Quentin Tarantino Vol. 2 posteri

1987 yılında TRUE ROMANCE filminin senaryosunu yazdıktan sonra ilk defa kameralar karşısına geçer. Yıl 1998 ‘ dir. İlk rolü her zaman hayranlık duyduğu Elvis'dir. Bir zamanlar bütün dünyayı kasıp kavuran GOLDEN GIRLS (Altın kızlar) dizisinde uzun favorileri , arkaya doğru taranmış saçları, parıltılı kostümü ve peleriniyle Elvis olup karşımıza çıkmıştır. Kısa bir rol olmasına rağmen ilk defa kameralar karşısındadır. Tabi hemen oracıkta genç kızlarımızı !! kendisine aşık etmeyi başarmıştır.

1989 yılına girildiğinde Tarantino senaryo yazmaya iyice ısınır. Elinde TRUE ROMANCE ‘ın senaryosu dururken bu sefer de NATURAL BORN KILLERS’ı yazmaya başlar. Düşünceleri yine aynıdır. Kendisi yazacak ve kendisi yönetecektir. TRUE ROMANCE için kapı kapı dolaşmış ama bir türlü istediği haberi alamamıştır. NATURAL BORN KILLERS’ı yazarken yine pek ümitli değildir. Bu sefer eğer kendisi çekmeyi başaramaz ise senaryonun haklarını hemen devredecektir. Ama TRUE ROMANCE ‘ın belirsizliği onu biraz daha yavaş çalışmaya iter. 1989 yılının sonuna doğru senaryosu kaba taslak bitmiştir. Ama bir türlü bütününü oluşturamamıştır. 1990 yılında TRUE ROMANCE’ın senaryosunu cüzi bir fiyata August Entertainment şirketine satar. Bu onun için senaryo yazımından gelen ilk kazançtır. NATURAL BORN KILLERS’ı iki yılda bitirir. Senaryosunu yine kendisi filme almak istiyordur. Ama TRUE ROMANCE’da yaşadığı engeller bir kez daha karşısına çıkmıştır. Bunun üstüne 1991 yılında yapımcı Don Murphy ile senaryosu hakkında görüşmelere başlar. Murphy senaryoyu fazla abartılı bulur. Bu yüzden bu teklife pek sıcak bakmaz. Ama daha sonra TRUE ROMANCE’ın rakip şirket tarafından alındığını duyunca bu gence tekrar yönelmeye karar verir. Sonunda Tarantino NATURAL BORN KILLERS’ın haklarını Don Murphy – Jane Hamser çiftine 10.000 dolar karşılığında satar. Bu onun için çok önemlidir. Çünkü yeni yazmaya başladığı bir senaryosu daha vardır. İki senaryosunu sattıktan sonra eline cüzi bir para geçmiş ve yazmakta olduğu yeni senaryosunu kendisinin filme alması için önünde bir engel kalmamıştır. Tabi bu senaryosuna daha sonra geleceğiz. Şimdi kronolojik sıramızdan devam edelim. (aslında Tarantino gibi ordan oraya sıçrıyorum ya neyse...) NATURAL BORN KILLERS’ın haklarını alan Don Murphy-Jane Hamser çifti senaryoyu bir türlü pazarlayamazlar. Hiç kimse bu senaryoya hele ki böyle vahşet yüklü bir öyküye yatırım yapmak istemez. Çift tam umutsuzluğa kapılmaya başlamışken onların yardımına bu sefer Tarantino yetişir. Çünkü dünyada fırtınalar estiren RESERVOIR DOGS filmi ortaya çıkar, Tarantino adını dünya ahiret duyar, böylece çift artık güzel uykular görmeye başlar. Böyle süslü yazmayı pek sevmem ama biraz da hayal gücü katalım değil mi? Aslında şöyle bakacak olursak onlar Tarantino’yu Tarantino da onları kurtarmıştır. Tarantino’nun başarısından sonra onun yazmış olduğu senaryoyu pazarlamak artık çizgi üstünden topu ağlara göndermek kadar kolaydır. (futbol hayatımızın her parçasında diye boşuna söylememişler)

Don Murphy – Jane Hamser çifti senaryoyu filme alması için Tarantino’ya yönelirler. En başta diğer yapımcıların yaptığı gibi ona burun kıvırmışlar ama RESERVOIR DOGS filminin başarısından sonra bu sefer onun peşine düşmüşlerdir. Bir zamanlar senaryolarını kendisi filme çekmek için kapı kapı dolaşan Tarantino gelen bu teklife beklenmedik bir cevap verir. Filmi çekmeyeceğini açıklayan Tarantino belki de geçmişin hıncını bu yolla alır. Çünkü o artık önü açık bir yönetmendir. Geçmişe dönmek yerine ileriye bakmaya karar verir. NATURAL BORN KILLERS için Tarantino’dan hayır yanıtı alınınca bu sefer Oliver Stone’a teklif götürülür. Stone da senaryoyu kendi tarzında çekme şartı ile kabul eder. Bu tarz meselesi ilerde Stone ile Tarantino arasında büyük tartışmalara neden olucaktır. Bu büyük kapışmayı sonraya saklayarak yazımıza hızla devam ediyoruz. Filmin çekimleri 1993 yılının sonuna doğru başlar ve 1994 yılında sinemalara gelir. İsterseniz yine öncelikle filmimizin oyuncu kadrosundan bahsedelim. Bu seferki kahramanlarımız karı-koca . Mickey Knox yani evimizin reisi Woody Harrelson ; Mallory Knox yani evimizin hanımı Juliette Lewis . Hepsi bu kadar mı? Tabii ki hayır. Olayları körükleyen televizyon yapımcısı Wayne Gale karakteri ile Robert Downey Jr., dengesiz polis müdürü Warden Mc Clusky karakteri ile Tommy Lee Jones , kahramanlarımızın daha çok şöhret olmaması için onları mahkemeye çıkmadan temizlemekle görevli polis Jack Scagnetti ile Tom Sizemore ve genelde komedi filmlerinden tanıdığımız Rodney Dangerfield sevimli kızını çok iyi yetiştiren!! baba rolünde. Ve film boyunca ölmek için sıraya girmiş bir çok ismi lazım olmayan vatandaş. Kadro böyle. Peki ya filmin konusu nasıl?

Mickey ve Mallory birbirlerine aşık iki gençtir.Mallory ailesinden hiç de mutlu değildir ve tek amacı evden uzaklaşmaktır. ( bknz. Connie ) Babası tarafından sürekli tacize uğramaktadır ve annesi de bunlara göz yummaktadır.. Kısacası hayat onun için çekilmezdir. Bütün bu karanlığın ortasında onu aydınlatan tek bir şey vardır.O da erkek arkadaşı Mickey’dir. Küçük kuş sonunda evinden uçmaya karar verir. Erkek arkadaşı Mickey ile kaçacaktır. Derler ya tüm sorunları arkada bırakıp gitmek diye. İşte o öyle yapmaz. Önce tüm sorunları ortadan kaldırır. Babasını boğup , annesini yakarak  gönül rahatlığı ile evini terk eder . Kendi küçük dünyalarından sıyrılan çift Amerikan toplumunun hem kabusu hem de kahramanı olurlar. Kabusu olurlar çünkü önlerine çıkan herkesi birer birer öldürürler. Kahraman olmak için gidip Irak’ta esir olan askerleri kurtarmazlar. Sadece işledikleri cinayetler ile basında sürekli ön planda olurlar. Bu durum öyle bir hal alır ki, basın onlar cinayet işlesin diye neredeyse destekler hale gelir. Böyle olunca da halkta onları sürekli takip eder ve iyiden iyiye bu cinayetleri desteklemeye başlar. Arkalarında bıraktıkları cesetlerin ortak noktaları hiçbirisinin olumlu ya da iyi birisi olmamasıdır. Hepsi için söylenecek bir şeyler vardır. Peşlerindeki devleti temsil edenler bile kokuşmuş bir sistemin parçalarıdır. Aslında hepsi Amerikan devletinin kendisinin yansımasıdır. Polis bile toplumdaki diğer pisliklerden farksızdır. Basın mıdır bunları bu kadar yücelten? Kimdir ahlaklı olan!?! Basın mı yoksa katiller mi? Peki halkın hiç mi suçu yoktur? Toplumdaki şiddet neden doğuyor? Her kötülüğün arkasında bir başka kötülük mü yatıyor?

NATURAL BORN KILLERS bütün kanlı sahnelerin arasında toplumsal mesajlar içermekte olan bir film.Eleştirisini bu insanlar niye birilerini öldürüyor diye değil onları bize yansıtan dünyaya yani medya imparatorluğuna ve televizyon egemenliğine getiriyor. Burada yaşananları Amerikan halkı ile genellememek lazım. Çünkü bu bütün dünyanın sorunudur. Medya bütün dünyanın hakimidir ve televizyonda insanlığı ele geçirmiş bir durumdadır. Önemli olan ise onun nasıl kullanıldığıdır. Filmdeki dengesiz kasap çırağı Mickey ve yeni yetme Mallory aslında sadece bir araçtır. Yani ıcebergin görünen tarafı. Görünmeyen tarafı ise koca bir imparatorluktur. Onu bulmayı , onu düşünmeyi biz seyircilere bırakan NATURAL BORN KILLERS bana göre en iyi toplum-medya eleştirisi getiren filmlerden birisidir. Yalnız filmin herkese hitap etmediği de çok açık. Çünkü bu filmle beraber çıkan tartışmalar, kopan yaygaralar nerede ise eleştirmenler ile seyircileri kanlı bıçaklı yapmıştı. Sadece eleştirmenler mi? Filmin yönetmeni Stone ile senaryo yazarı Tarantino’da kanlı bıçaklı kavgaya tutuşmuşlardı. Tarantino filmdeki abartılı tarzı gereksiz bularak senaryosunun çok değiştiğinden ve filmin kendisi ile bir alakası olmadığından yakınır. Ama özünde verilen mesaj Tarantino’nun yazdıklarından filmde kalan tek şeydir. Stone ise bu söylemlere şiddetle karşı çıkar. Ve "filmi kimin kabullenip kabullenmiyeceği benim umurumda değil. Şiddeti abarttığım söyleniyor. Eğer bunu böyle gerçekleştirmeseydim film vermek istediği mesajı bu kadar etkili veremezdi. Senaryo Tarantino'nun olabilir. Ama film benim filmim." Tarantino ise bunlara şu karşılığı verir." TRUE ROMANCE ‘da Tony büyük bir iş yaptı. Benim hikayemi hemen hemen istediğim gibi perdeye yansıttı. Ama Stone benim malzememden yeni bir şeyler çıkarmaya çalıştı. Bunun benimle bir ilgisi yok. Sanırım insanların şunu bilmesi gerekir ki , film ile arama mesafe koydum. Fazla bir şöhret kazanacağımı sanmıyorum,fazla utanç da duymayacağım.Kesinlikle ikisinin de peşinde değilim.Eğer onu sevdiyseniz bu Oliver. Eğer onu sevmediyseniz ,bu yine Olıver."

İşte bu tartışma böyle sürer gider. Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a diyelim ve Olıver Stone’u yaptığı iş için övelim. NATURAL BORN KILLERS Tarantino’nun elinden nasıl çıkardı bilemiyorum ama şunu bütün içtenliğimle söyleyebilirim ki Olıver Stone kendi tarzı ile bu filmi unutulmaz kılıyor. Nasıl bazı yönetmenler kendi tarzları ile anılıyor ise Stone’nun filmleri de bence başlı başına bir ekol. Bir Scorsese gibi bir Kubrıck gibi bir Lynch gibi kendi tarzını yaratan bir kaç yönetmenden birisi. Hiç yerinde durmayan hareketli kamerası, aralara serpiştirdiği flashbackleri, yakın plan çekimleri ve kendisine haz çekim teknikleri ile perdede gördüğünüz bir filmini hemen diğerlerinden ayırt edebilirsiniz. İşte bir Stone filmi!!! NATURAL BORN KILLERS’da her şeyiyle bir Stone filmi.Kimi zaman siyah beyaz çekimler,aralara giren flashbackler,Çizgi filmden oluşan kereler, hareketli kamera görüntüleri, yakın plan çekimleri yani her şeyiyle ama herşeyiyle bir Stone filmi. Bu film hiçbir zaman ikisinin adıyla anılmadı. Ya bir Stone filmi denildi ya da bir Tarantino . Böyle olunca da bu iki ustayı yan yana anmak hiç kimsenin aklına gelmedi.
 
Şimdi Tarantino’ya geri dönelim bakalım. Bu arada Connie neler yapıyor merak ediyor musunuz? Evet Connie’yi en son Los Angeles’da Curt Zastoupil ile evlenmiş olarak bırakmıştık. Aradığı sevgiyi yine bulamayan Connie, Curt Zastoupil ile yollarını ayırır. Bu arada diğer ilginç olan ise Tarantino’nun öz babasını hiç arayıp sormamasıdır. Ama Zastoupil ile annesi ayrılmasına rağmen arkadaşlıklarını sürdürecektir. Öyle ki ilerde çekeceği PULP FICTION filminde ki Jimmy karakteri’ni (kendisi oynamıştı) Zastoupil’in gerçek akrabalarından esinlenerek yazmıştır. Ve çektiği filmlerin müziklerini belirlemeden önce Zastoupil’ın plak arşivinden yararlanmayı adet haline getirmiştir. Connie daha sonra Jan Bohusch ile evlenir. Bu daha ileri bir zamanda gerçekleşiyordu. Ama Connie konusunu artık burada bağlayayım diye hemen sıkıştıra vereyim dedim. Ha!! Unutmadan. Connie tabii ki Jan Bohusch’dan da ayrılıyor. "Eh artık!! Dahası var mı?" dediğinizi duyar gibiyim. Ama bu son oluyor.

Tarantino, TRUE ROMANCE ve NATURAL BORN KILLERS’ın senaryo haklarını satmasıyla eline otuz bin dolar civarında bir para geçer. Her şeyden önemlisi yazmakta olduğu yeni bir senaryosu vardır. Amacı bu senaryoyu kendisi filme alacak ve bütün masraflarını kendisi üstlenecektir. Bir soygun olayından sonra gelişen olayları anlatan hikaye Tarantino’nun kendisini ispatlaması için yakaladığı en büyük fırsat olacaktır. Artık kararlıdır. Bu senaryosunu kendisi filme alacaktır. Kaybeden insanların öyküsünü anlattığı senaryoya ilginç bir isim bulmuştur. RESERVOIR DOGS (Rezarvuar Köpekleri) Soygun filmleri konusunda çok dolu olan Tarantino bu konuda inanılmaz bir malzemeye sahiptir. Çünkü geçmişten gelen bir film birikimi vardır. Yapması gereken puzzle gibi olan bölümleri bir parçaya toplamasıdır. Senaryosunu bitirdiğinde filmi aklında şu vardır. Filmin maliyeti otuz bin dolar olacak,ucuza getirmek için siyah beyaz çekecek, casting ücreti ödememek için kendi dostlarını oynatacaktır.Bütün planlarını bunun üstüne yapan Tarantino’nun karşısana Lawrence Bender çıkar. Bir arkadaşı vasıtasıyla tanıştığı bu adamı karşına resmen tanrı çıkarmıştır. Senaryoyu okuyan Bender , çok etkilenir ve bu iş için para bulmayı teklif eder. Tarantino bu iş için çok heveslidir. Daha önce iki senaryosunu istemese de satmak durumunda kalmıştır. Bu yüzden senaryonun satılık olmadığını Bender’a söyler. Bu konu hakkında düşünmesi içinde ona iki hafta verir.Şartları açıktır. Bu sefer senaryo falan satmayacak filmi kendisi çekecektir. Bender da Tarantino’nun kararlılığından çok etkilenir ve onun için finans çalışmaları yapmaya başlar. İlk önve Harvey Keitel ile irtibata geçer. Bu yetenekli gençten bahseder ve senaryoyu ona gönderir. Keitel senaryoyu okur okumaz Tarantino’yu arar ve finansal her türlü sorunu kendisinin halledeceğini söyler.Ama onun da bir şartı vardır. İlk filmini çekecek olan bu adamın filminde kendisi de oynayacaktır. Bu teklif Tarantino için inanılmazdır. Çünkü çocukluğunda hayranlıkla seyrettiği büyük bir yıldız hem filmini çekeceğini hem de oynayacağını söylemektedir. Bu bir rüya değildir.

Keitel senaryoyu Monte Hellman’a gönderir. O da Live Entertainment şirketi ile temasa geçerek Richard Gladstein’e ulaştırır. Yalnız senaryo oradan oraya gitmesine rağmen altında hep şu ibare vardır. Filmi Tarantino çekecektir. Gladstein de buna okey verince artık filmin çekilmesi için bütün engeller ortadan kalkmış olur. Tarantino filmdeki bütün kareleri kafasında toplamıştır. Şimdi sıra onları görüntülere dönüştürmeye gelmiştir.. Filmde oynamayı şart koşan Keitel’a Mr. White rolünü verir. Bu rolü esasında amcası Pete için yazmıştır. Sadece amcası Pete değildir düşündüğü kişiler. Arkadaşları,eskiden çalıştığı video dükkanının sahibini hatta sürekli alış veriş yaptığı marketteki reyon sorumlusu çocuğu bile bu filmde oynatmayı planlamıştır. Ama artık herhangi bir finans problemi olmadığına göre profesyonellerle çalışabilecektir.Bir ilk film için inanılmaz şanslıdır. Oyuncu seçimlerini kullanırken yetenekli ama arka planda görülen oyuncuları düşünür. Çok göz önünde olan oyuncularla yapılmış bir film de beklentilerin fazla olacağını düşünen Tarantino bu riske girmek istemez. Çünkü daha ilk filminde olumsuz karşılanmak istemez. Kendisine ve senaryosuna çok güvenmektedir ama ilk film için risk almayı göze alamaz. Keitel’ın yardımıyla oyuncu kadrosuna Steve Buscemi de dahil olur. Buscemi daha çok düşük bütçeli Indıe filmlerinde oynayan bir aktördür ve sadece bu tarz film meraklılarının tanıdığı bir isimdir. Tam anlamıyla Tarantino’nun aradığı bir oyuncudur. Buscemi’ye Mr.Pink rolü düşmüştür. Kadro çalışmaları hızla sürmektedir. 80’li yıllarda B filmler olarak tanımlayabileceğimiz polisiye filmlerde oynayan Michael Madsen kadroya katılır. Mr. Blonde rolü ona verilir. 50’li yıllarda tanınmış bir aktör olan Lawrence Tıerney ise Tarantino’nun yakından takip ettiği bir aktördür.Uzun süredir film çevirmemiş olan Tierney’i de kadroya hiç düşünmeden dahil eder. Soygunu düzenleyen Joe Cabot rolüyle Tierney eski günlerinde ki gibi sert bir karakteri çizer.Bir türlü kardeşinin yakaladığı başarıyı yakalayamamış olan Chris Penn de Nice Guy Eddie rolüyle sinema tarihinin en iyi karelerinden birisinin içinde yer alır. Belki de kadroda Keitel dışında en tanınmış olan oyuncu Tim Roth’du.Soyguncuların içine sızmış olan bir polisi canlandıran Roth, namı değer Mr. Orange ya da Freddy de diyebiliriz onun ününe ün kattı.Yine B filmlerinin gizli kahramanlarından Eddie Bunker da Mr. Blue rolüyle bu büyük filmde kendisine yer buluyordu. Tarantino’nun oyunculuk hayallerinden bahsetmiştim. İşte karşınızda Tarantino !! Mr. Brown ile nasıl öldüğünü bir türlü anlayamadığım bir rolle karşımıza çıkıyor.Böylece Tarantino ilk filmini hem yazıyor hem oynuyor hem de yönetiyordu. İlk filmini gerçekleştiren birisi için gerçekten gurur verici bir durum.

Gelelim filmimizin konusuna. Joe Cabot bir mücevher soygunu planlamış ve bu iş için birbirlerini tanımayan altı kişi seçmiştir. Hiç kimse birbiri hakkında bir bilgiye sahip değildir. Her birine renk isimlerinden oluşan bir kod adı verir. Plan bir mücevher dükkanının soyulması ve soygundan sonra bir depoda toplanılmasıdır. Ama soygun beklenildiği gibi başarılı olmaz. Polisler onlara pusu kurmuş bir şekilde beklemektedir. Olay yerinden sağ kurtulanlar birer birer depoya gelmeye başlarlar. Oyuna getirildiklerini anlayan soyguncular aralarında bir ihbarcının olduğundan şüphelenirler ve gerçeği ortaya çıkarmaya çalışırlar.

RESERVOIR DOGS filmi ihanet, güven ve sadakat kavramları üstüne kurulmuş, insanı içine çeken  çok etkili bir film . Tarantino’nun soygun sahnesi olmadan çektiği bu soygun filmi vahşeti olabildiğince (aslında vahşet dememek lazım gerçekliği dememiz daha uygun olacak) saf haliyle perdeye getiriyor. İlginç karakterlerin onları daha da ilginç kılan diyalogları profesyonel suçluları sanki filozof havasına büründürüyor. Özellikle de unutulmaz finaliyle adeta sinema dünyasında yeni bir dönemin kapısını açıyordu. Eskiden gangster filmleri diye adlandırılan filmler bundan sonra Tarantinovari diye adlandırılmaya başlanıyordu. Tarantino adeta yeni bir akım başlatmıştı. 1992’den sonra kara film örneklerinde adeta patlama olmuş ve bir çok kara film örneği türemeye başlamıştı.Çoğu bu izden gitmeye çalışsa da çok iyi örneklerin yanında inanılmaz kötüleri de sahneye çıkıyordu. İyi diyebileceğimiz bu filmlerden bazılarına örnek vermek gerekirse THE USUAL SUSPECTS , THINGS TO DO IN DENVER WHEN YOU’RE DEAD, ASSASSSINS, TIC-TAC gibi filmler bu filmin izinden gidenler. Bu film hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki onları da yazmaya başlarsak sayfalar yetmeyecek. İyisi ben şöyle bir çırpıda bahsedeyim. Tarantino öncelikle bu filmle şunu kanıtladı. Kendisi gerçekten mükemmel bir senaryo yazarı ve mükemmel bir yönetmendir. Haa!! Ayrıca kendisinin ne kadar kötü bir oyuncu olduğunu da ilk bu filmle öğrendik.(belki bir çoğunuz bu fikre katılmayabilir ama bence öyle ) 1992 yılında katıldığı Sundance Film Festivali’nde en iyi ikinci film ödülünü aldığına şahit olduk..Ayrıca, sinemaskop olarak çektiği filmi normal formatta gösteren makiniste herkesin içinde ana avrat küfrederek aynen filmindeki karakterler kadar asabi olduğunu görmüş olduk. Yetmedi 1992 yılı Cannes film festivalinde de gösterilme şansı buldu. (Hem de sinemaskop formatta) Filmdeki aşırı şiddet sahnelerini eleştirenlere unutamayacakları bir cevap verdi. “İnsanlar bunun hakkında sanki bu güne kadar yapılmış en fazla şiddet içeren filmmiş gibi konuşuyorlar. Öyle bir film yapsaydım umursamazdım ama bu ülkede en azından bir videocuya gitseniz , korku filmleri bölümünde on tane film aldığınızda , içlerinden dokuzunda bundan daha fazla şiddet içeriği çıkacaktır. Brain De Palma’nın dediği gibi, iş şiddet ve sekse gelince, iyi bir iş yaptığın için cezalandırılıyorsun.” Şiddet hakkındaki düşüncelerinden bir diğeri de şudur: "Sinemada şiddet mi? Bir arabayı havaya uçarken izlemek park ederken seyretmekten daha ilginç."

RESERVOIR DOGS öyle bir başarı yakalamıştı ki bir anda bütün gözler bu adama dönmüştü. Kimdi bu herif? Öylece çıka gelmiş ve bütün dünyada yaygaralar koparmıştı. Yaptığı film belki çok sıradan duruyordu. Ama filmdeki anlatım tarzı ile izleyenleri allak bullak etmesini biliyordu. Filmi sinemaskop olarak çekmesindeki en büyük etken filme bir genişlik kazandırmak içindi. Bunda da eskiden seyrettiği karate filmlerinin büyük bir katkısı vardı. Eskinin bütün dövüş filmlerini hep sinemaskop olarak seyretmişti.Daha sonra çekeceği PULP FICTION filminde de bu formatı deneyecekti.

Son bir bilgi; RESERVOIR DOGS filminde Madonna’nın Like A Virgin şarkısı için uzun uzun geyikler çeviren kahramanlarımıza Madonna’dan cevap gelir. Tarantino’ya EROTICA adlı kitabını imzalayan Madonna kapağına şöyle yazar. "Sevgili Quentin,o aşk hakkında,yar*k hakkında değil. Sevgilerimle Madonna."

Kaynak : Tamer Erçığ

Son Yorumlar (2)

Taranta Babu avatar Taranta Babu 16 Şubat 2010 21:48:02

Yazinizin bu bölümünü de severek okudum. 3.bölümünü merakla bekliyorum. Bölümlerin arasindaki zamanin kisa olmasi cok güzel. Baska yazilarinizida okumak isterim.

kizilprenses avatar kizilprenses 16 Şubat 2010 17:26:02

Elinize sağlık Tamer Bey; yazılarınzın devamlı olmasını diliyorum.

Yandex.Metrica