzde 40’ı kadın ve çocuklardır. Samimi ve gözleme dayanan bir belgesel olan “Afganistan’da Müptela Olmak”, manşetlerin arkasındaki gerçekliği Kabil’de yaşayan 15 yaşındaki eski bağımlılar Jabar ve Zahir’in gözlerinden anlatıyor.

Afgan Günlükleri / Afghan Chronicles / Dominic Morissette Kanada 2007

Taliban rejiminin 2001’deki düşüşünden beri Afganistan kendini yeniden inşa etmektedir. 2004 Başkanlık seçimleri ve 2005 yılında kurulan yeni Parlamento ülkenin kendini adadığı demokratik sürecin kanıtlarıdır. Başkent Kabil’de yoğun bir hareketlilik yaşanırken basın da bir miktar özgürlük kazanmıştır.

“Afgan Günlükleri”, iki dergi (Killid ve Mursal) ve bir radyo istasyonuna sahip olan Killid Medya adlı basın grubunu konu edinmektedir. Belgesel, medya olgusunun nasıl işlediğini gözler önüne seriyor ve bunu yaparken daha iyi bir gelecek rüyası kuran bir ülkenin yeniden yapılışını betimliyor. Bu yeniden doğan toplumun başa çıkmak zorunda olduğu hayati meseleleri gösteriyor.

Yelda - En Uzun Gece / Yelda - The Longest Night / Roberto Lozano İspanya 2009

“Yelda - En Uzun Gece”, ailesinin Pakistan Peshawar’da kendilerine bir sığınak aradığı bir Afgan çocuğun kısa hikâyesini anlatan yaratıcı bir belgesel. Birinci kişi ağzından aktarılan “Yelda”, milyonlarca Afgan mültecinin savaştan sonra Pakistan’a kaçmalarını anlatıyor.

DÜNYA SİNEMASI

İKTİDAR VE İSYAN

Her türden baskının, sömürünün, adaletsizliğin karşısında en beklenmedik anda patlayıveren bir “yeter artık!” çığlığı… Sadakaların, boş vaatlerin, tehditlerin, en ağır cezaların etkisiz kaldığı bir kırılma noktası… Eşitsizlik, sömürü ve tahakküme dayalı her türlü insan ilişkisinin eninde sonunda varacağı son sınır… Bıçağın kemiğe dayandığı, bardağın taştığı, okun yaydan fırladığı an…

Seattle, Paris, Cenova, Atina, İstanbul caddelerinin ışıltılı vitrinleri, gelecekleri çalınmış gençlerin, işsizliğe mahkûm edilmişlerin, zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olmasına karşı çıkanların sapanlarından fırlayan taşlarla tuzla buz olurken Ankara Uluslararası Film Festivali çoktandır unutulan / unutturulan bir fikrin, “isyanın gerekliliğinin” yeniden hepimizin gündemine girmesi için, bu sene temel izlek olarak “İktidar ve İsyan”ı seçti. Belirsizlik ve vazgeçişin dört yanımızı kuşattığı bir dönemde, hepimizin bu filmleri seyrederek geleceğimiz üzerine yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.


Baader Meinhof Yargılanıyor / Stammheim - Die Baader-Meinhof-Gruppe vor Gericht, Reinhard Hauff Almanya 1986

Reinhard Hauff 1986 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı aldığı bu filminde, Alman Kızıl Ordu'nun bir fraksiyonu olarak beliren Baader Meinhof örgütünün hapishanede geçen
192 günlük yargılanma sürecini anlatıyor. Resmi tarihin 'intihar' ama sağduyunun 'infaz' olarak nitelediği örgüt üyelerinin ölümü, Hauff'un başarılı yönetmenliği ile beyazperdeye aktarılıyor.

Film Stammheim duruşmalarından yola çıkar. Sahneler ve konuşmalar gerçek metinlere ve olaylara dayanır. Hükümlüler arasındaki konuşmalar gerçek mektuplara ve hücre yazışmalarına dayanarak yeniden oluşturulmuştur. Film, devrim isteyen ve haklarında kovuşturma açan yetkililerin tüm politik güdülemelerini reddeden Baader Meinhof örgütünün yaşam mücadelesinden bir kesiti belgelemektedir. Bu film siyaset ve adalet mekanizmasının, şiddeti doğuran koşulları anlamaktaki yetersizliği hakkındadır; insanları özgür kılmak isteyenlerin sabırsızlığı, hoşgörüsüzlüğü ve sonuçta tam da bu kişilerin daha çok sınırlamalara ve şimdiye kadar olmadığı kadar devlet baskısına yol açmaları hakkında…

Eğer… / If…, Lindsay Anderson İngiltere 1968

68 ruhunu yansıtan bir film olan Eğer…, katı kurallarla yönetilen yatılı bir okulda okuyan bir grup gencin bu baskıcı düzenin dışına çıkma çabalarını anlatıyor. Kendi küçük alanlarında sorun yaşamayan gençler, özgürlük alanlarını yayma çabasına giriştiklerinde otoriteyle yüzleşiyor. Böylece okul bahçesinde devrim başlıyor. Film, dönemin öğrenci hareketlerinin bir tür izdüşümü. Jean Vigo'nun Hal ve Gidiş Sıfır (Zero de Conduite) filminden esinlendiği de söylenen film, yatılı okul öğrencileri üzerinden eğitim sistemine, silahlanmaya, tek tip birey üretimine eleştiri getirilmeye çalışıyor.

İsyan / Queimada, Gillo Pontecorvo İtalya, Fransa 1969

Cezayir Savaşı filmiyle efsaneleşen İtalyan yönetmen Gillo Pontecorvo'nun epik filmi İsyan zamana direnen, değerini yitirmeyen bir tahakküm ve direniş filmi. Pontecorvo’nun her iki filmi de “gişe zehiri” olarak adlandırılan oldukça siyasi filmler olsa da, ABD’de gösterime girmişlerdi.

1800’lerin ortalarında Karayipler’de bir ada. Bir zamanlar cennetten bir parça olan ada, insan tarafından bir cehenneme çevrilmiş. Adada Portekizlilerin devasa şeker kamışı çiftliklerinde çalıştırılan köleler, sefaletlerini isyana döndürmek üzeredir; İngilizler de kıvılcımı çakmışlardır. Entelektüel gizli ajan Sör William Walker’ı (Marlon Brando) üç aşamalı, çetrefilli bir göreve yollarlar: Köleler isyana kışkırtılacak, şeker ticareti İngiltere’nin eline geçirilecek ve köleler yeniden köleliğe döndürülecek. Kapitalizm, sömürgecilik, devrim ve ayaklanma, bu destansı filmde inceleniyor. Hem görsel, hem anlatımsal, hem de müzikal açıdan (filmin müziklerini ünlü besteci Ennio Morricone yapıyor) bir başyapıt olan film, Gillo Pontecorvo’nun sinema dehasıyla alev alev yanıyor.

Pontecorvo, filmi ezilenin intikamıyla noktalıyor. Pontecorvo'nun filme koyduğu parantez, bir anlamda sömürülenin kaderini değiştirme imkanından yana net bir tavır koyması anlamına geliyor.

Filmde Brando’nun sarı saçları ve beyaz gömleği yerlilerin siyahlığına karşı görsel bir metafor oluştururken, Brando’yu projeye çeken unsurun filmin Amerikan emperyalizmi, sömürgeciliği ve ırkçılığına yaptığı göndermeler olduğu kesindir. Brando ayrıca filmdeki performansını, CNN’de Larry King’le yaptığı bir röportajda “en iyi performansı” olarak nitelemiştir.

Kızıl İlahi / Még kér a nép / Red Psalm, Miklós Jancsó Macaristan 1972

Ova… Dümdüz topraklar ufuk çizgisine doğru uzanmakta. Zaman, geçen yüzyıl… Hakları için savaşan bir grup tarım işçisi, isteklerine verilecek yanıtı inatçı ve karamsar bir havada beklemektedir. Zamanlarını şarkı söyleyip dans ederek geçirirler. Çiftliğin kahyası onlar için bir şölen düzenler ve fikirlerini değiştirmeleri için onlara çuval çuval buğday verir. Ama nafile… Jandarmalar da ellerinde tehditkar silahlarla çevrelerinde boşuna dolaşır. Hakları için savaşan işçiler, askerleri kardeşleri olarak görür. Askerler işçileri tatlı sözlerle kandırmaya çalışırlar. Başka silahlar devreye girer, rahip işçilerin yanına gelerek şeytanı kovmak için dualar okur. Tehditler gittikçe ciddileşir. Derken son bir öneri daha yapılır. Kızıl İlahi, diğer ilk dönem Jancsó filmlerinde olduğu gibi konusunu tarihin yaşanmış olaylarından alır.

Kızıl Ordu / Jitsuroku rengô sekigun: Asama sansô e no michi / United Red Army, Kôji Wakamatsu Japonya 2007

Son filmi bu sene Berlin Film Festivali’nde yarışan, ‘Japon Pembe Sineması’nın (Pinku Eiga*) efsane yönetmeni Kôji Wakamatsu’dan, 1970’lerin en ünlü silahlı sol gruplardan biri olan ve Japonya’daki öğrenci hareketlerinden doğan ‘Kızıl Ordu’ oluşumuna dair kışkırtıcı bir film.

Batı’da pek bilinmemesine rağmen 1960’ların sonunda Japonya’da radikal öğrenci protestolarıyla şiddet zirveye tırmanmıştı. Japonya’nın Vietnam Savaşı’nda geçici üs olarak kullanılmasına karşı çıkan öğrenciler, zamanla şiddetin dozunu artırmışlardı. Protestolar gittikçe daha da radikalleşmiş ve ülke benzeri görülmemiş bir gençlik harekatına tanıklık etmişti: Vietnam Savaşı karşıtı protestolar, üniversite ücretlerinin artmasına yönelik mitingler, azınlıklara ayrımcılığa karşı ayaklanmalar, çevre kirliliği karşıtı yürüyüşler, vb... 1967 sonrası, protesto dalgası ülkedeki bütün üniversitelere ulaşmıştı. Ülkedeki kaosu simgeleyen olaylardan biri de, bazı öğrencilerin daha da radikalleşmesine sebep olan Tokyo Üniversitesi’nin (Japonya’nın en saygın üniversitelerinden biri) polis tarafından işgali olmuştu. Bu olaydan sonra radikal öğrenciler silahlanmaya karar vererek Kızıl Ordu Fraksiyonu’nu (Sekigun-ha) kurup yer altına inmişlerdi.

1971’de iç anlaşmazlıklar nedeniyle fraksiyon ikiye bölünmüştü: Kızıl Ordu (Rengo sekigun) ve partinin uluslararası kolu olan Japon ‘Kızıl Ordusu (Nihon Sekigun).
Kızıl Ordu’nun başlıca hedefleri arasında Japon hükümetini ve İmparatorluk makamını devirerek tüm dünyayı saracak bir devrimin ilk adımını atmak gelmekteydi. Wakatmatsu’nun filmi, Japon solunun o dönem yaşadıklarını, militan öğrencilerin harekete geçme sebeplerini anlamak adına ciddi bir adım.

Sonic Youth grubu kurucularından Jim O’Rourke’un heyecan verici ‘saykedelik rock’ müziğiyle de dikkat çeken, ‘altüst edici’ bir yarı-belgesel film olan Kızıl Ordu, Wakamatsu’nun deyimiyle “otoriter rejime karşı bir savaş ve otoriterliğe karşı alınan bir öç”.

*60’lar ve 70’lerin ilk yarısında bağımsız Japon filmlerinin yeni bir seks ve şiddet formuyla harmanlanmasıdır. Pembe filmler, devrimci Japon solu geçmişinden ayrı düşünülemez.  Dönemin en uç örneği olan bu film akımı, sahip olduğu hayalci üslup ve burjuva ahlakına karşı suçlamalarıyla İtalya’dan Pasolini, Almanya’dan Fassbinder’in sineması ile karşılaştırılabilir.

Rosa Luxemburg / Die Geduld der Rosa Luxemburg, Margarethe von
Trotta Çekoslavakya, Batı Almanya 1986

1919'da, Alman ordusu özel birlikleri tarafından katledilen, barışsever ve devrimci kişiliğiyle tüm zamanların insanlık anıtı Rosa Luxemburg... Leninizm’e teslim olmak istemeyen bir Marksist, antisemitizmle pek ilgilenmeyen bir Yahudi, feminizme pek ilgi duymayan militan bir kadın olan Luxemburg, meydanlarda bilimsel sosyalizmi kararlılıkla savunuyor, barışçı ve eşitlikçi bir dünya için mücadele veriyordu. Buna ulaşmak için de, kendi deyişiyle, nefret etmeyi öğrenmesi gerekecekti. Ama nefret etmek, onun yaşamı boyunca öğrenemediği belki de tek şeydi. Bu film, Birinci Dünya Savaşı sonrasında çalkalanan Almanya’da eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren, tarihin en ünlü kadın devrimcilerinden Luxemburg’un yaşamının önemli dönemeçlerini anlatıyor. 

Rosa Luxembourg; Margarethe von Trotta’nın Völker Schlöndorff’la birlikte yaptığı filmi saymazsak beşinci filmi. Hep Rosa Luxembourg’u ele alan bir film yapmak istemiş von Trotta. “Ama böyle bir kadını incelemek için gerekli olan hünerle bilgi sahibi olmadan önce en az on film yapmalıyım dedim kendi kendime” diyor.  Görüldüğü gibi Trotta on film yapmayı beklememiş. Çünkü bu filmi yapmak isteyen Fassbinder ölünce, filmin yapımcısı senaryoyu Trotta’ya vermiş. Trotta önce bocalamış ama arkadaşları da üsteleyince filmi çekmeye karar vermiş.  Bir buçuk yıl Doğu Berlin’de çalışıp araştırmış. Bu arada Rosa’nın 2.500 tane mektubunu en az dört beş kere okumuş, Rosa üstüne yazan tarihçilerle konuşmuş. Senaryoyu da altı ayda tamamlamış. Eskiden yaşamış biriyle bu kadar sıkı bir ilişki kurunca “size çok yakın ve yaşayan biriymiş gibi onu seviyor ve anlıyorsunuz” diyor.

Trotta, “Almanya’daki bugünkü durumumuzla doğrudan ilgisi olmayan bir film yapmayı düşünemem” diye ekliyor. Kurşun Yıllar (1981) filminde Stammheim hapishanesinde kuşkulu bir biçimde ölen devrimci Kadın Gudrun Ensslin’i oynayan Barbara Sukowa’nın Rosa’yı oynadığı düşünülürse, Rosa ile yüzyılın sonlarına doğru yaşamış bir devrimci kadın arasında bir bağ kurmamak pek mümkün değil. Film,  Rosa’nın yaşadığı dönemle günümüzü başka bir gözle görmemizi, geçmiş olayları yeniden düşünmemizi sağlıyor.

Trans Halindeki Ülke / Terra em Transe, Glauber Rocha Brezilya 1967

Glauber Rocha, 1960’ların başlarında Brezilya’da başlayan cinema novo (yeni sinema) hareketinin başlıca temsilcilerinden biri. Trans Halindeki Ülke, Rocha’nın beşinci uzun filmi. Ona göre bu hareket, birbiriyle yakın ilişkide olan iki şeyi gerçekleştirmeye çalışıyordu. (1) Kurulu ekonomik düzenden bağımsız bir yapım-dağıtım örgütlenmesi, (2) Brezilya siyasetiyle kültürünün anlatımı olacak filmlerin özgürce yapılabilmesi. Bunun için de egemen olan sinemanın estetik ilkelerine karşı olan filmler yapmak gerekiyordu. Bu estetikle yalnız Hollywood sinemasının değil bu tarzda yapılmış bütün filmlerin estetiğini kastediyordu. Üstelik bu sinemaya karşı savaşmak da çok zordu, çünkü bu filmler pazarı ele geçirerek izleyicinin zihnini, “entelektüel duyarlığını”  denetliyordu.  Bu izleyiciye yeni bir estetik kabul ettirmek zordu. Rocha, “filmlerim hem popüler kültür için, hem de ona dayanarak yapılmıştır. Ama aslolan ticari filmler yapmamamdır” diyor. Rocha, egemen olan sinemanın estetik ilkelerine karşı çıkan filmleri devrimci olarak tanımlıyor. Devrimci sinema izleyiciyi rahatlatmamalı, tersine onu ayaklandırmalıydı. Örneğin, Z filmi devrimci bir film değildi ama Weekend öyleydi. Bunun için de yeni bir anlatım tarzı, yeni bir oyunculuk, müzikle rengin yeni bir kullanımı, yaratıcı bir kurgu gerekliydi.
Trans Halindeki Ülke, El Dorado adında sanal bir ülkede Paulo adındaki bir anarşistin iki siyasetçiyle ilişkisini anlatıyor. Bunlardan biri kilisenin, ordunun, uluslararası ekonomik güçlerin desteklediği sağcı Diaz, öteki popülist, daha demokrat Vieira. Paulo her ikisini de desteklemiş ama hep hayal kırıklığına uğruyor. Vieira halkın büyük desteğini kazanıyor ama iktidardaki zengin toprak sahiplerinin çıkarını koruyor. Filmdeki kişiler yüklendikleri işlevlere göre, kendi sınıflarının ideolojisine göre hareket ediyorlar. Bir tarafta egemen olanlar, toprak sahipleri, ekonomik ya da siyasal gücü ele geçirenler var, öte yanda da ezilenler, yanıltılan, sömürülen, boyun eğen ya da başkaldıranlar... Paulo zaman zaman bu iki takımdan birinin, zaman zaman da ötekinin yanında oluyor. Ezilenlerin yanında ama onları kendilerine söylenen her söze inanan, aptal, sorunları kendi ellerine alamayacak kadar da uysal olarak görüyor. Filmin son çekimine bakarak, bireysel girişimin hiçbir işe yaramadığı, Paulo’nun bütünüyle umutsuz olduğu söylenebilir. Bir eleştirmen, Paulo için belki de “Brezilya’nın acı çeken ruhudur o” diyor. Bütün bir sol-aydın kuşağının hayal kırıklığını da temsil ediyor olabilir.

Bu film, Brezilya’da 1964 Martında ordu solcu başkanı devirip diktatörlük kurduktan  birkaç yıl sonra (1967) çekilmiş. Rocha, böyle bir darbe hiç direnişle karşılaşmadan, nasıl bu kadar çabuk yerleşebilir mi diyor acaba? Bu dönemde Brezilya siyaseti bütünüyle yozlaşmış, bozulmuş, iktidarda olanlar yalnızca kendi çıkarlarını kolluyor. Rocha’ya göre, “Brezilya çürük bir düzen içinde yaşıyor. Bu çürüklüğün içinde insanlar soluk almaya çalışıyor.”

Film, 1967 Cannes FIPRESCI ödülünü, gene 1967 Locarno büyük ödülünü almış. Kimi eleştirmenler filmin Brechtvari olduğunu söylüyor. Gerçekçi bir anlatımı yok filmin. Uzaktan izliyoruz. Tekrarlanan çekimler var, insanı şaşırtan bir kurgu var; bazen bir yerden başka bir yere atlayıveriyor. Rocha’nın ‘yeni sinema’ filmleri için dediği şeyler bu film için de geçerli: “Bu çaresiz,  umutsuz filmlerde ‘aklıselim’ pek sesini çıkaramıyor. Mantıkla değil de şiirle bilgi vermek isteyen siyasal bir sinema bu. Bir eleştirmenin dediği gibi, “Rocha’nın filmlerinin ya içine girersiniz, o zaman size enerji  verir ya da giremezsiniz, o zaman aynı enerji yorucu gelir size.”

Viva Maria!, Louis Malle, Fransa, İtalya 1965

Dönemin en önemli ve en güzel iki Fransız oyuncusu olan Brigitte Bardot ve Jeanne Moreau’yu aynı filmde buluşturan Viva Maria!, 1968 yılında Paris’te patlayacak ve tüm dünyayı kasıp kavuracak olan özgürlük hareketinin adeta habercisi gibidir.
Maria 1 (Bardot), hayatını köprü patlatarak geçirmiş İrlandalı anarşist bir babanın düzen karşıtı kızıdır. Maria 2 (Moreau) ise tiyatro eğitimi almış, Paris’te büyümüş ve müzikallerde sahne alarak hayatını devam ettiren bir şarkıcıdır. Maria 2’nin çalıştığı sirkte tanışan ikili, kısa sonra sirkte birlikte sahne almaya başlarlar. İlk şarkıcılık denemesinde “yanlışlıkla” striptizi icat eden Maria 1, sirki meşhur eder. İkili, sirkle birlikte oradan oraya gezerken kendini Meksika’daki devrimin ortasında buluverir. Kısa süre içinde diktatör, kapitalizm ve kiliseye karşı devrimin bayrakçıları olup çıkıverirler.

Dimdik Yaşamak; Cipriano Mera'nın Mücadeleleri / Vivir de pie. Las guerras de Cipriano Mera / Living on your feet: The struggles of Cipriano Mera, Valenti Figueres, İspanya 2009

Film, bir dönemin idealleri ve başarıları ile hayatını büyük bir maceraya dönüştüren ve ütopya arayışında tarih içinde süren bir yolculuğun başkahramanı haline gelen Cipriano Mera'nın kişiliğine odaklanıyor. Bu hikâye ayakları üzerinde ölmeyi veya dizleri üstünde sürünerek yaşamayı reddeden özgür bir adamın hikâyesi.

Banliyö Trafiği / The Commute, Elias Leon Siminiani, İspanya 2009

Yaradılışın resmi olmayan, anlatılmayan versiyonu. Ev ve iş arası süren hayatın, insan olmaktan vatandaş olmaya evrimleşmiş olanlara dayattıklarının hikayesi.

Kavalar - Die Weisse Zone / Kavalar - The White Zone, Almanya 2008

2007 yılında Almanya’daki G8 zirvesi öncesi Alman polisinin ve protestocuların hazırlıklarını görüntüleyen etkileyici bir belgesel…

Berlin Usulü Tavşan / Rabbit À La Berlin, Bartek Konopka, Polonya, Almanya 2009

82. Oscar Ödülleri, En İyi Belgesel (Kısa) Adayı

Berlin Duvarı’nda yaşayan yabani tavşanların anlatılmayan hikayesi. 28 yıl boyunca yasak bölge kendilerini en güvende hissettikleri yerdi. Tutsak fakat mutluydular. Ama sayıları binlere ulaşmaya başlayınca insanlar onları uzaklaştırmak istedi. Ama yine de tavşanlar orada yaşamaya devam etti. Ta ki bir gün Berlin Duvarı yıkılıncaya kadar. Hala yeni düzene alışmaya  çalışıyorlar, tıpkı çoğu doğu avrupa vatandaşı gibi.
 

Ekonomik Tetikçinin Özrü /Apology of an Economic Hit Man, Stelios Kouloglou, Yunanistan 2008

Latin Amerika’da bir yerde, Kuzey Amerikalı bir adam öfkeli bir seyirci önünde kendi hikayesini anlatır: Ailesine ve kendisine yönelik olan tehlikeyi gözetmeksizin, O gerçeği söylemeye karar vermiş bir adamdır. Kendisi Dünya bankasından borç olan, rüşvetçi, gaspçı, suikast düzenleyen ve Amerikan imparatorluğunu kurmak üzere darbe yapmak isteyen gizli bir örgüt için çalışmıştır. Fakat beklenmedik bir kalabalık tiyatroya hücum ederek ülkelerindeki çekilen acılar adına hesap sorarlar. Perkins, kalabalık tarafından linç edilme ihtimaliyle, anlattıklarının kabul görüp görmeyeceğini bilmemektedir...

En çok satılanlar listesinde olan John Perkins’ in özel çekilmiş itirafları, kara film tarzında çekilen bölümlerle ve her yerde bulunmayan propaganda amaçlı materyaller üzerine kurulmuş bu belgesel Amerikan yakın tarihine, yani 2. Dünya Savaşından Irak’ın işgal ve yağmasına kadar uzanan tarihine yeni bir ışık tutmaktadır. Bu belgesel,  Başkan Bush’un “Neden bizden nefret ediyorlar?“ sorusuna kesin bir cevaptır.

USTALAR

Onları biliyor, seviyor ve en son ne yaptıklarını merak ediyoruz. Ustalar programı, çağdaş sinemaya yön veren, dünyanın en tanınmış yönetmenlerinin en son filmlerini içeriyor. Program kapsamında Ermeni yönetmen Robert Guédiguian’ın son filmi Suç Ordusu’nun Türkiye prömiyeri de yapılacak.


Akhilleus ve Kaplumbağa/Akiresu to kame/Achilles and the Tortoise Takeshi Kitano Japonya 2008

Film adını, Yunan filozof Elealı Zenon'un Akileus ve Kaplumbağa paradoksundan alıyor. Kaplumbağa yarışa ‘x’ kadar önden başlamış olsun. Akileus'un ona yetişebilmesi için önce ‘y’ yolunu almış olması gerekir, ancak bu sırada kaplumbağa ‘y’ kadar ilerlemiş olur. Akileus önce bu ‘y’ yolunu almalıdır, ancak kaplumbağa ‘z’ kadar uzaklaşmış olacaktır. Bu böyle devam ederse Akileus’un kaplumbağaya asla yetişemeyeceği anlaşılır. Tabii ki basit deneyimlerimiz bize Akileus’un sonunda kaplumbağayı geçeceğini söyler. Paradoksun nedeni de budur.

Takeshi Kitano; Takeshis ve Glory to the Filmmaker fimlerinden sonra kendisiyle dalga geçtiği üçüncü filmi Akhilleus ve Kaplumbağa’da, sanatı ve sanat eserlerinin değerini sorguluyor: Bir yetimhanede büyüyen Machisu’nun tek isteği resim yapmak ve herkesin büyüleneceği bir sanat eseri yaratmaktır. Fakat hayat önüne bin bir türlü engel çıkarır. Ancak o bunları aşmaya hazırdır. Acaba Akileus kaplumbağayı geçebilecek midir?

Beyaz Bant / Das weiße Band / The White Ribbon Michael Haneke Avusturya, Fransa, Almanya, İtalya 2009

Birinci Dünya Savaşı arifesinde Almanya’ da Protestan bir köy. Köy öğretmeni tarafından yönetilen bir kilise çocuk korosunun ve çocukların ailelerinin öyküsü. Baron, kâhya, papaz, doktor, ebe ve çiftçi…Tuhaf olaylar baş gösterir ve birbirini kovalayan bu olaylar, sonunda bir tür ceza ayini haline gelir. Olayların arkasında gerçekte kim vardır?

Haneke filmlerine rahatlamak için gitmediğimiz aşikar. Daha çok “gerilmek, kışkırtılmak ve sinirleri bozulmak” için seyrediyoruz bu filmleri. Haneke’nin 2009 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye aldığı bu son yapıtında de aynı şekilde hissederken, seyirci olarak bizden beklentinin büyük olduğunu da fark ediyoruz. Haneke filmini tam bir konsantrasyonla, neredeyse gözümüzü bile kırpmadan seyretmemizi bekliyor.

İçine girdiğimiz dünyanın yaratıcısı, Haneke’nin Saklı (Caché) ve Piyano Öğretmeni (The Piano Teacher) filmlerinden hatırlayacağımız Christian Berger. Filmin kusursuz sinematografisinin, filmin başarısına katkısı büyük.

Cennet Batıda / Eden à l'Ouest, Costa-Gavras, Fransa, Yunanistan, İtalya 2009

Cennet Batıda, Paris’e gitmeye çalışan yasadışı göçmen Elias’ın hikayesini anlatıyor. Seyircinin hem kahraman hem de yolcu olduğu bu yolculukta, neşeli, komik, yer yer de yürek burkan bir hikayeye tanık oluyoruz.

Voltaire’in Candide’in naifliğine, Charlie Chaplin’in Şarlo’sunun sempatikliğine ve Homeros’un Ulysses’inin azmine sahip olan Elias, alnında bir yabancı olduğu yazarmışçasına nereye gitse polisin dikkatini çekmekten kurtulamaz. Ama o tüm zorluklara göğüs germeye hazırdır.

Seyirciler, 1950’lerde Doğu’dan Fransa’ya göç etmiş yönetmen Costa-Gavras’ın filminin yönetmenin kendi hikayesine gönderme olduğunu düşünebilir, ama film aslında Odesa’nın modern ve her Costa-Gavras filminde olduğu gibi “politik” bir yeniden ele alınışıdır.

Rembrandt: İtham Ediyorum / Rembrandt's J'accuse Peter Greenaway Hollanda, Almanya, Finlandiya 2008

Son zamanlarda yönetmen olarak adlandırılmaktan sıkılsa da ünlü “yönetmen” Peter Greenaway bu filminde 1642'de olay yaratmış ve Hollandalı ressam Rembrant’ın birdenbire gözden düşüşüne neden olmuş The Night Watch (Gece Bekçisi) adlı  tablosunun gizemini bir dedektif gibi inceliyor. Rembrant’ın Amsterdam’da ayrıcalıklı bir zengin hayatı sürerken birdenbire yoksulluğa sürüklenmesine bu tablonun içine yerleştirdiği bir cinayet ithamı mı neden olmuştu? Greenaway, Rembrant’ın tablosunu karış karış inceleyerek tabloda cinayeti ve suçluyu işaret ettiğini düşündüğü her ayrıntıyı dijital teknoloji sayesinde büyüterek gözümüze sokuyor, bu ayrıntıları evirip çevirerek tekrar tekrar inceliyor ve parçaları yerine koyuyor. Böylece cinayetin arka planını, entrikaları, nedenini, katilleri ve tablodaki 34 ayrı karakterin cinayet için motivasyonunu ortaya çıkarmaya çalışıyor. 


Suç Ordusu/L'armée du crime/The Army of Crime, Robert Guédiguian Fransa 2009

Gerçek bir olayı anlatan Suç Ordusu, Göçmen İşçi Hareketi adı verilen bir grubun ve grubun önderliğini yapan Missak Manouchian’ın (Manuşyan) işgal altındaki Fransa’da Nazilere karşı direnişini anlatır. Türkiye’de “Hitler'in Öldürttüğü Adıyamanlı” olarak bilinen, yumuşak huylu bir şair olan Manuşyan, aslında silahlarla değil de sözlerle, fikirlerle savaşmak ister, şiddete başvurmayı hiç istemez. Zorda kalmasalar hiç de şiddete başvurmayacak kişileri temsil eder Manuşyan.

Naziler, Göçmen İşçi Hareketi’nin eylemlerine karşı, hele bir SS generalinin öldürülmesi haberi Berlin’e gidince şiddetli önlemler alırlar. Bu grubu bir “Suç Ordusu” diye tanıtan, kanın simgesi kırmızı zemin üstünde, sözde 10 “Terörist”in fotoğraf ve isimlerinin yer aldığı 150 bin adet “Kızıl Afiş” Fransa’nın her yanına asılır. Afişin tepesine iri harflerle “des Liberateurs? – Bunlar mı kurtarıcı?” sorusu yerleştirilmiştir. Afişin merkezinde, üzerine “Çetebaşı” ifadesiyle kocaman bir kara ok doğrultulmuş Manuşyan’ın fotoğrafı yer alır. Alta yine iri harflerle “Suç Ordusuyla Kurtuluş!” yazılmıştır. Ancak afiş halkta tam tersi bir tepki yaratır ve bu “teröristler” faşizme karşı direnişin sembolü olarak halkta derin bir sempati uyandırır. Kızıl Afiş, 1944 yılının ilk günlerinde Nazi boyunduruğundan kurtulmanın sembolü olur.

Göçmen İşçi Hareketinin tüm üyeleri, Nazilerle işbirliği yapan Fransızların, özellikle polis Pujol’un yardımıyla tutuklanıp 1944 Şubatında, Paris’in kurtuluşundan birkaç ay önce idam edilmişlerdir. Grupta her ulustan insan vardır: Ermeniler, İtalyanlar, İspanyollar, Yahudiler, Polonyalılar… Bu konuda Guédiguian şöyle diyor: “Hem Fransız, hem de başka ulustan kimselerin enternasyonalizme inançlarını yitirdiğini görmek acı veriyor. İşte bu yüzden filmi güncel buluyorum.”

21 erkek ile bir kadının ölüm cezasına mahkum edilmesiyle son bulan bu direniş hareketinin mücadelesini Louis Aragon (1897-1982) “Kızıl Afiş” adıyla şiirleştirmiş, Léo Ferré (1916-1993) aynı adla şarkılaştırmış ve bir başka Fransız yönetmen, belgeselci Frank Cassenti de yine “Kızıl Afiş” adıyla 1975’te sinemaya uyarlamıştı. Robert Guédiguian, Fransız makamlarının çoğu zaman sessizce geçiştirmeğe çalıştığı bu direniş öyküsünü tekrar beyazperdeye aktarıyor. Guédiguian’ın filmiyle seyirciden istediği ise çok açık: “Bu filmi görenler, sinema salonundan, karşısına dikilmesi, reddetmesi gereken şeyler olduğu hissiyle çıkmalı… Çünkü direnmek yaşamaktır.”

Filmin bir küçük öyküden başka bir öyküye atlayan, mozaik bir yapısı var. Bu tür filmlerdeki Hollywood tarzı dramatik gerilime alışan eleştirmenler, filmde sürüp giden  yakalanma, işkence, ölüm çizgisinin gerçekçi ya da sürükleyici olmadığını söyleyebilirler. Oysa Guédiguian’ın filmlerindeki anlatım hep rahat, sakin bir anlatımdır. Asıl dram, perdede gördüklerimizin altında yatar. Aslında bu film Fransız direniş sinemasına önemli ve kışkırtıcı bir katkıdır. Manuşyan grubunun 93 yaşında yaşayan üyesi Arsene Tchakarian’a film neden bugün önemli diye sorulduğunda Tchakarian: “tarihi bilmek gerekir, böylece olayların anısı hep anımsanır” diyor.

Filmin başkahramanı Manuşyan’ın filmde sık sık sözünü ettiği 1915’te yaşanmış Ermeni olayları hakkında “soykırım” yerine katliam veya öldürme deyimlerini kullanması da dikkat çekiyor.

Zamanın Tozu / I skoni tou hronou / The Dust of Time, Theodoros Angelopoulos, Yunanistan, İtalya, Almanya, Fransa, Rusya 2008

Usta yönetmen Theo Angelopoulos'un uzun süredir beklenen son filmi, sürekli yer değiştirmeye ve ait olacakları bir yuva aramaya mahkum insanlara ait, yarım yüzyılı ve üç kıtayı kapsayan bir destan. Ağlayan Çayır'la başlayan ve yönetmenin ‘20. Yüzyıl’ı kişisel bir bakış açısıyla ele aldığı üçlemenin ikinci filmi Zamanın Tozu, farklı karakterlerin birbirlerini bir bulup bir yitirmesini; zaman ile mekân içinde, yirminci yüzyılın ikinci yarısının önemli olaylarını kat eden bir yolculukta Sibirya, Kazakistan, İtalya, Almanya ve Amerika'da birbirlerini aramalarını anlatır. Stalin’in ölümü, Watergate Skandalı, Vietnam Savaşı ve Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi dünya tarihinde yer etmiş olaylara değinen film, daha iyi bir dünya hayalinin yüzyıl sonunda çökertilişinin travmasına dek uzanırken Willem Dafoe ve Irène Jacob’un performansları ile göz dolduruyor.

Dünyanın Her Köşesinden

Festivalin en renkli bölümlerinden “Dünyanın Her Köşesinden”, en önemli film festivallerinde gösterilmiş, ödül almış, eleştirmenler ve seyirciler tarafından çok beğenilen filmlerden oluşan, Meksika’dan, Avustralya’ya, Gürcistan’dan Finlandiya’ya uzanan bir yolculuk. Dünyanın her köşesinden öyküleri Ankaralı seyircilere taşıyacak olan programda ödüllü yapıtların yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen filmler de var.

Afyon Savaşı / Opium War, Siddiq Barmak Güney Kore, Afganistan 2008
 
2003’te Osama ile büyük ilgi çeken Afgan yönetmen Siddiq Barmak’ın ikinci uzun metrajlı filmi Afyon Savaşı, savaş hakkında trajikomik bir hikaye. Helikopterleri mayınlarla dolu bir afyon tarlasına düşen biri beyaz diğeri siyah iki Amerikan askeri, artık yardım geleceğinden umutlarını kesince çareyi yakın çevreyi keşfe çıkmakta bulurlar. Tarladaki afyon kokusu, çektikleri acıyı biraz dindire dursun, Taliban bayrağı asılı olan terk edilmiş bir Sovyet tankı görür görmez tanka ateş açarlar, fakat durum aslında sandıkları gibi değildir. Tankta oldukça kalabalık bir Afgan ailenin hepsi birbirinden kaçık üyeleri yaşamaktadır. Film kadrosunun tamamı amatör oyunculardan oluşuyor.

Altın Çağdan Öyküler / Amintiri din epoca de aur / Tales from the Golden Age Cristian Mungiu, Ioana Maria Uricaru, Hanno Hofer, Razvan Marculescu, Constantin Popescu Romanya 2009

2007 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü alan 4 Ay, 3 Hafta, 2 gün filminin yaratıcılarından bir başka bomba gibi film daha. Altın Çağdan Öyküler, 1980’ler Romanya’sında geçen beş farklı öyküden oluşuyor. Çavuşesku rejiminin son 15 senesi, Romanya tarihinin en berbat dönemlerinden biriyken, zamanın propagandası gereği “Altın Çağ” olarak adlandırılmıştı. Her gün diktatörlük baskısının çarpık mantığıyla yüzleşmek zorunda kalan Rumenleri, mizah ayakta tutuyordu. İşte bu dönemde insanların günlük hayatlarında yaşadıkları tuhaf olaylardan esinlenen bir takım komik ve acayip söylenceler ortaya çıkmıştı. Film bu söylenceleri beyazperdeye taşırken, filmdeki mizah dozu yer yer Terry Gilliam’ın Monty Python serisine taş çıkarıyor. Tek bir farkla, bu filmdekiler gerçek olabilir!

Arkabahçe / El traspatio / Backyard, Carlos Carrera, Meksika, 2009

Meksika’nın ABD ile sınır bölgesi olan Chihuahua Eyaleti’ndeki Juarez’de 90’lı yılların ortasından beri her yıl binlerce kadın kaybolmakta ya da güneşten yanmış cansız bedenleri çölün ortasında bulunmaktadır. Yeni polis şefi Blanca Bravo bu vahşeti durdurabilecek midir? Gerçek olaylardan yola çıkan Arkabahçe, yıllardır aydınlatılamamış ve yetkililer tarafından sorumlusunun sokak çeteleri olduğu söylense de arkasında bir grup seri katilin değil, daha sistematik bir örgütün olduğu bilinen Juarez cinayetlerini yeniden gündeme getiriyor.

Emma Blank'ın Son Günleri / De laatste dagen van Emma Blank / The Last Days of Emma Blank, Alex van Warmerdam, Hollanda, 2009

Emma Blank hastadır ve ölümü beklemektedir;  uşakları da onunkini. Emma durumdan istifade, her istediğini yaptırmakta ve bunda bir sakınca görmemekte, hatta bazen zalimliğe kadar varabilmektedir. Ne de olsa ölmektedir ve ölmekte olan bir kadının her isteği yerine getirilir. Eğer sizden bir köpek gibi davranmanızı isterse bir köpek gibi davranmak zorundasınızdır. Sonra birden Emma’nın ölmesini neden kimsenin umursamadığı açığa çıkar.

Emma Blank’in Son Günleri temel olarak miras konusunu merkezine alsa da, film ilerledikçe miras olayının filmin esas meselesi olmadığı, son günlerini yaşayan Emma Blank’in de filmin esas karakteri olmadığı ortaya çıkıyor.

İz Sürücü / A Nyomozó / The Investigator Attila Gigor Macaristan, İsveç 2008

Ölmekte olan bir yakınınızı kurtarmak için ne kadar ileri gidersiniz? İnsanlarla iletişim kurmakta zorluk çeken bir patolog olan Tibor Malkáv her şeyi yapabilir. Tibor’un, kanserden ölmekte olan annesini ameliyat edecek parası yoktur. Ta ki bir gün hiç tanımadığı bir adam ona hiç tanımadığı birini öldürmesini teklif edene kadar. Tibor annesine ameliyat edecek parayı bulacağına dair söz verdikten sonra işi kabul eder ancak ilerleyen günlerde öldüreceği kurbanından bir mektup alır. Genç yönetmen Attila Gigor’un bol ödüllü filmi, bir dedektiflik öyküsünü kara mizahla ustaca harmanlıyor.

Kuduz Köpek Johnny / Johnny Mad Dog, Jean-Stéphane Sauvaire Fransa, Belçika, Liberya 2008

Liberyalı gerçek çocuk askerlerden oluşan oyuncu kadrosuyla dikkat çeken ve Cannes’da Umut Ödülü kazanan filmin yapımcılığını Mathieu Kassovitz yapıyor. 15 yaşında, daha çocuk sayılabilecek bir yaşta asker olan Johnny, iç savaşın, çatışmanın sürdüğü Liberya'da elinde silahı, damarlarındaki uyuşturucuyla içindeki çıldırmış köpeği salmak için can atmaktadır. "Death Dealers" isimli bir örgütün başını çeken “Kuduz Köpek” Johnny, çetesiyle birlikte sokaklarda dehşet saçmaktadır. 13 yaşındaki Laokolé'ninse tek istediği sakat babasını her yerini savaşın izlerinin kapladığı bu şehirden kaçırmaktır. Fakat Johnny'nin çetesi peşinde oldukça bunu yapması imkansızdır. Film biri kaçan diğeri ise kovalayan iki çocuğun üzerinden günümüz Afrika’sının içler acısı portresini ortaya koyuyor.

Mary ve Max / Mary and Max, Adam Eliot Avustralya 2009

2009 Sundance Film Festivali’nin açılış filmi olan Mary ve Max, Toni Collette'in seslendirdiği 8 yaşındaki Mary Daisy Dinkle ve Philip Seymour Hoffman'ın seslendirdiği 40'lı yaşlardaki Max Jerry Horovitz'in arkadaşlığının yıllara yayılan öyküsünü anlatıyor. Animasyon film tutkunlarının, özellikle de stop motion severlerin kaçırmaması gereken bir film olan Mary ve Max, Harvie Krumpet adlı filmiyle 2004 yılında ''En İyi Kısa Animasyon'' dalında Oscar ödülü kazanan Avustralyalı yönetmen Adam Elliot'ın ilk uzun metrajlı çalışması. '

Metropya / Metropia Tarik Saleh İsveç, Danimarka, Norveç 2009

Roger, deyim yerindeyse ortalama bir insandır. Sıkıcıdır, kişiliksizdir, uyuzun tekidir. Bir çağrı merkezinde çalışmaktadır. Aşk hayatı da kendi kadar sıkıcı ve olağandır. O, George Orwell’in 1984’ündeki Winston Smith ya da Terry Gilliam’ın Brezilya’sındaki Sam Lowry’dir. Roger hakkında tuhaf olan tek şey, ne zaman metroya binse kafasının içinde garip sesler duymasıdır. Derken bir gün Nina ile tanışır. Karanlık, klastrofobik bir distopi olan Metropya, Kafkaesk bir absürdlük ile örülmüş ve daha önce beyazperdede benzerini görmediğimiz “hiper gerçekçi” bir animasyon şaheseri. Filmin seslendirmelerini Vincent Gallo ve Juliette Lewis yapıyor.

Nefes Nefese / Ddongpari / Breathless, Yang Ik-June, Güney Kore, 2009

Güney Koreli genç yönetmen Yang Ik-june, filminin senaryosunu yazarak, yöneterek, yapımcılığını yaparak ve filmin başrolündeki sert çete üyesi serseriyi canlandırarak bundan sonra takip edilmesi gereken yönetmenler listesine adını yazdırıyor. Güney Kore’nin bu seneki en cesur ve heyecan verici ilk filmlerinden biri olan Nefes Nefese’de, Sang-hoon borçlulardan para tahsil edip alacaklılara aktaran genç bir mafya üyesidir. Gününün çoğunu alacakları tahsil etmek için insanları korkutarak ve gerekirse döverek geçirmektedir. Bir gün, lise öğrencisi Youn-hee ile karşılaşır… 2009 Rotterdam Film Festivali’nde Altın Kaplan ödülü alan filmin ilk yarısında Kore’deki mafya olaylarının iç yüzünü göstermek adına şiddetin dozu yüksek tutulurken, film ikinci yarıda bambaşka bir noktaya yöneliyor.

Nisan Gözyaşları / Käsky / Tears of April, Aku Louhimies, Finlandiya, Almanya, Yunanistan 2008

1918, Finlandiya İç Savaşı… Kızıl sosyalistler beyaz burjuvazilere karşı savaşıyorlar. Genç, güzel ve akıllı bir kadın olan Kızıl ordu savaşçısı Miina, beyazların elinden kaçmayı başarıyor; fakat beyaz askerlerden biri, Aaro onu yakalamayı başarıyor. Diğer askerlerin aksine onu öldürmeyi istemeyen Aaro, genç kadının adilce yargılanmasını talep ediyor. Kısa süre sonra ikili arasında “sıkıntılı ” bir aşk doğuyor. 

Öteki Yaka / Gagma napiri / The Other Bank, George Ovashvili, Gürcistan, Kazakistan 2009

Tedo ve annesi Keto Abhazyalı mültecilerdir. Tiflis civarında terkedilmiş bir kulübede yaşarlar. Tedo bir araba tamircisinin yanında çıraklık yapar, Keto ise tezgahtar olarak çalışır. Aradan birkaç yıl geçmesine rağmen, Tedo yeni ortamını benimseyememektedir. Maddi durumlarına bir katkıda bulunamadığı için kendisini suçlamakta ve annesinin sürdüğü hayatı kabullenememektedir. Annesinin bir aşığı olduğunu öğrenmek Tedo için son nokta olur; eve, babasına geri dönmeye karar verir. Bunun bütün sorunları ortadan kaldıracağını ve rüyalarına kavuşacağını umut eder. Yolculuğu boyunca yaşadıkları ve karşılaştıkları onun hayatı daha iyi anlamasını sağlar. Fakat nihayet evine vardığında, işler sandığı gibi gitmeyecektir. 
Görsel anlamda Elem Klimov’un başyapıtı Gel ve Gör’i andıran film, Abhazya, Gürcistan ve Rusya'da yaşananları bir araya getirerek, yaşanan çelişkileri tarafsız bir şekilde beyaz perdeye yansıtmaya çalışıyor.

"Taraf tutmamaya çalışmak önemliydi ve bunu yapmak zor oldu. Filmin tek bir tarafı tutuyor olmasını istemedim. Gerçekten ciddi bir denge yakalamaya çalıştık çünkü bu çok karışık bir anlaşmazlık. Amaç Abhazyalılar ile Gürcüleri birbirine yaklaştırmada bir adım atmaktı" George Ovashvili

Peder Jaakob’a Mektuplar/Postia pappi Jaakobille /Letters to Father Jaakob Klaus Härö Finlandiya 2009

“Çoktandır inanç konusunu içten ve samimi bir biçimde ele alacak bir film yapmayı diliyordum. Bizi anlatmak istiyordum, günlük hataları için merhamet ve affedilme isteğinde olan sıradan insanları ve aslında bazen umut ettiğimizin tersine işleyen hayat için ümit etmeyi... Fakat uzun bir süre, film için doğru hikayeyi bulamadığımı düşündüm.  Ta ki, hikaye kendiliğinden posta kutuma düşene kadar.  Sanırım hasta yatağımda iyileşmek için uzanmıyor olsaydım, tanımadığım bir yazardan gelen bu senaryoyu okumak için zamanımı harcamazdım.  İyi ki harcamışım!” Klaus Härö
Ömür boyu hapis cezasından kurtulmuş bir kadın ve kör rahip Jacob’ın karşılaşmalarının hikayesi… Hapishaneden yeni çıkmış olan Leila, Rahip Jaakob’un evine yardımcı olarak alınır. Görevi her gün rahibe gelen mektupları yüksek sesle okumak ve rahibin bu mektuplara verdiği yanıtları yazıya dökmektir. Leila inançsız bir insan olduğu için yaptığının anlamsız olduğunu düşünse de, yaşamak için yapabileceği başka bir şey yoktur.

Rövanş / Revanche, Götz Spielmann Avusturya 2008

Eski bir sabıkalı olan Alex ve göçmen fahişe sevgilisi Tamara çalıştıkları tehlikeli genelevi çaresizce terk etmek istemektedirler. Ursula ile mutlu bir evliliği olan polis memuru Robert ise, karısıyla birlikte, tasarımını ve inşasını kendilerinin yaptığı görkemli ve huzurlu kır evinin tadını çıkarmaktadır.  Beceriksiz bir soygun ve hedefini şaşmış bir kurşun bu karakterleri çatışmaya sürükler. Melodramatik bir gerilim gibi başlayan hikaye, yönetmen Götz Spielmann karakterlerin yaralı psikolojilerini ifşa ettikçe beklenmedik bir duygusal yöne doğru ilerler.


Samson ve Delilah / Samson & Delilah Warwick Thornton Avustralya 2009

Avustralya basınının tüm zamanların en iyi Avustralya filmi olduğu konusunda neredeyse hemfikir olduğu Samson ve Delilah, bize beyazperdede daha önce hiç görmediğimiz bambaşka bir dünyanın sırlarını açıyor: Aborjinlerin…Fakat film Aborjin kültürünü anlatan bir film olmaktansa bir aşk filmi. Dışlanmış, yalnız iki Aborjin çocuğun, Samson ve Delilah’nın ufacık dünyalarında yalnızlıklarını ve dışlanmışlıklarını unutmak için birbirlerine sarılışlarının hikayesi…

Avustralya’daki bir çölün göbeğindeki küçük ve ıssız bir Aborijin köyünde yaşayan Samson ve Delilah, yoksulluk içinde yaşayan iki gençtir. 16 yaşındaki Samson sersefil bir kulübede yaşayan, açlığını ve can sıkıntısını tinerle bastırmaya çalışan bir çocuk, 15 yaşındaki Delilah ise anneannesiyle birlikte yaşayan ve geçimini anneannesi ile birlikte yaptığı Aborjinlere özgü suluboya resimlerden yaparak kazanmaya çalışan bir kızdır. İkisinin başına da beklenmedik bir olay gelince Samson ve Delilah köylerini terk etmeye karar verirler. Fakat gittikleri yerde işler umdukları gibi gitmez. Düşmanca bir tavırla karşılandıkları şehirde bir köprü altında evsiz bir adamın yanında yaşamaktan başka çareleri kalmaz. Yaşamın ne kadar acımasız olduğunu anladıkları anda, her şeye rağmen var olmak için birbirlerine tutunacaklardır.

Kendisi de bir Aborjin olan yönetmen Warwick Thornton bu ilk uzun metraj filminde sinematografik yeteneğini kullanarak bize Avustralya’dan müthiş manzaralar sunarken, bir yandan da Avustralya’daki diğer yönetmenlerin ele almayı çok tercih etmediği, Aborjin topluluklarındaki işsizlik, “yersizlik”, madde bağımlılığı gibi sosyal konulara cesurca değiniyor.

BİR ÜLKE: BREZİLYA

Cinema Novo’nun dünyanın aynası olduğu günlerin üzerinden neredeyse yarım asır geçmişken, 2000’li yıllarda rönesansını yaşayan Brezilya sinemasının son dönemdeki en iyi örnekleri bu programda yer alacak. Berlin, Cannes gibi prestijli festivallerde ödül almış olan ve Brezilya sinemasının son 10 yılı denince ilk akla gelen bu filmler, bize Brezilya’nın futbol ve karnavaldan ibaret olmadığını gösterecekler.

Annemler Tatilde / O Ano em Que Meus Pais Saíram de Férias / The Year My Parents Went on Vacation Cao Hamburger Brezilya 2006

1970 yılının çalkantılı günlerinde başlayan bu dokunaklı ve eğlenceli rüştünü ispat etme hikâyesinde 12 yaşındaki Mauro, siyasi ve kişisel bir kargaşanın ortasına sürüklenir. Militan solcu olan anne ve babası gizlenmek zorunda kaldığında, Mauro’ya Sao Paulo’daki Yahudi büyükbabasının komşusu bakmaya başlar. Mauro birden kendi ülkesinde sürgün olup yeni mahallesindeki farklı dinleri benimsemiş renkli topluluktan kendine yapay bir aile yaratmak zorunda kalır. Sokak dilinden anlayan erkeksi Hanna ile arkadaş olur ve yerel bir bardaki güzel garson Irene’ye sevdalanmaya başlar. Bu barda Mauro gibi ateşli taraftarlar da 1970 Dünya Kupasında yıldız futbolcu Pelé’yi izlemek için toplanırlar. Mauro annesi ve babası Brezilya’ya zamanında dönebilirse maçları onlarla birlikte izlemeyi ummaktadır.

Cinnet / Bicho de Sete Cabeças / Brainstorm, Laís Bodanzky Brezilya 2001

Akıl hastanesi cehennemine bir yolculuk…Bu uzun ve maceralı yolculuk orta sınıf bir delikanlı olan Neto tarafından tecrübe edilmek zorundadır. Neto, babası cebinde uyuşturucu bulduktan sonra akıl hastanesine gönderilene dek normal bir hayat yaşamaktadır. Maconha sigarası aile trajedisinin ortaya çıkmasını sağlayan son damla olmuştur. Akıl hastanesine gönderilen Neto, çok geçmeden insanların yoz ve acımasız bir kurumsal sistem tarafından yutulduğu tamamen absürt ve insanlık dışı gerçekliği tanır. Yönetmenin kullandığı belgeselvari dil filme gerçeklik hissi vererek Neto’nun hissettiklerinin etkisini daha da arttırıyor.

Estamira, Marcos Prado, Brezilya, 2004

Estamira 63 yaşında şizofreni hastası bir kadının hikâyesini anlatır. Estamira 20 yıl boyunca Rio de Janeiro’daki Jardim Gramacho adındaki çöp ve atık imha merkezinde çalışmış ve yaşamıştır. Karizmatik ve anaç Estamira çöplükte hayatını yaşlı insanlardan oluşan bir toplulukla paylaşmaktadır. Bu belgesel, onun dört yıl kesintisiz süren ilaç tedavisi sürecindeki yaşantısını takip ederek Estamira’nın dönüşümünü ve ilaçların onun üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır.

Hayatın Mutfağı / Estômago: A Gastronomic Story Marcos Jorge Brezilya, İtalya 2007

Dünya yiyenler ve yenilenlerden oluşur. Kahramanımız Raimundo Nonato alternatif bir yöntem buluyor: yemek pişiriyor. Önce bir barda, sonra bir İtalyan Restoranında ve daha sonra hapishanede. Bir yandan yemek pişiriyor bir yandan da yiyenler ve yenilenler arasında bölünmüş bir toplumda geçimini nasıl sağlayabileceğini öğreniyor. Ona avantaj sağlayacak bir dizi kural öğreniyor: Sonuçta aşçı da yemekten payını almalıydı ve sadece o hangi kısmın daha lezzetli olduğunu biliyordu. Estômago yetişkinler için iktidar, seks ve yemek pişirme üzerine bir fabl.

Kırmızı Adamların Toprağı / BirdWatchers, Marco Bechis İtalya, Brezilya 2008

Beyaz toprak ağaları, Brazilya’nın Mato Grosso do Sul eyaletinde refah içinde bir yaşam sürdürmektedirler. Dev tarlaları vardır ve buraya kuş sürülerini gözlemlemek için akın akın turist gelmektedir. Gelirlerini, hem inanılmaz boyutlardaki tarlalarında yetiştirdikleri genleri değiştirilmiş bitkilerle, hem de turistler için yapılan kuş gözlemleme turlarıyla sağlamaktadırlar. Toprakların yerlisi ve asıl sahibi Guarani-Kaiowa halkı ise, bir zamanlar kendilerine ait olan bu verimli plantasyonlardan uzak, perişan bir hayat sürdürmektedirler. Emekleri sömürülen yerlilerden küçük bir grup, iki genç kızın intiharı üzerine topraklarına dönüp kamp kurarlar. Artık isyan başlamıştır.  Nadio ve bir şaman önderliğinde harekete geçen bir grup Guarani, protesto için sınırda kamp kurar. İki karşıt dünya yüz yüze gelir ve kıyamet kopar. Bu sırada bu kıyametin içinde tutkulu bir aşk filizlenir. Şamanın genç çırağı Osvaldo ile bir toprak ağasının kızı arasında başlayan yakınlaşma, gün geçtikçe derin bir aşka dönüşür.
Garaj Olympo filminden tanıdığımız Marco Bechis, bize Brezilya’nın tropikal yağmur ormanlarının eşsiz ve büyüleyici atmosferini hissettirirken basit polemiklerden kaçınarak olağandışı ve unutulmaz bir filme imza atıyor.

Özel Tim / Tropa de Elite / Elite Squad José Padilha Brezilya, Hollanda, ABD 2007

1997 yılında geçen film, bir özel tim baş komiseri olan Nascimento ve iki potansiyel özel tim memuru ve çocukluk arkadaşı olan Neto Gouveia ve André Matias’ın hayatlarının izini sürer, onların Papa John Paul II’nin Rio de Janerio’yu ziyareti sırasında başından geçenleri anlatır. Film şehirlerdeki büyük boyutlu yolsuzluklara karşı verilen mücadeleyi görüntüler ve varoşlar milisler tarafından kontrol edilirken polislerin kendi suç örgütlerini nasıl idare ettiklerini anlatır. Baş komiser Nascimento boşalan kadroyu dolduracak birilerini bulmak için harcadığı çabayla aynı zamanda bir baba oluşu arasındaki dengeyi gözetmelidir. Düzeni sağlamak için Gouveia’nın eli her an tetikteyken Matias idealleriyle uzlaşmayı reddederek zor seçimler yapmak zorunda kalır.

Sinema, Aspirin ve Akbabalar / Cinema, Aspirinas e Urubus Marcelo Gomes Brezilya 2005

1942 yılında Brezilya’nın kuzey doğusunda iki adam buluşur: Savaştan kaçmış bir Alman olan Johann ve bölgeyi etkisi altına alan kuraklıktan kaçan Brezilyalı Ranulpho. Köyden köye dolaşarak yeni “mucizevî” bir ilacı, “aspirin”i satmak için hayatlarında daha önce hiç sinema görmemiş olan köy sakinlerine bir film gösterirler. Medeniyetten nasibini almamış iç bölgelerde tozlu yolları gezmeye devam ederek, biri savaşın dehşetinden, diğeriyse yoksulluktan kaçmak için kendi yaşamlarında yeni ufuklar ararlar.

AKIRA KUROSAWA 100, LUIS BUÑUEL 110 YAŞINDA

Biri, ülkesinde imparator diye anılan, Martin Scorsese, Francis Ford Coppola, George Lucas gibi yönetmenlerin hayranlık duyduğu, Japon sinemasını batıya açan bir ‘auteur’. Diğeri ise asıl olan özgürlüktür diyen ve bunun için gerekirse gözü dahi kesebilen bir âsi. Akira Kurosawa’nın 100. Luis Buñuel’in 110. yaşını ustaların ikişer filmini göstererek kutluyoruz.

Archibaldo De La Cruz'un Suçlu Yaşamı / Ensayo de un crimen, Luis Buñuel    Meksika 1955

Luis Buñuel’in hayatı boyunca verdiği eserlerde tutarlı bir biçimde 3 ana tema üzerine eğildiğini biliyoruz: Din, burjuvazi ve faşizm. Yönetmen 1955 yapımı bu filminde de çeşitli kereler cinayet işlemeye girişen bir burjuvanın hayatını bir çeşit seri katil hikâyesi olarak önümüze koyuyor ve bir yandan burjuvazi, bir yandan da türle inceden inceye dalgasını geçiyor.

Çölün Simon'u / Simón del desierto, Luis Buñuel Meksika 1965

5. yüzyılda hayatının son 36 senesini bir sütun üzerinde çile doldurarak geçiren Suriyeli aziz Simeon Stylites'ın hayat hikâyesinden izler taşıyan Çölün Simon’u, Buñuel’in belki de en gerçeküstü ve eğlenceli filmlerinden biridir.

Simon altı yıl, altı hafta ve altı gün boyunca çölün ortasındaki bir sütunun üzerinde yaşayıp Tanrı'ya ruhunun arındırılması için dua edip çile çekmiştir. Takdirlerini sunmak için önce keşişler ve köylüler azizin ziyaretine gelir. Simon, elleri kesik bir hastayı iyileştirir, yakışıklı bir keşişi lanetler. Şeytan çeşitli kılıklarda yanına gelip onu doğru yoldan çıkarmaya çalışsa da başarılı olamaz. Fakat sonunda Şeytan, Simon’u 1960’ların New York’unda bir diskoya götürmeye ikna eder. 

Fedai / Yojimbo / The Bodyguard, Akira Kurosawa, Japonya, 1961

1800’lerin feodal Japonya'sında bir samuray olan Sanjuro Kuwobatake amaçsızca dolaşmaktadır. Yolculuğu sırasında iki suç çetesi arasında kalmış küçük bir kasabaya gelir. Taraflardan biri ipek, diğeri sake (pirinç rakısı) imalatçısıdır ve her ikisi de kumar oynatmaktadır. Rakip istemeyen bu suç lordlarının adamları sürekli olarak çatışmaktadır. Sonunda Sanjuro lordların her ikisine de korumaları olmayı önerir ve taraflardan gelecek en iyi teklifi beklemeye koyulur. Amacı suç çetelerini birbirine düşürmektir.

Kanlı Taht / Kumonosu-jô / Throne of Blood, Akira Kurosawa, Japonya, 1957

Shakespeare’in Macbeth’inin ortaçağ Japonyasına uyarlaması olan film, imparatorluk-derebeylik içindeki hırs mücadelesini işliyor. Lord Washizu ve Lord Miki, büyük bir askeri zaferin ardından Cobweb ormanında kaybolurlar. Burada Washizu’nun geleceğinde görkemli şeyler gören, Miki’nin soyundan gelecekler için daha da görkemli şeyler tahmin eden gizemli bir yaşlı kadınla karşılaşırlar. Hırslı eşinin de kışkırtmasıyla Washizu İmparator’u öldürmek pahasına da olsa bu kehanetin daha da fazlasını gerçekleştirmek için planlar yapmaya girişir.

ANISINA: ERIC ROHMER

Bu sene aramızdan ayrılan Fransız sinemasının efsanevi yönetmeni Eric Rohmer’in anısına… Rohmer, sinemanın anlamının ve işlevinin ateşli bir şekilde tartışıldığı 1970’li yıllarda, Fransız Yeni Dalgası’nın önemli hikaye anlatıcıları arasında yer almış ve kuşağına ters düşmeyi göze alarak hikaye anlatmanın güzelliğini savunmuştu. Sinema tarihinin en önemli akımlarından Yeni Dalga'nın simge isimlerinden olan Rohmer, modern sinemanın gelişiminde çok önemli yeri olan Cahiers du cinema’nın editörlüğünü de yapmıştı.

Pauline Plajda / Pauline à la plage / Pauline at the Beach, Eric Rohmer, Fransa, 1983
Yeni boşanmış Marion yazın sonunu ailesinin Normandiya kıyısındaki yazlık evinde geçirmeye karar verir. Küçük kuzeni Pauline’i de yanına alır. Pauline de tatilini uzatmış olmaktan mutludur. Kumsalda Marion’un eski sevgilisi Pierre ile karşılaşırlar. Pierre onlara rüzgar sörfü öğretmeyi teklif eder ve onları Henri’yle tanıştırır. Henri herkesi evine davet eder. Pierre yerel bir gazinoda Marion’a olan aşkını itiraf eder fakat Marion artık Henri’den hoşlanmaktadır. Pauline ise bu sırada Sylvain ile tanışmıştır...

Yeşil Işın / Le Rayon vert / The Green Ray, Eric Rohmer, Fransa, 1986

Yazın daha başıdır. Delphine bir kız arkadaşıyla tatile gitmeyi planlamıştır; fakat  arkadaşı son anda fikrini değiştirir. Kendini tamamen yalnız ve biraz da depresif bir halde bulan Delphine’i birkaç arkadaşı Normandiya’ya ve dağlara davet eder. Fakat o gezisini kısa keser. Sonra kendini Biarritz’de bulur, bazı gelişigüzel buluşmalar yaşar. Özgür ruhlu İsveçli bir kadının verdiği tavsiye onun yalnızlığını daha da derinleştirir ta ki Jules Verne’in “Yeşil Işın”ı üzerine bir sohbete kulak misafiri olana ve tekrar umutlanana dek…

GECEYARISI SİNEMASI

“Uyumadan önce peri ve hayalet hikayeleri anlatmaya başlamayacak, uyandıktan sonra rüyalarımızı birbirimize aktarmayacaksak uygarlığımızdan ne bekleyebiliriz?” Jan Švankmajer

Korkunç, tuhaf ve rahatsız edici… Korku/gerilim sinemasının en tekinsiz örnekleri gece yarısına doğru loş duvarımıza yansıyacak.

Ölümcül Kar / Død snø / Dead Snow, Tommy Wirkola Norveç 2009

Ein! Zwei! Die!*
Dead Snow, çoğu korku filminde karşılaştığımız gibi, bir grup genç arkadaşın tatile çıkmasıyla başlıyor. Tatillerini geçirmek için bir dağ evine yerleşen bir araba dolusu genç, burada çılgınca eğlenmeye başlar. Ta ki yalnız olmadıklarını anlayana kadar… Daha ilk geceden “bu türden filmlerin vazgeçilmez amcası” karşılarına çıkar. Gençlere buradan derhal gitmelerini tembih eden amca, dağın hikayesini anlatmaya başlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Nazi ordusu, İngiliz ve Rus ordularını durdurmak için bu dağda konuşlanmıştır. Üç yıl boyunca süren bu işgal altında bölge halkı her türlü dehşeti yaşamıştır. Sonunda Naziler halkın üstün çabalarıyla öldürülmüşlerdir. İşte hikaye bu noktada korkunç bir hal almaya başlar. Hikayeyi anlatan amca, dalga mevzusu yapılıp evden şutlanırken gençlerin içine bir kurt da düşer. Sıradan bir tatil hayalindeki genç öğrencilerin “zombi Naziler”le karşılaşması ve hayatlarının kabusa dönmesi an meselesidir.

*Bir! İki! Öl!

ETKİNLİKLER

Festival Laboratuarı (FESTİLAB)

21. Ankara Uluslararası Film Festival’den başlayarak Ankara’da yıl boyunca ses ve görüntü üretimi konusunda yurtiçinden ve yurtdışından gelecek konukların katılımıyla düzenlenecek bir dizi laboratuar-atölye çalışmasının, bir üretim bürosunun çatı-ismi olan Festilab, bir Video/Film Üretim Laboratuarı girişimi. Üretilen işleri periyodik olarak yayınlanacak bir Videozine yoluyla bağımsız dolaşımının sağlanacağı, bir dahaki festivalde gösteriminin yapılacağı bir dağıtım-gösterim ağı projesi.

Herkes tarafından her¬kes için yapılan bir Video/Film üretiminden yana olan Festilab, seyirciyi edilgen konumundan çıkarıp, Video/Filmin ortak yaratıcısı, ortak sorumlusu yapmayı hedefliyor.

Bu kapsamda, 11–21 Mart 2010 tarihlerinde gerçekleştirilecek 21. Ankara Uluslararası Film Festivali çerçevesinde üçü davetiye usullü yedisi genel katılıma açık toplam on workshop (atölye çalışması) düzenlenecek.

Workshoplar Ankara Alman Kültür Merkezi'nde (Goethe-Institut Ankara) yapılacak.

ATÖLYELER

1. Hakan Akçura / Open Flux Atölye Çalışması
12 Mart Cuma 17.00 – 20.00

Son beş yıldır İsveç'te yaşayan Hakan Akçura kendini şu cümlelerle tanıtıyor: "Ben bir open flux sanatçısıyım. Kaygı ve sorumlulukla yaratmaktan geri duramayan günümüz sanatçılarının sahip olmaları gerektiğine inandığım şu nitelikler, benim yaratımımın da hedefidir: 'Zamanın ruhu'na (zeitgeist) bir kez daha tanıklık etmek yani giderek daha boka batan bu yerkürede daha muhalif ve radikal olmak. Yaratımlarının mülkiyet sorunlarından daha çok, yaygın dolaşım ve paylaşımını önemsemek. Bağımsız olmak. Yol gösterici, zihin açıcı, sorunlara yeni tanımlar önerebilen bir sanatçı olmanın yanı sıra, her türlü etkileşim ve iletişime açık, gerektikçe oyun kurucu olmayı becerebilen bir sanatçı da olabilmek. Elitizm batağına da, popülizme de düşmeyen bir cesareti, özgünlüğü ve niteliği var etmeye, ötesi hep korumaya çalışmak." Atölye, yeni medyanın olanaklarını hemen her yaratımında kullanmaya çalışan sanatçının toplu sunumunu ve katılımcılarla sohbetini içerecek.

2. “Festivaller İçin Beyin Jimnastiği”
    Hakan Aytekin Atölye Çalışması
    13 Mart 2010 / 12.00 – 14.00

Her belgesel film ve her film festivali ölçülemeyecek kadar çok iyi niyet ve özveri; ama ölçülebilecek kadar da zaaf ya da hata barındırır. Ölçülemediği için iyi niyet ve özverilerin farkına varılmazken zaaf ya da hatalar ölçülebildiği için göze batar... Ne yazık ki, belleklerde de “ölçülebilenler” kalır. Filmler ve festivaller, eski deyişle birbirinin “lâzım-ı gayr-i müfârık”ıdır… Yani biri olmadan, diğeri olmaz… Gelin görün ki, bu vazgeçilmez ikili, çoğu zaman iyi niyet ve özverinin ötesinde, zaaflarıyla anılır… Belgesel film yönetmenleri ve festival düzenleyicileri olarak bu olumsuz tabloyu aşmanın yollarını zorlayamaz mıyız? Karşılıklı olarak tartışarak, uzlaşarak, asgari ölçülerde de olsa, bir standarda ulaşamaz mıyız?


3. Sinemada Ses ve Müzik Atölyesi
    Ufuk Önen
    13 Mart 2010 / 13.30 – 16.30

Etkinliğin amacı, sinema ve görsel medyada ses ve müziğin önemine dikkat çekmek, bu konuda farkındalık yaratmak ve sinemada ses ve müzik kullanımı ile ilgili temel bilgiler vermektedir. Etkinliğin hedef kitlesi, başta yönetmenlik, yapımcılık senaristlik ve ses tasarımcılığı olmak üzere, film yapım alanında çeşitli pozisyonlarda çalışan veya çalışmayı amaçlayan profesyoneller, öğrenciler ve amatör olarak film yapımı ve çekimi ile ilgilenenlerdir. Sunum kısmında sesin ve müziğin sinema için önemine ve bunlara ek olarak ses ve müziğin kategorilerine, hikaye içi ve dışı seslere, çekim sırasında ve çekim sonrasında uygulanan kayıt ve prodüksiyon tekniklerine, müzik yazım ve yapım aşamalarına değinilecektir. Ayrıca gösterilecek film bölümleri üzerinde tartışmalar yapılacak, son olarak da katılımcıların soruları cevaplanacaktır. Etkinlik süresi (iki bölüm olmak üzere) toplam 150 dakikadır.

4. “Hiç Kimseye Anlatamadığınız Bir Sırrınız Var Mı?”
   Genco Gülan Atölye Çalışması
   15 Mart 2010 / 14.00 – 16.00

Kavramsal sanatçı Genco Gülan "Hiç Kimseye Anlatmadığınız bir Sırrınız var mı?" sorusunu sorarak atölyesine başlayacak. Buradan yola çıkarak katılımcılar ile sanata ve hayata ilişkin görüşlerini paylaşacak, disiplinlerarası yaklaşımını aktaracak, seyircileri dinleyecek. İki bölümden oluşacak atölyede sabah yapılacak tanışmadan sonra öğleden sonra çekimlere başlanacak. Atölye katılımcıları tercihlerine göre kameraların önünde ve/veya arkasında yer alacaklar. Çekilen videolardan seçilenler, 14 Mayıs–10 Haziran, 2010 tarihleri arasında İKSV'nin düzenlediği 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Genco Gülan'ın "Cadaquez" isimli video performans projesinde kullanılacak.


5. Dominic Morisette İle Afganistan Günlükleri
15 Mart 2010 / 16.30 – 18.30

Dominic Morisette fotoğrafçılık eğitimi aldı ve 1990’ların başında film yönetmenliğine başladı. Etnologların dünya kültürlerine duyduğu saygıdan esinlenen bu müzmin görüntü yönetmeni dünyanın dört bir yanına seyahat etti ve belgeseller yaptı. 2003 yılında Catherine Pappas ile beraber yönettiği, Nova Scotia balıkçıları hakkındaki “Petit Havre’ın Son Tutkunları / Les Derniers Chassuers du Petit Havre” filmi ile Jutra En İyi Belgesel Ödülü’nü aldı.
Daha sonra video ve fotoğraf atölyeleri düzenlediği ve 2004 Başkanlık seçimlerinde adaylar için basın kampanyası koordine ettiği Afganistan’da uzun yıllar kaldı. Çevre sorunlarına dair ilgisi ve seyahatleri onu Pakistan, Indus Deltası’na yöneltti. 2005 yılında ise Yemen’de atölye çalışmaları düzenledi. Dominic Morisette festivalde 2005 yılı yapımı belgesel filmi “Afganistan Günlükleri” üzerine konuşacak. Film, iki dergi (Killid ve Mursal) ve bir radyo istasyonuna sahip olan Killid Medya adlı basın grubunu konu ediniyor. Belgesel, medya olgusunun nasıl işlediğini gözler önüne seriyor ve bunu yaparken daha iyi bir gelecek rüyası kuran bir ülkenin yeniden yapılışını betimliyor. Bu yeniden doğan toplumun başa çıkmak zorunda olduğu hayati meseleleri gösteriyor.


6. “Genç Yönetmenlerle Canlandırma Sineması”
     Berat İlk Atölye Çalışması
     18 Mart 2010 / 12.00 – 16.00

"Canlandıranlar" başlıklı projelerin üreticisi ve yöneticisi olan Berat İlk, İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde 2006 yılından bu yana animasyon dersleri veriyor. Türkiye’deki canlandırma sinemasının ihtiyaçlarını ve mevcut üretim ortamını göz önüne alarak, 2008 yılında "Canlandıranlar" isimli projeler geliştirmeye başlayan İlk, bunun ilk adımı olarak Bilgi Üniversitesi’nde, "Canlandıranlar Film Atölyeleri" düzenlemeye başladı. 2009 ve 2010’da İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı etkinlikleri çerçevesinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi VCD Bölümü ortaklığıyla "Canlandıranlar Yetenek Kampı" projesini hayata geçiriyor. 2003 ve 2004 yıllarında Kanada’da yaşayan Berat İlk, çalışmalarını Santralistanbul’daki atölyesinde sürdürüyor.

7. İmajlarla Düşünmek: Harun Farocki'yle Atölye Çalışması
19 Mart 2010 / 11.00 – 14.00

Harun Farocki'nin işleri bizi temsilin politikaları ve tarihiyle olan ilişkilerimizi yeniden düşünmeye kışkırtıyor. Belgeselden makale-filme, video düzenlemelerden yazıya kadar yaygınlık gösteren işlerinin gövdesi, politik bir girişim olan imaj üretimini görev edinmeyi düşünmeye bir çağrı. Bu atölye çalışması, filmcileri, sanatçıları, yazarları, felsefecileri, siyaset kuramcılarını, tarihçileri ve aktivistleri Farocki'nin işleriyle tartışmaya davet ediyor. Atölye çalışması Harun Farocki'nin katılımıyla bir günlük yoğun film izleme ve sohbetle ve Andreas Treske'nin moderatörlüğü ve sunumuyla gerçekleşecek.

Sınırlı katılımların olacağı atölyeler ise şunlar:
1. Pierre Bismuth’la Boz ve Yeniden Yap
16–17–18 Mart 2010 / 11.00 – 14.00

Ünlü Fransız görsel sanatçı. Kültürel ürünleri yapıbozuma uğratarak çoğu zaman "esprili" bir şekilde tekrar inşa etmesiyle tanınır. En bilindik eserleri, dergi, gazete ve filmlerden aldığı malzemeleri kolajlayarak yaptığı video yerleştirmeleridir. Video ve diğer işleri, İngiliz Film Enstitüsü (Londra), Team Gallery (New York), Kunsthalle (Bern), İstanbul Modern Sanatlar Müzesi (İstanbul), Kadist Sanat Vakfı (Paris) gibi müzelerde sergilenmiştir. 2005'te senaristliğini yaptığı Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan) filmiyle Michel Gondry ve Charlie Kaufman ile birlikte Oscar kazanmıştır. Bismuth, 3 gün sürecek atölye çalışmasında yeniden kurguladığı Hollywood filmlerini, bazı video işlerini ve Eternal Sunshine of the Spotless Mind üzerine çektiği bir kısa filmi göstererek, kurgu üzerine konuşacak.

2. Sandy Lieberson Atölye Çalışması
17 Mart 2010 / 15.00 – 18.00

Amerikalı ünlü yapımcı. Yapımcısı olduğu filmler arasında Jabberwocky (Terry Gilliam), Performance (Nicolas Roeg), The Rolling Stones Rock and Roll Circus (Michael Lindsay-Hogg) gibi filmler vardır. Ayrıca Bertolucci'nin 1900, Ridley Scott'ın Alien, Werner Herzog'un Nosferatu, Nicolas Roeg'in Bad Timing, George Lucas'ın Star Wars, The Empire Strikes Back gibi filmlere danışmanlık yapmıştır. Halen Londra Film Okulu ve İspanya'daki Ulusal Film Okullarında ders vermekte ve Berlin Film Festivali Talent Campus ile Londra Film Okulu'nda danışmanlık yapmaktadır. Sandy Lieberson yapım üzerine bir atölye çalışması yapacak.

3. Gerard Labady Atölye Çalışması
20 Mart 2010 / 11.00 – 14.00

Fransız besteci ve ses tasarımcısı. Yüksek Müzik Konservatuar’ında (CNSM) aldığı bestecilik eğitiminin ardından araştırmalarına devam etti ve nihayetinde Müzik Araştırmaları ve Tanıtma (Connaissance et recherche musicale) merkezini kurdu ve yöneticiliğini yaptı. Ünlü yapımcılar ile yakın temas içinde geçen mesleki kariyeri gitgide “görüntü/ses” ilişkisi çevresinde yoğunlaşmaya başladı. Bunu takiben bilgisayar müziğinin yanı sıra ses ile ilgili tekniklerin öğrenilmesi ve edinilmesi gerektiğine inandı. A2, Fr3, Canal+, BBC, Gallimard, Philips, la Fabrique, Praxinos, Procidis, Antefims, les Armateurs, Folimage gibi kurumlarda ses tasarımcısı olarak çalıştı. Labady, sinemada ses kullanımı üzerine bir atölye gerçekleştirecek. Çalışma 2,5 – 3,5 saat arasında sürecek. 

Vitrin Projesi

Ege Berensel: Kara. An: 2 Ekranlı Video Düzenleme, (Ankara Gar Lokantası)
Hollanda MIKC Productions ( Tunalı Hilmi Caddesi Vitrinleri)
Sanat Sokağı

Artık gelenekselleşen ve büyük ilgi gören Sanat Sokağı projesi bu yıl da devam edecek. Sanatseverler festival boyunca şehirde “festival” havasını soluyacak.

11-21 Mart 2010 tarihlerinde gerçekleşecek Festival’in gösterim mekanları arasındaki güzergahta ve bu güzergaha yakın trafiğe kapalı alanlarda çeşitli sanat etkinlikleri ve performanslar yapılacak. Bu alanlardaki kafeler, kitabevleri, alışveriş merkezleri vb. yerlere festivalin renk ve afişlerini asılacak, binalar giydirilecek. Festival boyunca Ankara halkı, Festivale özel hazırlanmış çeşitli yönlendirme tabelaları görecek, dev festival haritalarından, mekanlara ve günlük programlara ilişkin bilgiler alabilecek ve bazı uygulamalara interaktif olarak katılabilecekler.

Festivalin sanat sokağı etkinlikleri Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım öğrencileri tarafından gerçekleştirilecek.

Festival kapsamında çeşitli üretimler barındıran Sanat Sokağı projesi içinde yer alan  Yazın Ankara 21 çalışması, Ankara kentinin içinden geçen, Ankara’yı konu edinen  farklı edebi türlerden seçilmiş 7 roman, 7 öykü ve 7 şiirden oluşuyor. 21 yapıttan oluşan anlatıların içinden seçilen fragmanların görsel-işitsel olarak yeni bir anlatı türüne-dijital anlatıya  dönüştürüyor.

Sanat Sokağı Etkinlikleri:

Sokak Tiyatrosu: Halkın arasında interaktif yöntem uygulayarak Ankara temalı oyunlar oynanacak.

Müzik Dinletileri: Çeşitli sokak müzisyenleri, birlikte ya da solo olarak performanslar yapacaklar

Stensil çalışması: Festival maskotu” Klakedi” stensil olarak hazırlanıp kaldırımlara, asfalta ve uygun duvarlara boyanacak. Kullanılacak malzeme ilk yağmurda çıkacak nitelikte olacak.

Resim çalışması: Ankara temalı resimler sokak ressamları tarafından halkın önünde yapılacak.

Hip-Hop Dans: dans grubu müzik eşliğinde performans yapacak

Canlı Heykel: Festival güzergahlarında çeşitli yerlerde, çeşitli zamanlarda kostümlü sanatçılar  hareketsiz heykel uygulaması yapacaklar.

Grafitti Çalışması: Grafitti sanatçıları kaldrım ve asfalt üzerine çalışma yapacaklar. Kullanılacak maşzemeler stensil çalışmasında olduğu gibi hemen çıkacak cinsten olacak

Sanat Sokağı Mekanları:

   1. Batı Sinemaları önü
   2. Alman Kültür Merkezi Önü
   3. Olgunlar Sokak girişi kitapçılar
   4. Olgunlar Sokak boyunca
   5. Yüksel caddesi boyunca
   6. Konur Sokak Boyunca
   7. Mülkiyeliler Birliği Önünde
   8. Boyunca Tunalı Hilmi caddesi
   9. Tunalı Hilmi caddesi Kavaklıdere Sineması önünde
  10. Tunalı Hilmi caddesi DİB Sahne önünde
  11. Kuğulu Pasajı Önü
  12. Kızılırmak Sokak boyunca
  13. Kızılırmak Sokak Torch önünde
  14. Kızılırak Sokak 312Arena Önünde
  15. Kuğulu park
  16. Karum Çarşısı Önü
  17. Çankaya Belediyesi çağdaş sanatlar Merkezi Önü
  18. John F Kenedi caddesi boyunca
  19. Tunus Caddesi boyunca – cafeler bölgesi
  20. Tunus Caddesi boyunca – G.Ü Güzel Sanatlar Fakültesi Binası önü
  21. Dedeman Otel önü
  22. Ankara garı


GECEYARISI SİNEMASI

Tam İstihdam / Arbeit für Alle / Full Employment (Kısa Film)
Anneciğim / Mamá (Kısa Film)
Ölüm Oyunu / Deadspiel (Kısa Film)
Ölümcül Kar / Død snø / Dead Snow

12 Mart 2010 Cuma 23:59


EN KISA GECE 

Kısa Sınır Tanımaz Blok I, Kısa Sınır Tanımaz Blok II, Kısa Sınır Tanımaz Blok III

13 Mart 2010 Cumartesi 23:59

BEYAZ GECE 

Samson ve Delilah / Samson and Delilah
Mary ve Max / Mary and Max
Nefes Nefese / Breathless

20 Mart 2010 Cumartesi 23:59

Son Yorumlar

Yandex.Metrica