Şahan Gökbakar uzun bir televizyon macerasının ardından değişik tiplemeler kullanarak gerek bilinçli göndermeler yaparak gerekse özgün kişilikler yaratarak, bir çok kişinin, kuşkusuz ilgisini çekti ve bir hayli hayran kitlesi oluşturdu. Ama olay ne zaman beyazperde macerasına kadar uzandı, işte orada biraz farklı bir beklenti oluştu içimizde en azından şahsi fikrim olarak ‘sinemasal değer’ adına bir şeyler umdum. Zekice yapılan bir takım, deyim yerindeyse absürd espriler televizyon ratingleri bakımından tatmin edici boyuttaydı. Keza bizi ilgilendiren taraf sinema perdesine yansıyan, haftalarca merakla beklenen, fragmanı yüz binlerce insan tarafından izlenen film, Recep İvedik oldu ama ne yazık ki her ne kadar yapımcıların yüzünü güldüren bir film olsa da sinemasal açıdan ve dramatik olarak neredeyse hiçbir şey vermiyor.

Espri anlayışı yer yer bel altında gezerken yer yerde içimizden bir insan tiplemesi olarak aldığı bir kişi olan Recep İvedik karakterinin saçma ve sinir bozucu derecedeki hareketleri insanları gülmeye itiyor. Gözler zekice yapılacak bir iki mizah arıyor ama ne yazık ki umudumuz boşa çıkıyor. Komediyi komedi yapan unsurlar arasında, tiplemeler yaratıp yani sıfırdan karakterler üretip onların üzerinden komedi yapmak aslında çok kolay değildir. Bir Kemal Sunal, Öztürk Serengil yada Sadri Alışık gibi filmlerine aşina olduğumuz ve her defasında tekrar tekrar izlemekten zevk aldığımız bu usta aktörler komedi adına çok anlamlı ve başarılı işlere imza atmışlardır. Bir duygu vardır filmlerinde bir yapı vardır bir sürü taştan oluşan ama ne eksik ne de fazladır o taşlar. Yani olur ki birisi o taşları yerinden oynatırsa anlam kaymasına yada saçmalık boyutuna taşınmaz çünkü gerektiği kadardır her şey tadında ve dozunda. Ama komediyi komedi yapan en önemli faktör içinde dramatik öğelerinde var olmasıdır. Bir filmin genel kurgusu ve yapısı ve zekice mesajları komediyi ince bir mizah duygusuyla harmanlar. İşte o zaman kahkahalara boğularak izlediğimiz filmler gerektiği yerlerde insanı düşündürmeye de iter. Tabi ki her komedi filmi bir mesaj kaygısıyla yada zekice bir mizahla çekilmek zorunda değildir ama boş ve anlamsız sözleri yada hiçbir değeri olmayan yapıları da kucaklamak bence seyirciye yapılan haksızlık ve dayatmadan başka bir şey değildir.

Bu bağlamda Recep İvedik’i başarılı bir komedi filmi olarak göremiyorum ve nedense içimizden bir (tipleme) olarak kullandığı karakterini de oldukça antipatik buluyorum. Senaryo üzerine ne denmeli bilemiyorum! ama yukarda bahsettiğim gibi bir dramatik yapı üzerine kurulu değil ayrıca yaratıcılık açısından çok yeni ve farklı bir şeylerde var diyemiyorum. Yapılan bir espri bile bizi 90’lı yıllara götürüyor (murat k….tur at gibi) o yüzden yaratıcılığın, sadece bir karakter üzerine gidip ona bir takım laflar eklemek olmadığı kanaatindeyim.Yönetmenlik adına çok fazla bir şey söylemeye de gerek yok. Kendine özgün hiçbir kod bulamadığım, gayet sıradan ve tatsız bulduğum bir örnek olarak belki hafızamda bir yerlerde kalacak ama Türk film tarihi açısından sabun köpüğü kadar var olabilecek bir ‘filmdir’ düşüncesindeyim.  

Türk sineması son yıllarda birçok yeni ve başarılı yapımla seyircisiyle doğru bir kontak halinde ilişkisini sürdürüyor ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki bir Nuri Bilge Ceylan,Zeki Demirkubuz yada Ferzan Özpetek gibi daha adını sayamayacağım birçok yönetmende kolay yetişmiyor. Sanat filmi adı altında film yapan her yönetmenin geçirmek istediği duygunun ve mesajın gerektiği şekilde, gerektiği yerlere gittiğinin ve verimini de  aldığının kanısındayım. Bir taş kuyuya atılırken o taşın değerinin kimler açısından önemli olduğu ve arkasından kaç kişiyi sürüklediği ve nasıl bir başarı tatminiyle bunun yapıldığı ise sadece soru işareti olmaktan öteye gidemiyor.

Kaynak : Melis Tataroğlu

Son Yorumlar

Yandex.Metrica