Ulak Devam Edecek... posteri

Sinematurk: Ulak filmi gösterime girdikten sonra çok eleştirildi. Dini alıntılar, Mesih benzetmesi, karakter isimlerinin peygamber isimleri olması, Mehmet’in havarileri, hepsi üst üste konulunca filmdeki dini hava dikkat çekiyor. Siz senaryoyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şükrü Avşar: Ulak filminin senaryosu çok ilginç ve değişik bir senaryodur. Tam olarak tarif edilecek bir senaryosu olmadığı için, herkes filmden istediğini çıkarabilir. Ulağı ilginç yapan da tam bu nokta zaten. Hikâye olarak ve karakterleri bakımından başı, sonu, ortası olan bir hikâye değil. Bu izleyicilerin başından geçen bir hikâye de olabilir. Yani her türlü yorumlanabilir. Bunun yanında eleştirilerin doğru yanlarının olduğunu da düşünüyorum. Onlar kendi açılarından bakıyorlar. Ulak çok övgü de alabilir, çok eleştirilebilir de... Ulak bakış açısı izleyiciye bırakılmış bir film.

Sinematurk: Filmde anlatılan masaldan herkes bir pay çıkartıyor. Sizin kendi adınıza çıkardığınız sonuç nedir?

Şükrü Avşar: Benim burada gördüğüm dinlerin ortak noktaları, ortak amaçları olması. Bütün dinler insanların iyiliği için oluştuğu, anlattıkları şeylerin insanlara saygılı olmak, insanları doğru yola götürmek olduğu ve bütün insanlara kardeş olduğunu hatırlaması benim filmde etkilendiğim noktalardı.

Sinematurk: Filmin senaryosu geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimizle ilgili çok önemli şeyler söylüyor. Filmin geçtiği köyü Türkiye’ye, filmdeki karakterleri insanlarımıza benzetirsek, filmin sonu bu benzetmede doğru temas mıdır?

Şükrü Avşar: Bu filmin bir sonu yok aslında. Filmin sonunda izleyici filme doymamış, hikâye bitmemiş gibi bir hava oluyor. Zaten Ulak’ın devam filmleri de olacak. Biz Ulak’a üçleme yapma amacıyla başladık. Böyle olunca filmin sonunda olanlar bir şeyin son mu, yoksa başlangıç mı olduğunu sonra anlayacağız. Esas olarak üçüncü film müthiş olacak, dinler arası savaşların irdelendiği son filmin müthiş bir de finali olacak. Yine de bu üçleme dinlerin geliş sebebini, insanların dine ihtiyaçları olduğunu anlatacak.
 
Sinematurk: Filmde sanat yönetimi, görüntü yönetimi, müzikler oldukça başarılı. Oyuncu kalitesine söylenecek tek kelime yok. Filmde yaratılması amaçlanan masalsı hava çok iyi oluşturulmuş. Bunun yanında, filmin Babam ve Oğlum kadar gişe yapamamasının nedeni sizce nedir?

Şükrü Avşar: Bu film ticari bir amaç üzerine kurulmadı. Filme kar edelim diye değil de zarar etmeyelim diye baktık. Ulak zekâ düzeyi olarak farklı noktada duruyor. Bütün kitlelere hitap edecek bütün kitleleri kavrayacak bir film değil. Ama bu film şu anda pek anlaşılmasa da, ilerde çok iyi anlaşılacak. Bence ileriki yıllarda Türk sinemasında klasikleri arasında yerini alacaktır. Ticari olarak belki başarı kazanamasak da Ulak’ı yaptığımız için memnunuz.

Sinematurk: Eleştirilen diğer nokta ise, Babam ve Oğlum’un fısıltı gazetesiyle yayılışının ardından, bu filmde uyguladığınız gizlilik politikası. Setteki gizlilik, sete basının alınmaması, alınanların da seçilerek alınması gibi noktalar. Neden bu yolu izlediniz, bu bir yapım stratejisi miydi?

Şükrü Avşar: Biz paparazzi olacak, medyatik çabalara girmek istemedik. Biraz da filmi deşifre etmemek için. Çünkü yanlış anlaşılabilirdi. Ayrıca film anlatmakla anlaşılacak bir film değil. Biz anlatsaydık da anlaşılamayacaktı, herkes anladığı gibi yorumlayacaktı. Bugün otuz kişiye sorsanız, otuzundan da farklı şeyler dinleyebilirsiniz. Böyle olunca ortaya değişik sonuçlar çıkacaktı. Seti basına açmadık, bu noktada haklılar, ama bizim de kendimize göre endişelerimiz vardı. Filmi anlayabilecek, insanlara doğru anlatabilecek kişilerin sete gelmesini istedik.

Sinematurk: Ulak’tan çıkıp sinemamıza genel olarak bakmak gerekirse, sinemanın endüstrileşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Çağan Irmak daha önce sinemanın endüstrileşmesini istemediğini söylemişti. Filmlerin alabildiğine ticarileşeceği, sinema ruhunun ortadan kalkacağı düşünülürse sizce Türk Sineması endüstrileşmeli mi?

Şükrü Avşar: Türkiye’nin ticari filmlere şu anda çok ihtiyacı var. Tabi ki Ulak gibi filmler de yapılsın. Ama ticari sinema olmazsa hiçbir şey yapamazsınız, Ulak’ı da çekemezsiniz mesela. Çünkü dünyada her şey dönüp dolaşıp ekonomiye geliyor. Biz belki böyle bir film daha yapabiliriz ama ondan sonra ne buna gücümüz kalır, ne de yapabiliriz. Bundan sonra ticari film yapacağız tabii ki, yine bir gücümüz olacak, yine böyle filmler yapacağız. Zamanında Salkım Hanım’ın Taneleri filmini yaptık, döndük Hemşo filmini yaptık. Mesela şimdi Osmanlı Cumhuriyeti diye bir film yapıyoruz. Ticari olacak ama yine bir şeyler anlatacak, bir derinliği olacak. İzleyici çok ciddi, çok kasvetli şeyler izlemek istemediğinden, biz de buna uygun olarak seyirciye uygun dille eğlenceli olarak anlatacağız. Ama sonunda yine de gözyaşlarını tutamayacaklar.

Sinematurk: Siz yabancı filmler de ithal ediyorsunuz. Yabancı filmleri ithal ederken isimlerini neye göre belirliyorsunuz? Bazı filmleri çok alakasız çevrilebiliyor.

Şükrü Avşar: Bazı filmlerin isimleri yapıldığı ülkeye özgü oluyor. Bir sokağın ismi veriliyor filme mesela, o sokak ismi bize hiçbir şey çağrıştırmıyor ya da o semtin argo ismi oluyor. Türkçeye çevrildiğinde küfür manasına geliyor. Biz bunu birebir çevirirsek saçma sapan bir şeyler çıkabiliyor. Mesela Vizontele’yi bir Amerikalı alınca ne diyecek filme, o da mutlaka kendine göre bir şey koyacaktır. O zaman biz filmde anlatılanlardan, verdiği mesajdan bir isim yakalayıp onu koyuyoruz. Ama bu çok az olur, on filmde anca bir tane olur.

Sinematurk: Sizin sinema işletmeciliği yönünüz de var. Türkcell, sinemalarda gerçekten cazip bir kampanya yapıyor. Bir alana bir bedava şeklindeki bu kampanyanın sinemaya izleyici getirdiği muhakkak ancak, getirdiği izleyicinin çok büyük bölümünü gülme kaygılısıyla yapılan veya ticari gençlik filmlerine gidiyor. Bu kampanya hakkındaki fikriniz nedir?

Şükrü Avşar: Öncelikle bu kampanyanın çok büyük bir izleyici potansiyeli yarattığına katılmıyorum. İncelerseniz pazartesi dolu olan sinemalar salı ve çarşamba bomboş, sanki hiç sinema yokmuş gibi. İzleyici tercihini çarşamba günü sinemaya gitmek yerine, perşembe günü giderek kullanıyor. Böyle olunca da sinemaya gidiş günleri bu iki güne noktalanıyor. Bu günlerdeki yoğunluğu haftanın geneline dağıtırsanız, normal zamandakinden arada %11 gibi bir fark oluyor. Yani Genç Türkcell’in %11 bilemedin %15 faydası var. Zaten sinemanın seyircisi bellidir. Türkiye’de sinemanın seyircisi 25 ile 35 milyon kişi arasındadır. Bu sayı 40 milyona çıkmaz. Bilet fiyatını çok daha ucuz yapsan bile bu sayı artmaz. Biz bunları zaman içinde denedik. “Sinema ucuzladı hadi hep birlikte sinemaya gidelim” durumu olmuyor. Böyle olunca da getirdiği seyircinin hangi filme gittiğinin önemi yok.

Sinematurk: Televizyona geçmek gerekirse; dizi sektörünün durumunu, bir dizi yapımcısı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçen haftalarda yapımcıların ve çalışanların, dizi sürelerini kısaltmaya yönelik RTÜK’le yaptığı görüşmeler oldu. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şükrü Avşar: Biz de dizi konusundan rahatsızız. Ancak dizi süreleri kısalırsa, 60 dakikaya inerse, şimdiki aldığımız paradan daha azını alacağımız için, diziyi yaparken bu sefer biz zorlanacağız. Ama bu konuyla ilgili RTÜK’ün bir şey yapabileceğini sanmıyorum. Bu konuyu reklâm verenler, televizyoncular, yapımcılar bir araya gelerek çözebilirler. Ayrıca kanalların da kendi aralarında anlaşmaları gerek. Eğer reklâm kuşaklarıyla ve reklâm süreleriyle oynanırsa, insanlar reklâm içinde dizi izliyormuş gibi olacaklar. Bu konuyu ancak reklâmı veren, yayını yapan ve üretimi yapan anlaşarak çözebilir.

Sinematurk: Set çalışanları yüksek çalışma saatleri, sabit ücret konusunda örgütleniyorlar. Onların da ayak sesleri duyulmaya başladı. Türkiye’de Amerika’daki senarist grevi gibi bir grev olabilir mi?

Şükrü Avşar: Bir gün Amerika’nın seviyesine çıkarsak olur. Bizde örgütlenme sinemada ve televizyonda yok. Müzik sektörü bize göre çok daha iyi yerde. Mesela bir yapımcı olarak ben de şikâyetçiyim, ben de yaptığım ürünün sahibi olamıyorum. Ben de isterim herkes hakkını alsın. Ama şu an için öyle bir grev olması zor.

Sinematurk: Türkiye nüfusunun yarısından fazlasının 28 yaşının altında olduğunu biliniyor. 18–30 yaş arası izleyicilerin, özellikle üniversite öğrencilerinin Türk yapımı dizi izlemeyip, yabancı dizilere yönelmesine nasıl bakıyorsunuz? Bu yaş aralığının pazarını kaybetmiş olmuyor musunuz?

Şükrü Avşar: Televizyon izleyenler genelde ev kadınları ve işsiz insanlar. Bugünkü sistemde rating aletleri onları seçiyor. Bizim yaptığımız dizinin başarı ölçeği, rating aleti; buna bir de arz-talep dengesini eklenince bu belirli kitleye dizi yapabiliyorsunuz. Ama son dönemlerde iyi rating alan gençlik dizileri yapılıyor. Gelecekte de yapılabilir.

Sinematurk: Ben Amerikan dizilerinin sıkı takipçisi olan biri olarak isterim ki benim ülkemde de o kalitede diziler yapılsın, ben de Amerikalının esprilerini, yaşayış biçimini tartacağıma, kendi ülkemin sorunlarını konu eden dizileri izleyim.

Şükrü Avşar: Peki, üç ay önce Çember’in Dışında diye kayıp kişilerin arandığı, oyuncu kadrosu bakımından şahane bir dizi yaptık. Geleceğe dönük çok güzel hikâyelerimiz vardı. Dizinin maalesef seyircisi olamadı, yayından kaldırıldı.

Sinematurk: Çok teşekkür ederim, sorulara içtenlikle cevapladığınız için.

Şükrü Avşar: Ben teşekkür ederim,

Röportaj: Çağdaş POLAT

Son Yorumlar

Yandex.Metrica