Sinemanın Sorunu Sistemsizlik posteri

Y. Sancı: Kaç senedir sinema sektöründesiniz?

E. Yaşar: 1987 de tiyatro oyunculuğu ile başladığım uzun soluklu yolculuğuma 1998 yılından bu yana da kamera karşısındayım. 

Y. Sancı: Şu anda yer aldığınız bir  proje var mı? 

E. Yaşar: Şu an devam ettiğim bir proje yok Ancak süreç içerisinde hayata geçirilmesi beklenen birkaç proje ile ilgili ön görüşmeler yapmış bulunmaktayım.

Y. Sancı: Oynamaktan en çok zevk aldığınız Star hangisiydi? 

E. Yaşar: Bu mesleğe gönül vermiş, ömür adamış bütün meslektaşlarımla aynı sahneyi paylamaktan ve aynı projelerde çalışmaktan son derece onur ve gurur duyduğumu, keyif aldığımı belirtmek isterim.

Y. Sancı: Sinemamızda usta çırak ilişkisi devam ediyor mu?

E. Yaşar: Oyunculuk alanı gerek akademik düzeyde gerekse alaylı olmak denilen çok fazla pratik yapmak suretiyle oyuncuyu geliştiren süreçte esasen usta- çırak ilişkisine dayanan bir öğreti sistematiğinden oluşmaktadır. Dolayısıyla usta-çırak ilişkisi bu işin doğası gereği hala devam etmektedir ve edecektir.

Y. Sancı: Yaşadığınız en büyük vefasızlık bir sinemacı olarak nedir?

E. Yaşar: Türk sinemasının en önemli sorunu sistemsizliktir. Sendikal alt yapının sağlıklı çalışmadığı (çalışamadığı) oyuncusundan yönetmenine, set işçisinden stüdyo çalışanlarına kadar bütün sinema emekçilerinin emeklerinin alabildiğine sömürüldüğü, gerçek manada yapımcıların yerine (eskiden prodüktör denirdi) genellikle para sahibi olup sinema alanında çok fazla anlamayan kişilerin yatırım yaptığı, dizi alanında ise yapımcıların kanallar tarafından taşeronlaştırıldığı, öte yandan git gide kobileşmenin yaşandığı, devletin kültür-sanat konusunda doğru pozisyon alamadığı, daha hali hazırdaki yasasının bile çağın gereklerini karşılamaktan uzak olduğu velhasıl korkunç sorunlar yumağı içerisinde yönünü arayan ve bu yüzden endüstrileşememiş devasa bir alandan bahsediyoruz. Böylesi bir atmosferde vefadan yada vefasızlıktan bahsetmek kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü anladığımız anlamda “vefa” kavramı bireyseldir, kişilerin inisiyatifine bağlıdır. Oysa olması gereken, bu alanı disipline edecek bir sistemin kurulabilmesidir. Böylece birilerinin iki dudağından çıkacak değerlendirmelerinden ziyade gerçek manada “bilgi, beceri, yetenek, donanım vs” hakim olacaktır bu alana ve kendisi var edebilbilmiş herkes insanca yaşayabilme imkanına kavuşmuş olacaktır.

Y. Sancı: Sinemadaki gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

E. Yaşar: Gelişme olgusunu da iki biçimde ele almak gerekir. Birincisi; son dönemlerde çekilen sinema filmi adedinde gözle görünür artış olması, dünyada var olan teknolijinin ülkemizde de uygulanabiliyor olması, gitgide daha estetik bir sinema anlayışının gelişmesi, kendi dilini yaratma çabasında önemli mesafe kat etmiş yönetmenlerimizin sayısının artması ve dünya ölçeğinde sağlanan başarılar bir oyuncu olarak son derece mutlu etmekte beni. İkincisi ise; daha önce belirttiğim gibi özlük hakları konusundaki gelişmeler ise maalesef asimetriktir.  

Y. Sancı: Emekçilerin özlük hakları konusunda son aylarda yoğun bir çalışma içindesiniz. Var olan bir  çalışmaları son günlerde çok konuşuluyor. Emekçilerin haklarını kazanmaları konusunda sendika başarılı olabilecek mi? 

E. Yaşar: Tabii bu konuda da ümit veren gelişmeler olmuyor değil… Örneğin bildiğiniz gibi bir sendikamız var; SİNESEN (Sinema emekçileri sendikası)…31 yıllık bir geçmişe sahip olan sendikamız çeşitli nedenlerden dolayı(1978-80 dönemi hariç), olması gereken fonksiyonu yerine getirememiştir maalesef. Ancak son 8 aydır sendikamızda ciddi bir hareketlilik söz konusudur. Sendikaya kayıtlı bütün meslek birimleri yoğun katılımlı toplantılar düzenlemektedirler. Bu toplantılar neticesinde her branş kendi meslek alanının tanımını yapmış, sektörel sorunları tespit etmiş, bu sorunların çözümüne yönelik bir toplu sözleşme taslağı hazırlamış ve nihayetinde de daha pek çok sorunun çözümünü gerçekleştirebilmek amacıyla “taban iradesine” dayalı son derece başarılı bir kongre gerçekleştirip yeni yönetimini oluşturmuştur. Şu anda mevcut yönetimi oluşturan arkadaşlarımız ve onlara destek vermeye çalışan sinema emekçisi pek çok arkadaşımız bugünümüzü ve yarınlarımızı daha yaşanılabilir kılmak için cansiperane bir uğraş vermektedirler. 

Y. Sancı: Sinesen’e katılım yeterli düzeyde mi?  Sinematürk sitesi aracılığı ile Sinema emekçilerine neler söylemek istersin? 
 
E. Yaşar: Bu soru için size çok teşekkür ediyor ve sizin aracılığınız ile sektörde çalışan tüm sinema emekçilerine bir çağrıda bulunmak istiyorum. “Arkadaşlar, sendika hepimizin, gelin bu yükü birlikte omuzlayalım ve insanca çalışıp hakça kazanç sağlayabileceğimiz bir sektörü hep birlikte inşa edelim” Öte yandan oyuncuların telif meselesini çözüme kavuşturmak için BİROY(Birleşmiş Oyuncular) isimli bir meslek birliği resmi kuruluşunu gerçekleştirmek üzeredir. Bu konuda da oldukça sevindirici gelişmeler olmaktadır.  

Y. Sancı: Sinema dışında yaptığınız bir iş var mı?

E. Yaşar: Hayatımı sinema ve tiyatro oyunculuğu, tiyatro yönetmenliği, seslendirme, ve çok sık olmasa da senaryo ve metin yazarlığıyla idare ettirmeye çalışıyorum.  

Y. Sancı: Sinematürk sitesini nasıl buluyorsunuz?
 
E. Yaşar: Böylesine geniş kapsamlı veri tabanı olan ve sektörümüze  büyük katkı sağlayan bir siteyi kurmanızdan dolayı tebrik ediyorum. Ve bu güzel söyleşiden dolayı size teşekkür ediyorum. Tüm Sinematürk üyelerine saygılar, sevgiler.

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (1)

asoydan56 avatar asoydan56 13 Haziran 2009 09:19:06

Bana göre Sevgili Emininde değindiği gibi yapımcılardan çok taşeronlardan kaynaklanmaktadır. Parası sermayesi bile olmayan feodal dükkancı zihniyetiyle piyasada iş yapan bu taşeron "yapımcılar" bir kanalda özel ilşkileriyle yada başka bir t akım ilişkilerle bir proje kotarıp yayın anlaşması yaptıktan sonra paralarıda olmasa bu işe soyunabiliyor. Sonundada kendi öz sermayeleri olmadığı için emekçilerin parasını kullanarak dizi film yapmaya kalkıyorlar. Emekçilerin parasıyla bir de üstüne üstlük onlara patronluk yapıyorlar. bu gün bir çok arkadaşımız bazı porjelerde ortalama beş bölüm alacaklı durumdadırlar. Bu paralar dört bölümü finanse edecek büyüklüğe ulaşmaktadır. Diziyi kana teslim ettiklerinde kanaldan aldıkları paraları kendi özel alanlarına kaydırıp emekçilerin parasını vermeyerek ayakta kalmaktadırlar.. Bunun tek yolu ise örgütlü olmaktan ve zamanında bu duruma müdahale etmekten geçer.. Karşılarında ciiddi anlamda bir örgütlülük olduğunda bunu yapamayacaklardır. Çekim bittiğinde bunlara müdahale etmek zor olduğundan iş devam ederken ve biriktirmeden daha ilk bölümün ödemesi yapılmadığında harekete geçmek ve müdahale edip tedbir koymak gerekir. O zaman emekçiler tedbir koymak yoluyla işi sahiplenebileceklerdir.. gerçekte yapılan iş kendi paralarıyla finanse edilmektedir. Böyle oluncada işin sahibinin kendileri olması gerekir. Bu günkü en büyük sorun işsizlikten çok para alabilmek sorunudur. Bir de mantar biter gibi biten ajanslar var en çokta taşarenlara bu ajanslar hizmet vererek bunların gelişmesine olanak tanımaktadır. Bunlarında ayrışması gerekir. Bütün bu sorunların çözümü ise örgütlenmek ve birlik olmaktan geçer. Bir tek kibrit çöpünü kuırmak kolaydır. İkisini üçünü beşinide bekli bi parça güç harcayarak. Ama bir paket kibirit çöpünü kırabilmek mümkün değildir. Birlik olur ve üretimden gelen gücümüzü kullanırsak bu sorunların üstesinden gelebiliriz.Ali Rıza Soydan Oyuncu (Sinesen denetim kurulu yedek üyesi)

Yandex.Metrica