Fame posteri

Michael Jackson’un This Is It’i ile 80’lerin ünlü filmi (ve dizisi) Fame’in yeni versiyonunun ülkemizde peş peşe gösterime girmeleri tesadüf mü kader mi bilemiyorum ama 80li yılları yaşamış bir sinemasevere tam bir nostalji fırtınası yarattığı kesin. Thriller’la dans eden bir kuşak, aynı zamanda Fame’in hiçbir bölümünü kaçırmamaya dikkat ediyordu. Flashdance, Dirty Dancing, Footloose gibi bir çok dans filminin peş peşe çevrildiği yıllardı 80’ler.

Alan Parker’ın yönettiği Fame ise 1980 yılında film olarak gösterime girdiğinde büyük ilgi toplamış, iki yıl sonra ise 6 sezonluk dizisi televizyonlarda yayınlanmaya başlamıştı. Dizinin yayınlandığı yıllar, insanların Coco ya da Leroy gibi şarkı söyleyip dans etmeye çalıştıkları altın yıllardı. New York Gösteri Sanatları Okulu’ndaki öğrencilerin okuldan mezun olana kadar geçen hayatları, bir yandan şöhret peşinde koşarken bir yandan da yaşadıkları aşkları, sevinçleri, hayalkırıklıkları, hocalarla hem arkadaş olup hem de onlardan azar işitmeleri, arada da bolca şarkı söyleyip hoplayıp zıplamaları büyük bir fenomen olmuştu o dönemde. Ailesinin zoruyla ziraat mühendisliği filan okuyan birçok genç keşke ben de böyle bir okulda okusaydım diye etrafındakilere dert yanmıştı.

Herhalde Fame yıllarını tek özleyenler seyirciler olmasa gerek, 2009’da filmin yeni bir versiyonu yapıldı ve yaklaşık 10 gün önce ülkemizde gösterime girdi. Kevin Tancharoen’in yönettiği, Allison Burnett’in senaryosunu yazdığı bu yeni Fame, eskisinin birebir aynısı değil elbette. Filmin ana çatısı 1980’deki versiyonla aynı olsa da, senaryoda önemli değişiklikler var. Benzer olaylar farklı karakterler tarafından yaşanıyor. Film için yepyeni karakterler yaratılmış. Oyunculuk bölümünde çekingen yaratılışlı Jenny Garrison (Kay Panabaker) ve biraz daha yırtık olan Joy Moy (Anna Maria Perez de Tagle), siyah gettoların asi çocuğu Malik Washburn (Collins Pennie), ailesinin zoruyla piyano bölümüne yazılan ama hayalleri bambaşka olan Denise Dupree (Naturi Naughton), okulun yakışıklısı Marco Ramone (Asher Book), müzik prodüktörlüğü peşindeki Victor Taveras (Walter Perez) ve yönetmenlik peşindeki Neil Baczynsky (Paul Lacono), yeteneği kıt olmasına rağmen dans bölümünde sivrilmek için uğraşan Kevin Barrett (Paul McGill) ve dans bölümünün yıldız öğrencisi Alice Ellerton (Kherington Payne) okulun ön plana çıkan öğrencileri. Her biri farklı ailelerden gelmiş, farklı hayallerin peşinde koşarak, farklı bölümlerde okuyan ama yolları çeşitli olaylar zinciriyle kesişen birbirinden yetenekli temiz, parlak gençler. Kimilerinin arasında aşk başlıyor, kimileri sadece arkadaş olup ya müzik grubu kuruyorlar ya da birlikte film çeviriyorlar. Ama ortak hedefleri aynı: Şöhret. Amaçlarına ulaşmak için her tür çabayı gösteriyorlar ama birbrilerini ezmeden. Gerçek bir dostluk çerçevesinde kalarak. Öğrencilerin kimi başarıyor kimileri başaramıyor kimileri başarı yolundayken şöhretin büyüsüne erken kapılıp eğitimini aksatıyor. Bu sırada hocalarının onlara nasihatleri aslında kendi hayatlarımız için hepimizin kulağına küpe oluyor.

Aslında sıkılmadan izlenebilecek olan bir film Fame. Ama kurgusunda, olay örgüsünde kimi eksiklikler olduğunu göz ardı edemeyiz. Nitekim bir okulun belli başlı öğrencilerinin yetenek sınavı aşamasından mezuniyete kadar olan maceralarını anlatmak 105 dakikalık bir zaman diliminde fazla kolay olmasa gerek. Hele bir müzikale yaraşır şekilde araya şarkılı danslı bölümler koymak, adeta bir zorunluluk haline gelmişse. Bu New York Gösteri Sanatları Lisesi konusu, bir dizi olmak için idealdi, nitekim yapılan dizi çok büyük başarıya ulaştı. Çünkü birkaç sezonluk bir dizide, bir okul hayatı boyunca yaşanan inişli çıkışlı hayatlar çok daha rahat ve gerekli ayrıntıları ortaya koyarak anlatılabilir. Ama iki saatlik zaman diliminde, konu, birbiriyle alakasız olaylardan oluşan tam bir daldan dala atlama havası içinde geçmiş. Aradaki bağlantılar daha iyi kurulabilirdi. Elbet onlarca yıl süren bir konusu olan birçok film var. Mesela Rüzgâr Gibi Geçti. Mesela Ruhlar Evi. Ama bu filmler, hem süre olarak sinema standartlarına göre haddinden fazla uzun, hem de olay örgüsü belli bir tutarlılık ve gözle görülmese de hissedilen bir bağlantı içeriyor. Yani Fame’de olduğu gibi birinci sınıftalar Ayşe’yle Ahmet çıkmaya başladı, şimdi de ikinci sınıfa geçtiler Ayşe’yle Ahmet yan yana şarkı söylüyor demek ki çıkmaya devam ediyorlar gibi bir durum yok. Kaldı ki bu filmde olay örgüsü dört yıl değil de dört aylık bir zaman dilimini kapsıyormuş gibi bir izlenim veriyor. İnsan ister istemez koca dört yıl boyunca fazla bir şey olmadı mı diye düşünmeden edemiyor.

Filmde eski klasiklerin yanı sıra yeni hazırlanan şarkılara yer verilmiş. Yeni şarkılar, fena değil. Ama şov dünyasının coşkusunu verebilecek, daha akılda kalıcı parçalar yapılabilirdi. Özellikle parçaları hala unutulmayan ve karaokelerde bile söylenen bir film ve dizinin yeni versiyonunun müziklerini hazırlamak gibi önemli bir risk alındığına göre, biraz daha özenli olmakta fayda vardı. 1980 versiyonunun Irene Cara tarafından söylenen hit şarkıları Fame (I’m Gonna Live Forever) ve Out Here On My Own’u bu sefer filmin en çok dikkat çeken oyuncusu Naturi Naughton’un muhteşem yorumuyla dinliyoruz. Fame’in yeni versiyonu poptaki son trendlere uygun olarak yapılmış, ama eski büyüsünü biraz kaybetmiş.

Naturi Naughton, jenerikten de anlaşılacağı üzere başrol oyuncusu olarak düşünülmemiş ama filmdeki diğer oyuncuları geride bırakmakta oldukça başarılı. Tam bir Dreamgirls-Jennifer Hudson durumu yani. Ama Naughton’un farkı, bunu oyunculuğundan ziyade şarkıcılığıyla yapması. Kendisi aslında yıllardır müziğin içinde olan bir isim. 15 yaşındayken 3LW adlı fazla gerekli olmayan bir grupta şarkı söylemeye başladı. Özellikle “Playas Gon’ Play”deki vokal performansıyla daha o yaşta herkesi kendisine hayran bıraktı. Ama maalesef diğer kızlarla geçinemedi ve 2002’de grup üyesi Kiely Williams’ın kendisine yemek dolu bir tabağı fırlatmasıyla gruptan ayrıldı. O zamandan beri kendine bir yer edinebilmek için uğraştı didindi ve sonunda Fame’in as oyuncularından biri olarak karşımıza çıktı.

Özellikle dikkat edilmesi gereken bir başka oyuncu da Kay Panabaker. Çocukluğundan beri oyunculuk yapan yıldız, Amerikan standartlarından farklı, minyon, duru bir güzelliğe sahip. Tam anlamıyla biblo gibi. Biraz Zeynep Değirmencioğlu’nu hatırlatan bir havası var. Her başrole uyabilecek bir fiziği yok ama kesinlikle dikkat çekici. Natalie Portman diye yeri göğü inleten milyonlarca erkek, gözlerini biraz ondan yana çevirse hiç fena olmayacak. Ayrıca Collins Pennie ve Asher Book oyunculuklarıyla geleceğin önemli yıldızları arasında isimlerini yazdırma ihtimalleri yüksek olan genç yetenekler. Şan hocası rolünde Megan Mullaly de karaoke sahnesinde göz dolduruyor.

Filmin yönetmeni Kevin Tancharoen, aslında Madonna ile çalışmış bir koreograf ve yönetmenlik çalışmaları hep müzik sektörü üzerine. Fame onun ilk uzun metraj film yönetmenliği çalışması. İlk film için tecrübesini yeterince konuşturmuş. Ama bazı sahneleri izleyiciyi için biraz daha sürükleyici olabilecek bir şekilde düzenleyebilirdi. Böyle bir konu ve malzemeyle yapabileceği ama yapamadığı çok şey var aslında.

Kısacası, kötü sayılmasa da eski versiyonları biraz bilenler için hayal kırıklığı yaratma riski yüksek bir film Fame. Ama eski versiyonları hiç bilmiyorsanız hoşunuza gidebilir. İzleyiciyi çarpacak, klasikleşmeye aday herhangi bir sahnesi olmasa bile.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica