"Sanatçı sanatını toplum için yapıyor" posteri

Yakup Sancı: Bazı isimler vardır ki sinemaya yıllarını verir. Sinema izleyicisi bu kişiler hakkında doğru ya da yanlış bir takım düşüncelere sahip olur. Tüm bildiklerimizin yanına bu röportajda okuyacaklarımızı da koyalım, sonra hep beraber düşünelim...

Tamer Yiğit 1942 yılında Balıkesir de doğdu. İlkokul ve ticaret lisesini Balıkesir'de, İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ni İzmir'de okudu. 1962 yılında İzmir'de okurken ses mecmuasının açmış olduğu artist yarışmasıyla sinemaya geçti.

Tamer Yiğit: O zamanlar iki film firması vardı. Birsel film Nusret Birsel, Özdemir Birsel kardeşler. Bir de Be-Ya film. Birsel filme ‘daima kalbimdesin’ Belgin Doruk, Sadri Alışık gibi oyuncuların olduğu kalabalık bir kadroyla oynayarak ilk setle tanıştım.

Yakup Sancı: Sinemaya başlamadan önce oyuncu olmak gibi bir idealiniz var mıydı?

Tamer Yiğit: Hiç aklımda bile yoktu. O yıllar öğrenciydim, geçim zorluklarım vardi, tamamen ekonomik nedenlerle girdim. Bir kaç arkadaş da bana cesaret verdi "hadi gir yarışmaya ne olacak?" dediler. Sadece sinemanın seyircisiydim. Öyle bir özentim yoktu. Çok anlık oldu. Zaten yarışmaya girerken bile arkasında sinema olduğunu bilmiyordum. Bir ödül verecekler, bende o parayı alacağım, haçlık yapacağım, öğrencilik yıllarımı mutlu ve paralı bir şekilde geçireceğim diye düşünüyordum.

Yakup Sancı: İlk setle tanıştığınızda neler hissettiniz?

Tamer Yiğit: Sukut-ü hayal oldu. Kafamda çok büyüttüğüm sinemadaki resimlerle bir anda tanışınca o resimler küçüldüler. Belki bizimle de tanışanlar aynı duyguyu yaşıyorlardır. Heyecan içindeydim. Nerede ne yaptığımı bilmiyordum. Hiç bir deneyimim yoktu, seti dışarıdan görmüşlüğüm yoktu. Sadece müsabakayı kazandım tek suçum bu. İlk set Sohpan’ın platosu diyorlardı. Şişli de bir yerdeydi. Yağmur yağıyordu. Kalın bir camı kıracaktim böyle bir sahne çekeceğiz. Islattılar üstümü yağmur yağıyor hesabı, heyecanımı bu yağmur aldı biraz. O gün sette oyuncu olan arkadaşların ve diğer set çalışanlarının yardımlarıyla sinemaya başladım ve sinemayı sinemada öğrendim.

Yakup Sancı: Sinemada kendinize bir hedef koydunuz mu? Hedefinize ulaştınız mı?

Tamer Yiğit: Çok daha iyi olabilirdi. Bir de insanın yapısı yapabileceği işlerle çok ilgili. Biraz daha elastik olabilirdim. Düşüncelerimden, ya da değerlerimden nereye kadar ne fedakarlıklarda bulunabilirdim? Bilmiyorum. Benim değerlerim doğduğum, büyüdüğüm beni yetiştiren değerlerdendi, pek sarfiyat edemedim. Onun için de pek uyuşum olmadı sinema camiasıyla. Kameranın önü basittir. Kameranın önü ile ilgili değil bu söylediklerim. Kameranın arkasındaki siyaseti söylüyorum. Bu siyaseti pek beceremedim gibi geliyor.

Yakup Sancı: Çıkışınız hangi filmle oldu?

Tamer Yiğit: İlk filmle oldu. Ses dergisi o zamanlar çok iyi bir dergiydi. Yarışması da bir hava yarattı. O havayla ilk filmim çıktı. Devamı da hep başrol olarak geldi.

Yakup Sancı: Rekabet içinde olduğunuz biri var mıydı?

Tamer Yiğit: Benden sonra Ediz Hun geldi. Başka başka arkadaşlar geldi. Sinema genişti zaten, senede 300-350 film çekiliyordu. Senede en fazla 10-12 film çekebilirsiniz. Herkes kendi bütçesine göre filmler çekiyordu. Öyle bir rekabet ortamı yoktu. Tabi sonrasında filmler yarışıyor, filmler yarıştıkça rekabet doğuyordu. Benden iki sene sonra benim tarzımda oynayan Cüneyt Arkın geldi. Tabi bende birilerinin üstüne geldim. Orhan Günşiray, Fikret Hakan, Ekrem Bora, Eşref Kolçak sinemadayken geldim. Tabi ki normaldir. Benim üstüme de birileri gelecektir. Benden sonrakilere de gelecekler. Bizimki tatlı bir rekabetti. Öyle gırtlak gırtlağa şeyler yoktu. Magazin o zamanlar yüzde birler civarındaydı. İnsanların kendini gündeme getirmesi için bir neden yoktu.

Yakup Sancı: Benim en iyi filmim dediğiniz filminiz hangi filmdir?

Tamer Yiğit: Öyle bir şey olmuyor Yakup. Hepsinin kendine göre özel bir yeri var 186 tane filmim var. Bunların içinde de ki 6-7 tanesi içime sindi. Ama hepsinin karakterleri ayrı ayrı… Örneğin, bir ‘Kızgın Toprak’ içime sinmiş bir filmdir. Benim tarzımdır, benim yapımdır. ‘Toprak Ana’ ses getiren bir film. Buna benzer filmler var. Bunun dışında yapılmış bir takım filmler de var. Bir film yapıyorsun çok inanarak, çok güvenerek. Kadro iyi, hikaye iyi, reji iyi, Prodüksiyon iyi, ama gene de ümit edilen beklentiyi yakalayamıyor. Bu bir ressamın cok beğenerek yaptigi bir tablosunun hiç kimsenin beğenmemesine benziyor. Bir sanatçı da sanatını toplum için yapıyor. Toplum beğendiği zaman beğenildiğini hissediyor. İyi film yapmanin ispatı nedir? Filmi kendin için değil başkaları için yaptın, sen beğenebilirsin, ama senin beğendiğin şeyi hiç kimse beğenmiyorsa o zaman  bunda bir yanlış var demektir.

Bir film çekiyoruz rezalet bir şey. Diyorsun ki bu film çıkmasın kardeşim. Stüdyo yansın, film yansın, kopyalar yansın. Film çıkıyor korkunç iş yapıyor. Bugün de buna benzer iş olsun, fasıl olsun diye çekilen filmler var. Recep İvedik çok mu iyi bir film? Şahan bu filmde kendini çok mu beğeniyor?  Ama izleniyor gişe yapıyor. Hadi birinci tesadüf ikinci de mi? O zaman oturacaksın elini şakağına koyup düşüneceksin. Ben bu toplumu ne kadar tanıyorum? Benim toplumum neyi neden beğeniyor? Bunun bir kantarı terazisi yok, hiç kimse de ölçemiyor. Öyle bir kantar, öyle bir terazi olsa bütün filmler çok büyük iş yapar. Senaryodaki karakter tipine uyuyor, kişiliğinle uyum sağlayabiliyorsa başarılı oluyorsun. Uyum yoksa hiçbir şey olamıyorsun. İki iki daha dört...

Yakup Sancı: Sinemada ‘o’ olmasaydı ben başarılı olamazdım dediğiniz bir isim oldu mu?

Tamer Yiğit: Halktan ilgi, sevgi gördüm. Bir defa halka şükran duyuyorum. Ama onun dışında kendi tırnaklarımla geldim. Kimse "gel de şurada şu işi al da yap" demedi. Bir yarışma sonucu sinemada buldum kendim. Gökten zembille inmedim tabi ki. 5.000 kişinin içinde birinci olarak çıktım. Burada ölçüler neydi? Biliyorsam namerdim. Şahıs olarak minnet duyacağım bir isim yok. Halkın sevgisi, ilgisi bizi buralara kadar getirdi. Tek minnetim halkıma. Şimdi diyelim x rejisör aldı beni. Beni alırken popüler isim olduğumuz için aldı kendi menfaati için oynattı. Sokaktaki vatandaşın elinden tutup "gel sen de şu işi yap" diye elimizden tutup da işveren olmadı.

Yakup Sancı: 1970’li yıllarda çok film çekildi. Avantür bitti müzikal başladı. Sonra birdenbire durdu bu hız. En sonunda seks filmleri çekilmeye başlandı. Sinemamızda bu hızlı değişimin nedenleri neydi?

Tamer Yiğit: Bir aile düşünelim. Bu aile dört kişi olsun hafta da bir sinemaya gitsin. Dört bilet on liradan kırk lira. Arabalarıyla gidip geldiklerini varsayalım oldu atmış lira ayda eder iki yüz elli lira. Zaten adamın emekli maaşı altı yüz elli lira nasıl sinemaya o parayı versin? O zaman evde oturup dizi izliyor. Yok ki adamın yiyecek parası bu parayı nasıl sinemaya harcasın? Eskiden yazlık, kışlık sinemalar vardı. Orada insanlar birbirlerini görürdü. Flört ediyorsa orada ediyordu. İki film bir gazoz 50 kuruş. Çekirdeğini alıyor iki film izliyordu.

Halkın sinemaya ilgi gösterdiği yıllar o yıllardı. Ondan önceye döndüğünüz zaman sinema bir hobiydi. 1960’lardan sonra ticari veya eğitim vasıtası şekline döndü. Bu dönüşün içinde bir takım sancılar oldu. Türkiye’nin içindeki seyirciye dönük arz-talep meselesiydi çekilen filmler. Dışarıya dönük filmlerimiz olmuyordu. Şu gün dahi 6-7 ülke var ama onun dışında Avrupa ve Amerika ya dönük sinemamız yok. Ortadoğu ya dönük Arap ülkelerinde biraz dizilerimiz tutuluyor. Ama sinemanın ekonomik ihtiyaçlarını gidermedikten sonra mükemmel bir sinema yapmaya imkan yok. Çünkü her şeyiyle paraya dayalı bir sanat türü sinema… Nereden bakarsanız bakın. Hayalini kurarken bile bir senaryo çıkartacaksınız. Hayalden zora tatbik ederken de bu da parayla oluyor. Bunun ham filmini alacaksınız. Ekibini kuracaksınız. Oyuncu kadrosunu kuracaksınız. Rejisörü, seti tüm bunlar para gerektiren işler. Hayali ekonomik güçle gerçekleştiriyorsunuz. Hayaliniz ne kadar büyükse o kadar büyük paraya ihtiyacınız var.

Bundan 30 sene önce bir gazetede okumuştum. Sinemaya ilk başladığımız günlerin antreleriydi. "Benhur" filminin bütçesi Türkiye’nin bütçesi ile aynıydı. Teknik imkanlar sınırlı, harcama gücün sınırlı olunca zor şartlarda çekiliyor film. Tabi sinemanın kapitali biraz daha gelişti. Eskiden üç otuz paraya çıkan film şimdi 25-30 paraya çıkıyor. Bazen gazetelerden okuyoruz ülkenizde çekilen bazı filmlerin bütçeleri milyon dolar. Bu paralar bir takım sanayiler için belki küçük paralar ama bizim sinemamız için büyük paralar.

Bunun başlıca nedeni ekonomik. Her insanın bir ekonomisi vardır. Memurun bir maaşı vardır. Esnafın bir geliri vardır. Bu gelirlere göre de zorunlu ödemeleri vardır. Bu furya dönemini iyi tahlil etmek lazım... Benim oyunculuğum avantür çizgide devam etti. Durum komedisinde 3-5 film yaptım. Avantür filmler çekerken bir bakıyorsunuz şarkılı türkülü filmler dönemi başlıyor. Türkücü şarkıcı bir arkadaşın filmi büyük iş yapıyor. Haydi bütün filmler türkü filmine dönüyor. Yani müzikal filmler oluyor. Bu defa siz ona ayak uyduramıyorsunuz. Çünkü siz şarkı türkü söylemiyorsunuz. Hal böyle olunca iş yapamıyor, hayatınızı idame ettiremiyorsunuz. Müzik yapan birçok arkadaşımızın dünya kadar filmi var. Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Emrah gibi daha niceleri. Bu müzik yapan arkadaşlar da sinemaya girince senede 5-6 film yaptılar. 10 kişi girse 50-60 film yapar. Bu da sinemada işi oyunculuk olan jönleri etkiliyor. Bir Cüneyt Arkın, Serdar Gökhan, Tamer Yiğit, Türkan Şoray gibi bizim ve diğer arkadaşlarımızın iş yapamamasına neden oldu. Çizginizi değiştirmek zorunda kalıyor ve yılda 5-6 film çekerken 10 filmde oynama hesapları içine giriyorsunuz.

Yakup Sancı: Sinemamızın gelişmemesinin nedenlerinden birine de uygulanan sansür diyebilir miyiz?

Tamer Yiğit: Sinemamız sansür kıskacından geçti. Her film çeken fikrini, hayalini çekemedi. Söyleyeceği sözü söyleyemedi. Bir olayı yansıtırken bir takım yerlere dokunmayım diye zorunlu kısıtlamalara girdi. Bu kıskaç Türk sinemasının ilerlemesine engel oldu. Bugün rahatça söylenen sözler o dönem katiyetle söylenemiyordu. Her yaptığınız filmde bir şey söylemek zorundasınız, bu sözler ülkenin yaşayan insanlarına yönelik sözler olduğu için artısıyla eksisiyle söylenmesi lazım. Ama söylenemiyordu. Değiştiriliyor "bunu söyleyemezsin, bunu yapamazsın" deniliyordu. Benim 1962-1997 arasında yaptığım işlerde 1987-89 yıllarına kadar ağırlıklı sansür vardı. Yine de bu kıskaç içinde bir şeyler yapılmaya çalışıldı. Son yıllarda ekonomik olarak güçlü yapımların çok üstünde bir takım önemli filmler çekildi.

Her çekilen film çok mükemmel film olacak değil. Muhakkak doğrular oldu yanlışlar oldu. Dünya sinemasında da ne kadar film çekiliyorsa bunlara baktığınız zaman yüzde 10’u-20 si ses getiriyor dünya pazarında. Hem beğeni olarak hem maddi olarak… Türk sinemasında da aynı durum... Kimsenin kimseye kabahat bulmasına gerek yok. Kimse "benim yoğurdum ekşi" demez. Bir sanayiydi tek başına yapılan bir iş değildi. Herkes el birliğiyle Prodüksiyonundan rejisörüne kadar... Ekonomisinden oyuncusuna ve oynayacağı sinemaya kadar bir bütündü. Tabi bu bütün bazı yerlerde sekteye uğradı. Televizyonun çıkması halkında sinemaya gitmemesine neden oldu. Televizyon daha cazip geldi. Evinde haber izliyor. Film izliyor. Müzik dinliyor. Sinema salonları ufak ufak boşalmaya başladı.

Yakup Sancı: Bu kadar ince eleyip sık dokuyan sansür neden seks furyasında çekilen filmleri engelleyemedi?

Tamer Yiğit: Bayan seyirci sinemaya gitmemeye başladı. Bu Nedenle erkeğe dönük filmler biraz daha seks’e dönük filmler oldu. Bazı filmlerde bunların suyu çıktı. Herkes kendi menfaatleri uğruna bir şeyler yaptı. Adam makine dairesine bobini koydu. Belirli bir yerden kesti oraya başka bir parça koydu. Çok fazla film çekildi. Bunları toplayıp imha etmek imkansız. Herkes o olayı olduğu gibi kabul etti. Ne kadar ağır sansür varsa da bu olayları önleyemedi. Sansürün engellemesi de imkansızdı. Bilmem ne sinemasında adam parçayı koymuş normal filme izlettiriyor. Öpüşme sahnelerinden kesip başka bir parça ile bağlamış, normal filmlerin çoğu porno olarak izlettirildi. Kopyayı iade ederken tekrar eski haline getirdi. Bir takım olmaması gereken şeyler oldu. Bunda tabi sinemacının menfaati oldu, prodüktörün menfaati oldu. Çalışanın menfaatine olmadı. Bu işlerden para kazanan sinemacı ve yapımcı oldu. Bir filmde seks-porno oynayan oyuncunun ne kazancı var bunda? Ne menfaati var? Bir takım para kazanma hırsı olan insanlar yüzünden ahlaki değerlerin dışına çıkıldı. O ahlaki değerler nedir ne değildir o da ayrı bir soru işareti.

Yakup Sancı: Bir süre sinemadan uzaklaştınız. Bunun nedeni neydi?

Tamer Yiğit: 1979 da sinemadan uzaklaştım. Evliydim, sinemada yapılan filmler biraz seks’e kaçmıştı. Çocuklarım oldu. Sinemadan bir süre uzaklaşmanın lüzumlu olduğuna karar vererek bir süre uzak durdum. Altı sene sonra bir dizi filmle tekrar başlamış oldum.

Yakup Sancı: Çok iyi bir isim yapmışken furya döneminde bazı projelerin içinde oldunuz. Seks furyasının içinde olma nedeniniz neydi?

Tamer Yiğit: Bizim yaptığımız avantür filmler. Biraz erotizme dönük filmlerdi. Bugün ki çekilen filmlerin pek çoğunda bunun gibi sahneler var. Şimdi çekilen bu tür sahneler bizden çok fazla. Sinemanın kontrolü gittikten sonra bizim filmlerin aralarına parça konmaya başladığı zaman işin rengi değişti. Avrupa’dan gelen eğitici, öğretici filmler adı altında sansürden geçen bir takım seks filmleri çok büyük iş yaptı Türkiye de. Yerli filmler kaldı. Prodüktörler o filmlerden aldıkları parçaları bu filmlerin içine koydu. Bunun bir ispatı da yok. Benim bir öpüşme sahneme bir bakıyorsunuz porno oluyor. Sinemadaki filmi kontrol edemiyorum ki… Bir filmden 22 top kopya dolaşıyor sinemalarda hangi birini kontrol edeceksiniz?

Yakup Sancı: Sizi pek çok kişi erotik filmler çekti porno filmler çekti diye biliyor. Yani bu tür filmlerde oynamadınız mı?

Tamer Yiğit: Benim 3 tane çocuğum var, eşim var. Biz üstümüz çıplak öpüştük, yatağa yattık ama hiçbir zaman pantolonumuzu çıkartmadık. Öpüşürken filmi kesip alt parçayı koyuyorlar. Yüz benim yüzüm ama alt kısım benim değil. Bir defa ten tutmuyor. Makinist "hıı burası isabetli" diyor takıyor parçayı. Biz sinemadan geliyoruz. Bazı değerlerimiz var. Bu tür filmleri çekmek çok basit çok kolay değil bizim için. O odanın içinde iki tane yardımcı var, kameraman var, rejisör var, asistanı var. On tane insan var. Allah göstermesin öyle şey mümkün mü? İnsan yatak odasına girdiğinde perdesini kapayıp da giriyor. Bu parçaları kimin koyduğunu bilemiyorsunuz ki gidip yakasına yapışasınız.

Yakup Sancı: AKP partisinden milletvekili adayı oldunuz. Saadet Partisi tarafından derhal bu konu gündeme getirildi ve "Akp pornocuları partiye doldurdu" diye sizi eleştirdi. Siz de "ben bilmiyorum. Bizim filmlerimizin aralarına parçalar atmışlar" dediniz.

Tamer Yiğit: Eğer Saadet partisinden bir adam kalkıp da "bu pornocu" demişse demek ki gitti seyretti. O da benim kadar suçlu. Bu iddia da bulunuyorsa, bunun ispatı da elinde varsa gelsin yüzleşelim. Bir şeyi bilip bilmeden karalama kampanyası içinde olmak hoş değil. Saadet partisinin içinde 5-6 evli kişiler var. Bunu konuşanlar eşlerini dövdüler, ayrıldılar. Bunları söyleyenlerden bir kısmı geldi ‘’ benim oğlumu da artist yap’’ dedi. Bu isimler bende var. Çıkar hesapları içinde belden aşağı vurmak onların yaptığı. Ben bunlara hayatım boyunca takılmadım, takılmıyorum. Çünkü ben bu işleri yapmadım. Tamam biz sevişme filmi çektik kardeşim ama hiçbir zaman pantolon ayağımızdan çıkmadı.

Bunu ispat etmek için af edersiniz bu kıç benim değil, bu kıç onun diye açıp kıçımızı da gösteremeyiz. Dediğim gibi yüz başka bir adam, alt taraf başka bir adam. Sinemada kareyi dondurup kontrol edin diyecek halimiz de yok. Bu da sinemanın ucuzluğu… Bu Ahmet Mehmet meselesi değil. Sinemanın o günkü koşulları içinde yapılan yanlışlıklar. Bu konuda suçluya ayağa kalk denildiği zaman yüz kişi varsa doksan dokuzunun ayağa kalkması gerekir.

Büyük firma diye tabir ettiğimiz firmalar bile o zaman daha küçük firmaları taşeron yapıp bu filmleri aldılar işletmelere verdiler. İsmimiz lekelenmesin diye kendi firmalarını kullanmadılar, ama yaptılar. Konuşulduğu zaman sütten çıkmış ak kaşık.  Üç beş kişi zanlı oluyor.

Yakup Sancı: Bir süre Kurtlar Vadisi’nde oynadınız. Bu dizide olma nedeniniz neydi?

Tamer Yiğit: Kurtlar vadisinin konsepti belli. 4-5 karakter var. Bu karakterlerin etrafında belirli hadiseler cereyan ediyor. Bende bu karakterlerden birini oynadım. Tiyatrodan sinemadan bir takım insanlar bu diziye girdi çıktı. Sinemacı olarak en ağırlıklı ben çalıştım. Benim çizgim iyi adam. Benim rolümün kurtlar vadisinde pek ağırlığı yoktu. İyi adamdan bir şey çıkmıyor. Nefise Karatay benim yeğenimi oynuyordu bende zengin bir adamı oynuyordum. Yeğenimin işi bitince benim de işim bitti. Benim çizgim gibi sinemadan gelen arkadaşların da belirli bir çizgisi, belirli bir karakteri var. Beni alıp da kurtlar vadisinde gaddar bir adam oynatamazlar. Seyirci beni böyle görmek istemez. Bende buna dikkat ediyor, gelen role itina ile bakıyorum.  Benim yapım bu, kişiliğim bu. Bunun dışına çıkamam. Çıkarsam seyirci üzerinde bir takım değerleri kaybederim. Kurtlar vadisinde devlete ihanet eden bir adamı oynayamam. Karısını bilmem ne yapan adamı da oynayamam. Birikimim böyle, böyle gelmişim bu güne kadar. Tamer Yiğit’in çizgisi nedir? Namusa düşkün, haksızlığın karşısında 40-45 sene bu çizgiyi korumuşum bunu bir anda bir rolle yıkmak pek kolay değil.

Yakup Sancı: Jönler eskiden olduğu gibi sokağa gelmiyor deniliyor. Neden sokağa gitmiyorsunuz?

Tamer Yiğit: Sokağa o yıllarda da gitmiyordum. Tabi işim gereği gidiyordum. Sokak bitti zaten, Yeşilçam Sokağı diye bir sokak kalmadı. Prodüksiyon yapan firmalar daha lokalize yerlere dağıldı. Sinema o yıllarda toplu mekandaydı. Kadınlı kızlı herkes ya yeni melek sokağında, ya da Yeşilçam sokağında toplanıyordu. Dolaysıyla bu Starlarda geldikleri zaman hem iş takibi yapıyor hem de bir yere oturup nefes alıyor, üç beş arkadaşıyla muhabbet ediyordu. Cihangir civarındaki mekanlara bazı arkadaşlar gidiyorlar. Ama kim nereye gidiyor, bu kulüplerin adı ne? Neredeler? Bilemem, ben gitmiyorum. Gazetelerden, magazinden okuyup böyle mekanlar olduğunu biliyorum sadece.

Ben o hayatın çok uzağındayım aslında... Kendime göre bir hayatım var. 3 çocuğum var torunum var. Beni sinemanın devam ettiği kulüplerde diğer mekanlarda göremezsiniz. Bir takım değerlerim var. Bu değerlerle yaşıyorum. Bu değerlerin dışına çıktığım zaman rahatsız oluyorum. Çiçek bar diye bir yer var hayatımda bir defa gittim. Bazi arkadaşlar gidiyorlar iyi de yapıyorlar. Benim kafa yapım biraz daha başka. Çok mecbur kaldığım zaman gidiyorum.

Yakup Sancı: Sinemayı bıraktınız mı yoksa uygun bir teklif mi gelmiyor?

Tamer Yiğit: Sinemayı bıraktıktan sonra daha başka bir çizgim oldu. İnşaat sektörüne girdim. Sinemadayken de yine bu sektörde çalışıyordum. 1976’larda girdim sektöre. İnşaatla sinema beraber yürümüyor. Sinema duygu işi… Rol yaparken kum geldi mi? Çakıl gitti mi? İşçi çalışıyor mu? Diye düşünmeden edemiyorum. Bu nedenle bıraktım. Şartlar ne olursa olsun en büyük reyting getirecek işi de yapsam ben bir Tamer Yiğit daha olamam. Yapacağın iş ya malen ya da madden büyük kazanç sağlayacak ki sinemaya devam edeyim. Bunlar olmayacaksa ne diye gidip de düzenimi bozayım? Boşa kanat çırpayım? Yaşım 68 bundan sonra ben ne olabilirim ki? Çizgimi koruyayım yeter. Halkın içinde olduğum zaman Allah razı olsun ilgisini, sevgisini, güzelliğini gösteriyor. Hiçbir zaman bunların uzağında değilim.

Set ortamını özlüyorum bazen dizilere gidiyor tatmin ediyorum kendimi. Biraz oynadıktan sonra ya benim ne işim var burada demeye başlıyorum. Bu iş biraz fedakarlık isteyen bir iş. Eski o kuvveti kendimde bulamıyorum. Sabahın 5’inde gidip de gecenin 12’sine kadar haldır haldır koştur dağ bayır. Vurdun kırdın, düştün kalktın. Biraz zor gelmeye başladı. Belki de yaşımızın tesiri olsa gerek. Bu mesleğe sonuçta bir hastalığımız var. Sen de sinemanın içindesin, biliyorsun bu işler biraz zevk alma işi. Bir bakıyorsun her şey değişmiş. Kameraman, ışık, ışıkçı, setçi oyuncu herkes değişmiş. Birisi ile iki laf etmek istesen ne haber nasılsın? İyiyim siz nasılsınız? İleri gidemiyorsun. Muhabbet edebilecek hiç arkadaşın yok. Eskiden sete gittiğinde setteki herkesi tanır muhabbet ederdik. Çocuklara anlatıyorum gittiğim setlerde hayretle dinliyorlar. "Öyle mi oluyordu? Böyle mi oluyordu? Nasıl yaptınız?" gibi sorulara muhatap oluyorum. Bizimki bundan sonra gittiğin setten zevk almak... O kuşakla kaynaşmak, belirli bir noktaya gitmek. Ben değişmedim ama benim setim, benim işim değişmiş. Sende de oluyordur. Yeni bir sete gittiğinde o sete alışmak için birkaç gün geçmesi gerekiyor. Bir diziye gittiğinde ne yapıyorsun ki? Beş günlük iş geliyor bu beş günün içinde bir gün çalışıyorsun bunu da toplasan 5-6 saat iş oluyor. Hadi olsun iki gün. İki günde o diyalogu kurana kadar iki ay geçiyor. İki ay sonra da ya dizi bitiyor ya başka bir şey oluyor.

Yakup Sancı: Setlere gittiğinizde yeni setlere yeni sinemacılara uyum sağlayabiliyor musunuz?

Tamer Yiğit: Bakıyorum, gözlemliyorum. Yeni kuşağın düşüncelerini anlamaya çalışıyorum. Tabi bir takım düşünceler değişmiş. Sinemaya, topluma bakış değişmiş. Ben kendi oğlumla bile konuşurken aramızdaki kuşak farkını fark ediyorum. Onun düşünceleri belki de olumlu. Ama onun düşünceleri ilk antre de bana olumsuz geliyor. O Bugünü yaşıyor ben geçmişi yaşıyorum. Bu güne daha az adapte olabiliyorum ama zorlayarak da olsa ayak uyduruyorum. 186 filmim var dediğimiz zaman 186 rejisör, 186 kamera yapar. Bir takım şeyleri bitirmişim gibime geliyor. Rejisörün kamerayı koyduğu yere bakıp ha burası oldu, burası olmadı diyebiliyoruz. Alışmışız bir sahne nerden, nasıl çekilir. Kamere nereye kurulur? Işık nasıl yapılır? Kafa planı nerede? Göğüs planı nerde? Bu araba kullanmak gibi bir şey olmuş. Bu debriyaj bu vites bu fren… İlk gittiğimde kuşak değişmiş düşünce değişmiş tam adapte oluyor bir şeyler yapıyorsun biz filme başlayınca 15 günde bitiriyorduk. Burada böyle değil. Sete gidiyor 3 plan oynuyorsun. İki gün sonra git bir plan daha bizim alıştığımız, bizim bildiğimiz sinema bu değildi.

Yakup Sancı: Son yıllarda çekilen filmlerden hangilerini beğendiniz?

Tamer Yiğit: Son dönemde beğendiğim filmler var. Bir de çekilmiş olsun diye çekilen sevmediğim filmler var. Mahsun’un yaptığı filmi beğendim. Neşeli Hayat, Eşkıya, Muhsin Bey, Nefes bu filmleri beğendim.

Yakup Sancı: Sinemamızın daha da gelişmesi için neler yapılmalı?

Tamer Yiğit: Tabi biraz gelişme var, ama eski sinema gibi bir takım kaygılar da var. Prodüktörler sinemadan kazandığını sinemaya aktarmıyor. Sinemadan alıp dışarıya yatırım yapıyorlar. Bizim zamanımızda da sinemadan aldığını sinemaya yatıran bir tek Türker İnanoğlu oldu. Gerisi sizde biliyorsunuz farklı sektörlere yatırım yaptı. Sinemadan aldığını sinemaya yatıran çok az kişi olduğu müddetçe sinema kalkınamaz. Sadece sinema değil televizyon dizileri de dahil. Sinemadan kazandığını sinemaya aktaran arkadaşlar sinemayı kurtarır.

Yakup Sancı: Çok tehlikeli sahneler çektiniz. Hiç dublör kullandınız mı?

Tamer Yiğit: 5-6 filmde kullandım. Gerisini kendim hallettim. Dublör olayı çok başka bir olay... Vicdani sorumluluğun varsa bir takım şeyleri önlüyor, yapamıyorsun. Diyelim ki şuradan aşağı atlayacak orada bir risk var. Eğer vicdanın varsa o adamı o riske sokamıyorsun. O zaman kendin deniyorsun. Ona bir şey olduğunda onun bedeli vicdanen sana daha ağır yük gelir. Ha karakter oynuyordur vurdun düştü o onun işi onun kendi meselesi. Kendi rolünün gereğini yapıyor. Ama benim rolümün gereğini yapmaya kalktığı zaman insan bir vicdan muhasebesi yapıyor. Ya bu çocuk buradan atladığında başına bir iş gelirse diye düşünüyorsunuz. Bunun vicdani yarasını kapayamazsın. Bizde tam Profesyonel bir dublörlük müessesesi yok. Ahmet var Mehmet var. Gözü kara paraya ihtiyacı olan çocuklar. Diyelim atladı ayağını kırdı, kafasını kırdı Allah muhafaza bunun vicdan azabından kurtulamazsın. Eğer o film o sahne yüzünden iş yapacaksa yapmasın kardeşim. Bu nedenle kendim oynadım bu sahneleri bir sürü de yara aldım. Kafam kırıldı, kolum kırıldı. 5-6 kırıkçı-çıkıkçıyla gide gele akraba oldum. Hala sakat kalan yerlerim var. Set kazaları nedeniyle aldığım darbelerin acısını halen çekiyorum.

Yakup Sancı: Bu kazalardan birkaç anı anlatır mısınız?

Tamer Yiğit: Film çekiminde insanlar bir takım olayları yaşıyor. Ne kadar tedbir alınsa da ister istemez bazı kazalar oluyor. Bu insanın doğası... Orhan Günşiray’ın kayın validesinin evinde çekim yapıyoruz. Balkondan parande atacağım yere düşeceğim. Arabaya bineceğim araba gazlayıp gidecek. Arabanın arkasında görülmeyecek bir şekilde branda var çocuklar da bu brandayı tutacaklar. Bir oyuncu daha var şoför oynuyor o da başka bir yerden gelecek. Rejisör Yılmaz Atadeniz ‘’8’e kadar say Tamer, koşarak gel parande at balkondan atla’’ dedi tamam. Hoca ‘’ motor’’ dedi. Diğer oyuncu arkadaşla aynı kadraja girmemiz için 8 e kadar saydık. Evin içinden hızımı aldım balkondan parandemi attım boşluğa bıraktım kendimi. Yere çuval gibi düştüm. Çocuklar brandayı bırakmış muhabbet ediyorlar. Nefesim kesildi. Öldüm herhalde dedim. Hemen geldiler başıma ‘’ abi ne oldu?’’ Niye brandayı tutmadınız? dedim. ‘’abi rejisör stop dedi’’. Yılmaz Atadeniz’in "motor" dediğini duydum ama "stop" dediğini duymadım. Hoca "stop" deyince çocuklarda brandayı bırakmışlar.

Halkalı da su kulesi var. Orada vurulmam gerekiyor bu sahneyi çekiyoruz. Elimde silahlar dan dun ateş ediyorum. Fünye karnımda bir patladı. Nasıl biliyor musunuz? Ciğerim yanıyor. Kuleye çıkarken fünye kaymış aşağıya, fünye etimde patladı.

Yine bir fünye patlatma sahnesinde elektriğe kapıldım. Tabi şimdiki çocuklar bunları bilmiyor. Kaç mermi yiyeceksen ona göre fünyeleri yerleştiriyoruz. 3 fünye bağlandı göğsüme. Fünyeleri aşağıdan yukarıya doğru patlatılması lazım. Eğer fünyeyi üstten aşağıya doğru patlatırsanız üstten akan mahi alttaki fünye bağlantısına geliyor. Bu da düz kontak yapıyor. Bu fünyeler 220 kw elektriğe bağlı. Yanlışlıkla üstteki fünye patladı oradan akan kan görüntüsün veren mahi alttaki fünye de kısa kontak yaptı ben elektriğe kapıldım. Tabii birileri fark edilip elektriği kesene kadar zangır zangır titretiyor, saçın başın dikiliyor ayağa.

Avantür çektiğimiz için buna benzer çok hadiseler yaşadık. Ya at kaçar çekersin dönmez. Atın üstünden bir silah patlatırsın at fırlar altından tutamazsın. Atın altına yatıp ateş edeceksin at seni alıp götürüyor dağ bayır otun dikenin içine. Kasımpaşa da kırıkçı bir ablamız vardı. Set dönüşü kolumuzu bacağımızı tutarak giderdik yanına. Abla şuram kırıldı, buram kırıldı diye.

Yakup Sancı: Vücudunuzda bu kazalardan izler taşıyor musunuz?

Tamer Yiğit: Bu kazalardan izler kaldı vücudumda. Kafam da kırık var.  Burnumda tırnak izi, elimin içini cam kesti kocaman izi kaldı. Bir sahne çekerken kavgacı arkadaşlarla anlaşamadık omzunda iki bıçak yaram var. Bunlar oluyor. Bunları engelleyemezsiniz.

Şimdi bu filmleri izleyip beğenmeyen bazı arkadaşlar "şurası olmamış, burası olmamış" diyorlar. Film çekerken aldığımız riskleri kimse almadı. İnanın ki kimse bu risklere girmedi. Ağırlıklı olarak bu tür filmleri ben, Cüneyt Arkın, Serdar Gökhan ve karakter oynayan birkaç arkadaş yaptık.

Yakup Sancı: Yıllardır jön oynadınız 186 tane de başrol filminiz var. Bu kadar tehlikeli işler yaptınız peki maddi olarak kazandınız mı?

Tamer Yiğit: Ben Yeşilçam da kontağı kapadığımda sıfır ekonomi ile kapadım. Bir defa geçim indeksin çok düşük olacak. Çok fazla yayılmayacaksın. Aylık giderin ne kadarsa o rakamı standartlayacaksın. Geçindim. Ama bir birikim yapacak kadar kazancım olmadı. Şimdi rakamlar iyi bir bölüm dizi çekenler 50-60 bin lira alıyor onları kınayarak söylemiyorum. İyi para kazanıyorlar. Önemli olan bu parayı tutabilmek…

Yakup Sancı: Çok fazla film çekildi. Emekçi bu filmlerden kazanabildi mi?

Tamer Yiğit: Kazanamadılar. Ne olacak 100 lira 150 lira yevmiye alıyorlardı. Bu paranın nesini tutacak çocuk. Jönler kazanıyordu, karakter oynayanlar biraz alıyordum bu da jönüne kadrosuna göre değişiyordu tabi. Yazık oldu. Bir yerden sonra kafalarını kullanmadılar. Her gün sokağa gelip kahvede beklemekle yetindiler. Git kardeşim boş boş oturup iş bekleyeceğine başka bir iş yap. Onlar bir başka yapının insanlarıydı, inatla sokağı beklediler. 10 günde bir gün yarım gün çalışmak ne getirir sana Yakup ya? O çocuklara yazık oldu. Kendi kendilerine yazık ettiler.

Yakup Sancı: Bazı emekçiler zor şartlarda yaşadı, bazılarının cenazeleri 3-5 kişi ile kaldırıldı. Bu insanlara sinema kurumları yeterince sahip çıkmadı. Hayatı daha yaşanır hale getirmek için neler yapılabilirdi?

Tamer Yiğit: O zamanlar bir şeyler yapalım dedik olmadı. Zamanın belediye başkanı ile çok samimiydim. Sinemayı da bırakmıştım. Belediye başkanı bana 20 dönüm yer veriyordu. Bu araziyi müteahhit’e verelim kat karşılığı inşaat yaptıralım. Ne çıkıyor bu araziden diyelim ki… 200 daire. 100 daire bizim 100 daire müteahhit’in olacaktı. SODER Bu insanların arasından seçsin ne kadar ihtiyaç sahibi varsa bu dairelere yerleştirelim. Bu arazinin kafe’si, havuz’u ve ya buraya yapılacak her hangi bir dükkandan bu arkadaşlara da iş verelim. Baltaladılar bu projeyi olmadı.

SODER ve diğer kurumlar aidatla yaşamaz. Bunların en çok yapabileceği kendi bulunduğu yerin kirasını diğer giderlerini öder anca o kadar. Bu kurumları bir Anonim şirket gibi çalıştırmak lazım... Bu statüsünde vardır yoktur bunu bilemem. Tutturmuşlar telif telif. Telif gelse kim ne alacak? O dönemin oyuncuları yok olmuş, yaşayanların hiç birsinin mukavelesi yok. Teliften gelecek rejisör alacak müzisyeni alacak oyuncu, kameraman alacak bu nereye kadar ondurur, nereye kadar öldürür bilinmez.

Şu proje olsa fena mı olurdu? En azından 100 daire çıkardı. Bırakın adamı oraya yerleştirmeyi kiraya versen dünya para ederdi. Sinema kurumlarının emrinde olacaktı bu para. İhtiyaç sahibi kim varsa tespit et ‘’ gel kardeşim her ay buradan 500 lira al’’ diyecekti. Adamın cenazesi sokakta kalıyor. Tüm bunları anlattık. Bir takım tesirler altında o karşı çıktı, bu karşı çıktı.

Yakup Sancı: Projeye SODER sıcak bakmadı mı?

Tamer Yiğit: Ben Soder'de yokum. Ben oyuncu falan değilim kardeşim silin beni buradan dedim. Dernekçilikte klişe işler var. Bakıyorsunuz Antalya festivaline dört kişi on dört defa gitmiştir. Bırakın bunları burada bir çok arkadaş var, Bir sene biri, bir sene biri gitsin ne olur? Bunun lafını bile etmiyorum sen konuyu açtın diye söylüyorum. Buraya bir gelir getirecek proje hayata geçir. Kim var? Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Cüneyt Arkın gibi sırala 13 tane kafa oyuncu 13 tane hikaye çeksin. Türkan kendi hikayesini çekecek oynayacak. Cüneyt öyle yapacak. Herkes kendi hikayesini çekip oynayacak. Bu 13 hikayeden SODER’e kayıtlı bütün üyeler bir bölüm oynasın ücretsiz. Atıyorum ben gideceğim kapıcıyı oynayacağım, diğeri bakkalı oynayacak. Herkes bir rol oynasın. Hiç kimse ‘’hayır’’ demez, demeyecek. Bu 13 bölüm hikayeyi çek bir televizyona sat. 13 bölümün sadece cast parası kalsa dünya para eder. Her bölümü 350 bin liradan bir kanala ver bu işin reklamı da çok olur. Bunun gideri 120 lira de ki 150-200. 13 bölümde 2 trilyon para eder. Al bu parayı güzelce lokalini koy, büfesini koy. Mağdur durumdaki arkadaşlara de ki…’’ gel burada çalış, ayda sana 1000 lira. Burada sen çay sat, tost yap’’

Yakup Sancı: Bu projeleri hayata geçirmek çok mu zor… Neler yapılmalı?

Tamer Yiğit: Hiç de zor değil. SODER’in başında bu projeleri kovalayacak bir adamın olması lazım ve SODER’in içindeki oyuncuların buna inanması lazım. Gazeteciler cemiyeti bana dedi ki…’’Antalya da derece kazanmış bir film getir sana şu kadar para verelim’’ -ovv sen Fethullahçısın bilmem necisin’’ diyen adamlar gittiler sonra Fethullah’ın filmlerinde oynadılar. Sinemada mağdur olan arkadaşlardan Sami Hazinses’i Gürbüz Çapan’a götürdüm maaş bağladı. Her ay bankaya hesabına para koydu. Sami dağıldı, başka işlere daldı. Sahip çıkmaya da gelmiyor. En az 20-30 arkadaş beni istismar etti. Bir takım işler yaptılar Kenan Pars, Turgut Özatay kitaplar bastılar. Bunlara gerek yok. Bunu ihtiyacı olduğu için yapıyor ama bu çözüm değil, bu iş böyle olmaz.

İki üç defa gece var diye bilet getirdiler. Ne gece var ne gündüz var. SODER birtakım maddeler koyması lazım. Ne çekiliyor? 80 tane dizi "her sete 1-2 karakter alacaksın kardeşim" diyecek. Adam 30-40 senesini vermiş sinemaya oturmuş o köşeyi bekliyor. Şuraya da bir cast ajansı kurulmuş. Sokaktan adam alıyor, adama bir makbuz yazıyor, adam cast ajansına bir para ödüyor, aldığı yevmiyeden de bir komisyon ödüyor. Bunlar olacağına gel işte orada 30 sene bekleyen adam var onu al. SODER bir cast ajansı kadar olamadı. Bunlar yanlışlar. Toplarsın tüm dizi çeken firmaları. Mail yaz, mektup yaz. Listeni yap "benim karakterlerim bunlar, oyuncularım bunlar, yevmiyeleri bu, alacağı bu, vereceği bu" de. "Bunlar bana bağlıdır kardeşim" de. Bunların yaşamasını, Türk sinemasının yaşamasını istiyorsan bunlara iş ver yaşat bunları. O adam oradan 300 liraya alıyorsa senden de 250 liraya alır her neyse rakamlar. O arkadaş da değer olur, ekmek kazanır.  Çünkü o senelerdir beklemiş köşe başını. Bunu yaptığın zaman müessese olur, bağlantıları kurabilirsin.

SODER önce kendi para kazanacak sonra hastalarına yardım edecek, cenazesine yardım edecek. Devlet kuruluşuyla konuşacaksın. Gidip ‘’ bu benim oyuncum benim emekçim. Tedavisini yapın’’ diyeceksin. Adamını yaşat ki sen yaşayasın. Ne olacak bir hastanesini kursan, bir hukukçun olsa fena mı olur? Tut bir avukat ne olur sanki kaç para ise maaşını öde kimin ne sıkıntısı varsa halletsin. Yapmayın lütfen bir yerde toplanın. Birbirinizin kuyusunu kazmayın. İşi bilmeyen gitsin, iş yapacak adam gelsin.

Bir SODER düşünün iyi teşkilatlanmış iyi bir kurum olduğunu düşünelim. Türkan, Hülya, Cüneyt, Ayşe, Fatma on kişilik bir çıkartma yaptın belediye başkanına ‘’ben burasını istiyorum’’ dedin. "Vermem" mi diyecek? Yapamadılar. Al arsanı koy ortasına merkezi binanı 49 yıllığına bende bu yer SODER vakfının burası. Alt yapıyı üst yapıyı tamamla çağır kanalları ‘’Gelin buraya platolarınızı kurun’’ de. Tüm platolar aynı yerde olur. Bir köşede ışık satan bir yerde kamera, bir yerde kostümcü, her dükkanı ver kiraya. Buraya küçük bir üniversal kur. Figürasyon burada, oyuncu burada restoranı, barı burada… Kimi ararsan burada… Çalıştır bu film şehrini. Platoyu çalıştır demiyorum, herkes işini yapıyor dükkanlarını kiralamışlar. Sen sadece kiraları topla. Senin tek yerin lokal oyuncun gelecek dışarıda çay 500 lira mı? Sen yüz liraya vereceksin. Maliyetine çay içireceksin. Senin işin ticaret değil, kiraya vermek olacak. Elli bin tane proje var. Bu projenin içine sinema okulu koy. Öğrenciler setlerde tatbik etsin derslerini. Ama maalesef hiç biri bizim camiada tatbik edilemez.

Ne yaptınız ne yapıyorsunuz bu garibanlara? Bir kuvvet olsan lokalin belli olduğu gibi adamın öldüğünde mezarı da belli olur. Git belediyenin birine ‘’kardeşim bana biraz mezar yeri ver ben sanatçılar mezarlığı yapacağım’’ de. Hangi belediye sana yer ayırmayacak? İşi buldun, evi buldun. Hastaneyi hallettin. Mezarı ayarladın. Daha ne kaldı bitti işte sorun kalmadı.

Buralardan gelir elde edeceksin oturun on kişilik bir heyet. Kimin sıkıntısı var kirasını mı ödeyemiyor? Ver 500 lira, sigortasını mı ödeyemiyor? Ver 300 lira her ay öde bu parayı. Kişileri ve ihtiyaçlarını tespit et her ay düzenli hesabına öde bu parayı. Bunlar için var değil miyiz? Herkes birbirini tanıyor zaten tespit etmek de o kadar zor değil. Niye aç kalsın? Niye açıkta kalsın? Hastalandıysa ilaç masrafını ver tedavisini üstlen. Sen bu sektörün SODER’sin. SODER’liğini göstereceksin. Çalışabilecek durumda olanın işini ayarla çalışmaya başlayınca ‘’ben sana şu kadar maaş veriyorum ama sen çalışıyorsun şu kadar kısmın kesiyorum’’ de.

Bu kurallar konur. Önemli olan işi başlatmak zamanla öyle değil böyle, öyle değil böyle diye ortası bulunur. 4-5 Starla gece yap, gündüz yap. Sinemacıyı kimse kapıdan çevirmez. Bir yerde program varsa ‘’ben beş sanatçımızı gönderiyorum gelecekler anılarını anlatacaklar. Sende bana bu kadar para vereceksin’’ de kim gitmez? Nerede davet ediyorlar da gitmiyoruz? Gidelim kardeşim. Bunlar ciddi bir organize ile olacak işler.

Yakup Sancı: Sinemadan milletvekili olanlar da oldu. Sinema için bir katkıları oldu mu?

Tamer Yiğit: Bugüne kadar benim bildiğim Ümit Utku bütün sinema sanatçılarını SSK’lı yaptı. Bunun dışında Ediz Hun, Berhan Şimşek, Rahmetli Osman Yağmurdereli de meclise girdi ama kimsenin sinemaya bir faydası olmadı.

Bunlar hayata geçirdiğin zaman parça parça sorunları alıp götürebilirsin. Bunları ben anlattım, benim aklıma gelenler. Başkasının daha güzel projeleri vardır onlar da olabilir. Sadece şu lokal dediğim yere oyuncu arkadaşlar gelse lokal kar eder, para kazanır. Çünkü cihangir de 50 tane mekan var 50 si de kazanıyor. Böyle bir lokalimiz olsa sen eline makineni aldığın zaman orada iste Ayşe Olsa Fatma Olsa röportajını orada yapsan. Herkes söyleyeceğini orada söylese, bir arkadaşımızın sevinci, üzüntüsü orada paylaşılsa, bir aile gibi olsak fena mı olur? Ben niye seni buraya alıyım? Öyle bir yerimiz olsa derim ki Yakupcuğum lokale gel, biliyorsun orayı orada konuşalım derim. Bunların hiç biri olmadı. Hiç biri yapılmadı. Biri bir şey koyuyor diğeri bozuyor. Akşam oldu mu evli evine köylü köyüne.

Yakup Sancı: Siz Milletvekili seçilseydiniz bu projelerden bazıları hayata geçer miydi?

Tamer Yiğit: Belki geçerdi. Bu meclisin işi değil aslında sinemanın kendi içinde halledeceği bir mesele. Kurumlar birleşecek, kurallar konulacak, kurallar içinde hareket edilecek olay bu. Kimseden bir şey istenmiyor. Ne olur yılda birkaç defa bilmem kimin gecesine gitsem. Ne kaybederim? Özel hayatımızda zaten eşimizin, dostumuzun düğününe bayramına, doğum gününe gidiyoruz. Gideriz hiçbir şey de kaybetmeyiz. Krallar gibi de ağırlanırız gittiğimiz yerde. Bu iyi anlatıldıktan sonra SODER adına bizim arkadaşlarımızın hepsi gider. Vicdanlı insanlardır, yaparlar. Bu meseleyi hepimiz görüyoruz. Onlar da görüyor. Bu teşkilatlanma işi. Örgütlenmeden yoksunuz mesele bu. Bugün Starsın yarın belki çok kötü bir durumda olabilirsin. Bu birliğin her zaman sana faydası var.

Yakup Sancı: Gecmişten geleceğe uzanan köprüde buluştuklarımızla söyleşilerimiz devam ediyor, anlatılanlar ışığında sinemamızın sorunlarına çözümler arıyoruz.

Tamer Yiğit’e Teşekkürler.


 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (11)

kariz_ma_35 avatar kariz_ma_35 21 Şubat 2010 13:30:02

Güzel röportaj olmuş Tamer Yiğit Türk Sineması için jön kapsamında önemli figürlerden.Macera,Avantür tarzı filmleri vardır ben ona bu yönle 2.ci Cüneyt Arkın diyor uzun ömürler diliyorum.

zevkopat avatar zevkopat 19 Şubat 2010 15:53:02

Fikir güzel inşallah uygulanır geç bile olsa. Uzun ve güzel bir röportaj olmuş yüreğinize sağlık. Tamer abimize Allah uzun ömürler versin umarım fikirleri gerçeğe dönüşür sinemacılar bir çatı altında buluşur.

katalan avatar katalan 18 Şubat 2010 12:44:02

ben röportajı beğendim ama Tamer YİĞİT zor tanıyabildim bıyıklı hali dahi iyiydi benece umarım daha çok sanatçıyla röportaj yapılır bizde hem okur hemde uzun yıllardan beri televizyon ekranlarıda görememiş olduğumuz sanatçıları görmüş oluruz buradan

Yandex.Metrica