Kamera karşısında ömrümüz uzar... posteri

Yakup Sancı: Ali Güney 1956 yılında Urfa, Siverek'de doğdu. 1971-72 yıllarında İzmir'de fotoroman dergileri çıkarttı. Bu dergilerde fotoroman senaristliği ve yönetmenliği yaptı. 1973 yılında "Kanlı mektup" filmde oynadı. Ali Güney, "beni esas keşfeden Remzi Aydın Jöntürk" diyor. İstanbul’a gelir bazı filmlerde çalışma imkanı bulur. Sonra yönetmen Natuk Baytan ile tanışır ve onun 20 kadar filminde oynar. 30-40 kadar filmde prodüksiyon amirliği Yönetmen asistanlığı yapar. Bir dönem sinema krize girer. Eskiden olduğu gibi çok fazla film çekilmez. Ali Güney de gelen bütün teklifleri kabul eder.

Ali Güney: Kabul ettim. Çünkü çalışmak zorundaydım. Kavgacı olarak, dublör olarak çok filmde oynadım.

Yakup Sancı: Yaklaşık 400 civarında farklı filmde oynadınız. Görünüşünüz gereği size en uygun tip olarak kötü adam rolü düştü. Bu filmler de hep kötü adamı oynadınız Üzerine yapışmış bir etiket oldu değil mi?

Ali Güney: Görüntü olarak öyle düşünüyorlar. Ama benim hayatımda hiç kötü alışkanlığım olmadı. İşimiz gereği filmlerde kötü adam olduk. Halkta bizi öyle izledi. Ama özümüzde duygusal, duyarlı insanlarız.

Yakup Sancı: Halk tarafından bilinen en meşhur hikaye, Erol Taş’ın kötü adamı oynadığı için dövülmesi. Kötü adamı oynayan oyuncuların kaderi sanırım. Sizi sokakta kim dövdü?

Ali Güney: Buna benzer çok anılarımız var. En son olay; Üvey baba dizisinde bir kıza rolüm gereği eziyet ettim. Pazar yerinde bir kadın beni dövdü. O çocuğa niye eziyet ediyorsun diye. Pazarcılar karşı çıkıp, o kötü adam değil, aksine dünyanın en iyi adamlarından biridir diye beni savundular. Ama ben dayağı yedim. İyi oynamışız demek ki. Bu anımı da hayatım boyunca unutmadım, unutamam.

Yakup Sancı: Ali Abi, tanıdığım, konuştuğum birçok Yeşilçam oyuncusu seks furyası başladığında sinemadan uzaklaşıp farklı işlerle ilgilenmişler. Siz bu dönem ne yaptınız?

Ali Güney: Seks furyası başladığında sinemadan uzak durdum. Zerrin Egeliler'le oynamam için teklifler alsam da hayır ben yokum dedim. Sinemayı bırakıp İzmir’e gittim. Telgraf ve yeni asır gazetelerine fotoroman çektim o dönem. Furya bitince 78-79 yıllarında İstanbul’a dönerek sinemaya kaldığım yerden devam ettim.

Yakup Sancı: Bildiğim kadarıyla yıllardır tiyatro yapıyorsunuz. Tiyatro hayatınız nasıl başladı?

Ali Güney: 90 lı yıllarda beni sanatçı olmamdan dolayı tiyatroya davet ettiler. Aslında tiyatrocu değildim. Hayırsız Evlat, İstanbul Paris, oyunlarını oynayarak tiyatroya da merhaba dedim. Sinemada tanınmam, aşırı alkış almam ve sevilmem, oyuncu arkadaşlar arasında bazılarının rahatsızlık duymasına neden oluyordu. Bu nedenle Sivas ta oyunu bırakıp İstanbul’a döndüm. Sinemaya devam ettim.

Yakup Sancı: Tiyatro devam ediyor değil mi?

Ali Güney: Sinema sektörü Beyoğlu’ndan taşındıktan sonra mecbur kalmadıkça bizi çağıran yoktu. Ve çocuklarımı geçindirebilmem için. Bir şeyler yapmak gerekiyordu. O zaman İstanbul Yeşilçam tiyatrosunun kurdum. Türkiye'de gitmediğim il, ilçe kalmadı diyebilirim. Halen de tiyatro devam ediyor. Geçimimizi tiyatro yaparak sağlıyorum.

Yakup Sancı: Sinemaya tekrar dönelim. Birçok filmde gerek kendi yüzünüzle gerekse dublör olarak çok tehlikeli sahneler çektiniz. Sağlam yeriniz kaldı mı?

Ali Güney: Cüneyt Arkın ile bir film çekerken, camdan çıkmam gerekiyordu, çıktım. Ama sakatlamıştım. Fakat bize bakan olmadı. Kaburgalarımın çoğu çatlamıştı. Onların acılarını hayatım boyunca çektim hala da çekiyorum. Çok iyi ata binerim. Ve çok iyi at uzmanıyım. Yeşilçam da en iyi ata binenlerden biriyim. Ata binemeyen jönlere dublörlük yaptım. 4 nala koşan atın üstünden atlıyorduk. Anamur da Yılanlarla dolu bir kalenin etrafında bulunan göle atın üstünden atlamıştım.

Yakup Sancı: Yeşilçam oyuncuları yıllardır film çekmeseler de sokakta tanınıyorlar bunun nedeni nedir?

Ali Güney: Şimdiki dizi şöhretlerin dizileri olmadığı müddetçe yok olacak eriyip gidecekler. Bunun örneği olarak sokaklarda yaşam savaşı veren Mesut Engin, Baykal Kent, Sami Hazinses, ve niceleri. Yakın bir tarihte ne yazık ki çok yetenekli bir oyuncu kardeşimiz de başına silahı sıkıp şu 3 günlük dünyada sanata ve hayatına veda edip gitti. Hiç kimsenin böyle bir şöhret olmasını istemem. Şimdi ki sanata da baktığımızda, kendine saygısı olmayan bir beden başkasına nasıl saygılı olur da sanat yapabilir? Şimdiki sanatçılara ben acıyorum! Loş ışıklarda, paparazilere görünmek için birçok kaprisi göstererek sanatçı olunmaz. Gerçek sanatı yaparken, saygı ve sevgi tomurcuğunu kaybetmemek gerekir. Ve torpilli bir dünyada sanat da yapılmaz sanatçı da olunmaz. Biz 5 sene dizi çekmesek bile halk tarafından tanınıyoruz ayakta durabiliyoruz. Yeni sanatçı olmuş kardeşlerime bir tavsiye, ne oldum değil ne olacağım diye düşünmeliler. Eğer bugün ayakta durabiliyor ve hala halk tarafından tanınıp seviliyorsak. Sinemaya vermiş olduğumuz emeğin manevi karşılığıdır.

Yakup Sancı: Ya maddi karşılığı? Siz sinemadan para kazandınız mı?

Ali Güney: Yıllarca sinemaya emek verdim yüzüm gülmedi. Ama 1988'de Almanlarla bir buçuk iki ay çalıştığım bir dizi de başımı sokacak bir ev sahibi oldum. Şimdi ben size soruyorum para kazanmışım mı? Ayakta kalabildik sadece. Sinema sektöründe sırtımızdan çok paralar kazandılar. Ve ne yazık ki sırtımızdan para kazanlar sinemayı bırakıp inşaat vs. gibi sektörlere girdiler. Yani sinemadan kazandıkları parayı sinemaya yatırmadılar. Yumrukları yiyen bizler olduk. Parayı kazanan jön ve jöndamlar oldu. Çok insan bizi sokakta gördüğünde söylediği tek şarkı: "Biz sizlerin filmleri ile büyüdük" İşte bize halk tarafından verilen en büyük servet bu olmalı bence.

Yakup Sancı: Yeni yapımcılar var. Yeni filmler çekiliyor?

Ali Güney: Sanatta bu olmamalı bence. Yapımcılara söyleyeceğim tek şarkı. M.K. Atatürk’ün sözünü unutmasınlar. "Herkes sanatçı olamaz". Burada sinema emekçisi olarak bir avuç insan kaldık. Her bir dizide birimiz oynasak çocuklarımızı okutmak için bir katkı olur. Canımızdan çok sanata aşığız ve sanatı seviyoruz. Yapımcılar bizi de göz önüne alarak bize de ekmek versinler. Bizi sokaklarda ölüme mahkum etmesinler.

Yakup Sancı: Sinema sektöründe olduğunuza hiç pişman oldunuz mu?

Ali Güney: Hayır, bugün yine dünyaya gelsen yine aynı mesleği yapmak isterim.

Yakup Sancı: Ali Abi, Sizi yıllardır sinemada karakter oyuncu olarak izledik. Yüzlerce filmde oynadınız. Mantık şunu diyor. Onca filmi olan bir oyuncunun 15-20 ödülü olmalı. Kaç ödülünüz var? Size bir heykelcik ya da bir teneke veren oldu mu?

Ali Güney: Hayatımda hiç bir festivale katılmadım. Torpili olmayan bir sanatçının da festivale katılması mümkün değil. Merak ediyorum kendi kendime. Halk tarafından sevilen, resimler çektiren ve en çok tanınan bir sanatçı olarak festivalleri hak etmiyor muyum? Bunun cevabını sendika ve derneklerimiz versin. Çünkü hiçbir derneğe bağlı değilim ve aidat ödemediğim için. Beni bir sanatçı olarak cumhurbaşkanı ve başbakan davetiye göndererek meclise davet ediyorlar. Ama 34 yılımı verdiğim sinemada bir film festivaline katılamıyorum sanatçı olarak. Nasıl oluyor?  Ben de merak ediyorum.

Yakup Sancı: Oyuncu olmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

Ali Güney: Girenler ve girmek isteyenler için sabırlı olmalarını her bedeli ödeyecek şekilde alıştırmaları gerekir kendilerini. Ve her fiziği güzel olan da meşhur olacak şöhret basamaklarını çıkacak anlamına da gelmez. Geçenlerde esas mesleği öğretmenlik olan, ama sinemayı çok sevdiği için 35 yılını veren  emekçi kardeşimiz Tahsin vefat etti. Ne yazık ki cenazesinde 10 tane emekçi vardı. Bu da sinemanın acı yönü.

Yakup Sancı: Sokakta kalan bazı emekçiler oldu. Neden bu duruma düştüler?

Ali Güney: Kumar ve alkol masalarında yaşayan bir bedenin yuvası olmaz.

Yakup Sancı: Kameraya karşı bir özlem vardı içlerinde değil mi?

Ali Güney: Bir oyuncu için özlem ölünce biter. Kamera karşısına geçtiğimizde de ömrümüz uzar.

Yakup Sancı: Jönlerle aranız nasıldı?

Ali Güney: Çok iyiydi jön ve jöndamlar karakter oyuncularını çok severlerdi. Yemeği beraber yerdik aynı otelde kalırdık. İnsan ayrımı yoktu. Şimdiki gibi değil.

Yakup Sancı: Sinematürk dostlarına bir mesajınız var mı?

Ali Güney: O güneşin güzel aydınlığı geleceğinizin aydınlığı olsun.

Yakup Sancı: Onlar... Ar, Namus, İnanç, Saygı, Adalet ve bunun gibi pek çok irfana sahip olmayan karakterlere hayat verendi. Dışlandılar, hor görüldüler, küfür edildiler, dövüldüler. Emekleri yendi aç kaldılar, açıkta kaldılar. Öldüler.

Onlar... Yani filmlerin kötü adamları. Aslında jönlerin yapmak istemediği, oynamak istemediği, üzerine yapışmasından çekindiği rollerin adamları oldular. Onlar... Tecavüz eder. Masum insanları döver, öldürür. Onlar... Sahibine sadık, yapacağı eylemin doğruluğunu dürüstlüğünü sorgulama yetkisi olmayan her emrini yerine getire kirli işlerin kahramanları. Onlar... Yeşilçam devlerinin onlara attıkları her şamarla toplumun vicdanının okşandığı günah keçileri.

İşte onlardan biri. Filmlerin kötü adamı, Ali Güney’in kalbini araladık.

Dilerim bir ön yargı yıkmışızdır.

Ali Güney’e TEŞEKKÜRLER…

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (8)

metinhan avatar metinhan 30 Kasım 2010 14:34:11

ali  abim dünyanın en iyi yardım sever sanatçılarından biridir zaten gerçek yeşilçam sanatçılarıda öyledir paylaşımcıdır ali abimden 4 tv filminden beraber çalıştık verilen oyunlar ne kadarı zor olursa olsun yok demezdi hep yaparım derdi ve yapardıda bence onun gibi yeşilçam üstadlarının neden hakları verilmez anlamıyorum yakup kardeşim yine büyük bir konuya denk gelmiş dublörlerin hiç bir hayati garantisi yok eğer sinemada iyi bir sahne çıkartmak istiyorsa bir yönetmen mutlakki o oyuncunun dublörünede ihtiyaç duyulacaktır elbet saygılar ali abi saygılar yakup gonca

karatop avatar karatop 02 Eylül 2009 21:16:09

yakup kardeşin ellerine seninde ali gardaş yüreğine sağlık.başarı dilekleri daim olsun.

Yuxel1907 avatar Yuxel1907 19 Ağustos 2009 11:15:08

Bütün sinema emekçilerine selam olsun; iyi ki vardınız..

Yandex.Metrica