Türk Sineması'nın Doğum Günü Kutlu Olsun posteri

14 kasım Türk sinemasının doğum günü. Sinemamız 95. yılını kutluyor. Bazı tarihçilerimiz 14 kasım 1914 tarihini başlangıç olarak kabul etmemekle beraber, 14 Kasım 1914’de Ayastefanos Abidesi’nin  yıkılışı nedeniyle çekilen film, sinemamızın başlangıç tarihidir. Bu kısa açıklamaya burada biraz ara vererek Osmanlı'da sinemaya bir göz atalım. Sinema ilk kez 22 Aralık 1895’de Paris’te “Grand Cafe” de gösterime giren filmle doğmuştur. Amerika’da ise Thomas Alva Edison’un kinetoskopuyla 15 Nisan 1894 tarihinde başlamıştır. Almanya’da ise Berlin’de Max ve Emil Skladanowsky Kardeşler tarafından 1 Kasım 1895 yılında gerçekleşmiştir. Osmanlı’da ise sarayda yapılan sinematograf gösterisi ise Bertrand isimli Fransız bir genç tarafından gerçekleştirilmiştir. II. Abdülhamit’in kızlarından Ayşe Osmanoğlu’nun bu ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, sinema 1896 yılının sonlarıyla 1897 yılının başlarında önce sarayda başlamıştır. (Giovanni Scognamillo)Hokkabaz Bertrand, sinemayı saraya tanıtmış, Romanya doğumlu  Polonya yahudisi olan bir başka isim Sigmund Weinberg ise sinemayı halka tanıtan kişi olmuştur. Halka ilk gösterilen film, Lumiere Kardeşlerin çektiği “Bir Trenin La ciotat Gar’ına Girişi” (1895) isimli seyredenleri dehşete düşüren bir filmdir. Bakın bu filmi seyreden Ercüment Ekrem Talu filmi nasıl anlatmaktadır.

"Derken ortalık birdenbire karardı. Zifiri karanlık içinde kaldık; korktuk. Elim gayrı ihtiyari ağabeyimin elini aradı; buldum ve bir tehlike karşısında imişim gibi sımsıkı kavradım. Arkamızdaki sıralardan ışıklar fışkırıyordu. Karanlığın vaziyet icabı olduğunu kimse takdir edemediğinden, pencerelere örtülen siyah perdelere itiraz ediyorlardı. O vakitler İstanbul'da elektrik yoktu. Abdülhamit'in vehmi elektriğin memlekete girmesine engel olmuştu. Sinematograf makinesini işletmek ve şeridi aydınlatmak için kullanılan petrol lambalarından intişar eden gaz kokusu da seyircileri ayrıca taciz etmekte idi.Perdenin önüne gelen bir şahıs bu karartının lüzumunu izah etti. Ve hemen onun arkasından gösteri başladı.Avrupa'nın bir yerinde bir istasyon. Bacasından fosur fosur kara dumanlar savuran bir lokomotif, peşinde takılı vagonlarla duruyor. Tren Kalktı. Bittabi sessiz sedasız. Aman yarabbi! Üstümüze doğru geliyor. Zindan gibi salonun içinde kımıldamalar oldu. Trenin perdeden fırlayıp seyircileri çiğnemesinden korkanlar ihtiyaten yerlerini terk ettiler galiba. Hani ya ben de korkmadım değil... Bereket versin ki tren çabuk geçti... gitti."

Halkın sinemaya gösterdiği rağbeti göz önüne alan Weinberg, 1908'de Meşrutiyet'in ilanı üzerine Türkiye'deki ilk sinema olan "Pathe Sineması"nı yaptırdı. Sonradan bu sinema "Şehir Tiyatroları Komedi Bölümü " olarak hizmete devam etti. Bunu Beyoğlu'nda yapılan "Palas Sineması", "Majik Sineması" gibi salonlar izledi. İstanbul yakasında ise Kemal ve Şakir (Seden) beyler, I. Dünya Savaşı'nın çıkmasından az önce 1914'de, "Kemal Bey" ve "Ali Efendi" sinemalarını, Murat ve Cevat Beyler de "Milli Sinema"yı açtılar. Daha sonraları bunu "Elhamra" ve "Opera" sinemaları izledi. İzmir'de açılan ilk sinemalar da 1909'da Kordonboyu'nda yapılan "Pathe Kardeşler" ya da "Kramer Sineması"nı izleyerek, Eski Mahkeme Önü'nde sonradan "İnci" adını alan "Asri Sinema", "Lale Sineması", Beyler Sokağındaki "Milli Sinema" ve daha sonra yapılan "Elhamra" ve "Tayyare" sinemaları ile Kokaryalı (Güzelyalı) ve Karşıyaka'daki sinemalar olmuştur. Ülkemizde çevrilen ilk filmlere gelince; Makedonya asıllı Manaki Kardeşlerin (Yanaki ve Milton) 1907'de başlayarak çektikleri belgesel filmler bir yana bırakılırsa, Türkiye'de bir Türkün çektiği ilk film de bir belge filmidir.

Yurdumuzda ilk filmin çevrilişi, Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşı'na girmesinden sonra başlar. 14 Kasım 1914'de "Ayastefanos'taki (Yeşilköy) Rus anıtının yıkılışı", 150 metrelik ilk Türk Filmi olarak kaydedilmiş oldu. Osmanlı Devletinin  Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın 1915'de Almanya'ya yaptığı bir gezi, yurdumuzda sinema yapımının sürekliliğini sağladı. Paşa İstanbul'a döndüğünde Osmanlı ordusunda da bir sinema kolu kurulmasını emretti. Böylelikle başında Weinberg'in bulunduğu, Fuat Uzkınay’ın yardımcı olarak atandığı bir "Merkez Ordu Sinema Dairesi" kuruldu. Weinberg, savaşla ilgili ve Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgesellerini çekerken, bu ara Enver Paşa'yı ikna edip öykülü uzun film denemesine de girişecektir.

Dönemin en çok tutulan tiyatro oyunu Leblebici Horhor'u Fuat Uzkınay’ın kamerasıyla çekmeye başladıktan bir süre sonra, başrolde oynayan ve Leblebici Horhor'u canlandıran Civanyan  kalp krizi geçirerek hayatını yitirmesi sonucu bu film yarıda kaldı. İkinci öykülü filmi olan Himmet Ağanın İzdivacı'nın ise oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin akıbetine uğradı. Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı'na getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan Himmet Ağanın İzdivacı'nı savaştan sonra (1918) tamamladı.

27 Ağustos 1916'da Osmanlı Devletinin Romanya ile savaşa girmesi üzerine Weinberg bu görevden alındı.  Türk sinemasında 1916-1923 yılları arasında çeşitli konularda sessiz  filmlerin çekilmesine  devam edilmiştir. Bu isimlerden biri de gazeteci  Sedat Simavi dir, Yirmi yaşı9ndaki Simavi'nin yönetmenliğini yaptığı Pençe ve Casus, Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk konulu filmlerdir.  1919 yılında ise sadece iki film çekilir Bunlar; Mürebbiye ve Binnaz’dır.  1921 yılının en önemli yapıtı 22 dakikalık kısa filmiyle Bican Efendi Vekilharç isimli  ilk güldürü filmidir. Bu filmin yönetmeni ve oyuncusu ise tiyatrocu Şadi Fikret Karagözoğlu'dur.  Takvimler 1923 yılını gösterdiğinde,  sinemamızda tiyatrocular devri olarak anılacak olan ve   1939 senesine kadar tek kişi olarak egemenlik kuracak isim Tiyatrocu Muhsin Ertuğrul sahneye çıkacaktır.  Sonraki yıllar tiyatrocular devri kapanacak, sinemacıların geçiş dönemine adımı Faruk Kenç  atacaktır.  1952 yılında Lütfü Akad  “Kanun Namına” filmiyle Türk Sinemasına ilk kilometre taşını koyacaktır. Bundan böyle her sene artan yönetmen ve film sayıları gün  gelir 200 lere 300 lere ulaşır. Taki 1970 yıllarda halkın Televizyonla tanışmasına kadar. Düşen film sayısı karşısında oyuncular ve özellikle yapımcılar zor duruma düşmüş sinema salonları kapanma noktasına gelmiştir. İşte bu noktada seyirci patlamasını sağlamak ve yapımcıların para kazanmasını sağlamak üzere seks filmlerinin çekimlerine ağırlık verilmiş, ucuz bütçeli adı sanı o güne kadar duyulmamış kadın oyuncular, boğaz tokluğuna bu filmlerin kölesi olur hale gelmişlerdir.  Artık Yeşilçam ve Yeşilçam filmleri ve filmciliği bitmiş 12 Eylül’le beraber gelen aşırı sansür, film sayısında düşmelere neden olmuştur. Ancak yeni sinemacılar veya genç sinemacılar kuşağının ortaya çıkmasıyla doksanlı yılların sonlarına ve ikibinli yılların başlarında Türk Sineması yeniden istenilen filmlere ve yetecek sayılara ulaşmayı başarmış olacaktır.  Türk sinemasının başlangıcından günümüze kadar olan süreci, bilgimin elverdiği ölçüde kısa ve öz biçimde kaleme almaya gayret ettim. Bu konuda sinema tarihçilerimizin, yazar ve eleştirmenlerimizin yüzlerce kitabı mevcuttur. Bu kitaplara ilave olarak ben de amatör  bir araştırmacı olarak sinemamıza gereken önemi vererek, beş seneyi bulan bir çalışma sonrasında “Türk Sinema Filmleri Ansiklopedisi” isimli yapıtımı ortaya çıkardım. Bugüne dek çekilen uzun metrajlı film sayısı olan 6550’ye yakın filmlerden, ancak bin adedine  sahip olabildim. Sanırım sinemamızın 100.  doğum günü olan 14 Kasım 2014 tarihine kadar ilaveler, filmler ve düzeltmeler bitecek ve bu dev eseri Türk Sinema Severlerine armağan edeceğim.  Sevgisiz ve sinemasız kalmayalım...

Saygı ve sevgilerimle Yalçın Özgül yalcinozgul@gmail.com

Kaynak : Yalçın Özgül

Son Yorumlar (1)

mega84 25 Kasım 2009 13:16:11

Tebrik ederim, ellerinize sağlık. Güzel bir özet olmuş. Sinemaya verdiğiniz emekler için tekrar teşekkürler...

Yandex.Metrica