Türk sinemasında, korku temasına çok alışık olmasak ta en azından son senelerde bu tür üzerine bir şeyler yapılmak istenildiğini söyleyebiliriz. Gerek Taylan biraderlerin Okul filmiyle başladıkları, Küçük Kıyametle devam ettikleri gerekse, Gomeda, Büyü, Araf, Musallat, Dabbe gibi “korku türü” diyebileceğimiz filmlerin sinemamıza hızlı bir giriş yapmasıyla renklenen perde bana kalırsa emin ama sabırlı adımlarla yoluna devam ediyor. Türk sinemasında şu birkaç sene öncesine kadar sadece bir iki deneme olarak yapılan korku filmi, açığını son 2 senede atağa kalkarak ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bunun şüphesiz en büyük nedenlerinden biri uzak doğu korku sinemasının tüm dünyada ciddi izleyici kitlesi buluyor olması. Bunu dışında ise genç yönetmenlerin yenilikçi ve hevesli tavırları bu türe olan ilgiyi ve deneyselliği arttırıyor.

Uzak-doğu demişken bu ay içerisinde vizyona giren Hasan Karacadağ’ın, Semum’u ise son dönemde izlediğim Türk korku filmlerinin içerisinde en başarılısı ve akıllıcası diyebilirim. İlk olarak ‘akıllıcası’, çünkü Hasan Karacadağ kendine bir yön çizmiş ve o yönden kendini çok fazla dışarılara savurmadan işinin gereğini yaparak tam bir b-movie korku örneği sunuyor. Yoruma bağlı olarak değişebilecek bir durum söz konusu ama Karacadağ, genel seyirciye uzak kalabilecek ama bir o kadar özel seyircisine yakın olabilecek bir tutum sergiliyor ki bu tutum, yer yer izleyiciyi güldürüp yer yer yerinden zıplatabiliyor. Ses ve efekt olarak çok başarılı bulduğum filmin 3D karakterini(Semum) yaratarak bir ilke imza atması da artı bir kazanç sağlıyor. Kurgu olarak ta kendi imzasını atarak problemi kökten çözüyor ve ortaya hatırı sayılır statüde bir yapım çıkıyor.

Uzak-doğu sinemasını yakından tanıyan biri olarak, filmin içinde de bu kültüre ait korku filmlerinden kodlar bulmak mümkün. Garez ve Halka filmlerinden yararlanıldığını ve etkilenildiğini söyleyebiliriz. Semum adlı şeytanın saçları, semum’un yatağın önünden ellerini koyarak slow-motion çıkışı, Canan’ın ayna karşısında saçını taraması, daimi kullanılan su faktörü (küvet sahnesi, musluklardan damlayan sular…) vs... Bu yönde film, Hasan Karacadağın da içinden kopup geldiği Uzak-doğu sinemasıyla arasında olan bağı vurguluyor. Başka filmlerden de esinlenilmiş kuşkusuz. Bunlardan en önemlisi yönetmenin kendisinde ifade ettiği üzere ‘Exorcist’. Şeytan filmi, dünyada gösterildiği yıllarda bile büyük yankı uyandırmıştı. Senelerce süren bir etki halinde devam etti ve halende devam etmekte ama ‘Semum’ da kullanılan şeytan girme olayı, exorcistten farklı olarak bizim dinimizle alakalı öğeler içeriyor. Semum; İslam inancına göre, yaratılan kuldan önce yaşayan ateşten ve zehirden olan varlıklara deniliyor. İnsanlar yaratıldıktan sonra ise insanları kıskanıp şeytanla işbirliği içinde insanlara kötülükler yapmaya başlamışlar. Karacadağ da tam olarak filmde bu konuyu işliyor. Canan’ın hayatını kıskanan arkadaşının, Semumla olan randevusunun sonu da finalinde open-end olarak bırakılıyor.(filmin devamı gelecek niteliğinde) Exorcistte ki kızın şeytan tarafından ele geçirilmesinden sonra şeytanla arasında ki cinsel bağlantı, aynı şekilde Elm Street serisinde kızın su dolu küvette yatarken suyun altından Freddy’nin çıkması ‘Semum’ da da aynı şekilde benzerlik taşıyor. Aslında bu filmlerde kullanılan ve cinselliğe bir gönderme niteliği sayılabilecek en önemli husus kuşkusuz, şeytanın kadınları yatakta ele geçirmesi ve nedense hep kadınları! ilk hedef olarak alması. Bu da ayrı bir yazı konusu olabilir.

Yönetmenin uzak-doğu korku filmlerine yakın duruşunu bilmeyen yoktur herhalde. Canan filmde televizyon izlerken bile; (ustalara saygı olarak) akan görüntüde, kılıçlarıyla dövüşen Uzakdoğuluları görüyoruz. Filmde ki diğer kodlara değinecek olursak Canan’ın Semum tarafından ele geçirildikten sonra kocası tarafından elleriyle ayaklarının bağlandığı sahnede, duruş pozisyonu olarak aynı bir haç’ı andırması bana biraz garip geldi. Hristiyanlığın sembolü olan haç temsili görüntü, hele ki din hocası gelip kızın içinden şeytanı çıkarmaya çalışmasıyla bir hayli tezat bir bağlantı oluşturdu. Keza Canan’ın tükürüğünün yeşil olması da Exorcistle aynı ama bence Semum’un renginin de yeşile dönük olması ve Semum’un zehir ihtiva etmesi ki, zehir yeşil renkte mevcuttur, kadının içinde ki şeytanın zehirini kusması, diye basit bir açıklama yapabiliriz.

Diğer taraftan basit ve mutlu görünen bir karı-koca olan Canan ile Volkanın şehir’in dışı diyebileceğimiz bir yerde buldukları ev mekan olarak ta oldukça tekinsiz. Özellikle komşunun evinin içinde ki bahçede bulunan minik göl havuzu ve bolca yeşillik kore korku filmlerine özgü mekan görselliği içeriyor. Her ne kadar site görüntüsünü de verse in cin top atıyor. Sadece garip bir komşu ve korkunç görünüşlü bir bahçıvan mevcut. Gerilimi arttırmak için yaratılan bu tiplemeler kuşkusuz filme ek bir tatmin duygusu katıyor. Burada tekinsiz görünümlü, katil mi değil mi belli bir süre emin olamadığımız komşu ise bir çok filmden bize oldukça aşina. Bu tipleme, özellikle 80’lerin bir çok slasher ve b-movilerin de kullanılan filmi destekleyen yan bir gerilim unsuru. Kedi ve 13 sayısı da genel olarak uğursuzluğun emsali olarak korku filmlerinde sıkça kullanılan diğer kodlar.

Son olarak Canan’ın özellikle şeytan içine girdikten sonraki değişim sürecinde makyajını da başarılı bulduğum filmin ne yazık ki oyunculuklar adına çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama yine de Ayça İnci’nin semum içine girdikten sonraki oyunculuğu ve Sefa Zengin ile Bahtiyar Engin’in rolleri gereği tekinsiz ve sinir bozucu sakinlikteki oyunculukları başarılı. Cem Kurtoğlu ise hoca rolüyle ve diğer boyutla görünmeyene karşı iyi bir oyunculuk sergiliyor. Hasan Karacadağ’ı, her şeye rağmen kutluyorum hem bir ilk’i gerçekleştirdiği hem de Türk korku sinemasını dünyaya yaymak istediği ve çabaladığı için.

Kaynak : Melis Tataroğlu

Son Yorumlar

Yandex.Metrica