"Sinema Sanatçısı Diye Birşey Kalmadı!" posteri

Röportajın videosunu izlemek için lütfen tıklayın:

 

Seda Sualp : İsterseniz öncelikle D-Smart projesinin nasıl ortaya çıktığı ile başlayalım.

Murat Saygı : Memnuniyetle. Şimdi Türkiye’de değişen 2 trend vardı. Bunlardan bir tanesi; insanların daha fazla sayıda kanal seyretmek istemesi ve daha net sinyal görmek istemesi. Bu nedenle, eskiden havadan kılçık anten dediğimiz şekilde seyretmek yerine, insanlar daha fazla receiver ve çanak antenine döndüler. Biz bir kaç senedir bunu araştırmalarla gözlemliyorduk ve en sonunda,bugün itibarı ile %42’lere geldi. Türkiye’de ki insanlar artık çanak anten,dijital receiver yöntemiyle televizyonları seyrediyorlar. Demek ki insanlarda bir alışkanlık değişimi söz konusu,televizyonu izleme biçimi alışkanlığı. Birinci tespitimiz buydu yani biz bu pazarda bunun için olmalıyız.

İkincisi de;ekonomik gelişme,sosyal gelişmelerle insanların hayat tarzları değişiyor ve tematik kanalları,kendi zevklerine,hayat felsefelerine uygun kanalları izleme eğilimi gözüküyordu. Çünkü ulusal kanalların hepsinin birbirine içerikleri çok benzemeye başlamıştı,diziler falan. İnsanlar keyfine göre kanalları,daha çok yabancı kanallarda buluyordu. Dolayısıyla bu insanların böyle bir ihtiyaçları olduğunu ve oraya cevap vermemiz gerektiğini düşündük. Son konu da şu oldu; 2 senedir RTÜK’ün, reklamların süreleri ile ilgili yaptığı düzenlemeler ve kısıtlamalarla, reklam pastasından ciddi miktarda reklam,küçük kanallara, tematik kanallara doğru kaymaya başladı. Şimdi Doğan Yayın Grubunun da ana işi tv yayıncılığı. Yani en azından Doğan TV’nin diyelim -Doğan Medya Grubunun içinde gazeteler de olduğu için-. Ana işimiz TV yayıncılığı ve buranın reklam satışı olduğu için,biz de bunun dışında kalmak istemedik. Hem izlenme payımızı korumak ve arttırmak hem de reklam pastasındaki payımızı korumak ve arttırmak için, bu sisteme yatırım yaptık. Bizim sistemimizin zaten şu anda ücretsiz olmasının en temel nedeni; verdiğimiz içeriğin karşılığında ücret almayıp,verdiğimiz içeriğin içerisine reklam koyarak, reklamdan bunu finanse etmeye dayalı bir sistemdir. Tabii ki ileride bir takım pahalı pahallı contentler, içerikler koyduğumuz zaman, bazı hizmetlerimizi ücretli olarak da vericeğiz. Şu andaki mevcutların dışında bir takım ücretli hizmetler de vereceğiz. Bunları almak zorunda değil kimse. Yani D-Smart kutusu alan kimse, bunları ister alır ister almaz. Almadığı için her hangi bir cezası yok, bir ücret falan talep eden yok. Nedir? Yepyeni bir film kanalı gelmiştir? Yeni filmlerin gösterileceği- spor olabilir, interaktif oyunlar olabilir,bir takım paralı hizmetler olabilir. Bunlardan faydalanmak isterse, faydalandığı sürece ödeme yapacağı, yani bir abonelik sistemi değil, elektriği, hava gazını nasıl kullandıkça ödüyorsunuz, yani bugün bir film seyretmek istiyorum, işte hazır kart gibi bir kartı, kontör kartını alıp, makineye yüklersiniz 100 kontör, 50 kontör, oradan 5 film seyredersiniz, seyretmezsiniz, 3 ay sonra seyredersiniz, bugün hepsini bitirirsiniz. Tamamen izlediğiniz kadar ödeyeceğiniz bir sistemle ilgili uygulamalarımız da ileride olacak. Ama burada en önemli şey; bugün D-Smart kutusunu alan herkes, şu anda yayında olan kanallarımız için her hangi bir ücret ödememeye devam edecek,böyle bir sistem.

Seda Sualp : Mevcut reklam pastası,bu kanalları kaldıracak kapasitede mi? Sice yeterli mi?

Murat Saygı : Tabi,bizim reklam verene en büyük taahhüdümüz şu idi; Türksat uydusunda yüzlerce kanal var ve bunlar çok darmadağınık bir şekildeydi, yani uydu tamamen bir çöplük halindeydi. Bizim reklam verene sözümüz; biz bu kanalları sıraya sokacağız, temalarına göre,kendi kanallarımızı,başka kanalları,haber grubu,spor grubu, film grubu, her ne ise. Ve bu düzen içerisinde çöplükte kaybolmayacak, orası bir çiçek bahçesi olacak dedik. Ve şu anda Smart kutusunun en büyük özelliği odur,kendi yaptığımız kanalların dışındaki bütün kanalları da sıraya sokmaktır. Türksat’taki kanallar, kendi ürettiğimiz kanallar ve bunların içindeki ve gelişimiyle beraber olan reklam pastası,bu işi finanse etmeye yetecek. Bizim iş planımız ona göre.

Seda Sualp : Aslında siz bir çok özelliğini saydınız ama, D-Smart’ı diğer uydu sistemlerinden farklı kılacak,özellikle vurgulamak istediğiniz neler var?

Murat Saygı : Şimdi şu var; bizim D-Smart’ın kutusu,bugün hem rakip dijital platformun, hem önemli piyasadaki bir çok kutudan teknolojik olarak çok yüksek. Şimdi teknoloji dediğimiz şey; biliyorsunuz seneler geçtikçe hem ucuzlayan hem niteliği artan bir şey. Yavaş yavaş kullanıcılar görmeye başlayacak. Çünkü biz bu kutuyu çıkarttık ama sürekli de siz uykudayken "over the air" denen yöntemle havadan program güncellemesi yapıyoruz. Daha üzerine bir çok fasilite gelecek. İnteraktivite gelecek. Bir takım daha kişiselleştirme özellikleri gelecek. Çok gelişmeye açık,ileriye yönelik bir kutu. Önümüzdeki 8-10 senenin kutusu bu. Yurt dışındaki zaten iş ortağımız NDS,dünyada bir numara. Çok ileriye yönelik bir kutu. Daha biz paketi açmadık. İçinde hakikaten ethernet kartı o?su bu?su,çok fonksiyonlu bir kutu. Yavaş yavaş kullanıcılar da görecek.

Seda Sualp : Ben takip ederken bir başlık ile karşılaşmıştım; "D-Smart ile uydu kişiselleşiyor" gibi. İncelediğim zaman da çok memnun edici olduğunu gördüm.

Murat Sagı : Zaten kullanıcılarımızla biz çok sık focus gruplar yapıyoruz. %95?inden falan müthiş bir memnuniyet geri dönüşü var. Zaten satışlarımızın büyük bir kısmı, havadan yayınlardan dönüyor. %20-22?si Digiturk?ten dönüyor,%15-16’sı mevcut kutulardan dönüyor. Yani tam istediğimiz şekilde her katmana ulaşarak gidiyoruz ve şimdi tabi 5 yeni film kanalı gelecek, bebek kanalı gelecek. Daha sürpriz bir sürü kanal da gelecek bunun içine. Sonra da izle öde modelleri gelecek. Bütün ürün gamı hazırlanmış olacak.

Seda Sualp : Dijital yayıncılığı ve tematik kanalları göz önünde bulundurarak dünya ile kıyasladığımızda, Türkiye sizce nerede duruyor?

Murat Saygı : Şimdi Türkiye?nin dünyaya göre bir kaç tane değişik özelliği var. Bir kere günde 4-5 saat TV seyredilen bir ülke. İkincisi çok sayıda TV kanalı var. Dünyada çok sayıda TV kanalı olan ülkelerde,paralı platformların yaşaması mümkün değil. Yani paralı platform bizimki değil,diğeri. Neden? Şimdi söyle düşünün; ne kadar içeriği dolu olursa olsun,siz bir izleyici olarak eve gittiğinizde, paralı platformda da yine büyük kanalları seyrediyorsunuz. Kanal D, Atv’de ne olmuş, CNN’de ne olmuş, Show’da ne var falan filan. Çok nadirdir bir film orda seyredeyim,burda seyredeyim. Çünkü onları denkleştirmek falan da ciddi bir şey. Hani sahip olmak güzel bir duygu gibi geliyor ama bir bakıyorsunuz; eninde sonunda çok büyük bir kısmını aslında büyük kanallarda geçiriyorsunuz. Yani Binbir Gece varken,tutup da bilmem neyi seyredince olmuyor ki. Büyük kanallar yine daha çok seyrediliyor. Şimdi en kötü duygu şu; yan komşunuz bedava bu kanalı seyrediyor,siz ise bu kanal için para ödüyorsunuz. Çünkü ana paket, hiç ekstra bir paket almasanız bile, bu paketlere bir para ödüyorsunuz. Bu kötü bir duygu. Onun için bu tür platformlar kanala özel,platforma özel bir takım kanallar üretmeye çalışırlar.

Bence çok stratejik bir hata. Şimdi bizdeki yapılanma bunun tam dışında,tersine,bir bir kere uydudaki kanalları zaten size bedava veriyoruz. Artı,bizim ürettiğimiz 20 küsur kanalı da bedava veriyoruz. Bunların dışında paralı bir şeyler almak istiyorsan al, almazsan da canın sağolsun. Bizim durumumuz o. Bizim abonelik kaybetmek,kutuyu birinin kafamıza atması gibi bir derdimiz yok.Şimdi biraz önce eksik kaldı;biz neden bir de farklıyız? Bizim şöyle bir özelliğimiz var;bir dijital platform işletmecisi,bütün kanalların sinyallerini toplar ve kendi uydusuna çıkartır. Yani bugün Kanal D uyduda 7-8 mghz yayındadır. Şimdi tasarruf olsun diye onları toplar, 2-2,5 mghz ile kendi uydusuna çıkartır. Çünkü her mghz para demek. Dolayısı ile görüntü kalitesini bozarsınız. Bir de Türksat’tan indir,bir daha başka bir uyduya çıkar,bir daha indir falan,binlerce km yol giderken o sinyalde bozulmalar olur ve görüntü kalitesi gözle görülecek kadar fark eder. Şimdi siz bizim kutumuzu koyun görüntü olarak Kanal D’yi,bir de diğer platformda açın Kanal D’yi, arada %30’a yakın görüntü kalitesi farkı var. Çünkü biz Kanal D’yi 7-8 mghz,aynen 7-8 mghz veriyoruz.

Diğer konuya geri döneyim;yani bu kadar çok kanalın olduğu ülkede,paralı platformun hayatı çok zor. Futbol gibi çok farklı bir kaç ürününüz olması lazım. Ama futbol kendi içinde karlı bir iş hiç bir zaman olmadı Türkiye?de. Ne Cine 5 zamanında,ne Teleon zamanında ne de Digiturk zamanında. Çünkü;ödenen paranın karşılığı dönmüyor. Türkiye sosyal bir ülke. Bugün 300 bin civarında bir futbol izleyicisi vardır. Hemen bu kutuyu alırlar ama bunu 400 bin yapmak için göbeğiniz çatlar. Çünkü bugün sizde bir kutu varsa size gelir,sizde maçı seyrederiz, biz öbür gün kahveye gidersiniz, erkekler için söylüyorum, hep bir sosyal olgudur maçı seyretmek.

Seda Sualp : Futbol şöyle dursun;bir çok spor kanalı açtınız ya da açıyorsunuz.

Murta Saygı : Bizde kulüp kanalları var işte, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş’ın, D Spor var,orda da 2. ligin yayın hakları var, tenis maçları şu, bu var. Hipodrom TV var at yarışları ile ilgili. Hepsi de yerel içerik olarak Digiturk kadar pahalı olmayan ama meraklısına da hizmet veren spor kanalları var. D Sporda 2. lig futbol maçları var, voleybol ligi var,1.lig var, tenis var. Yani her şey futbol da değil. Asıl daha üst gelir grubu falan futbolun dışındaki sporlarla da yakından ilgileniyor.

Seda Sualp : Dünyada Youtube gerçeği var. Gelişen teknoloji ister istemez görsel üretimi ucuzlaştırdı, basitleştirdi.

Murat Saygı : Kalitesizleştirdi de.

Seda Sualp : Kalitesizleştirdi belki de. Dijital platformda siz,Youtube ya da benzeri her hangi bir şey sunmayı planlıyor musunuz?

Murat Saygı : Bizde taşınan kanallardan bir tanesi "Akıllı TV" de sanıyorum böyle şeyler var. Türkiye?de öyle bir kanal var,sürekli bu tür şeyleri gösteriyor,amatör kamera şeylerini. Biz kendimiz böyle bir şey yapmak istemeyiz. Öyle şeyler telif hakkı açısından problemli,ileride ciddi problemler olur,zaten youtube da öyle sıkıntılar yaşadı. 1- görüntü kalitesi çok düşük, 2-çok sansasyonel,hukuki problemleri çıkabilecek bir şey. Bir de her içeriği biz yapacağız diye bir şey yok. Birileri yapar, işte "Akıllı TV" yapmış, biz de onları taşıyoruz. Dolayısı ile böyle bir merakımız yok. Biz ana hedef kitlelerimizi seçtik. Kadın var,gençlik var,çocuk var,erkek var,kendi üreteceğimiz kanallar var, bir de yurt dışından "turner out" dediğimiz, yani yabancı Discovery gibi kanallarımız var. Bir de film falan gibi herkesin merakı olan konular var. Bu konularda yatırımlarımıza devam edeceğiz.

Seda Sualp : Benim yine takip ettiğim kadarıyla siz üniversite yıllarınızda makine mühendisliği okumuşsunuz ve sonra birdenbire çok ani bir kararla televizyona geçmişsiniz ki sanıyorum televizyonun da bir öncesi var. Bu aslında çok kolay bir şey değil, yani insanın birdenbire hayatını değiştirecek bir karar alması.

Murat Saygı : Ben hayatımdaki bütün kararları 30 saniyede verdim. Yani makine mühendisi oldum,gittim Tofaş’ta çalışmaya başladım. 2,5 sene falan çalıştım. Bir şey oldu , 30 saniyede İstanbul’a geldim, İktisat Leasing’te çalışmaya başladım. 5-6 sene İktisat Leasing’te pazarlamadan sorumlu genel müdür yardımcısıydım. Ondan sonra yine 30 saniyede bir şey oldu istifa ettim. Ama bunları 30 saniyede karar verirken düşünmeden yapıyorum demek değildir bu. Düşünüp, karar süreci 30 saniye ve ondan sonra gerisi yok benim için. Yani geriye dönüp bakan bir insan hiç olmadım. Pişman olurum,ben burda ne arıyorum, niye bunu yaptım falan dememek için, o karar aşamasına kadar çok düşünürüm. Karar verdikten sonra 30 saniyede tebliğ ederim ve geri dönmem.

O arada Show TV falan kurulmuştu Erol Aksoy’un mahiyetinde. Erol Bey’i kıramadım, orada bir göreve gittim. Yani İktisat Leasing’te kalmadım. 7-8 sene Show TV deydim. 2000’de Kanal D’ye Genel Müdür olarak geldim. Ne bileyim böyle fevri değil ama,karar sürecini çok kişiyle de paylaşmam, görüşlerine güvendiğim 1-2 dostum vardır, onlarla konuşurum, sonra 30 saniye içinde karar veririm. Yani iş hayatım artı özel hayatım da böyledir. Evlenirim boşanırım falan. Onlar da 30 saniye sürer.

Seda Sualp : Bu bir anlamda risk almak ama.

Murat Saygı : Evet ama risksiz hayatın da bir anlamı yok. Hayat hep sürprizlerle geçiyor. Dolayısıyla sürprizler olmasa hayatın anlamı yok. O sürprizlere de göğüs gerecek kadar kendinizi hazır hissediyorsanız,risk almaya değer.

Seda Sualp : Peki , mühendislik okumuş olmak,televizyonculuk kariyerinize her hangi bir şey katmış mıdır,kişisel gelişiminiz açısından?

Murat Saygı : Şöyle; mühendislerin bana göre,doktorluk ve avukatlık falan dışında,her şeyi yapabileceğine inanıyorum. Bir kere analitik düşünce yapısı olduğu için, her şeye kolay uyum sağlayabiliyor mühendisler ve bana göre şöyle; bir noktadan sonra yönetici olduğunuz zaman,ne yönettiğinizin çok da önemi yok. Bugün tekstil fabrikasına da yönetici olarak gitsem ben,eminim,1 hafta sonra alışırım,orayı da yönetirim.

Ben çok iyi kamera falan kullanamam,hiç bir zaman da kullanmadım. Ama,kameradan gördüğüm şeyin ekrandaki yansımasıyla ilgili 50 tane şey söyleyebilirim. Artık onun nasıl düzeltileceği,kameramanın,yönetmenin problemidir. Dolayısıyla yöneticilik başka bir şeydir,o ayrı bir özellik diyeyim. İyi mi, kötü mü bilmem. Hele televizyon gibi egosu çok şişmiş insanların, yapımcıların yöneticiliğini yapmak hakikaten çok yıpratıcı bir şeydir. Allah kolaylık versin. Ben artık fiili olarak bir kanal yönetmediğim için,o açıdan daha rahat konuşuyorum.

Seda Sualp : Türkiye’de TRT hariç,sizin de sözünü ettiğiniz 4 büyük kanalda yapılan programlar birbirlerine çok benziyor. Örneğin bir kanalda bir ağa dizisi yapılıyorsa, diğer kanallar da hemen buna yöneliyor. Yarışma programları,diziler,her şey birbirine benziyor. Sizin,bu anlamda farklılaştırmayı düşündüğünüz şeyler var mı?

Murat Saygı : Şöyle söyleyeyim;ben şu an Yayın Grubu başkanıyım,Doğan TV grubunun. Direkt olarak bir kanal yöneticiliği yapmıyorum. Daha ağırlıklı bu D-Smart ve tematik kanallar ile ilgileniyorum. Ama 7-8 sene orda, 4-5 sene burada genel müdürlük yaptığım için daha önce,şöyle söyleyeyim; en sevmediğim şey, kendini bile taklit etmeyeceksin. Belki hatırlarsınız Show TV’de o zamanlar kimsenin cesaret edemediği "Biri Bizi Gözetliyor"u, "Kim 500 Milyar İster"i , hiç yabancı sit-comlar yoktu "Tatlı Hayat"ı, "Dadı"yı o zaman ben yaptım. Veya "En Zayıf Halka", "Dokun Bana", "Film Gibi" , "Popstar"ı burada ben ilk defa yaptım. Şimdi hala bakın Popstar türevleri devam ediyor. Bana göre maalesef Türkiye?de televizyon yayıncılar, format deneme konusunda çok zayıflar. Dünyayı çok yakından takip etmiyorlar. Bir de hangi formatın tutup tutmayacağını hissetmek ayrı bir şeydir. Bazı televizyon ürünlerini yapmak çok zevklidir de seyrettiremezsiniz. Survivor’ı da ben yaptım, Çırak’ı da ben yaptım. Survivor?da oynamak belki çok zevkliydi ama seyrettiremedik mesela. Çırak, bana göre muazzam bir şeydi ama Türk seyircisine göre fazla yukarıda kaldı.

Televizyon yayıncısı biraz risk almalı ve değişik şeyler denemeli. Şimdi tabi reklam verenler de bu konuda çok belirleyici oluyorlar. Yani diziler 1 bölüm, 2 bölüm gidip de tuttuktan sonra 50 bölüm gittiği için kolay bir reklam satış yöntemi. Reklam verenin de desteği çok oluyor. Sanıyorum biraz da bu yüzden eli kolu bağlanıyor televizyon yayıncılarının.

Seda Sualp : "Dizi furyası" diye tabir edebileceğimiz dönem bu kadar yaygınlaşmadan önce veya Türk seyircisi diziye bu kadar kilitlenmeden önce,hatırlıyorum, bir çok TV filmi yapılırdı ve bildiğim kadarıyla iyi de rating alırdı. Hatta bazıları seri halinde olurdu. Dizi ortaya çıkınca bu durum değişti. Doğan Yayın Grubu yeniden televizyon filmleri üretmeyi düşünüyor mu?

Murat Saygı : Şimdi TV filmleri ve mini seriler, Türkiye'de yapılması çok muhtemel görünmeyen şeyler. Gerekçesi şu : Türkiye'de reklam verenler, reklam planlarını 1 ay önceden yapıyorlar ve bildikleri şeylere,garantili şeylere veriyorlar. Çünkü rekabet onların boyutunda da öyle kızıştı ki; herkes garantili ratinge reklamını vermek istiyor.

Şimdi mini seriye bugün başladınız diyelim ; reklam veren 2-3 bölüm "dur ben şunun gidişatını göreyim" dediği zaman seri bitiyor. Onun için orada deniz bitiyor. Yani orada reklam verecek bir mecra kalmıyor. Onun yerine tutmuş Hollywood filmine, aman bu castlı filmdir,nasıl olsa AB Grubu seyreder diye,fikri var. Çünkü sinemada görmüş, adını duymuş, bir programda duymuş. Şimdi bir tane hiç ismini duymadığı film, kim seyreder,hangi hedef kitleye gider, ben bunun hesabını verir miyim veremez miyim diye kaygı yaşıyorlar. TV dünyası da, şimdi oradaki rekabet de,bu işi desteklemeye uzak. Onun için yakın vadede görmüyorum öyle bir ihtimal, mini seriler yapılmasını.

Seda Sualp : Siz Türk sinemasının gelişimini nasıl görüyorsunuz?

Murat Saygı : Çok çok iyi görüyorum. Eşkiya ile başladı galiba bu iş. Ve çok teşvik edilmesi gerektiğine inanıyorum. TV lerin de bu konuda çok faydası oldu çünkü; TV ler de ciddi paralar vermeye başladılar o filmlerin ön satım haklarına falan. Bir tek tuhaf olan şu var; sinema sanatçısı diye bir şey kalmadı. TV dizilerinden olan oyuncular,gidiyorlar film çeviriyorlar,bu da ticari olarak çok hoş bir durum yaratıyor yapımcılar adına. Yani bir tane, son zamanlarda, insan hatırlamıyorum ki film yapmış ve sadece o filmiyle sahnede duruyor. Belki de iyidir, bunu eleştirel gözle söylemiyorum. TV lerde zaten meşhur,orda da bu film tutar, insanlar onu seyreder diye gidiyorlar. Ama bazen çok tuhafıma gidiyor; bir dizinin bütün sanatçıları bir filmde oynayınca,o benim biraz acayibime gidiyor. Dizinin devamı gibi oluyor. Zaten bir taraftan dizilerin finalleri de bir film haline gelmeye başladı. Tabi burada belli bir potansiyeli sağlamak olarak iyi gözüküyor. Yani adam diziyi yapmış 50 bölüm,iyi gitmiş. 51. bölüm final, işte bir de sinema, Asmalı Konak, Kurtlar Vadisi falan. Herkes para kazanıyor. Giden memnun, yapımcı memnun, kanal memnun. Aslında sistem fena çalışmıyor. Onun dışında da yapılan sürpriz filmler Babam ve Oğlum gibi sürpriz filmlerin çıkması en çok beni hoşnut ediyor.

Seda Sualp : Peki siz kurum olarak Türk sinemasını desteklemek adına neler yapıyorsunuz?

Murat Saygı : Biz bütün kanallarımıza şu anda yapılmakta olan bütün filmleri alabilirsek,bizim ekonomik çerçevemiz içerisinde,hepsinin Pay TV haklarını, Free TV haklarını, DVD haklarını almak üzere bir karar verdik. Zaten kendi D Prodüksiyon firmamız var. Orda da geçmişte yapmış olduğumuz birkaç film var. Ama TV'ler olarak da her yeni yapılan filmi mutlaka almak üzere şeyimiz var. Yeşilçam TV miz var biliyorsunuz. Orda da hem eski dönem filmleri hem yeni dönem filmleri gösteriyoruz. Dolayısıyla belki Kanal D’de gösterilmeyecek, rating almama kaygısı ile gösterilmeyecek filmleri,orda seyircilere gösteriyoruz.

Seda Sualp : D-Smart bize Türk sineması alanında ne gibi bir yenilik sunacak?

Murat Saygı : Yenilik derken?

Seda Sualp : Yani mesela biz sinematurk.com ziyaretçilerinden oldukça fazla sayıda mail ve telefon alıyoruz,eski filmleri izlemek istediklerine dair. Evet eski filmler dönüyor ama hep aynı Yeşilçam filmleri. Ama bir de ödüller almış,s adece bir kez gösterilmiş ve bir daha esamesi okunmayan filmler var. İnsanlar bunları görmek istiyor.

Murat Saygı : Valla hepsini toplamaya çalışıyoruz. Bilmiyorum Yeşilçam’ın prototipine bakabiliyor musunuz ama orda burda ödül almış filmleri tek tek de olsa topluyoruz. Burada sorun; bazen 1 tane filmi almak için, yanına 20 tane film satmaya çalışıyorlar. Onlardan ayıklayıp tek tek filmleri almaya,toplamaya çalışıyoruz. Alıyoruz da yani. Ve haftanın belli gününü bu işlere, yani Cumartesi, Pazartesi neyse, o günü ödüllü filmleri yayınlıyoruz.

Seda Sualp : Dünyadaki izler kitle ile kıyas yaptığımızda,beğenileri açısından,tercihleri açısından,Türkiye’deki izler kitleyi nasıl değerlendirirsiniz,nereye koyarsınız?

Murat Saygı : Şimdi saat olarak baktığınızda 4-5 saat TV seyrettiği için,önce bir Güney Amerika ülkeleriyle biraz benzeştirmek lazım. İkinci olarak İtalya,İspanya gibi daha Akdeniz ülkeleriyle. Türkiye’nin yapısı, doğudan batıya, kuzeyden güneye çok geniş. Yani İsviçre’de olsak bir prototip söylerim size. 30 derecelik bir açıda A’sı da D’si de uyar. Türkiye’de 360 derece bunu tasvir etmeye yetmiyor. Yani demografik farklılık, eğitim, kültür, sosyal yaşam şekli, doğunun daha doğudan etkilenmesi, batının daha batıya açık olması, her şey o kadar farklı ki. Onun için zaten Türk televizyoncuları çok eleştirilir. Ne yapsan beğendiremiyorsun. Bir kesim beğense öbürü beğenmiyor. Çünkü ortak paydaları yok. Böyle bir geniş toplum. Bazen RTÜK kanununda bile Türk aile yapısını aykırılıktan ceza görüyorsunuz. Türk aile yapısını artık tasvir etmek bile sorun. Yani doğuda 2-3 eşli adam da var, 25 çocuklu. Batıya bakıyorsunuz;çocuğunu almış, gece kulübünde karşılıklı içen dans eden adam da var. Şimdi bunun hangisi Türk aile yapısı,hangisi Türk değil falan, tabi insanın kafasını karıştırıyor. Onun için Türkiye çok lokal bir market.

Seda Sualp : Sizin sinema ile aranız nasıl? İzlemekten keyif alır mısınız ve izlediğiniz zaman nasıl filmler tercih edersiniz?

Murat Saygı : Bir kere sinemaya gidip izlemeyi daha çok tercih ediyorum. Hiç olmazsa adam gibi seyrediyorum. Evde olunca ara sıra kesiyorum, TV’ye bakıyorum, telefon çalıyor falan. En son geçen hafta Next diye bir filme gittim. Nicolas Cage. Keyif alıyorum, yeter ki kafam dingin olsun. Onun için gece 9-10 seanslarına falan gidebiliyorum ya da hafta sonları.

Seda Sualp : Son olarak sinematurk.com ziyaretçilerine iletmek istediğiniz bir şey var mı?

Murat Saygı : Çok şey söyledim zaten. Ben bu tür küçük girişimlerin aslında etkilerinin büyük olacağına hep inanıyorum,her açıdan. Onun için tebrik ediyorum, hayırlı olsun.

Seda Sualp : Çok teşekkür ederiz.

Murat Saygı : Ben de teşekkür ederim.

(Bu röportaj Medyalab tarafından Sinematurk adına yapılmıştır.)

    

Son Yorumlar (2)

mansurx avatar mansurx 13 Ekim 2016 12:30:28

10

Epey eski bir röportaj ama tv ve reyting üzerine keyifle okuduğum bir röportaj yazısı oldu teşekkürler.

nacialtay avatar nacialtay 18 Mart 2009 17:54:03

Faydalı bir röportaj olmuş teşekkürler

Yandex.Metrica