Çeşitli görüntü aygıntlarının 1830’larda ortaya çıkması ile sinema kapıyı çalmaya başladı. Bu dönemlerden başlayarak çeşitli uzunluklarda filmlerle çeşitli hareketleri algılayabilen aygıtlar gitgide gelişti ancak uzun süre sadece aygıta yaklaşan tek bir göz bu görüntüleri görebiliyordu. Nihayet Fransız Lumiere kardeşler sinematografı geliştirdiler.
31 Temmuz 2012

Çeşitli görüntü aygıntlarının 1830'larda ortaya çıkması ile sinema kapıyı çalmaya başladı. Bu dönemlerden başlayarak çeşitli uzunluklarda filmlerle çeşitli hareketleri algılayabilen aygıtlar gitgide gelişti ancak uzun süre sadece aygıta yaklaşan tek bir göz bu görüntüleri görebiliyordu. Nihayet Fransız Lumiere kardeşler sinematografı geliştirdiler. İşte bu sinemanın doğuşunda en heyecanlandırıcı olaydı. Sinematograf hem kaydedebiliyor hem de görüntülebiliyordu. Daha sinema aygıtlarının yeni geliştiği bir dönemde sinema salonlarının olmamasına izin verin. Bu yeni icatlarla çekilen günlük olaylar bazı kafelerde izleyici buluyordu. 1895'te ilk halka açık başarılı gösterimlerle başlayan macera yavaş yavaş salonları doldurmaya başladı.

Sinemanın tarihini, kameranın tarihiyle açıklarız hep. Oysa sinema hep vardı. Biz sadece onu kaydetmeye ve izlemeye başladık. Öncesinde görüntüyü kaydedemiyor olmamız evrenin o anında ya da o yerinde sinemanın olmadığını göstermez. Tarihine kısaca değindikten sonra konuyu daha da açmak için klişe bir durumdan bahsdelim; "Sinema, sanatların hepsini kapsar!"  Evet, sinemada tüm sanatları buluruz, ben de katılıyorum. Resim, fotoğraf, müzik, mimarlık, heykelcilik, dans, yazı, oyunculuk... Kaydedilmiş olsun olmasın hayatın her anının sinema değeri vardır. Tüm sanatlar mevcuttur sinemada. Hatta, tüm sanatlar gibi sinema da sanatsal olmayanı sanatsal yapabilecek güce sahiptir. Yani; tüm bu dalları barındıran bu sanat, sadece bir birleşim değildir; aynı zamanda onlardan bağımsız bir değere de sahiptir. Onların olmadığı bir yerde de sanatını korur. Müziksiz, konuşmasız ya da hareketsiz bir sinemaya da rastlayabiliriz ve bu bizi çok etkileyebilir.

Sinema ile sanatın ilişkisi olduğunu kabul ettiğimize göre bununla ilgili sorgulamaya devam edelim. Sanat öğrenilebilir mi demek ile sinemacılık öğrenilebilir mi demek çok benzer sorulardır. Genellikle sanatın bir yetenek olduğu ve doğuştan geldiği savunulur. Hayır, sanat da sinema da sonradan öğrenilebilir! Genel kanının aksine sanatın öğrenilebileceğini düşünüyorum. 1895'te yetenekle değil, deney ile çıktı karşımıza sinema. (Bu ilk görüntüler senaryosuz olduğu için sinema değildi diyenler olabilir ama önceden de belirttiğim gibi hayatın her anı sinemadır, senaryo olmak zorunda değildir ya da özel bir hazırlık.) Deney ve düşünceyle kayda alınan bu ilk başarı, evet öğrenildi. Çabalamak ve incelemek sinemayı öğretebilir bize. Çalışarak senaryolar yazmayı ve bunları doğru bir şekilde yönetmeyi de öğrenebiliriz. Hatta bu çalışmalarımız çok nitelikli ve başarılı ürünler de koyabilir ortaya. Sinema ile hiç ilgisi olmayan ve erken dönemlerinde böyle bir çaba içinde olmayan birisi birden ilgi sahibi olup kendini çok geliştirerek sıradanı da aşabilir. Evet, siz umudunuzu kırmaya çalışanları ve kendi başarılarına sizin ulaşamayacağınızı düşünmenizi isteyenleri önemsemeyin. Sinemayı, yazmayı ve yönetmeyi, ışığa ve sese çok iyi hakim olmayı öğrenebilirsiniz.

Sinemayla ilgili öğrenilmiş birçok esere rastlayabiliriz. Bunların öğrenilmiş olduğunu düşündürmeyecek kadar iyi olanları vardır. Peki öğrenerek bunları elde eden yönetmen için yeteneğin yeri neresi olacaktır? İşte kritik soru budur. Yetenek, sinemacının öğrenmeyi aşabilip aşamayacağının ölçütüdür.Yetenek, öğrenilenin içinde olmayanı sahneye koyabilmenin ölçütüdür. Öğrenme yolundaki elde edilebilecek üstün düşünceleri hayata geçirebilmenin ve düşünce ile pratiği buluşturabilmenin ölçütür. Sinemayla ilk defa öykü anlatmaya başlayan Georges Melies, yeteneğin ne olduğunu göstermiştir. Sanata yeni birşeyler katabilmek, başkalarının öğrenebileceği öğretiler sunmak yetenekle özendirilebilir. Bugüne kadar hiç denenmemiş bir şey yeteneksiz ellerden çıkamaz. Dünyanın en sıkıcı konusunu, çok meraklandırıcı ve keyifli bir şekilde sunmak için bulduğunuz fikir o güne kadar başarılması güç bir konuyu çözmüşse orada üstün sanat vardır, üstün sinema vardır. Çözülememiş bunun gibi herhangi bir konuyu çözüyorsanız orda üstünsünüzdür. Kısacası, yetenek, öğrenilmiş ve hatta başarılı sinema ile üstün sanatı ayıran bir olgudur. "Gözlerinizi kapattığınız zaman dünya yok olmuyor öyle değil mi?" "Memento - Akıl Defteri". Bu ilk yazımda hepinize selamlarımı iletiyorum. Gözlerimizin henüz göremediği ama hep orada var olan sinemaları bulmanız veya izleyebilmeniz dileğiyle...

Kaynak
Korkut Dede
 YORUMLAR  ({{commentsCount}})
{{countDown || 2000}} karakter kaldı
{{comment.username}}
{{moment(comment.date).fromNow()}}
Uyarı:  Yorumunuz, yönetici tarafından onaylandıktan sonra tüm ziyaretçilerimiz tarafından görüntülenebilecektir. (Bu mesajı sadece siz görüyorsunuz)
{{reply.username}}
{{moment(reply.date).fromNow()}}
Uyarı:  Yorumunuz, yönetici tarafından onaylandıktan sonra tüm ziyaretçilerimiz tarafından görüntülenebilecektir. (Bu mesajı sadece siz görüyorsunuz)