Yıllardır büyük bir merakla beklenen Simpson’lar efsanesinin sinema filmi nihayet gösterime girdi. Yıllar yılı her bölümü ile eğlendiren, mizah anlayışı ile hayran bırakan, küçüklerin değil büyüklerin dizisi, sonunda seyircinin çığlıklarına daha fazla kulak tıkayamayarak bir sinema filmi yaptı. Dizinin 18 yıldır sürmesine rağmen sinema filminin neden bu kadar geç geldiğinin cevabını ise, "dizideki kadar titiz çalışmak istedik" diyerek verdiler.

Böylesine titiz bir çalışmanın altından kötü bir şeyin çıkması beklenemez belki ama titiz kelimesinin geçmesi bile insanı şüpheye sevk ediyor. Hele filmi izlemeden önce yapım belgeselini izlemişseniz işte o zaman şüphelenmekte haklısınız. Çünkü yapılan röportajlardan da anlayacağınız üzere filmde, dizide normalde kullanılmayan bir çok yöntem kullanılmış ki ne kadar iyi niyetle yapılmış olursa olsun bu durum diziden alınan görsel zevki törpüleyecektir. Nitekim meşaleler ile Homer'in evine doğru yürüyen kalabalığın ekrana yansıtılışı dizidekinden farklı olduğundan çok yadırganıyor. Açıkçası eksi puan getirmekten başka bir işe yaramamış. Başka bir açıklama ise diziden sinema filmi yapıldığında, filmin dizinin uzunca bir bölümü şeklinde olması yanlışından kaçınmak istemeleri. Zira bu çerçevede işlenen konu zamana daha uzun bir şekilde yayıldığından gereksiz olan bir çok sahne sadece filmi uzatmak için konulmuş adeta. Bütün bunların yanında filmde, dizideki karakterlerden ekstra karakter kullanılmaması ya da var olan karakterlerde bilinenden farklı davranışların yansıtılmaması, diziye sadık kalındığı için sırıtmamış. Ancak sürenin bir sinema filmine göre ayarlanması işin rengini değiştirmiş ve başarıyı gölgelemiş. Açıkçası yeterli keyfi almakta kendinizi zorlayarak bile bir yere varamıyorsunuz.

Buraya kadar bahsedilenler filmin genel görünümüyle ilgili olmakla beraber asıl önemlisi konudan ayrı tutulması gereken kısımları idi. Filmin adını kirleten nokta ise elbette dublaj yüzünden yaşanan RE-ZA-LET. Dublajla film resmen katledilmiş. Ve bu durumun mazur görülebilecek hiçbir yanı yok. Dağıtımcı şirket bir cinayet işliyor ve seyirciyi de suç ortağı gibi göstermeye çalışmaktan çekinmiyor.

Simpsonlarfilmi altın bir tepside sunuluyormuş gibi yansıtılsa da, aslında vaat ettiklerinden, kendi hatasından çok ülkemizdeki dağıtımcı şirketin işgüzarlığından kaynaklanan, affedilmesinin düşünülmesi bile suç sayılabilecek bir hata sonucu taviz vermek zorunda kalıyor. Zira söz konusu hatanın tek yapılabileceği yer de dublaj olduğu için; tek hatayı dağıtım şirketinde aramak gayet mantıklı.

Hangi akla hizmet olsun diye böylesine bir filmi, daha çok çocuğu sinemaya çekebilmek adına dublajlı yaparsın ki ? Yapım bir çizgi film şeklinde hayat buluyor diye bunun kitlesinin illa çocuklar mı olması lazım? İnsan Mars'ta bile yaşıyor olsa Simpsonlar'ın çocuklara değil de büyüklere hitap ettiğini bilir. Böylesine kör göze parmak bir durumda bile sen kalkıp içerisinden bir kısmını değil de tamamını tüm ülkeye dublajlı olarak dağıtıyorsun. Tüm bunlara rağmen dizinin gerçek kitlesini sinemaya çekerek yüksek bir gişe başarısı yakalanırsa ben bu sözleri yalayıp yutmaya hazırım. Üstüne ülkem insanın zevkinden şüphe duymaktan başka bir şey yapmak da gelmez elimden.

Dizi ABD'de 18 yıldır aynı altı dublaj sanatçısının sesiyle hayat buluyor. Bölüm başına her sanatçıya 350 bin dolar ödeniyor. İçlerinden biri bile hayır diyecek olsa, bunca yıllık geçmişine rağmen dizinin yayından kalkması bile söz konusu olabilir. Ancak bizde durum nedir? Sanki oradaki sanatçıların onda biri kadar yetenekli ( ki bahsi geçen altı kişi nerdeyse dizinin tamamındaki karakterleri seslendiriyor. Bizde karakter başına bir sanatçı verilmiş ama sonuç ortada) sanatçılar varmış gibi tutup da filmi dublajlı olarak vizyona sokuyorlar. Kaldı ki çeviriler rezaletin daniskası olmuş. Nerden tutsan elinde kalıyor.

Başta Ali Poyrazoğlu olmak üzere hiç kimse sesleriyle karakterlerin altından kalkamamış. İzlerken insanın aklına saçma sapan görüntülerin üstüne görüntülerden daha saçma şive ve gereksiz şaklabanlıklarla yapılan seslendirmeler geliyor. Sanki görüntüyle seslendirme birbirinden bağımsız olarak can çekişiyorlar. Filmde de durum faksız. Bir çeşit "ölür müsün, öldürür müsün?" durumu yaşanıyor. Tüm uyarılara rağmen aşkla bağlı olduğunuz karakterleri bir de sinema perdesinde görmeye gidiyorsunuz ama durum karşısında hüngür hüngür ağlayasınız geliyor. Neyse ki gerçekten ağlayacak bile olsanız sizi görebilecek pek kimse olmayacaktır sinemada. Zira filmin bu ümitsiz halini görenler herkese filmden uzak durmasını telkin ediyor. Böylece sinemada sizin çekiştirerek götürdüğünüz arkadaşlarınızdan başkasını göremeyeceksiniz çünkü seslendirme ve çeviri sebebiyle kimsecikler sinema salonlarına bile uğramıyor.

Hal böyle olunca hazzı sağlayan her şey ayrı ayrı birer işkence unsuruna dönüştüğünden, biran evvel bitse de gitsek fikrinden kendinizi alamıyorsunuz. Aslında durumun böyle olmasından faydalanmak isteyen sinema yöneticileri 15 dakika arayla seans koyabilirler. Nasılsa ilk dakikadan itibaren seyirci bu rezilliğe daha fazla tahammül etmek istemeyecektir. Birkaç dakikada bir boşana salonlar daha çok seans demek bu da daha çok bilet ve daha çok para. Zaten önemli olan da bu değil mi? Seyirci memnuniyetinin ne önemi var?

    

Son Yorumlar

Yandex.Metrica