Zamana göre yasaklar üretmek... Dünya üzerindeki en kabul edilemez şey, belki de bu? Yakın geçmişte kullanılması sakıncalı olan kelimeler, dinlenilmesi yasak olan müzikler, konuşulması engellenen diller, lehçeler bugün trend haline geliyor. Fikirleri sebebiyle ülkesinden ayrılmak zorunda bırakılanlar bugün hasretle anılıyor. Sistemin kurban ettiği, darağacında sallandırdığı Ahmetler, Mehmetler artık sevgiyle yâd ediliyor. İşlemedikleri günahlarla suçlanıp işkence görenlere, dilediğine inanması, dilediğini savunması engellenenlere ön koltuklardan yer gösteriliyor. Kör ölünce badem gözlü, kel ölünce sırma saçlı oluyor. Bir zamanlar tehlike addedilip baskıya, tacize maruz kalanlar, zamanla edilgen hale getirilip rafa kaldırılıyor.

Daha dün, "Solcuyum/dindarım/ateistim/askere gitmeye karşıyım/inanıyorum/inanmıyorum/FARKLIYIM" dediği için hunharca susturulanlar, bugün bu sözleri birer hobiymiş gibi dillendirenlere bırakıyor yerini... Kısa zamanda çok işler başarılıyor, büyük değişimler yaşanıyor... Ama yine de, bugün gözlerimizi eskiye nazaran daha özgür bir dünyaya açıyor olmamız, geçmişin acılarını unutturmuyor, asıl suçluların keyif sürdüğü bir dünyaya köklerimizi salmamıza engel oluyor.

Eve Dönüş, "dün yasak olanın bugün dile getirilebilir hale dönüşmesi" paradoksunun bir tekzibi... Eşkâli benzediği ya da birileri iftira edip asılsız ihbarda bulunduğu için haksızlığa uğrayanlarla dolu, adaletin, kanunun ince bir ipliğe bağlı olduğu zamanların belgesi...

Filmde, aldığı televizyonun taksidini ödemekten başka derdi olmadığı halde, örgüt üyesi olmakla suçlanıp haksız yere işkence gören işçi Mustafa'nın hikâyesinden hareketle, 12 Eylül dönemine farklı bir açıdan bakılıyor. Ve darbenin kendilerine yönelik olmadığını düşünen insanlara, işin içinden o kadar kolay sıyrılamayacakları gösteriliyor.

"Afedersin Buttle, seni Tuttle zannettim!"

Eve Dönüş'te altı çizilen düşünce; despotluğun yoluna taş koyabilecek tek şeyin halkın tepkisi, kitlelerin bilinçli hareket etmesi olduğu. Çünkü aslında, ülkesinin ahvalini televizyondan öğrenen, gösterildiği kadarına inanan, sorgulamayan, araştırmayan, insana, düşünceye, özgür inanca saygı duymayan bir toplumun ürünü bu yasaklar... Sesini çıkarmayana semer vuruluyor, yanındakini savunmayanlara da bir gün sıra geliyor. Mustafa'yı kınayıp "demek ki onlardanmış, suçsuz olsa niye götürsünler!" diye ahkâm kesen diğer masumlar da "kimvurduya gidip" birer birer hücreyi boyluyor.

Sadece Türkiye'nin ve Mustafa'nın hikâyesi değil bu. Dünya sinemasında da benzer öyküler görmek mümkün. Örneğin, Terry Gilliam'ın Brazil (1985) filminde, Buttle soyadlı masum vatandaş, ufak bir harf hatası sebebiyle Tuttle soyadlı kişinin yerine tutuklanıyor ve yanlışlıkla(!) öldürüldüğü için ailesine bir özür çeki gönderiliyordu. Gilliam'ın yaklaşımı fazla karikatürize gibi görünebilir ama bizde de durum bundan pek farklı değil. Zira Eve Dönüş'te yanlış anlamaların, yapılan hataların ceremesini çeken Mustafa, aylarca işkence gördüğü halde hatası olmadığı anlaşılınca serbest bırakılıyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi davranması emrediliyor.

İşkencecisinin elini öpen Mustafa, kendisini ihbar eden ev sahibinin çayını içip boş gözlerle bakıyor hayata. Hakkını savunamıyor, kim suçlu-kim suçsuz ayırt edemiyor. Ve korkuyor özgür olmaktan, düşünebilmekten... "Siz kim olmamı istiyorsanız ben oyum" diyor sessizce...

Darbeden zarar görenler, sanıldığı gibi sadece içeri atılanlar değil... Mustafa'nın karısı Esma da işini ve evini kaybediyor. Böylece "anarşik" olanın kendisi de, ailesi de toplumdan tecrit ediliyor. İnsanlar Mustafa'ya selam vermeye korkuyor, içeriden sağ çıkabilmesine şaşırıyorlar. Geri gelmese, belki en fazla rakı sofrasında "iyi adamdı aslında!" diye anacaklar eski dostlarını... Kör ölünce badem gözlü olacak, en fazla... Ama bir kere bileti kesilmiş Mustafa'nın, Esma'nın, Buttle'ın? Bir gün eve dönebilseler de, hiçbir şey aynı olmayacak.

Kazanılanlar ve Kaybedilenler Denklemi

Küf kokulu dükkânlara tıkılmış, üç kuruşa razı edilen tezgâhtar kızları, günde sekiz saat çalışıp, geri kalan saatlerini de ölerek geçiren insanları, akşam eve geldiğinde yaptığı tek şey televizyon başında uyuyakalmak olan, altmış yaşında ve hala memur bir toplumu önemsemek, eşitsizliklere itiraz etmek bir suç değildi elbette... Ama bazıları, karşısındakini dinlemek/derdini anlatmak yerine silahlar kuşandığı, susturmaktan başka bir çare aramadığı için yıkıldı hayaller, ocaklar söndü. İnsan, bir başka insanı katletmeye alıştı. Sadece 12 Eylül dönemi için değil, bilinen ve bilinmeyen pek çok darbe için aynı şey geçerli oldu aslında... Birileri inandıkları şeyi savunurken, savunulan güruh bunu umursamadı/umursayamadı. Hatta bu yoldaşlarını, huzurlarına ve kazandıkları üç-beş kuruşa çomak sokan kimseler olarak gördüler. Onun için, büyük kayıplar vermek uğruna doğru bildiklerini söylemekten vazgeçmeyenler, geriye dönüp baktıklarında arkalarında kimseyi göremediler. Birileri işkence odalarında azap çekerken, diğerleri televizyon başında oturmuş paşanın sözlerine kafa sallıyor, kahvede oturmuş tavla oynuyordu. Yönetime el konması bazıları için şükür sebebiydi. Tutunacak bir dala, bir fikre ihtiyaç duyan gençler içinse savundukları şey bir kurtuluştu, vatanseverlikti, düşünmek demekti. Kimileri iyi niyetinin kurbanı oldu, kimileri niyetini bozup kitleleri ölüme sürükledi. İnandığı şey uğruna çaba gösterenlerin bazıları, "Babam ve Oğlum" (2005) filminin bir sahnesinde Sadık'ın ona gıpta eden eski arkadaşlarına söylediği gibi, her şeyin boşuna olduğunu, hiçbir işe yaramadığını ileri sürdü. Bazılarıysa geçmişini özlemle andı, şimdiki gençlerin hedefsizliğinden şikâyet etti. Yine de mücadele etmek, kim için, ne için yapıldığına paralel olarak her zaman, her devirde bir anlam kattı dünyaya...

Her ne kadar filmin konusu, biçimin önüne geçmiş olsa da, mevcut hikâyeyi "Mustafa/masum insan" üzerinden anlatma çabasının belli handikapları olduğu söylenebilir. Bu sunum şekli, sol'un savunuculuğunu üstlenen ve gerçek anlamda suçlu kabul edilen Hoca karakteri gibilerine yönelik bir öfkeyi bileyebilir. Bunun yanı sıra, oyunculukların da vasat olduğunu söylemek mümkün. Ancak film, tüm bu eksikliklerden, hatta müstakil anlamda 12 Eylül darbesinden bile daha önemli bir anlama işaret ederek çıtayı yükseltiyor: "Toplumsal sorunların aşılması için kolektif bir çaba gerekiyor." Kaynak : Elif Özdemir

Son Yorumlar

Yandex.Metrica