Geçen gün sine-sen' e ait bir dergiyi okurken şekillendi bu yazı kafamda. Düşünün sezon başlıyor 60-70  proje aynı anda hazırlığa ve çekimlere başlıyor. Hepsinde olması gereken ekipler tamamlanıyor. Hepsinin Yapımcısı, yönetmeni, oyuncusu, teknik ekibi, kamyoncusuna, servisçisine kadar... Sonuç 13 bölümü gören dizi sayısı iki elin parmağını geçmez. Sonra haydiii yeni dizi hazırlıkları yine bir o kadar. 

"E iyi işte ne güzel bir sürü iş çıkıyor piyasadakilere fena mı" diyebilirsiniz belki. Belki diyorum çünkü sektörde gerçekten işini iyi yapan insanlar bundan pekte memnun olmaz, olamaz. Nasıl olsun ki? Daha iki iş yanında asistan çalışan reji asistanı, yardımcı yönetmenliğe soyunmuş, kablo toplayan ışıkçısı, ışık şefi, kameramanı, görüntü yönetmeni, çaycısı, set amiri vs, vs. E niye? Ya da nasıl? Çünkü bir ekip listesinde olması gereken bütün elemenlar her sete lazım. Yani birilerini toplayıp isimlerini yazmalılar. Böyle oluncada kalitesiz işler, kalitesiz işçiliklerle olabildiğince düşük bütçeli, her an patlamaya hazır dizilerle dolu bir piyasa. Tabi bu kadar kendini yeterli gören insanın oluşturduğu kalabalıktan eleman seçme lüksü de yapımcılara kalıyor tabi...

Bu çok tehlikeli bir noktaya doğru gidiyor arkadaşlar ve birileri buna dur demeli. Belediyeden kaldırım taşlarını boyamaya bile gittiğinizde ihaleye girmek için yeterlilik belgesi, sigortalı çalışan kalifiye bir ekibinizin olduğuna dair evraklar ve daha önce yaptığınız işleri gösteren referanslar istenir. İş büyüdükçe istenen karnelerin teminatı ve evrak kalınlığı artar tabi. Örneğin bir çocuk parkı, zannediyor musunuz ki 100 milyar ya da daha fazla tutsun. Tutmaz arkadaşlar sorun isterseniz...

Malesef en az 30-60 kişilik teknik ekibi 10-20 oyuncuyu çalıştıracak yapımcıya bu evraklar sorulmaz. Bazılarının ofisi bile yok nerdeyse. Tabi hal böyle olunca genellikle ekibin sigortalarını yapmaz ya da primlerini yatırmaz. Bu insanlar ortalama haftada 6 gün 15-16 saat çalışırlar (genellikle daha fazla). Canı sıkılan yapımcı herhangi bir sebep gösterme gereği duymadan, mesela 1 ay hazırlık yapmış bir sanat gurubunu ya da yapım gurubunu kovabilir. Kimse "niye, ama" diyemez, arka da çıkamaz, arka çıkan da kovulur. Hastalansa 1 hafta yatakta yatsa bölüm parası alamaz, sağlık harcamalarını da kendi yapar. Birde paramı alabilecek miyim korkusu vardır üstüne üstlük. Çalışırken nerde haftalığım diyemezsin, dersen kovulursun. Kovulduysan ya da iş patladı hadi bakalım içerdeki bölüm paralarını nasıl alıcam korkusu. Kendin memnun kalmadın işi bırakacaksın, ya paramı alamazsam korkusu. Bütün bu zor şartlara rağmen herkes canla başla bir bulaştımı bırakamadığı bu sinema aşkına hizmet eder, etsin...

Hizmet edin kardeşim... Sinema hem insanlara en çıplak en çarpıcı ulaşım aracıdır. Hem de iyi bir psikolojik silah. Ancak bu sektörün Kanaldan Mağdur olan Yapımcısına, Yapımcıdan Mağdur olan Ekibine sahip çıkmazsanız ortaya kalitesiz işler çıkaran ucuz ve başarısız bir sektör kalır. REYTİNG canavarına teslim olmuş, toplumu iyiye yönlendirme kaygısı gütmeksizin Patlama sesleri, çığlıklar ve çıplaklık pompalayan  gereksiz bir sektör kalır. Birileri kaybettiği savaşlara kahramanlık filmleri çekerken, silah tüccarlarının sponsorluğunda kıtalar üzeri özgürlük emperyalizmi şirinleştirilerek bize sunulurken, bizim onca kanalımız nereye ve ne amaçla yerleştirildiği sorgulanmayan Reyting cihazlarına hizmeti, Topluma hizmetten fazla önemser ve bu sanat silahı elimizde patlar.

Lütfen Kaliteli işleri, kaliteli yapımcılara, kaliteli oyunculara, kaliteli ekiplere yaptırın ve Reyting Ölçüm sistemini masaya yatırın... Böylelikle ne kanal, ne yapımcı ne de kalifiye olarak bu işi yapanlar mağdur olmayacaktır ve bu sektör yukarıda sıraladığım korkulardan uzak Türk Toplumunun ufkuna hizmet edecek bir hale gelecektir... Çünkü Sanat Toplum İçindir...

Kaynak : Şenol Turan

Son Yorumlar

Yandex.Metrica