"Geçmişten geleceğe gerçek bir başyapıt"

Bugüne kadar izlediğimiz ve bize geleceği anlatan filmlerde abartı, gösteriş ve hayal ürünü olaylarla karşılaştık. Beşinci Element filminde uçan arabalar, Star Wars serisinde uzay gemisi serüveni, Yapay Zekafilminde el yapımı insanlar... Her biri farklı yönlerden insanlığın gidişinin nabzını tutmaya çalıştı. Geleceğimize dair öngörülerde bulunan yazarlar çoğu zaman iç açıcı manzaralar çizmediler. Aslında hemen hepsinin yakalamaya çalıştığı nokta yoğun teknolojik gelişmeler. Peki ya diğer boyutlar?

Ortadoğu'da, Güney Amerika'da, Afrika'da savaşın, kinin, çığlıkların yükselmesi ve son yüz yılında pek de iyi karnesi olmayan dünya yeni nesillerine oldukça karamsar görünüyor. Savaşla doğup, savaşla büyüyen, savaşsız gün geçirmeyen halkların olduğunu bilmek, -onları görmesek de- biz daha şanslılara acı veriyor. Şanslıyız dediysek şimdilik tabi ki.

2027'nin İngiltere'sinde Son Umutfilmi, kısırlaşmış olan insan ırkının yaşamını, günümüz dünyasından esintilerle birleştiriyor. İngiltere'de giderek artan göçü önlemek ve durdurmak için bütün göçmenler toplatılıp karantina şehre gönderiliyor. Tecrit altındaki göçmenlerin yaşamı ise fakirleştirilmiş ve umutsuzlaştırılmış bir konumda. İşte filmin ismindeki umut buradan geliyor. Filmin sonuna kadar hiçbir çocuğun olmamasının, çocuk bağrışmalarının eksikliğinin ve bütün okulların artık boş kalmış olmasının getirdiği geleceksizlik, filmde gelişen umut arayışı ile sonlandırılmaya çalışılıyor. Bu sayede ortaya inanılması güç derecede gerçekçi, başarılı ve özgün bir yapım çıkıyor.

Henüz genç sayılabilecek yaşta bir yönetmen olan Alfonso Cuarón imzası taşıyan Son Umut(Children of Men) filmi aslında yeniden şekillenen gelecek anlayışımızın bir örneğini beyaz perdeye taşıyor. 2027 yılında geçen filmin hikayesi bilimkurgu olsa da anlatılan hiçbir şey abartılı değil. Teknolojik gelişmelerin hala devam ettiği ancak insanlar arası iletişim ve tabiata karşı davranışların sonuçları filmde net bir şekilde gösterilmiş. Yani ışıklı ve kayan yazılı yol tabelalarının yanı sıra egzozların kirlettiği sokakları, yürümenin bile zor olduğu bir dünya. Yaşadığımız zamanı düşünerek yirmi sene sonra dünyanın nasıl olacağını düşünürsek, ırksal çatışmaların doruğa ulaşması da hiç kimseyi şaşırtmaz her halde

Saydığım noktalar, filmin derin ve anlamlı olmasını sağlayan parametreler. Ancak filmi gerçek bir başyapıt yapan ise bu dünyayı bize veriş tarzı. Sansürsüz, yalın, yeri geldiğinde çıplak, etkileyici... Filmin başında geleceği yoklarken, ortasında kendinizi savaş meydanında buluyorsunuz ve izledikleriniz karşısında ağzınız bir karış açıkta kalıyor. Bu noktada görüntü yönetmeninin yaptıkları kesinlikle yadsınamaz. Yapımı tam anlamıyla unutulmaz yapmak içinse şöhretli ve kaliteli oyuncular kullanılmış. Performansları birbirinden iyi olan oyuncuların yanı sıra, figüranlar ve yan karakterler çok iyi seçilmiş.

Clive Owen'nın taşıyıcı oyunculuğu filmi sırtlamış. Oynağı süre boyunca yaşlı kurt Michael Caine oldukça başarılı performans göstermiş. Julianne Moore ise yardımcı oyuncu denilebilmesi için bile yeterli zaman alamamış. Ama bana göre filmin en önemli rolü olan genç siyahi kadın oyuncu Claire-Hope Ashitey'in performansı tam anlamıyla muhteşem. Filmde yaratılan hava, müziklerle beraber oyuncuların performansını bir adım daha öne çıkarmış. Bunda da yönetmenin büyük payı var.

Günümüz dünyasından yola çıkarak çeşitli konularda bizi uyaran bu görsel ve düşünsel başyapıtı izlememenin bir eksiklik olacağı kanaatindeyim. Senenin geçtiğimiz bölümünde izlediğimiz en iyi filmi olduğunu düşündüğüm Son Umut filmi, benim Oscar'lardaki favorim olacak.

Kaynak : Çağdaş Polat

Son Yorumlar

Yandex.Metrica