Sinemamıza Sahip Çıkamadık! posteri

Yakup Sancı: Agah Özgüç 1932’de İstanbul’da doğdu. Yeşilköy pansiyonlu ilkokul ve Haydarpaşa lisesi’nde yatılı okudu. 1950’li yıllarda Attila İlhan’ın etkileriyle taşra ve İstanbul’da yayımlanan yelken, petek, şairler yaprağı, Türk sanatı, salkım gibi birçok edebiyat dergisine şiirler, denemeler yazdı. 1961’de profesyonel olarak gazeteciliğe başladı. Artist, sinema, ses ve perde gibi dönemin sine-magazin ağırlıklı dergilerinde çalıştı. Çalışmalarını, belli aralıklarla kadrosuz olarak hafta sonu, expres, akşam, yeni gazete, milliyet (pazar eki) gazetelerde sürdürdü. Yayın kuruluşlarına özel arşivinden görsel malzeme katkısında bulundu, sinema belgesellerinde danışmanlık yaptı. Türk sinema tarihini aydınlatan binlerce belge, bilgi ve dokümanı arşivledi. 40 yıldan fazla süredir sadece yazarlıkla geçinmesine karşın, sarı basın kartını mesleğinin 40. yılında alabildi. Sinema tarihine çok önemli katkılarda bulunan Özgüç, Sinema tarihi ile ilgili Yaklaşık 30 kitap yazdı. Bu günlerde baskıda olan iki de kitabı var.

Sinema arşivi yapmaya nasıl başladınız?

Agah Özgüç: Adana Tarsus da edebiyat dergilerine şiirler yazıyordum. Hatta o zamanlar Yılmaz Güney de bu dergilere yazıyordu. O zamanlar tanışmıyorduk daha. Cezaevine girmeden 1950 li yıllardı. 1960 yılında gazeteciliğe başladım. O zamanlar günde 2-3 film çekiliyordu. Bu setlere giderek filmlerin künyelerini almaya başladım. Arşiv yapmam bu şekilde başladı. 1960 yılı öncesini de oradan buradan dergiler afişlerle toplayarak tamamlamış oldum. Böylece sinemacılık serüvenim başladı. Gazeteciliğin yanı sıra sinema yazarlığı da devam ediyordu. Bunları yavaş yavaş biriktirerek kitaplaştırdım.

Yakup Sancı: Sinema ile ilgili çok sayıda kitap yazdınız. Bu kitapları yazarken arşivinizin önemli katkısı oldu sanırım.

Agah Özgüç: 1960 yılından önce yılda ortalama 50 film çekiliyordu. 1960 dan sonra daha çok film çekilmeye başladı. 1972 yılında 300 film çekilerek rekor kırıldı. O yıl dünyanın 4 ya da 5 inci ülkesi olmuştuk film sayısı olarak. Bu filmler çekilirken de bu filmlerin afişlerini, fotolarını topladım. Her çekilen filmin seri fotoğrafını aldım. Böylece büyük bir arşiv oluştu. 1914 den günümüze kadar bütün filmlerin fotoğrafları var. Afişleri, lobileri var. Bu arşivim olmasaydı kitap yazamazdım. Kitap yazmak için belge olmazsa olmaz. Bu arşivden faydalanarak kitaplar yazıyorum. Yaklaşık 20.000 e yakın fotoğraf var. Her geçen gün de yeni çekilen filmlerle arşivimi genişletmiş oluyorum.

 Yakup Sancı: Arşivinizde kaybolan filmler hakkında bilgiler var mı?

Agah Özgüç: Ben bunu yapmamış olsaydım. Şimdi Türkiye de bu güne kadar kaç film çevrildiği bilemeyecekti. Çünkü bu filmlerin çoğu ya kayboldu ya da yangınlar da yandı. Yer bulunamadığı için Sarayburnu’nda bir kamyon film denize atıldı. Negatifler kilo ile satılıp gümüşleri eritildi. Türk sinemasını koruyamadık, sinemamıza sahip çıkamadık. Ancak benim yaptığım arşivle bu filmler hakkında bilgi alınıyor.  

Zamanında filmlerine sahip çıkmadılar. Şimdi herkes filmlerini arıyor

Türk sinemasının uluslar arası bir müzesi olması lazım. Bir tek Türker İnanoğlu sağdan soldan topladığı filmler ile bir müze oluşturdu. Bunu zamanında yapan olsaydı şimdi pek çok filmimiz kaybolmuş olmayacaktı. Yaklaşık 6.000 filmin 2.000 tanesi ortada yok. Kimisi Almanya'da kaldı. Video döneminde Almanya ya götürdüler, videoya çektirildi oralarda kaldı. Şimdi herkes filmlerini arıyor. Sinema altın çağını yaşıyor. Filmler kıymetlenince filmlerin peşine düştüler. Zamanında filmlerine sahip çıkmış olsalardı keşke. Negatiflerini saklayabilirlerdi. Filmlerin negatifleri yok ortada. Dünyada böyle bir olay yok.


İsrail gibi bir ülke bunu yapabiliyor ama biz yapamıyoruz

İsrail'de sinema müzesi var. Müzede 25.000 tane film negatifi var. Yol, sürü, diğer Türk filmleri de dahil olmak üzere bütün filmlerin negatifleri orada. İsrail gibi bir ülke bunu yapabiliyor ama biz yapamıyoruz. Ayrıca Fransa da bir müze var. Bu müzede de filmlerimiz var.

Yakup Sancı: Mimar Sinan Üniversitesi’nde böyle bir müze var sanırım.

Agah Özgüç: Mimar Sinan Üniversitesi Sami Şekeroğlu böyle bir şey yaptı. Yabancı filmler de dahil olmak üzere. Yaklaşık 8.000 film olduğu söyleniyor. Yalnız oradaki filmlerin ne oldukları açıklanmıyor. Bu çok yanlış bir olay... Bu atom sırrı değil. Bu filmlerin hangi filmler olduğu belli olsun ki kayıp filmleri arayalım. Birisi kayıp filmler dosyası yapacaksa bunu bilmeden nasıl yapacak bu araştırmayı? Bunların açıklanması lazım... Ama bir türlü açıklamıyorlar. Bu çok yanlış bir şey... Bir taraftan yararlı olmaya çalışıyorlar diğer taraftan da filmleri gizliyorlar.

Yakup Sancı: Filmleri Tv de mi, sinemada mı takip ediyorsunuz?

Agah Özgüç: Geçenlerde yerli bir film seyrettim. Perihan Savaş sigara yakıyor, sigaranın ucunda bir balon! Balon sigarayı takip ediyor. Böyle bir şey olur mu? Dumanını nasıl kaybedeceksin peki? Bu çok yanlış… Bu filmi yapana saygısızlık, yapımcıya saygısızlık... Böyle bir film nasıl seyredilir? Ben bu nedenle Tv de film seyretmiyorum. Alt yazılar geçiyor, biri sigara yakınca balonlar çıkıyor. Bende ya sinemada ya da evde DVD de seyrediyorum. Bu duruma başta sinemadaki tüm kurumlar  karsi cikmali ama hiçbirinin umurunda değil. Sadece laf üretiyorlar. Sinema haklarını, kendi haklarını koruyamıyorlar. Hiçbir şey yapamıyorsanız boykot edin. Filmlerinizi vermeyin, filmler ölüyor.

Yakup Sanci: Telif Yasasiyla ilgili ne düsünüyorsunuz?

Agah Özgüç: Telif yasası arap saçına dönmüş durumda. Sinemadaki kuruluşların hiçbir şekilde hiçbir şeye faydası yok. Bu kuruluşlar sadece etiket. Bunlar bir araya gelip kendi haklarını korumaları gerekirken hiçbir şey yaptıkları yok. Bundan sonra ne olacağını da kimse bilmiyor. 8-10 tane kurum var. Yazık, ne yapıyorlar? İnternette filmler izleniyor. Bu filmlerin sahipleri var. Niye sahip çıkmıyorlar? O zaman niye var bu kurumlar? Ne işe yarıyorlar? Aralarında bir takım polemikler var, bir takım politik anlaşmazlıklar var. Bir araya gelemiyor, güç oluşturamıyorlar. Güç oluşturamadıkları için de hiçbir fonksiyonları kalmıyor.

Yakup Sancı: Sinemamızda gelişme var mı?

Agah Özgüç: Sinemamızda bireysel gelişmeler var. Ama topluca baktığımızda bir gelişme görünmüyor. Türk sinemasının dijitalleşmesi, artık her önüne gelenin film yapmasına neden oldu. Gökten zembille inen yönetmenlerimiz oldu. İş kolaylaştı artık. Her dijital makineyi eline alan film çekmeye başladı. Önemli olan sinemada oynayacaksa bu film 35mm aktarabiliyor musun? Hayır aktaramıyor. Para bulamıyor. Filmler stüdyolarda kalıyor. Şimdi stüdyolarda yüzlerce film var. Eskiden sinema filmi dediğin zaman sinemada oynayan film, sinema filmi oluyordu. Film çekiliyor ama 35mm aktaramıyor. Ya televizyonlara satıyor ve ya DVD sini çıkartıyor. O zaman ne oluyor? Hiçbir zaman sinema filmi olmuyor. Bu sadece televizyon filmi oluyor.

 Bir de slogan atıyorlar Türk sineması atakta diye. Bu atak hiçbir zaman sayı ile olmaz. Kaliteli film çekmekle atak yapılır

Arada bir iyi film de yapılıyor. Eskiden usta çırak ilişkisi vardı. Şimdi böyle değil. Nereden geldiği belli olmayanlar film çekmeye başladı. Bu filmler yatıyor. Ellerinde kalıyor. Para gücü ile süsleyip püsleyip cici göstermeye çalışıyorlar. Bir de slogan atıyorlar Türk sineması atakta diye. Bu atak hiçbir zaman sayı ile olmaz. Kaliteli film çekmekle atak yapılır. Antalya da ya da başka festivallerde izlediğimiz zaman bu filmlerin iş yapmayacağı ortaya çıkıyor. Zarar ediyorlar, edecekler de. Boşu boşuna bu filmleri çekiyorlar.

Sinema seyircisi 15-22 yaş arası seyirciden oluştu. Kafa ütüleyen acayip filmler, küfürlü, argolu filmler izleniyor

Bir kaç büyük firma var. Bu firmalar kendilerine göre kitle filmler yapıyorlar. Seyircinin hangi filme gideceğini araştırıyorlar. Öyle filmler yapıyorlar. Bugün seyirci profili de değişti bir yerde. Sinema seyircisi 15-22 yaş arası seyirciden oluştu. Bu yaş gurubu da bir takım filmlere gidiyorlar. Kafa ütüleyen acayip filmler, küfürlü, argolu filmler izleniyor. Bu büyük şirketler de bunların farkında bu yaş gurubuna göre filmler çekiyor iş de yapıyorlar.

Gişesi 300 kişi olan filmler var. Yazık. İyi film yapmak gerek

Kişisel bağımsız filmler yapan yönetmenler var. Mesela Zeki Demirkubuz. Kıskanmak diye bir film yaptı. Herkes onu merak ediyor. Nuri bilge ceylan da öyle... Reha Erdem de öyle. Bunlar da dijital çekiyorlar ama bunların garantileri var. Yurtdışında isimleri var. Yurt dışında ödülleri var. Bir şekilde durumlarını kurtarıyorlar. Ama diğerleri maalesef iki seksen yatıyor. Gişesi 300 kişi olan filmler var. Yazık. İyi film yapmak gerek. İyi film ille de sanatsal film yapmak değil, kitle filmi de olur. Örneğin son yılların kitle filmlerinden bir tanesi eşkıya... Hem iyi film, hem de kitle filmi.

İzleyici anlamıyor, anlaşılmıyorsunuz. O zaman evinize oturup kendi filmlerinizi kendiniz izleyin

Genç yönetmenlerin nedense kitle filmlerine karşı bir tavırları var. Zaten böyle bir film yapmaları zor, hatta mümkün de değil. Bir takım filmler yapıyorlar kendileri de anlamıyor ne çektiklerini. Kimin için yapıyorlar bu filmleri? İzleyici anlamıyor, anlaşılmıyorsunuz. O zaman evinize oturup kendi filmlerinizi kendiniz izleyin.

Yakup Sancı: Sürü, Yol, Umut. Bu filmleri aşamayan bir sinemaya gelişti demek ne kadar doğru?

Agah Özgüç: Türk sinema tarihinde en iyi 10 film soruşturmalarına baktığımız zaman bu 3 film her zaman yerini alıyor. Nedir bu filmler? Sürü, Yol, Umut. Bir de Selvi Boylum Al Yazmalım. Bu filmlerin aşılması zor… Elbette bir gün aşılmalı, aşılması gerekir ama maalesef biraz zor. Amerikan sinemasına da baktığımız zaman bir takım filmler hala aşılmış değil. Bu bizim ülkemiz için de geçerli. Aşmaya çalışıyorlar ama olmuyor tabi ki.

Bilgisayar yardımı ile yapılan film, film değildir. Bunu sinema diye yutturmaya çalışıyor bazıları. Bunun adı sinema değil. Bu animasyon filmi olur, bu filmi de çocuklar izler

Bilgisayar sistemi ile yapılan filmler var. Bilgisayar yardımı ile yapılan film film değildir. Kamera neyi görüyorsa film o dur. Film yaptıklarını sanıyorlar bu film değil, bilgisayarlarla grafik yapmak. Bu da yanlış... Şimdi bir savaş filminde bu kadar figüran kullanmaya gerek yok. Oturuyorsunuz bilgisayar başına oyuncunun arkasına binlerce figüran yapıyorsunuz. Bir ordu yaratılıyor. Sinema bu değil ama. Bunu sinema diye yutturmaya çalışıyor bazıları. Yaratıcılık bu değil, kameranın gördüğü gerçeklerdir sinema. Siz bilgisayar yardımı ile bulut da getirebilir, yağmur da yağdırabilirsiniz. Bunun adı sinema değil. Bu animasyon filmi olur, bu filmi de çocuklar izler.

Yakup Sancı: Eski filmlerin günümüz sinemasından farkı neydi?

Agah Özgüç: Sanat öyle bir yerde ki... Teknoloji emeğin sömürüsünü yapıyor. Eski filmlere baktığımızda tabi ki onlarda da inandırıcı olmayan olaylar da vardı. Ama o filmlerin şöyle bir güzelliği var. Eski İstanbul’u görüyorsunuz. İnsan ilişkilerini görüyorsunuz. Teknoloji insanları bir yerde bir birinden koparmaya başladı. Çağımız bunu gerektiriyorsa böyle devam edecek elbette. Ama eski filmlerde bir doğallık vardı en azından.  

Sanatı unutup çarşı zihniyeti ile iş yapar bir hale gelindi

Teknoloji el emeğini öldürdü. Mesela filmlerin afişleri yapılırdı. Bu afişleri ressamlar yapardı. Şimdi bu ressamlar yok. Herkes kendi afişini istediği gibi bilgisayarda yapıyor. Yeni filmlerin afişlerinde bile çok büyük bir değişim var. Sanatı unutup çarşı zihniyeti ile iş yapar bir hale gelindi.

Ortak yapım filmler çekilmeli

Çok önemli filmlere baktığımızda ortak yapım dikkati çekiyor. Ortak yapım ile filmler çekilmeli. Bu sinemamızın gelişimini sağlar. Hiç olmazsa ortak yapım ile çekilmiş ülkelerde, o ülkenin bayrağı altında izlenilir. Bu kitleye ulaşmaktır. Bir diğer yandan da maddi desteği olur.

Yeşilçam yapımcıları bunu yapmıyorsa yeni sinemacılara söyleyecek pek söz yok

Eski Yeşilçam yapımcıları şimdi yapımcı değil. Yeni, yeni yapımcılarımız oldu. Yeni kuşak yapımcılar, eski kuşak Yeşilçam oyuncularını tanımıyor. Kendi çevresine bakıyor bir film çekeceği zaman. Kendi castlarını kendileri yapıyorlar. Bir film çekileceği zaman kendi çevresindeki kişilere destek çıkıyorlar. Yeni kuşak pek tanımıyor eski Yeşilçam emekçilerini. Yeni kuşağı hadi anlamaya çalışalım ama eski dostları niye hiç aramaz iş vermezler. Bir oyuncu, bir setçi, bir kamera asistanı burada bir vefasızlık var. Eski Yeşilçam yapımcıları bunu yapmıyorsa yeni sinemacılara söyleyecek pek söz yok. Oysaki çok da verimli olur bu arkadaşlarımız. En azından yılların deneyimi var bu arkadaşlarda. Sahip çıkılmıyor, sahip çıkma diye bir olay yok.

Yakup Sancı: Dizi yönetmenleri sinema çekemez deniliyor. Siz buna katılıyor musunuz?

Agah Özgüç: Sinema ile diziler arasında çok fark var. Sinema ayrı bir şey… Her ne kadar ikisi de sinema başlığı altında çekiliyorsa da ikisini birbirinden ayırmak gerek. Her dizi çeken yönetmen sinema filmi çekemiyor. Yine sinema çeken bir yönetmende dizi çekemiyor. Mesela Hüseyin Karakaş Çok iyi diziler çekmiştir ama sinema filmi çekti başarılı olamadı. Mesela Zeki Ökten Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden ama dizi çekmeyi sevmiyor. Çektiği zaman da olmuyor, ısınamıyor, onun için dizi ile sinemayı ayırmak gerek.

Yakup Sancı: Yeşilçam da bunu çok yaptı. Birçok filmin tekrarı çekildi. Şimdi dizilerde de geriye dönüş var. Yeni film yeni hikaye çekmek yerine neden çekilmiş bir hikayeyi tekrar çekiyoruz?

Agah Özgüç: Ben dizi seyretmiyorum. Lastik gibi uzatılan laflar. Bir de şöyle bir olay var. Eski efsane oluş, kült olmuş, klasik olmuş filmleri yeniden çekmek de yanlış. Hiçbir zaman Metin Erksan’ın ‘’Acı Hayatı’’filmini 10 defa da çekseler, dizi de yapsalar, ne yaparlarsa yapsalar hiçbir zaman ilk çekilmiş filmin karizmasını kırması mümkün değil. Yapılan tekrarları görüyoruz. Yeni öyküler, yeni konular çekmeleri gerekir. Diziler içinde öyle. Mesela Halit Refiğ’in çektiği ilk dizi. Türk sinema tarihinin ilk dizisi… "Aşk-ı memnu" tekrar çekiliyor. İlkini aşması mümkün değil. O bir efsane olmuş. Menduh Ün "Üç arkadaş" çekmiş 1959 yılında. Çok büyük bir film… Bu filmin de ikincisi çekildi, çuvallandı. O dönemin oyuncuları başkaydı. Bir Salih tozan vardı. Semih Sezerli vardı. Bunlar gibi dev oyuncular vardı.

Gazete haberlerinden bile film yapılabilir

O kadar çok konu var ki ülkenizde. Gazete haberlerinden bile bir konu çıkarıp film yapabilirsiniz. Bunu yapmıyorlar. Birilerinin kolayına geliyor herhalde. Yıllar önce çekilmiş filmlerin tekrarını yapıyorlar ama olmuyor.

"’Vurun Kahpeye" üç defa çekildi. Bakıyorsunuz en iyisi yine ilk çekilen

Evet, bunu Yeşilçam da yaptı zamanında. Mesela ‘’Vurun Kahpeye’’ üç defa çekildi. Bakıyorsunuz en iyisi yine ilk çekilen. Şimdi merak ediyorum İstanbul’un fethini yeniden çekeceklermiş. İstanbul’un fethi çekildiğinde yıl 1952. O dönem birçok şey vardı. Şimdi bunların pek çoğu yok, yıkıldı. Bu olmayanları maketlerle bilgisayar yardımı ile yapacaklar ama ben sanmıyorum ilk filmi aşsın.

Yakup Sancı: Bu sezon vizyona girecek olan filmler içinde favoriniz hangisi?

Agah Özgüç: Bu sezon vizyona girecek yeni filmler var. Türk sinemasının nerede, hangi sınırda olduğunu bu filmler belirleyecek. Zor bir sezon yaşanacağını sanıyorum. Umutları yitirmemek lazım ama Türk sineması zor günler yaşayacak diye düşünüyorum. Hem film sayısı, hem de bir çok filmin çok kötü çekiliyor olması karamsarlık yaratıyor. Daha çok kişisel filmler seyredeceğiz. Türk sinemasının durumu bu sezon, ak mı? Kara mı? Belli olacak.

Bu sezonun banko filmi, Zeki Demirkubuz’un "Kıskanmak" filmi

Antalya film festivaline 40-50 film başvurusu olduğu söyleniyor. Tabi bu filmlerin hepsinin yarışması mümkün değil. Önce elenecek. Benim beklediğim filmlerden bir tanesi Zeki Demirkubuz’un ‘’Kıskanmak’’ adlı bir edebiyat uyarlaması. Zeki Demirkubuz’un daha önce yaptığı çok güzel filmler var mesela ‘’Masumiyet’’. Burada farklı olan şu... Bir dönem filmi olduğu için diğerlerinden daha geniş bütçe ile yapılan bir film. Onun için herkesin merakla beklediği, merak ettiği bir film. Bir dönemi anlatan film... Kalabalık sahneleri var. Dönem filmleri yapmak çok zor bir iş onun için beklenilen ve merak edilen film Zeki Demirkubuz’un ‘’Kıskanmak’’. Bunun dışında beklediğim bir film yok. ‘’Kıskanmak’’ banko diye düşünüyorum.

Yakup Sancı: Büyük bütçelerle çekilen başka filmler de var. Mesela Yahşi Batı… Sizce başarılı olur mu?

Agah Özgüç: Yahşi Batı'nın ne olacağı belli değil. Cem Yılmaz’ın ilk yaptığı filmler tabi ki gişede parlak sonuçlar aldı. Sinemasal olarak eli ayağı düzgün filmler yaptı ama bu filmler daha çok halka dönük filmler, ticari filmler. Yıllar önce jönlerimizin hepsi kovboy oldular. Cem Yılmaz bir kovboy kasabası kurdu. Daha önce böyle bir kasabayı Nuri Akıncı, Ahmet Sert kurmuştu. Bekleniyor, herhalde fantastik komedi filmi olacak. Farklı olacağı kesin. Maddi olarak güçlü bir bütçe ile çekiliyor. Seyredilip unutulacak fantastik bir film gibi geliyor bana. Bekleyip göreceğiz.

Yeni Star anlayışına yakın duran Kenan İmirzalıoğlu görünüyor.

Bir de merak edilen Uğur Yücel’in çektiği bir film var. Çünkü orada Kenan İmirzalıoğlu oynuyor. Türk sinemasında Star sistemi diye bir olay yok. Bu sistem bitti. Yeşilçam döneminden Şener Şen, günümüz jönlerinden yeni Star anlayışına yakın duran Kenan İmirzalıoğlu görünüyor.

Yakup Sancı: Recep İvedik filmlerini nasıl buluyorsunuz?

Agah Özgüç: Şahan Gökbakar yaptığı filmler de bir gerçeği anlatmak istiyor. Bunu yaparken de çok kaba bir dil ile anlatıyor. Argo edebiyatını kullanıyor. Argo edebiyatı eskiden de işlendi ama Şahan Gökbakar filmlerinde takıldığım bir nokta. Halk kahramanı! Nasıl bir halk kahramanı bu? Böyle bir halk kahramanı mı olur? Halk kahramanı bir maganda olmaz ki. Halk kahramanı aydın bir kişidir. Bu filmler kuyruklu yıldız. Yarın unutulacak filmler. Tarihe girecek tek tarafı seyirci patlaması oluşturması, gişe rekoru kırmış olması. Gişe rekoru kıran bir film ille de iyi filmdir demek doğru değildir. Bu para meselesi... Reklamı iyi yapıyor. Afişleri, bilbortları süslüyor. Gazete ilanlarını veriyor.  Halk da merak ediyor tabi. Dediğim gibi tek özelliği gişe rekoru kırmış olmasından dolayı tarihe geçecek. Başka hiçbir özelliği olmayan bir film...

Yakup Sancı: Mahsun Kırmızıgül filmlerini beğeniyor musunuz?

Agah Özgüç: Mahsun Kırmızıgül enteresan biri. Ben onu daha evvelden tanırım. O zamanlar ünlü olmamıştı. Aslında iyi bir kumaş... Yalnız, o da şöyle bir şey yapıyor. Her yaptığı filmde 20 tane hikaye anlatıyor. Hal bu ki bir gün gelecek hikaye bulamayacak. Bir hikaye üzerinde yoğunlaşırsa daha sinemasal düzeyi ortaya çıkmış olur. Çok iyi öyküler yakalıyor. Bir huzurevini anlatıyor. Çok enteresan. Zaten iş yapmasının en büyük nedenlerinden biri bu... Orta yaş insanlarının yaşamını anlatıyor.  Fakat hikayeden hikayeye geçiyor. Son yaptığı ‘’Güneşi Gördüm’’ de 5 tane hikaye var. Hikayeleri harcıyor. Bir konu üzerinde yoğunlaşırsa daha başarılı olur, bu konuya kafa yorması gerekir. Bir konuda yoğunlaştığı zaman Mahsun Kırmızıgül’ün değeri o zaman daha iyi anlaşılır. Hikayeden hikayeye atlaması. Filmin akışını değiştiriyor. İzleyicinin kafasını karıştırıyor. Tek konuda yoğunlaştığında daha güzel işler yapar diye düşünüyorum. 

Agah Özgüç’e TEŞEKKÜRLER.

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (5)

hasan.karci avatar hasan.karci 20 Ekim 2009 01:38:10

Agah özgüç, öncelikle sinemayı çok seven. Türk sinemasının gerçek arşivini tutan  başarılı bir sinema adamıdır.  

mimarsinan avatar mimarsinan 17 Ekim 2009 22:02:10

10

    Yaşıyla, başıyla, bakışıyla, yaşadıklarıyla, arşivciliğiyle Türk Sineması için ne kadar faydalı bir değer Agâh Özgüç. Sayın Yakup Sancı'ya verdiği röportaj baştan aşağı sinemamızın özgeçmişi olmuş. Sinema tarihimizin özeti; bir araştırmacı yazar tarafından ancak bu kadar en iyi verilebilir. Bugünün ve dünün kıyaslaması, isimlerde ve filmlerdeki somut örnekler çok çarpıcı. Aslında, Türk Sinemasında " Ben Babamdan Oğlum Benden İleri" gerçeği yaşanmıştır. Ama ne kadar. Tabi ki hemen herkesin, buna geçme denirse, ölen babasını geçtiği kadar. Yılmaz Güney'lerin, Ayhan Işık'ların, Sadri Alışık'ların, Erol Taş'ların, Bilal İnci'lerin elhasıl yüzlerce geçip gitmişlerin olmadığı yerde onları yakalayanlar çıkmadı nedense.     Sayın Yakup Sancı'ya tekrar tekrar teşekkür eder, Agâh Özgüç büyüğümüze sağlıklı ömürler  dilerim.

Yuxel1907 avatar Yuxel1907 17 Ekim 2009 10:17:10

Gerçekten Agah beyin yazdığı kitaplarla sinemamıza olan bilgimiz ve ilgimiz arttı. Agah bey, yeni kuşak sinemacıların eskileri tanımamasını ve castlarında yer vermemesine değinmiş; ancak bunda tek gerekçenin kuşakların değişmesi olarak görmemek lazım . 1990'lı yıllarda sinema adeta durdu. 1990-1999 arasına bazı yıllar neredeyse hiçfilm çekilmedi ve durumda 10 yıllık inkıtayla sinemamız tamamen yapısal değişikliğe uğradı. Yapımcı kavramı artık tamamen değişti; TV'den çok ciddi para kazanan  yeni yapımcılar (Abdullah Oğuz, Faruk Turgut vs.) sinemaya yüksek teknolojiyle ve yeni yüzlerle (sözde) devrim oluşturdular. Oysa, teknoloji ve yeni, acemi yüzler o Yeşilçam'ın sıcaklığını alıp götürmüştü. O sıcaklığın tekrar yakalanması için eski samimiyetin tekrar oluşturulması gerekir ki, sanırım bu da artık pek mümkün olmayacak.  Yakup beye teşekkürlerimi sunarken, röportajlarında sinemamızın emektarları olan kameramanlar ve ışıkçılarına da yer vermesini istiyorum; kim bilir onlarda da ne anılar vardır.  Türkiye'de sinemayı bir halk sanatı yapan bütün sinemacılara selam olsun..

Yandex.Metrica