Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Sinemaya gereken ehemmiyeti veriniz

5 Temmuz 2010 00:00

1800 yılların baş döndürücü keşif ve icatları, insanlık için oldukça önemli gelişmelerle asırların getirdiği monotonluktan kurtulmuş, üretici ve geliştirici toplumlar oluşmasını  sağlamıştır. Elektrik, aydınlanma araçları, buharlı taşıma araçları, motorlu motorsuz, karadan, denizden ve havadan gidebilen taşıtlar, hareketsiz ve hareketli fotoğrafın keşfi vb. elektronik devirin başlaması bu günkü  teknolojinin temelini oluşturmuştur. Ulus kültürlerinin gelişip aşama kaydetmesi de bu keşifler ve icatlar sayesindedir.

Özellikle hareketli fotoğrafın keşfi, yani sinemanın keşfi bize, yaşadığımız evreni ve evrenleri tanıma ve tanıtmanın ötesinde yakınlaştırmış, yönlendirici ve öğretici olmuştur. Sinema, 28 aralık 1895 yılında ilk çekimi yapılan ve Paris CAPUCİNES Bulvarındaki Grand Cafenin egzotik dekorlu bodrum katında, fotoğraf ve resim sanatçısı ANTOINE LUMIERE'nin oğulları AGUST ve LOIS'nin buluşları olan SİNEMATOGRAF'ın ilk gösterisi gerçekleşmiştir. Toplam 55 saniye süren, (L'Arrivée d'un Train à la Ciotat) "Bir Trenin LA CİOCAT Garına girişi" adlı bu film, ilk izlencesinde izleyenleri koltukların altına saklanmalarına neden olacak kadar etkiliydi. Bu serüven, insanların olağanüstü ilgisi ile bugünkü durumuna gelerek, her geçen gün içinde daha da ileri boyutu hedefleyip doyumsuz bir sanat kaynağına dönüşmüştür.

Başladığı yıllardan bu yana çeşitli aşamalardan geçerken, zaman içinde çeşitli zorluklarla karşılaşmış, savaşlar görmüş, bir çok felaketlerle karşılaşmış yine de gelişmesini hiçbir zaman arka plana atmamıştır. Sinema, insanı öyle bir bağ içine almıştır ki hiçbir güç bunu, insandan ayıramamıştır. Sinemanın  önemini kavramak kolay olmamıştır. Hareketli görüntüler eğlence olmaktan çıktığında insanlar, tıpkı bir öykü, bir roman gibi ana fikir içeren,  görmedikleri ve bilmediklerini anlatan boyutunu da kavramıştır.

İlk gösterimi yapılmasından bu yana genellikle eğlence olarak algılanan sinema, bir çok uluslardan çok önce ülkemize gelmiştir. Ülkemiz adına büyük devlet adamı, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından sinemaya dikkat çekerek, geleceği görme özelliği ile sinemanın olağanüstü bir icat olduğunu hemen kavramış, kültür görevlilerine, ulusa, devlet adamlarına tarihe geçen şu sözleri emretmiştir. "SİNEMAYA GEREKEN EHEMMİYETİ (önemi) VERİNİZ!"
 
SİNEMA GELECEKTEKİ DÜNYANIN BİR DÖNÜM NOKTASIDIR. ŞİMDİ BİZE BASİT BİR EĞLENCE GİBİ GELEN, EĞLENCE OLAN RADYO VE SİNEMA, BİR ÇEYREK ASRA KALMADAN YERYÜZÜNÜN ÇEHRESİNİ DEĞİŞTİRECEK, JAPONYA'DAKİ KADIN, AMERİKA'DAKİ ZENCİ VE ESKİMO'NUN NE DEDİĞİNİ ANLAYACAKTIR. TEK VE BİRLEŞİK BİR DÜNYAYI HAZIRLAMAK SİNEMA VE RADYONUN KEŞFİNİN YANINDA TARİHTE DEVİRLER AÇAN MATBAA, BARUT, AMERİKA'NIN KEŞFİ GİBİ OLAYLAR, OYUNCAK NİSBETİNDE KALACAKTIR. (1934)
 
O yıllardan bu güne çeşitli aşamalardan geçen sinemamız, kimi zaman çeşitli zorluklarla, kimi zaman da değerli yapıtlarla, hala sözü edilen çok önemli filmleri de üretmesini bilmiştir. Değişen dünya şartlarından Sinemamız da olumsuz etkilenmiş, izleyicisinden uzak konuma gelmiştir. Zaman zaman devletten alınan az da olsa parasal destekler ya da kişisel çabalar sonucu sinemamız, ayakta kalmayı  başarmıştır. Özellikle son yıllarda üretilen filmler, uluslar arası konumda "ses" getirir olmuşlardır.

Özetle; sinemamızın bu güne gelişi ile ilgili söylediklerimizden sonra, asıl söylememiz gerekli konulardan söz etmemiz gerekmektedir. Dünya genelinde, Amerika sinemasının ısrarla boy gösterdiği gerçeği, gösterimi üstlenen ülke insanlarının ister istemez etkilenmesine neden olmuştur. Zaman içinde ülkeler, sinemaya yatkınlıklarını keşfetmiş ve kendi ülke insanlarını anlatan yapıtlarla izleyicisinin karşısına çıkmıştır. Sinema eğitiminin de katkılarıyla ülke insanları, sorunlarının ötesinde kendi sinemasal yapıtlarını da oluşturmuşlardır. Genelde ülkelerin, kendi ulusal dili gelişmiş ve bunu yapıtlarına yansıtmışlardır.

Ülkemizde sinemanın oluşumundan bu yana teknik yetersizlikler de içinde olarak, belli bir sinema dili oluşturulamamasına rağmen, bazı önemli yönetmenlerimizin, çok önemli yapıtları, sinemamızın klasikleri arasına girmiştir. Örneğin; ÜÇ ARKADAŞ (Memduh Ün), TAHTA ÇANAKLAR (Lale Oraloğlu), SEVMEK ZAMANI (Metin Erksan), BİR TÜRKE GÖNÜL VERDİM (Halit Refiğ), YOL (Şerif Gören), SUSUZ YAZ (Metin Erksan), genç yönetmenlerden Nuri Bilge Ceylan ve Semih Kaplanoğlu gibi. İsmini sayamadığımız diğer yönetmenlerimizin de ülke sinemasının gelişimi  adına,  bu türdeki katkıları takdirle karşılanmıştır.

Ülkeler aralarında, kendi kültürleri, örf ve gelenekleri ile ayrışırlar. Ülke olma özelliğini taşırlar. Sinemacılarımızın da ülkemiz gerçekleri ve özellikleri doğrultusunda yapıtlar üretmeleri kaçınılmaz gerçek olarak algılanmış ne yazık ki bu algılanış Ülke hudutları dışına çıkılamadığından kendi içsel sınırları içinde kalmıştır. Sinemamız bu zamana kadar sorumluluk anlayışını ön plana çıkarıp bunları yapılabilmiş midir onu sorgulamamız gerekmektedir. Bir Fransız Sineması, İtalyan sineması, Macar sineması, İran sineması ve sayabileceğimiz pek çok ülke sineması dünyanın önde gelen sinemaları arasına girmişlerdir. Türk sineması var mıdır? Yani Türk sineması, Ülke sineması anlayışı içinde değerlendirilebilir mi? Hayır. Ama umutsuz da değildir. Bazı siyasal çıkarları ve onların getirdiği sorunların üstesinden gelindiğinde bu gerçekleşecektir.

Yıllardır Sinemamız sansür denilen işkencenin pençesinde kıvrandırılırmış, bu nu yapanların oldukça bilinçsiz ve sözde ülke menfaatlerini koruma adına pek çok önemli girişim yapan yapıtların gerçekleşmemesini sağlamışlardır. Bu öylesine yozlaşmıştır ki artık alay konusu bile olabilecek düzeye kadar inmiştir. Ayrıca film yapmak isteyenleri de (sabıkasız suça) itmiştir. Yapımcı sansüre başka senaryo, sinemada gösterime başka senaryodan çekilen filmleri sunmuşlardır. Bir de gelişigüzel, sansürlemeler olmuştur ki bazı filmlerimiz ne yazık ki uzun yıllar çekildikleri halde izleyici karşısına çıkamamıştır. Yılmaz Güney'in "UMUT" filmi sansüre takılan önemli filmler içindedir. Yine Yılmaz Güney'in "YOL" filmi de sansür gazabına uğramış ve ülkede gösterimi yasaklanmış ancak yıllar sonra Ülkemiz sinemalarında gösterilir olmuşlardır. Buna çok örnek verebiliriz. Tv için yapılan, önemli bir yazarımızın (Kemal Tahir) bir yapıtı bu kez de resmi kurul sansürüne takılmış hatta negatiflerinin yakıldığı bile ortaya atılmıştır. Yönetmenliğini geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz büyük sinemacı, yazar ve düşünür, ustam "HALİT REFİĞ"in üstlendiği bu görkemli yapıt, yıllar sonrasında gün ışığına çıkartılarak ancak gösterime sunulmuştur.

Ülkemiz çok kültürlülük içinde bir mozaik olmasına karşın, Sinemasal-Sanatsal işlev yerine zaman zaman siyasal boyutu ile karmaşık bir işlev yaparak Türk sineması adına işlevsizlik örnekleri vermişlerdir. Tek tek bu filmleri analiz ettiğimizde genelinin filmsel boyut ve anlatım olarak geçmişe oranla daha da ön plana geçtiğini görmemiz mümkündür. Bu arada gelişen teknolojinin ve filmsel anlayışın, filmsel tekniğin de kullanılmaya çalışılması, yapıtları daha bir değerli kılmaya yeterli olmamaktadır. Sinema eğitimimin de yetersizliğinden, deneme yanılma biçimi içinde filmler, yönetmenlerin kendi içsel sorunlarının yansıtıldığı bir arenaya dönüşmektedir.

Oysa sinemanın insanı insana insanla anlatıldığını düşündüğümüzde, yapılacak filmlerin, yansıtılacak sorumluluğunu kavramamız gerektiği  şeklinde ortaya çıkacaktır. Bunu da Ülkemizin tüm dünya ülkelerinin üzerinde bir kültür zenginliği içinde olması, filmlere yansıması, anlatım ve görsel tekniğin karakter yapımıza uygun olması ile gerçekleştirebiliriz. Bunu gerçekleştirecek ortak fikirde anlaşmamızla bu, mümkün olur düşüncesindeyim.

Öncelikle bilgilenmek gerekir. Şimdilerde, Eski-Yeni sinemacı kompleksini ve psikolojik savaşını geride bırakıp, eskilerin deneyimi ve bilgilerinden yararlanmakla bu oluşun, önemli halkalarından biri olduğunu gösterecektir bizlere. Biliyorum ki bu kaynaşma, sinemamızın, çok daha etkin biçimde ileri gitmesini sağlayacaktır. Gerçi sürekli öğütülen un gibi diziler Tv lerde boy göstermektedir. Bu değirmenin suyu da artık bulanmıştır. Sanat ve insan adına bir takım gariplikleri izleyici istiyor diye sorumsuzca gösteremeyiz. İzleyici istiyor diye seviyesizliğe imza atamayız. Seyirci istiyor diye Güzelim Türkçe' mizi dejenere ve deforme etme hakkına sahip değiliz, bunu yapamayız. Genel ahlak ve genç kuşaklara örnek olacak saygısız yaklaşımlar sergileyemeyiz. Bunu, sözde sanat adına ya da izleyici istiyor diye, ya da reyting böyle istiyor, hangi yapıtın reytingi fazlaysa o iyi yapıttır, diye algılayamayız ve bunun arkasından gidemeyiz. Çünkü bu, sorumsuzca, çok basit düşünce ürünü olarak insanlara, saygısızca yaklaşmak demek olur ki bu saygısızlığı da yapamayız.

Artık bu değirmenin, öğüttüğü faktörün insan olduğunu anlamasının da zamanı gelmiştir. Önce insana istediğini, istediği biçimde değil, verilmesi gerekli biçimde vermeyi düşünmek durumundayız. Şunu da bilmeliyiz ki insanımız hala bir Kemal Sunal filmlerine gülüyor ve onu defalarca izlemekten mutlu oluyorsa, düşünmemiz gereken çok şey var demektir. Şimdikilerin, hala eski diye vasıflandırdıkları Siyah Beyaz çekilmiş filmlerin halk tarafından izleniyor olmasının da nedenlerini düşünmenin artık zamanıdır.

Artık dünyaya açılmanın zamanıdır. Bunun şimdiki örneğini başarı ile sürdüren NURİ BİLGE CEYLAN'a da sonsuz teşekkürler. Ülkemiz ve ülkemiz sinemasına verilen ve verilecek önem adına.



Yıldırım Yanılmaz

14 Temmuz 2010 21:04

Sevgili Bülent;Benimle ilgili övgülerini hak ettiğimi sanıyorum.Sen ki özü sözü doğru, bilgili ve iyi bir yönetmensin. Teşekkür ediyorum.

Benimle ilgili yorum yapan arkadaşlara da onları incitmeden yanıt veriyorum. Burada önemli olan düşünce  ve fikirlerin özgürce söylenebilmesidir.Her kese saygım sonsuz.Sinema ve Sanat adına yapılan her eleştiriye açığım. eleştiren de eleştirmeyen de sağ olsun.

Şunu söylemeden edemeyeceğim.Ben Yeşilçam' la kariyer yaptım.üçüncü diplomamı da Yeşilçamdan aldım.Sinema Yeşilçamdır.Elbet bir gün bu anlaşılacak, ve kutsal  saygınlığını yine koruyacaktır.Tekrar teşekkürler yorumun için.Sevgilerimle.

Cevap Yaz

Yuxel1907

14 Temmuz 2010 01:44

Sevgili dost, yani sana göre binanın asıl sahibi yapan ameledir, mühendisin ve mimarın anlamı yoktur.. Ayrıca, iyi yemekten anlamak için iyi yemek yapabilmek mi gerekir? Biraz düşünsen..

Bir de senin mantığına göre Yıldırım Yanılmaz bey, sadece film yapsın degil mi,hani üretime göre böyle bir hak doğuyormuş ya.. Ayrıca sana göre Yıldırım Yanılmaz, benim kadar analiz yapamadığına göre bu işe kadar kalkmasın..

Ah bizim bu ezberci, sorgulamadan uzak eğitim sistemimiz ahh...  Ama hiç mi okumazsınız, araştırmazsınız, neden analitik düşünerek inkişaf etmeyi akıl etmezsiniz.. Allah cümlemize akıl fikir ihsan etsin, sinemamızın neden sektörel bir yapıya kavuşmadığı belli..

Ayrıca, sektörün tam içinden değilim ama  tamamen uzak biri de degilim dostum, setlerde, stüdyolarda, kurgularda çok bulundum. Ekrandan, perdeden bizlere şirin gelen pek çok kişinin ciğerini de iyi bilirim merak etmeyin. Ama belirtmek istediğim şey; kim az biliyor kim çok biliyor değil.. Analiz olgusunun skolastik bir yapıda olmaması gerekliliği, Allah ihtiyacı olan akıl-fikir, ihtiyacı olana izan versin.. Selametle..

Yüksel..

Cevap Yaz

kamerastop

13 Temmuz 2010 23:22

Sinema yönetmeni, tiyatro yönetmeni, aktör, Türkiye tiyatrosunun ortaoyunundaki belki de son bilir kişi Yıldırım Yanılmaz. Benim hayatım boyunca tanışmaktan mutlu olduğum ender insanlardan biri. Bir insanın söylediklerini, yaptıklarını eleştirmeden önce o insanı iyi tanımak gerekir. Ezbere, bilmeden yapılan eleştiriler bana göre kötü niyet içerir. Hayatımda en gurur duyduğum şey yeşilçamlı, olmaktır, benim en büyük düşmanlarımda yeşilçam düşmanlarıdır, ey yeşilçam düşmanları buradan size meydan okuyorum, ben en koyu yeşilçamlıyım, yeşilçam sevdalısıyım, oranın insanları bir takım ambargolarla şimdilik geriye atmış olabilirsiniz, yeşilçam bir kültürdür, yeşilçam saygının sevginin harman olduğu nadide bir topraktır, sizin topraklarımızı kirletmenize izin vermeyeceğiz, bizim değerlerimize saldırdıkça aslanlar gibi dikileceğiz karşınıza. Çevresinde her türlü ırza geçilmeye tahammül edenler bir yeşilçam emekçisinin yazdığına tahammül edemiyorsa, onlara o ukalalığını yüzüne vurmaktan kaçınmayacağız. Yıldırım Yanılmaz gibi değerler kolay gelmez, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, söyle ürettiğini bende konuşayım üzerine, saygılar.

Cevap Yaz

Yuxel1907

13 Temmuz 2010 18:56

Turgut bey, yazdıklarını okuyunca gülmek geldi içimden, yazdıklarımı okudunuz mu? Hem merak etmeyin Yeşilçam'ın düşmana hiç ihtiyacı yok..

Yıldırım bey, 20 yıl sonra benim bu olgunluğa ulaşabileceği söylemişiniz.. Ama bu 20 yıl rasyonel midir? Mesela; 1960-1979 ylları arasındaki sinemanın 20 yılı, 1990-2009 arasındaki 20 yıla denk midir (1990-1999 arasındaki 10 yılın boş olduğuna da vurgu yapmak isterim). Yıldırım bey, biraz tarih okuyun, biraz felesefe okuyun ve uzmanlarından da analiz nasıl yapılır öğrenir, sinemaya cok emek bermiş olmanız sizin iyi analiz yapacağınız anlamına gelmez. Analizin bir metodolojisi vardır, bu konuda biraz bilgi edindikten sonra sizinle daha rahat konuşabiliriz. Sizede bilgili, sağlıklı, huzurlu ve mutlu günler diliyorum. Selametle..

Yüksel..

Cevap Yaz

turgut1955

13 Temmuz 2010 08:59

yuxel1907..arkadaş  siz de biraz  yeşilçam sinemacılarına  karşı  yeşilçam  düşmanlığı var  her yorumunuzda  yeşilçamın sinemacılarına  dokunmadan  geçemiyorsun  bunu unutmayın sinema varsa  yine  yeşilçamın  sinema   emekçilerin  kurduğu sinemadır  ...yıldırım  yanılmaz  .Türk sinemasina  yapımları.   olan  yönetmen  Ayrıca  sinema okularında  hocalık  yapan  yönetmen  Ayrıca size  yakıştıramadım...bu sözleri  palavralardan  uzak  günler dileğiyle ...bu sözler size yakışıyormu.... yinede  saygılarımla..

Cevap Yaz

Yıldırım Yanılmaz

12 Temmuz 2010 23:45

Sevgili Turgut bey;

Sanırım bir yanlışlık yapmışım,Sizin için yaptığım yorumu Kadir beolarak başlatmışım.Özür diler yanlışımın kusuruna bakmayınız.

Cevap Yaz

Yıldırım Yanılmaz

12 Temmuz 2010 23:36

Sevgili Yüksel;Umarım seninle, eğer ömrüm yeterse, 20 yıl sonra konuşmak isterim. Çünkü ancak o zaman bilinçli  ve olgun olabilirsin.Yine de benimle beni anlamadan, beni bilmeden, figür ve figüran kelimlerini karıştıramayacak kadar akademik olduğumu kavramadan yaptığın yorumlara, sadece gülümsüyorum.Sana yaşamın boyunca bilgili,sağlıklı,huzurlu ve mutlu günler diliyorum.

Yıldırım Yanılmaz

Cevap Yaz

Yuxel1907

12 Temmuz 2010 17:40

Sevgili büyüğüm, size kişsel olarak saygım sonsuz ancak başımıza ne geldiyse bu kutsallaştırma belasından geldi. Ben Atatürk isminden rahatsız olmadım, tam tersi bu ismin uluorta her yerde kullanılmasından şikayet ettim. Bir de Atatürk isminin masallaştırılarak gerçeklerden koparılmasından ve O'nun gerçek kimliğinin (maksatlı olarak) tanıttırılmamasından rahatsız olduğumu ifade ettim; bunların neresi yanlış? Bugüne kadar kim Atatürk'ün adını ağzına aldıysa bunu bir sömürü aracı olarak kullandı; menfaat edindi.

Atatürk bir figürdür, belki figür kelimesi zihninizde figüran kelimesini çağrıştırdığından sizi rahatsız etmiş olabilir. Ancak, figür demek gerçekten uzak anlamına gelmez, tan tersi gerçeğin bizzatihi kendini kapsar. Bilimden, felsefeden uzak bizim gibi insanlara, emperyalist güçlerin bizi oyalamak için zaman zaman piyasaya sürdükleri suni akımlarla günümüzü geçirmeyelim. Biraz tarih ve felsefe okuyalım; ayrıca Atatürk'ün benim manevi mrasım ilim ve akıldır sözünü de hatırlatmak isterim. Gelimenin, ilerlemenin yegane yolu ekip çalışmasından geçer, bizim tarih boyunca başardığımız bütün işlerin altında da bu sebep vardır..

Palavralardan uzak günler dileğiyle..

Psk. N.Yüksel ÇAKIR

Cevap Yaz

Yıldırım Yanılmaz

11 Temmuz 2010 00:14

Sevgili Kadir bey;

Yorumunuza ve uyarınıza teşekkürler.Bir kelime yanlışlığı yapmışım.Sizden ve okurlardan özür diliyorum.Sözünü ettiğinz gibi "Kırık Çanaklar" olacaktı.

Ustalar azalıyor. Ne yazık ki yeni ustalar, çok ağır aksak geliyor.Umarım insanlar, insan olduğunu hatırlarsa, ustaları eskimiş sanatçı olarak görmezlerse,ustalar hiç bir zaman azalmayacaklar.Çünkü gelenlerde ustalaşacaklar.Bir arada omuzomuza.Kusuruma bakmayın,bu hayalimi hep şatacağım,ümitle ve ısrarla.

Yıldırım Yanılmaz 

Cevap Yaz

Yıldırım Yanılmaz

11 Temmuz 2010 00:06

Sevgili Yuxel1907;

Yorumunuzu acaba siz anlayabildiniz mi merak ettim.Nasıl bir yorum yapmak istediğinizi de çözemedim. Şunu anlıyorurm ki Atatürk ismi sizi biraz rahatsız etmiş.Atürk' ün geleceği görme becerisi  ile sinema hakkında ki söylemleri, hiç te haksız değildir. Sanatçılar içinde söyledikleri öyle.Efendiler;diye söze başlar mecliste ve devam eder.Hapiniz vekil olabilirsiniz hatta reis-i cumhur bile olabilirsiniz ama asla sanatçı olamazsınız.Bu sözler ve benim yazıma aldığım sözler meclis kayıtlarında vardır ve asla uydurma değildir.Büyük önder Atütrk' e şükranlarımı sunarak bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyetinin bir sanatçısı olarak gurur duyuyorum.Çünkü onun sayesinde özgürce sizlere ulaşıyorum.Şu da unutulmasın ki sizin söyleminizdeki gibi Atatürk bir figur değil gerçektir ve asla bir masal kahramanı değildir.Atatürk hiç bir sebebe de dayanılan biri değildir.

Yorumunuzu tekrar gözden geçirmenizi ve kullandığınız Türkçenin ne kadar doğru olduğunu düşünmenizi salık veriyorum.

Sevgilerimle kerdeşim.

Yıldırım Yanılmaz

Cevap Yaz
Yandex.Metrica