Reşat Nuri Güntekin ve Sade Dille Anlattığı Eserleri posteri

1889 da İstanbul`da doğan ve 1956 da Londra da aramızdan ayrılan  Resat Nuri Güntekin önemli roman, öykü ve oyun yazarlarımızdandır. Askeri doktor Nuri Bey'in oğludur. İlk öğrenimini Çanakkale Mektebi İptidaisi`nde gördü; sonra bir buçuk yıl Çanakkale İdadisi`nde, bir süre de İzmir Frereler Okulu`nda okudu; orayı bitirmeden ayrıldı; İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi (1912). Bursa Sultanisi orta kısmı fransızca öğretmenliğine atandı (1913), daha sonra İstanbul`da çeşitli okullarda müdürlük yaptı (1916-1919). Birinci Dünya Savaşı`nın sonlarına rastlayan dönemde yazı hayatına Zaman (1918-1919) gazetesinde tiyatro eleştirileri ( Reşat Nuri Güntekin`in Tiyatro ile İlgili Makaleleri. Hazırlayan Kemal Yavuz, 1976) yazarak başladı. Bu dönemde bazı oyunları oynandı. (Hançer 1920, Eski Rüya 1921, Taş Parçası 1923). Kurtuluş Savaşı sonlarında Vakit gazetesinde bölüm bölüm hazırlanan Çalıkuşu (1922) romanıyla çok geniş bir üne ulaştı. Cumhuriyet`in ilk yıllarında Mahmut Yesari ile birlikte Kelebek adlı bir mizah dergisi çıkardı (1924). Vefa, Kabataş, Galatasaray ve İstanbul Erkek Liseleri`yle, Çamlıca ve Erenköy Kız Liseleri`nde  Türkçe, Edebiyat, Felsefe ve Fenn-i Terbiye (Pedagoji) dersleri okuttu (1919-1931). Milli Eğitim müfettişi oldu (1931-1939), bir ara Çanakkale milletvekilliğine seçildi (1939-1943), daha sonra yine Milli Eğitim başmüfettişi oldu(1947), bu görevdeyken Paris kültür ateşeliğine atandı, emekliye ayrıldı (1954).

Romanları sanat anlayışı bakımından  iki kümeye ayrılabilir:
Duygusal Romanlar: Edebiyat yaşamının ilk dönemindeki yapıtlarında bireylerin duygusal ilişkileri üzerinde durmuş (Çalıkuşu 1922, Dudaktan Kalbe 1923, Akşam Güneşi 1926 gibi), toplumsal ilişkilere hiç değinmemiş ya da bu ilişkileri uzak bir fon olarak ele almıştır. İlk büyük yapıtı olan Çalıkuşu`nun gördüğü geniş ilgi, yazarın uzun bir süre o yola bağlı kalmasına, aynı duygusal havayı sürdürmesine, hatta aynı tipi bir başka çevre içinde tekrarlamasına (Çalıkuşu'nun haşarı kahramanı Feride`ye karşılık Akşam Güneşi`nin aynı yaratılıştaki kahramanı Jülide gibi) yol açmıştır.

Toplumsal Romanlar : Sanat hayatının ikinci döneminde (1928`den sonra) yapıtlarında toplumsal olayları ön plana almış (Yeşil Gece 1928, Yaprak Dökümü 1930, Miskinler Tekkesi 1946 gibi) hatta kimi yapıtlarında daha da ileri giderek savlı roman denemesine girişmiş, roman aracılığı ile belli bir görüşün savunuculuğunu yapmıştır. İlk yapıtlarındaki birtakım özellikler, daha sonra da bazı biçim değişiklikleri içinde kesinlikler, sivrilikler kazanarak ve daha belirgin bir hal alarak sürüp gitmiştir. Sözgelimi, çocuk sevgisi (Çalıkuşu, Acımak, Miskinler Tekkesi), kuşaklar arasındaki anlaşmazlık (Çalıkuşu, Yaprak Dökümü), eğitimin önemi (Çalıkuşu, Yeşil Gece) gibi temalar, başka başka yöntemlerle de olsa, her iki dönemdeki yapıtlarında sık sık ele alınmıştır. Genel tutumuyla batı kültürüne ve edebiyatına bağlı olan yazar, türk roman geleneğine de ilgisiz kalmamış "batılılaşmayı yanlış anlama" temasını bir romanında temel olarak almış (Yaprak Dökümü), bir başka romanını (Damga 1924) Ahmet Mithat`ın Hasan Mellah romanındaki bir olayın, kadının evine giren aşığın yakalanınca sevgilisinin namusunu kurtarmak için kendisini hırsız gibi göstermesi üzerine kurmuştur. Romanlarının başlıca özelliklerinden biri de, kişilerin çoğu zaman tek yönlü oluşlarıdır. İyilik ve kötülük genellikle aynı kişide birleşmez; bunlar ayrı ayrı kişilerle temsil edilir. Yüreği derin bir acıma ve insan sevgisi ile çarpan yazar, kişilerine kıyamaz; o kadarki kötüleri bile büsbütün harcama yoluna pek gitmez. Gerçekçi bir yazar için sakıncalı sayılabilecek bu tutumdan ayrıldığı, yani kişileri gözden çıkarabildiği zaman (Yaprak Dökümü, Tanrı Misafiri) sanat alanında başarıya ulaşmıştır. Yapıtlarını acıma ve sevme temelleri üzerine kurmuş, ilk romanlarında bunu duygusallığa kadar götürmüş, acıma ve korku yoluyla insanları düzeltme amacı gütmüştür. Genel tutumuyla gerçekçi bir yazardır. Romanlarındaki baş kişiler çoğu zaman ülküleştirilmiş insanlar (Çalıkuşu`ndaki  Feride, Yeşil Gece`deki Şahin gibi) olmakla birlikte, bunların çevrelerindeki kişiler birer gözlem sonunda hayattan alınmış kimselerdir. Bütün eserlerini günlük konuşma diliyle süssüz, yapmacıksız bir üslupla kaleme alan yazarın, geniş halk topluluklarına seslenebilmesinin en önemli nedeni de, dilinin duruluğudur.

Eserlerinde konuşma dilinin zenginliğini yansıtan Reşat Nuri Güntekin`in bazı yapıtları sahnelendi, bazı yapıtlarının ise filmleri ve dizileri çekildi.

Sahnelenen yapıtları: Hançer(1920, 1986), Taş Parçası (1924, 1965), Yaprak Dökümü (1943), Tanrıdağı Ziyafeti (1952, 1968), Eski Şarkı (1951), Çalıkuşu (1962, 1963), Sarıpınar 1914/Değirmen (1968).

Sinemaya aktarılan, dizileri çekilen yapıtları:
Ankara Postası : 1928 yılında Muhsin Ertuğrul`un yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını yaptığı, Kuva-i Milliyecilerle çalışan bir kurye ile, sonunda hedefine ulaşan bir "taarruz emri"nin öyküsünü anlatan film, siyah beyaz cekilmis ve 1929 yılında gösterime girmiştir.

Tas parcasi: Birinci Dünya Savaşı başkumandanı Enver Paşa'nın yeğeni  Faruk Kenç, Rusya'dan Türkiye'ye gelen rejisör Madan Espir Şup ile kameraman Martof'un yanında asistanlık yaptı. Daha sonra Almanya'da Bavyera Devlet Fotoğrafçılık Okulu'nu bitirdi. Yurda döndükten bir yıl sonra hem yönetmen, hem de kameraman olarak "Taş Parçası“ filmini çekti. Eserin kısa konusu ise bir gencin üvey annesi hakkında öğrendikleri, onun başka erkekle olan ilişkisini babasına haber vermesi ve gelişen olaylar anlatılmaktadır.

Duvaksız Gelin/ Hülleci: Yönetmenliğini Adolf Körner`in, senaryosunu da Refik Kemal Arduman`ın yazdığı bu film 1942 yılının çekimidir.

Bir Dağ Masalı: 1947 yılında Turgut Demirağ`ın yönetmenliğini yaptığı ve senaryosunu yazıp sinemaya uyarladığı bir film. İlk çevriminde Vahi Öz, Nevin Aypar ve Galip Arcan gibi değerler rol almıştır. Aynı zamanda Turgut Demirağ bu filmle, "Yerli Film Yapanlar Cemiyeti“ en başarılı senaryo ödülünü de almıştır.

Dudaktan Kalbe: Müzisyen Kenan`la çilli yüzlü olduğu için ona Kınalı Yapıncak lakabı taktığı Lamia`nın acılı aşk öyküsünün anlatıldığı bu filmde Kenan rolünde Muzaffer Tema ve Lamia rolünde Mesiha Yelda yer almıştır. 1951 yılındaki bu ilk çevrimin  senaryo ve yönetmenliğini ise Şadan Kamil yapmıştır. Ayni zamanda bu roman 1988 de dizi olarak cevrilmistir. Kınalı Yapıncak Lamia karakterini Lale Başar, Müzisyen Kenan karakterini ise Tarık Tarcan canlandırmıştır. Bu eserin ikinci dizi çevrimi 2007 de yapılmıştır. İki sezon devam etmesi dışında başrollerde Burak Hakkı ve Aslı Tandoğan oynamıştır.

Akşam Güneşi: Kore savaşında çürük raporu alarak hareketli yaşamdan mütevazi yaşama geçen üsteğmen Nazmi ile karısının yeğeni Jülide arasındaki imkansız aşk anlatılmıştır. 1966 yılında çekilmiş olan bu filmde senaryoda farklılıklar da görülse roman arasında yakın bir bağ olduğu kesindir. Yazarın en iyi romanlarından biri olan Akşam Güneşi`nin 1999`da dizi olarak da cevrimi yapılmıştır. Şu andaki tek dizi çeviriminde Jülide`yi Pelin Batu, Nazmi`yi de Serdar Gökhan oynamıştır.

Yaprak Dökümü:  Romanın 1958 yılındaki ilk film çevrimidir. Mütevazi bir yaşam süren Ali Rıza Bey ile yanlış karar ve heveslerle hayatları sırasıyla dramaya dönüşen aile fertleri arasında geçen bu roman filminde başrollerde Hadi Ün, Şaziye Moral ve Göksel Arsoy yer almıştır. Bu roman adı altında 1987`deki ilk dizinin uyarlamasını değerli senarist Bület Oran yapmıştır. Bu dizide başrollerde Tarık Tarcan, Sevtap Parman ve Kerim Afşar oynamıştır. 2006 da eserin ikinci dizi çevrimi yapılmıştır. Bu dizi üç sezon bitirmiş, dördüncü sezonuyla da hala devam etmektedir. Senaryosunda zamanla kısmen değişikliler yapılan bu dizide Halil Ergün, Bennu Yıldırımlar, Deniz Çakır ve Güven Hokna gibi isimler var.

Çalıkuşu: Yazarın en çok tanınmasında pay sahibi olan bu romanın sinema uyarlaması 1966 da yapıldı. Osman Fahir Seden`in yazıp yönettiği filmin kadrosunda Feride rolünde Türkan Şoray, Kamuran rolünde Kartal Tibet ve Munise rolünde de Zeynep Değirmencioğlu yer almıştır.

1986 da dizi olarak çekilen bu romanın konusu: Fransız Dame de Sion lisesini bitirmiş genç bir kız olan Feride, okulda yaramazlıklarından ötürü arkadaşları tarafından Çalıkuşu lakabı almıştır. Okul sonrası teyzesinin oğlu yakışıklı Kamuran ile evlenmeye karar verirler. Evlenmeden önceki gün Feride nişanlısı Kamuran`ın daha önceden başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrenir. Bunun üzerine Feride kaldığı teyzesinin evini terk eder ve tahsiline güvenerek Anadolu`da öğretmenlik yapmaya karar verir. Genç ve güzel oluşu onun için hep problem olmuştur. Daha fazla dedikodu çıkmaması için bir önceki görev yerinde tanıştığı Hayrullah Bey`le evlenirler. Hayrullah Bey onu kızı gibi görür. Feride ayrıca Anadolu`da ki hayatını günlük tutarak kaleme almıştır. Bu defteri bulan Hayrullah Bey ölümüne yakın zamanlarda Kamuran`a mektup hazırlamıştır. İçinde Feride`nin günlüğü de bulunmaktadır. Bu mektubu Kamuran`a götürmesini vasiyet eder. Karısını kaybetmiş Kamuran da hala sevildiğini anlayınca onu bırakmaz ve evlenirler.

Osman Fahir Seden ustanın yazıp yönettiği bu dizinin kadrosunda yeşilçamın bir çok değerli sanatçıları toplanmıştır. Bu vesile ile roman çevrimi özelliği yanında bu dev kadronun bir arada olması bu diziyi çekici ve klasik bir hale sokmuştur.

Değirmen: Yazarın kısa romanlarından birisidir. Osmanlı İmparatorluğu`nun son dönemlerinde bir anadolu ilçesinde deprem sonrasında insanların çıkar amaçlı haksızca davranışları ve bu olaylarla birlikte oluşan gelişmeleri konu alıyor. Yapım yılı 1986 olan filmin yönetmeni Atıf Yılmaz, senaristi Barış Pirhasan ve başrol oyuncusu da Kaymakam Hilmi rolündeki Şener Şen'dir.

Acımak 1985: Reşat Nuri`nin bu romanı, tv de dizi olarak ilk kez yayınlandı. Başlangıçta Zehra öğretmenin geçmişte babası hakkında nefret duygusu ve babasını iyice tanımadan onu kötü bir insan insan olarak bilmesi anlatılmaktadır. Bu sebeple özel yaşamı ve meslek hayatında sert acımasız bir kişilik olmuştur. Babasının ölüm döşeğinde olmasıyla ilk başlarda gitmek istemese de çevresindeki kişilerin de etkisiyle babasının yanına gider. Ama babası ölmüştür. Romanın dönüm noktası da babasından kalan eşyaların içindeki bir günlüğün içeriğidir. Annesinin ve anneannesinin babasına karşı kötü oluşunu bu günlükte öğrenir. Mazide babası hakkındaki kötü zannı yerini acıma duygusuna bırakmıştır. Orhan Aksoy`un yazıp yönettiği filmde Zehra karakterini Ayşegül Aldinç, Zehra`nın babası Mürşit karakterini ise Ediz Hun canlandırmıştır.

Kaynak : Loverman

Son Yorumlar (2)

enigmacuture avatar enigmacuture 01 Şubat 2010 19:24:02

Su gibi yazılmış güzel bir yazı...

Darağacında Üç Fidan avatar Darağacında Üç Fidan 28 Ocak 2010 23:04:01

Normal 0 21 false false false DE X-NONE X-NONE MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normale Tabelle"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin;} Reşat Nuri Güntekin’in pek çok eserini okumuş biri olarak bu güne kadar okumamış olanlara şiddetle tavsiye ederim. Eserlerinin sinemaya aktarılmasına tarafım. Ancak ne var ki bu güzelim eserlerin sayfaları sahnelenerek dizi olması ve eserin özünden ayrılıp, maddi çıkarlar doğrultusunda tabir yerindeyse ‘’ziyan’’ edilmesine pek sıcak baktığım söylenemez. Bu güne kadar eserlerini okumamış daha pek çok insan olduğunu ve yetişen yeni nesillerin de okuyacağını düşürerek bu kadar çarpıtılarak anlatılmamalı.  Okumak isteyen kişi ‘’Ben bunun filmini/dizisini izledim, okumaya gerek yok’’ dememeli. Ama inatla bunu söylettirmek için hızla yol alıyoruz. Lovermanı bu bilgi dolu yazısından ötürü kutlarım

Yandex.Metrica