Cumhuriyetin ilk yıllarında, batıya açılma, kültür hareketliliğine ayak uydurma seansları sırasında bile, gösteri sanatlarında Türk kadınının rolü 'yok'muş. Birkaç ferdi girişim, güvenlik güçlerinin gösteriyi basması ve yasaklaması ile son bulurmuş. Bu nedenle,gösterilerde ya "ecnebi" kadınlar rol alır, ya erkekler kadın rolüne bürünür ya da "ecnebi" kadın gibi davranan Türk kadınları gösteride yer alırmış. Bu açıdan,tabuyu ilk yıkma başarısı gösteren Afife Jale, sonradan gösteri sanatında kadının yerinin sağlamlaştırılması bakımından önemli bir adım atmıştır. Hatta adına düzenlenen ve tiyatro dalında çok prestijli bir ödüle de onun adı verilmiştir: "Afife Jale Tiyatro Ödülleri".

Eğer tiyatroda kadınların var olma savaşı başarılı olmasaydı, sinemada oynatacak Türk kadını uzun yıllar bulunamazdı diye düşünüyorum. Oyunculuğun gelişmesi bakımından, o dönemlerde eğitim veren bir kurum da olmadığından, Türk sineması alaylı oyuncularımızdan uzun bir dönem yararlanmışlardır. Özellikle dönemin tiyatro alanında sözü geçen en büyük ismi Muhsin Ertuğrul'un sinemaya olan yakın ilgisi, içinde Türk kadını barındıran bir çok düzeyli örneğin doğmasına yol açmıştır. İşte Muhsin Ertuğrul tiyatrosunda yer alan Bedia Muvahhit, Şaziye Moral, Neyyire Neyir, İsmet Sırrı hanım, Semiha Berksoy ve Feriha Tevfik bu akımı oluşturan ve Cumhuriyetin ilk yıllarında sinema oyuncusu olma cesaretini gösteren kadınlardı. Bunlardan Bedia Muvahhit, Şaziye Moral ve Semiha Berksoy daha uzun yıllar sinemada görünecekti. Feriha Tevfik, sinemadaki ilk tescilli güzel (Atatürk'ün önerisiyle düzenlenen ilk Türkiye güzellik yarışmasının birincisi), Semiha Berksoy ilk sesli ve şarkılı filmin başrol oyuncusu olan bir opera sanatçısı, İsmet Sırrı ise "Ankara Postası" adlı ilk hasılat zengini filmin oyuncusu olarak bilindiler ve attıkları adım, sonraki dönem Türk kadın oyuncularına her zaman cesur birer örnek olarak anıldı. 1930'lu yıllara bakıldığında,hala adı bir efsane olarak anılan Cahide Sonku'nun izleri görülür. Benim dünya sinemasından Greta Garbo, Ingrid Bergman, Marlene Dietrich ile kıyasladığım ve onlardan çok üstün özellikleri olduğunu düşündüğüm Cahide Sonku, Türk sinemasının ilk yıldızı ve ilk kadın film yönetmenidir. Aslen balerin olan Cahide Sonku, Muhsin Ertuğrul'un keşfi ve aynı zamanda takıntı haline getirdiği sevgilisi idi. Öyle ki, yaşamını anlattığı kitapta onun adına yer vermeyecek kadar da hırslı bir aşık olduğu anlatılır. Sinemaya "Söz Bir Allah Bir" filmiyle geçen aktris, "Aysel Bataklı Damın Kızı" ile yıldızlaşıyor ve ilk köy filmi denemesinde başını örttüğü eşarp, o dönemlerde moda olarak "Aysel" eşarbı diye anılıyordu. "Vatan ve Namık Kemal" filminde oyuncu-yönetmen, "Şehvet Kurbanı" ve "Beklenen Şarkı" filmlerinde oyuncu olarak Türk sineması tarihine geçen oyuncu için söylenen şu söz dikkate değer : "Türkiye'de Cahide gibi kadın yaşamamıştı. Sigarasının külünü altın tabakalara silkelerdi, pabuçlarının üzerindeki taşlar hakiki pırlanta idi." Fırsat verilseydi dünya çapında bir yıldız olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Öyle ki, onun gibi perdeyi dolduran, gururlu, güçlü ve ihtiraslı kadın görüntüsünü veren bir yıldız uzun zaman olmayacaktır.

Sonraki yıllarda,onun gibi sadece birkaç örnek çıkacaktı: Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Müjde Ar belli dönemlerde Türk sinemasını etkileri altına alacaklar ancak içlerinden Türkan Şoray, unutulmaz gülüşü, gözleri ve yeteneği ile Türk sinemasında kadın denince akla ilk gelen isim olma başarısını göstererek Cahide Sonku'dan sonraki efsane olarak hafızalara kazınacaktır. Üstelik sadece kamera önünda değil kamera arkasında da yönetmen olarak "Dönüş", "Bodrum Hakimi", "Yılanı Öldürseler", "Azap" adlı dört filmle hatırı sayılır başarılara imza atacaktır.

Çok büyük bir kitleyi etkisi altına alma başarısı gösteren bu isimler dışında Türk sinemasında kadın olarak belli bir yer edinen, iz bırakan ve oyuncu olarak ödüllerle de başarısı tescillenen başka isimler de vardır: Belgin Doruk, Muhterem Nur, Sezer Sezin, Selda Alkor, Çolpan İlhan, Lale Belkıs, Aliye Rona, Selma Güneri, Adile Naşit, Perran Kutman, Ayşen Gruda, Perihan Savaş, Hale Soygazi, Nur Sürer. Bunlar siyah-beyaz, sıcak aile filmlerinin aranılan oyncuları oldular. Bazıları sonraları siyasi ve köy filmi olarak adlandırılan 1970-1980 yıllarındaki çalışmaları ile de göz doldurdular. Türk sinemasını derinden etkileyen ekonomik krizin dışa vurumu kabul edilecek, "seks filmleri furyası" yeni yıldızlar yarattı, gerçi onlar genç bir neslin arzu nesneleri olarak anıldılar ama sinema sanatını belli bir süre etkilemeleri, toplumsal ve kültürel olarak nereye sürüklendiğimizin açık bir göstergesi olmaları bakımından varlıkları asla yadsınmadı. Arzu Okay, Figen Han, Mine Mutlu, Feri Cansel, Zerrin Egeliler o dönemin etkin oyuncularıydılar, onları aynı çizgide daha sonraları Ahu Tuğba, Banu Alkan, Harika Avcı, Serpil Çakmaklı, Oya Aydoğan, Sevtap Parman ve Güngör Bayrak gibi isimler takip ettiler. Sayılan isimler,Türk sinemasındaki kadın figürünün değişik örnekleri, değişik "lezzetleri" oldular. Popüler sanatların hızla tüketildiği günümüzde, kadın olmak satışı artırmanın bir yoluydu. Bu amaçla hepsinden canları çıkana kadar yararlanıldı. Posası çıkan bir kenara atıldı. Kedi gibi dokuz canlı olanlar, değişik dönemlerde iş yapmayı sürdürdüler ve "şarap gibi", "efsane" gibi sıfatlara layık görülerek, emeklerinin yıllar sonra karşılığı bu şekilde verilmek istendi. Onlar da,bu onurla kameralara gülümsediler, ama yüzlerinde buruk bir kırgınlık oldu hep.

Son dönem kadın oyuncuları, çağın değişmesine, oyunculuk eğitiminin öneminin anlaşılmasına ve rekabet kurallarının geçerli olmasına bağlı olarak daha bilinçli ve kararlı adımlar attılar. Bu dönemde sivrilen Hülya Avşar, Zuhal Olcay, Derya Alabora, Zuhal Gencer, Lale Mansur, Başak Köklükaya, Hande Ataizi, Füsun Demirel, Meltem Cumbul, Sanem Çelik gibi oyuncular çok daha akıllıydılar, yaş tahtaya basmamaya ve kadın kimliklerinin sömürülmesine izin vermediler ya da belli ölçüde bu kimliği kullanmayı seçtiler. Gerçi bu isimler televizyonun gelişmesi ve dizi filmlere ilginin artması sayesinde çok da palazlandılar ama bana kalırsa emeklerinin karşılığını almaları bakımından ve kadının Türk toplumundaki yerine olumlu katkıları bakımından eylemleri takdire şayandı. Sinemamız, yalnızca yetiştirdiği yıldızlarla değil gerek yurt içinde gerekse yurt dışında önemli başarılara imza atan kamera arkasındaki kadın yönetmenlerimizle de parlamaktadır. Lale Oraloğlu, Yeşim Ustaoğlu, Fide Motan, Biket İlhan, Bilge Olgaç, Tomris Giritlioğlu, Gülsün Karamustafa, Birsen Kaya, Işıl Özgentürk, Canan Gerede, Handan İpekçi ve Canan Evcimen Obay aklıma ilk gelen yönetmenlerimizdir. Yeşim Ustaoğlu'nun "İz" ve "Güneşe Yolculuk" filmleri ülkemizi yurt dışında temsil etmiş, Tomris Giritlioğlu'nun "Salkım Hanımın Taneleri" Oscar ödüllerine aday adayı yapılmış, Handan İpekçi'nin "Babam Askerde" filmi Berlin Film Festivalinde coşkuyla selamlanmıştır. Biket İlhan ise şu sıralar her yönetmenin hayalinde olan bir sinema projesini yürütmektedir : Nazım Hikmet'in hayatını anlatan "Mavi Gözlü Dev". Sinemamızdaki kadının rolü ile ilgili olarak tabi ki söylenecek, yazılacak daha çok şey var. İsmini verdiğim örneklerin her biri ayrı bir yazının konusu olacak birikime sahip sanatçılardır. Ben, birkaç örnekle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü çerçevesinde sinemamızı etkileyen kadınlarımızdan söz etmeye çalıştım. Kadının toplumdaki yeri tartışılmaz. Onlar yaşamın her alanında,erkeklerle aynı düzeyde başarılı olabileceklerini zaten kanıtladılar. Türk sineması da bu alanlardan bir tanesi. Zaten düşünsenize, sinemamızı izlenilir kılan Cahide'nin soğuk ve güçlü bakışı olmasa, Türkan'ın gözlerini kırpıştırması olmasa, Müjde'nin çekiciliği olmasa, gençliğimizin "Arzu" nesnesi olmasa hayatın sıkıntılarından, monotonluğundan bizleri kimler uzaklaştırıp, öyle güzel hayaller kurdurabilirdi ki.

Kadınlarımızın günü kutlu olsun.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica