"Sanatçı gururlu olmaz, onurlu olur!" posteri

Yakup Sancı: 1931 yılında Adana'da doğdu. 5 yaşında annesini, 8 yaşında babasını kaybetti. Anneannesinin yanında kalarak, ancak ilkokulu okuyabildi. Hem öksüz, hem yetim bir çocuk olarak hayatın ne kadar zor geçeceğini, daha o yaşlardayken kavradı. Bir terzide çırak olarak işe başladı. Daha sonraları farklı işlerde çalıştı. 1951 yılında İzmir Bornova'da askerlik görevine başladı. 1953 yılında İstanbul Çorlu'dan terhis oldu. Bir gün sinemaya gireceğinden... Avantür de aranan isim olacağından... Sinemamıza yarım asır hizmet edip, bir çınar olacağından habersizdi.

Asıl adı Hakkı Güvenç olan, Sinemamızın "Kavgacı Adamı", "Kötü Adamı" Hakkı Kıvanç'ın yüreğine ayna tutuyoruz. İste aynamıza yansıyanlar...

Hakkı Kıvanç: Askerliğim bittikten sonra Adana'ya giderek 5-6 ay kadar çalışıp biraz para biriktirdim. Bu parayla İstanbul'a gelip, bir süre Beyoğlu'nda terzilik yaptım. Beyoğlu'nda eski bir arkadaşıma rastladım. Yazıhanesi varmış, beni oraya davet etti, gittik. Kadın, erkek, çocuk pek çok insan vardı yazıhanesinde. Hayrola bunlar kim? Dedim. "Filmlere figüran gönderiyorum" dedi. Sinema ile alakalı ilk temasım bu konuşma ve bu mekan olmuştu.

Necati diye bir arkadaşım vardı, askeriyeye dansöz ve şarkı-türkü okuyan arkadaşları götürürdü. Adana'da kaldığım zaman. Adana Musiki Cemiyetinde, Mustafa Sağyaşar ile beraber ders almıştık. Müziğe yatkındım. Beni de götür, bende şarkı okuyum dedim. Turneye çıktık. Klasik Türk Müziği okudum.

Saz'a gidip saz parasını yedim

Bir müzik hocası vardı ona gittim. Birkaç şarkı-türkü okudum. "Sesin güzel. Bir saz al gel" dedi. Hocam saz kaç para dedim... "50-60 liraya alırsın" dedi. 60 lirayı biriktirdim bir arkadaşımla saza gittik. Bu sazda bir türkü söyledim. Orada bir adam vardı. Adımı sordu. Hakkı Güvenç dedim. "Bundan sonra senin soyadın kıvanç olsun" dedi. O zamanlar Nedret Güvenç vardı. Akraba olduğumuz düşünülmesin diye peki dedim. Soyadımı da kıvanç olarak burada değiştirmiş oldum. Bu dönemler sinema mı? Müzik mi? diye kendime bir yol arayışı içindeydim. Müziği tercih etmiş, saz paramı biriktirmiştim bile. Ama o gece saza gidip, sazda saz parasını bitirince, döndüm sinemaya. Sinemayı kendime meslek olarak seçmiş, yolumu belirlemiştim.

Yakup Sancı: Sinemayla tanışmanız nasıl oldu?

Hakkı Kıvanç: Kenan Pars ile tanıştım. Dünya iyisi bir adamdı. Kenan abi benim asıl mesleğim terzilik ama sinemayı da seviyorum. Bu işe girdim artık. Bana bir yol göster dedim "Bak kardeşim sen efendi bir adamsın, boy pos da yerinde. Bu iş kabiliyet işi... Kafanı yorarsan başarılı olursun. Ama ilersi ne olur bilemem. Sonra bana beddua etme" dedi. Kenan Pars'ın yanında gangaster oynadım bir süre.

Daha sonra Fikret Hakan'la tanıştım. Fikret Hakan, "devam et" dedi. Ayhan Işık, Erol Taş gibi isimlerle tanıştım, çalıştım. Artık yavaş yavaş piyasaya da girmiş oldum.

Fikret Hakan bir gün bana dedi ki... "Sana bir iki şey söyleyeceğim. Oynarken oyuncunun gözünün içine bak, korkma. Sana derler ki...- Diyalogu çabuk söyle- Sakın çabuk söyleme. O anı nasıl hissediyorsan öyle davran, öyle söyle" dedi.

Tanju Gürsu, "bunların içinde en çabuk yırtacak adam sensin" dedi. Çünkü ben sete gittiğim zaman kadınla kızla ilgilenmem. Rejisörün arkasına sandalyemi kor, ağabeylerimi seyrederdim. Rejisör döner arkaya beni görürdü. Niye"Yırttık?" dinledik, hürmet ettik.

Hayatında hiç figüran olarak oynamadım

Bu filmlerde Natuk Baytan, O.F. Seden, Orhan Elmas gibi çok yönetmenle tanıştım, bunların asistanlarıyla tanıştım. Artık piyasada aranan adam durumuna gelmiştim. Tabi kavgacı olarak... Rejisörler filme başlayacağı zaman "Hakkı şu gün bendesin" diyorlardı. Sinemada kavgacı olarak, geçer akçe olmuştum. Bu işlerden kazandığım para da geçinmem için yeterli paraydı. Terziliği bırakarak tamamen sinemaya yöneldim.

Bir süre böyle devam ettim. Rahmi Kafadar diye bir yönetmen vardı. "İstiklal Uğrunda" diye bir film çekti. Bu filmde Ali Ekdal ile başrolü oynadım. Bu filmde Fatma Girik de figüran olarak oynuyordu.

Bu filmden sonra "Beni Şafakta Vurdular" diye bir köy filmi çektik. Oynayanlar, Yılmaz Duru, Nuray Uslu, Gönül Bayhan, Sadri Karan, Hakkı Kıvanç, Talat Artemel. Bu filmde bir mecnun rolü vardı. Bu adam filmde şarkılar söylüyor, gazel söylüyor, hırpani bir hali vardı. "Aşkın ne derin yaralar açtı içerimde. Bir makbere döndü koca dünya nazarımda. Kara topraklara vermek varmış, seni kaderimde. Gelen ağlar geçen ağlar şu zavallı halime" diye çok güzel eserler söylüyordu. Bu rolü ben oynadım.

Mehmet Aslan'ın çektiği "İmzam Kanla Yazılır" diye bir vardı. Yılmaz Güney'den gelmişti bu filmdeki komiser rolünü oynama teklifi. Filme başladık. Filmde... Yılmaz bir kasa hırsızı ama komiserle de daha önce tanışıyorlar. Tutuklama sahnesini çekiyoruz, senaryo... "Komiser silahını doğrultur diyor" hocam biz önceden tanışıyoruz, silah elimde olsun ama Yılmaz'a doğrultmayım" dedim. "Tamam" dedi. Yılmaz'ın başı yerde eğik... Ben gelip konuşuyorum, konuşuyorum gözlerim doluyor, biliyorum adamın suçu yok. Yılmaz kafasını kaldırıyor, Yılmaz'ın da gözlerinden yaş süzülüyor. Hoca "stop" dedi. Yılmaz Güney ileri gitti geldi. Döndü bana"Hakkı baba, bu sahne için sana teşekkür ederim" dedi. Akşam oturuyoruz bir yerde, dedim ki... "Kimleri adam ettin Yılmaz. Bak çalıştık gördün" dedim. Gülümsedi, "Doğru dersin, tamamdır baba" dedi.

Böyle başladığım sinema hayatımda 52 yılımı geride bıraktım. 40 yaşında evlendim. Bir oğlum, bir kızım var. 3 torunum var. Emekliliğim var. Hiç evim olmadı, halen kirada oturuyorum. Olsun ne yapalım, kısmetimizde bir ev sahibi olmak yokmuş. Allaha çok şükür kimsenin parasına ihtiyacım yok.

Yakup Sancı: Siz karakter oyuncuları ile jönler arasında insan ayrımı olur muydu?

Hakkı Kıvanç: Turan Seyfioğlu ile bir filmde çalışıyorum. Öğle yemeği için ara verildi. Sette çok sayıda figüran vardı. Figüranlara ekmek arası bir şeyler geldi. Bende bir tane aldım, Turan Seyfioğlu'nun oturduğu masaya oturdum. Masaya bir şey getirdiler. Turan şöyle bir baktı tavuk. Etrafına döndü, herkes ekmek arası yiyor, bana baktı bende ekmek arası yiyorum. Sonra tavuğa baktı. Prodüksiyon amirini çağırdı sordu, "bu ne?" – tavuk abi- dedi. "Peki bunların yediği ne?" – Ekmek arası abi- "Ben Turan Seyfioğlu tavuk yiyeceğim, arkadaşlarım ekmek arası yiyecek" Sonra beni gösterdi." Bu adam senelerini vermiş sinemaya, o ekmek arası yiyecek öyle mi? Ne hakkın var beni rezil etmeye. Benim onlardan ne farkım var? Onların benden ne farkı var? Utanmıyor musun, ayıp değimli bu yaptığın terbiyesiz adam" dedi. Sonra, Turan masaya bir tekme vurdu. Dağıttı masayı. O tavuğu yemedi.

Yakup Sancı: Çok kavga sahnesi çektiniz. Siz jönleri dövüyormuş gibi yaptınız ama dövmediniz. Peki jönler de sizi dövüyormuş gibi mi yaptı? Yoksa gerçekten dayağı yediniz mi?

Hakkı Kıvanç: Dönemin ünlü dansözlerinden Özcan Tekgül ile bir filmde çalışıyoruz. Bir sahnemiz var, beni dövecek bu sahnede. Başladık çekmeye bana tekme tokat, pat küt girdi. Yönetmenimiz Semih Evin'di. "Eyvah adamı gerçekten dövüyor" demiş. Daha fazla devam etmesini istemediği için de "stop" demiş. Özcan dedim daha önceki sahnemizde ben seni dövdüm. Hangi yumruğum, hangi tekmem temas etti? Senin canını yaktım mı ki bana tekme tokat giriyorsun? "Ya ne bileyim idare et işte!" dedi. Başrol oynuyor, ismi var. Adam dövmeye de hakkı var!!

Sinemada dövmek kolay, dövülmek zordur. Yumruk geldiğinde o yumruğu alacaksın, tekme geldiğinde o tekmeyi alacaksın. Gelen yumruk, tekme sana değmiş, gerçekten canın yanmış gibi yapacaksın. Orhan Günsiray ile bir filmde çalışıyorum. Kavga sahnesi çekiyoruz. Hayalarıma bir tekme attı, nefesim kesildi. Bir tekme bacağıma, bir tekme daha, bir yumruk derken sahne bitti. Rahmetli Doktor Arşavir Alyanak çekiyordu bu filmi. Alyanak "stop" dedi. Rum şivesiyle konuşurdu... "Evladım Orhan, na porsun? Çocuğu öldüreceksin be evladım" dedi.

Dedim ki... Orhan, Türk sinemasında ne kadar jön varsa hepsiyle kavga çekim. Ayıp değimli yaptığın? "İdare et!" dedi.  Zaten öyle yapmıyor muyuz? İdare ediyoruz. Bu iki olay dışında ne kadar jön varsa hepsiyle çalıştım, kavga sahneleri çektik. Hiç biri vurmadı.

Yakup Sancı: Peki siz jönlerle kavga sahnesi çekerken yanlışlıkla, kazayla temas olur muydu? Jönleri döver miydiniz?

Hakkı Kıvanç: Bizlerde temas olmazdı. Hiçbir kavgacı arkadaşım böyle bir kaza yumruğu atmaz. Üç çeşit yumruk atma vardır. Bunlardan birincisi dirsekten yumruk... Bu yumruk yakın planda hafif bir yumruktur. İkincisi, omuzdan yumruk... Bu yumrukta ise biraz sertlik vardır. Üçüncü yumruk ise vücutla birlikte atılan yumruktur. Bu yumruğu yiyen top gibi fırlar havaya, çuval gibi de düşer yere... Kavgacı arkadaşlarımız hangi yumruğu atacağını bilirler. Jön kavga etmesini bilmiyorsa bile "bak şöyle bir yumruk atacağım, sen de böyle yapacaksın" diye öğretir ona göre çalışırdık. Jönlerimizde bu konuda duyarlıdır. Vuruyormuş gibi yapar ama vurmazlar. Yumruğu alacak kişi de bunu iyi karşıladığında gerçeğe yakın bir dövülme olur.

Ayhan Işık'la senelerce çalıştık. Bir gün bu konuda konuşurken Ayhan dedi ki..."Sinemanın, eziyetini, işkencesini çeken adamlar benim için makbuldür. Bir yerlerden gelip jön oynayanlar sinemanın kahrını çekmediler. Ben güzel sanatlarda çalışıyordum filmlerde oynarken. Param yoktu, tramvayın arkasına asılarak gider gelirdim. Hakkı, senelerce hizmet etmiş, kahrını çekmiş biridir" dedi.

Yakup Sancı: Siz neden başka bir iş yapmayı düşünmediniz de, iş olsa da olmasa da senelerce yazda kışta o sokağı beklediniz?

Hakkı Kıvanç: Kış aylarında arkadaşlar sokağa pek gelmez, yazlığa, kışlığa giderdi. Biz kışın ayazında buzunda o sokağı bekledik. Birkaç arkadaşımızla beraber aramızda para toplar birimizin evine gider yemek yapar yerdik. Ayakkabımın altının delik olduğunu çok hatırlarım. Yeni ayakkabı alamıyor, mukavva koyuyordum içine. Böyle sıkıntılı günler yaşadık, yokluklar içinde sinemada var olmaya çalıştık. İşimizi, mesleğimizi seviyorduk. Başka hangi işi yaparsak yapalım bizi mutlu etmezdi.

Yakup Sancı: Hiç rol seçtiniz mi? Yoksa... "rol roldür. Küçük-büyük fark etmez" deyip oynadınız mı?

Hakkı Kıvanç: Hayatımda bir defa alkollü olarak sete gittim. Bunun haricinde hiç olmadı. Ben Hakkı Kıvanç oldum diye hiç küçük rol büyük rol ayırmadım. Ne geldiyse oynadım. Sabah filme gideceksem akşam ya az içerim ya da hiç içmem. Mesleğime hürmetim var. Rejisörüme saygım var. Jönlerime sevgim var. Bu bilinçle hareket ettiğin zaman saygınlığın olur. Sinemaya 52 yılını vermiş bir Hakkı Kıvanç kolay kolay olmadı. Mesleğine aşık, mesleğine saygı duyduğu için oldu.

Yakup Sancı: Maddi olarak kazancınız sizi mutlu etti mi?

Hakkı Kıvanç: Berker İnanoğlu İranlılarla bir film çekiyor, kötü adamı oynayacak oyuncu da İran'dan geliyor. Karşısında Cüneyt Arkın var. Kavgacıyı oynayacak bu İranlı oyuncu arkadaş bana dedi ki... "Hakkı Efendii, sen sinemaya kaçta başladii? Kaç sene hizmet ettiii?". İşte 25-30 sene oldu dedim. "Eyi Maşallah. Maşallah. Ev var mii?" yok. "Allah Allah, araba var mii?" Yok. "Allah Allah. Para var mii?" yok. "Allah Allah. Ee na biçim iş bu? Vallahül azim, ben İran'da kral, Cüneyt Burada kral" dedi. Sanırım bizim ülkenizin dışında her ülkenin karakter oyuncuları kazanıyor. Bir bizim sinemamız bu konuda çok gerilerde kalmış anlaşılan.

Bir televizyon programında canlı yayındayız, konuşma sırası bana geldi, programı sunan arkadaş dedi ki... "Hakkı abi bunca yıldır sinemadasın, herkes ağlayıp sızlıyor siz ne diyorsunuz?" dedi. Dedim ki. Kimse ağlayıp sızlamasın. Kimse nankörlük yapmasın. Türk sinemasında bunca yıldır varım, iyi kötü, az çok para kazandık. Geçimimizi sağladık. Evlendik, çocuklarımız oldu, bunların okuttuk, evlendirdik. Torun sahibi bile olduk. Daha ne olsun? Herkes kazandı, kazanamadım diyenler aç gözlülük yapıyor, dedim.

Jönleriniz sinemadan çok para kazandı

Bu kadar jönlerimiz var. Bunlar para kazanamıyorlardı da niye başka iş yapmadılar? Bu kadar jön Türk sinemasından, bizim sırtımızdan para kazandılar da niye bu sinemaya yatırım yapmadılar? "Sinemaya 50 senesini vermiş arkadaşlarımız var. Bunlara bir ev alalım, ekmek kazanacakları bir mekan açalım" demediler. Demezler. Filmde beraber oynarken "ağamsın, paşamsın" film biter seni unuturlar. Jönleriniz sinemadan çok para kazandı. İnanın jönlerin aldığı parayı rejisör bile alamıyordu. Bizim gibi karakter oynayan arkadaşlara gelince. "İdare et, durumlar kötü, başka işte telafi ederiz" deniliyor. O başka iş hiçbir zaman gelip de telafi edilmiyordu. Ekmeği uzatıyorlar jönlere, herkes bir parça koparıyor, biz yere düşen kırıntıları topluyoruz.

Kabul ediyoruz, etmek zorundayız. Bunu yapımcı da biliyor. "Ben ne kadar verirsem o bu paraya oynayacak, kabul edecek"diyor. Çünkü biliyor senin ne zor koşullarda yaşadığını, bu işe ne kadar çok ihtiyacın olduğunu. Gelmem, oynamam diyecek gücünüz yok ki. Olmaz kardeşim ben de bu parayı istiyorum yoksa oynamam diyebilseniz tamam olacak. İşte o zaman uzatın bakalım şu ekmeği, ben de ucundan koparacağım diyebilirsiniz. Ama o sözü söyleyecek gücünüz yok.

Yakup Sancı: Yeşilçam'ın o pırıltılı, büyüleyici dünyasının dışında bir de öteki yüzü var. Hiç, bu dünya ile ilgilenecek, bu dünyanın sırtından kazanan yapımcı, yönetmen, jön olmadı mı?

Hakkı Kıvanç: Bir gün Yılmaz Güney bana dedi ki... "Hakkı baba ben Yeşilçam'ı çekeceğim. Yeşilçam'ın filmini yapacağım ama bu Yeşilçam'da ezilmiş, burada nasıl aç kalmış, açıkta kalmış insanların hikayelerini çekeceğim. Kendimizi çekeceğim" dedi. Nasip olmadı çekmek, çekemedi. Bunu Fikret Hakan'a söyledim. Yılmaz'ın böyle bir projesi vardı, sen senelerini verdi, sen sosyalist bir insansın. Bunu sen bari çek dedim."Hakkı abi onla kim uğraşacak" dedi. O da çekmedi. Allah rahmet eylesin. Her Cuma günü de fatihasını okurum Yılmaz'ın. Türk sinemasına kostümü getiren, Türk sinemasına büyük kadrolu film yapan, Türk sinemasında yaptığı filmlerle zenginle fakiri bir araya getiren büyük bir isim, büyük bir insan. Büyük bir sinemacı arkadaşımızdı.

Yakup Sancı: Sinemada minnettar olduğunuz oldu mu?

Hakkı Kıvanç: Yaptığımız işlerle bize minnettar olacak çok kişi var. Çok kişi var ama kabul etmiyorlar olsun, canları sağ olsun. Evet, benim minnettar olduğum bir isim var. Bunu gururla söylerim. Rahmi Kafadar. Beni Türk sinemasına lanse eden isimdir. Allah rahmet eylesin.

Yakup Sancı: Yeşilçam emekçisi neden oturuyor?

Hakkı Kıvanç: Benim sinemaya girdiğim dönemlerde köy filmleri çekiliyordu. Sonra çete filmleri çekildi. Sonra efe filmleri, sonra salon filmleri, daha sonraları avantür dönemi başladı. En sonunda da sağ olsun patronlarımız sinemadan kazandığı paraları alıp başka sektörlere yatırdılar. Yeşilçam'daki yazıhaneler bir bir kapatıldı. Bir tek Türker İnanoğlu kaldı. Bir gazetede Amerikalı bir sinemacının röportajını okumuştum, şöyle diyordu... "Biz sinemadan kazandığımızı sinemaya yatırdık. Başka yerlerden kazandığımızı da sinemaya yatırdık. Türk Prodüktörleri, bunu yapmadı. İyi ki de öyle yaptılar. Yoksa bugün Hollywood değil Yeşilçam olurdu" diyor.

Patronlarımız bunu yapmış olsalardı bugün televizyonlara çekilen dizileri bizim patronlarımız çekiyor olacaktı. Bizim yönetmenler çekiyor olacaktı. Dolaysıyla bizler de boş oturmayacak, bu işlerde çalışıyor olacaktık. Bizim şanssızlığımız bu. Hem patronlarımız kaçtı, hem de çalıştığımız pek çok yönetmenimiz vefat etti.

Bugün bu işleri yapan insanlar sinemaya emek vermiş insanlar değil, sinemaya dışarıdan girmiş, parası olanlar. Sinemadan anlayanlar değil, parası çok olanlar. Kaliteli iş yapmayı bilmiyorlar, çektikleri hikayeler çok kısır, üretemiyorlar. Bu bocalamanın onlarda farkındalar. Aşk filmi olarak başlıyor, hikaye tıkanıyor bir yerden sonra. Dönüyor avantüre. Avantür çekmeyi de bilmiyorlar.

Tabi ki yeni jönler gelecek, yeni karakterler gelecek. Bizler, hayatımızın sonuna kadar bu işi biz yapacağız demiyoruz ki. Sinemaya yıllarını vermiş bir emekçi olarak buradan sesleniyorum; Yönetmenler, senaristler, patronlar. Orhan Kemal'in pek çok güzel hikayesi var. Aynı hikayeleri çekeceğinize bunları çekin. Türk sinemasına bir şeyler katmak istiyorlarsa biraz da gerçek işler yapın. Gerçek hikayelerinizi çekin. Bir filmde 18-20 kız, 18-20 erkek oyuncu kullanıyorlar. Çektikleri hikayeyi dağıtıyorlar. Bunu yapmayın...

Oyuncu kardeşlerime de sesleniyorum; Mecbur kalmadıkça birbirine benzeyen hikayelerde oynamayı kabul etmeyin. Bu filmlerde oynamayın.

Yakup Sancı: Hakkı abi, yıllarını sinemaya adamış biri olarak, size nereden, kaç emek ödülü verdiler?

Hakkı Kıvanç: Sokakta yürürken bir kişi sizi durdurup "Hakkı abi, biz Fransa'da, Almanya'da yaşıyoruz. Sizin filmlerinizi çok izledik. Bu eşim. Bu çocuğum" diye ailesiyle tanıştırıyor... Kendisi eşi ve çocuğu ile ayrı ayrı foto çektiriyorsa işte benim için ödüllerin en büyüğü bu ödüldür. Benim için sokakta durdu. Tanımadığım bir insan bana hal hatır sordu. Ailesiyle fotoğraf çektirdi. Halkın verdiği ödül en güzel ödüldür. Bana bir belediye ödül vermiş, bir festival ödül vermiş. Ne yapayım o ödülü? Vitrine koyarım o bana bakar, ben ona. Oysa halkın saygısı, halkın sevgisi ödüllerin en güzelidir. Bu ödül vitrinde değil, sizin yüreğinizde durur.

Sanatçı gururlu olmaz, onurlu olur

Bu işleri yapan tüm arkadaşlara da sesleniyorum; Gururlanma padişahım senden büyük Allah var. "Ben artistim. Ben şuyum ben buyum" diye gururlanmayın. Sanatçı gururlu olmaz. Onurlu olur. Sanatçı mütevazi olur, halkın sanatçısı olur. Halka hürmet edin. Halk sizi gördüğünde, yanınıza gelip bir şey söylediğinde, sizinle foto çektirmek istediğinde onları tenkit etmeyin. Onları azarlamayın.

Yakup Sancı: Sinemacı olduğunuza hiç pişman olduğunuz oldu mu?

Hakkı Kıvanç: İnsanlar bir yaştan sonra kendisine bir yön çizer. İleriki yaşlarda bu çizdiği yönden, geriye dönmek pek kolay değildir. Biz bu yönü çizdik. Bu yönde yürüdük. Bu işi sefasıyla, cefasıyla kabullendik. Çok çileler çektim. Çok aç kaldığım oldu. Günlerce zeytin ekmek, soğan, ekmek yediğim oldu, ama karşılığında mükafatımı aldım.

Yakup Sancı: Nedir aldığınız mükafat?

Hakkı Kıvanç: Belki çok büyük paralar kazanmadım. Belki bir yerden ödül almadım ama emeğimin karşılığı olan ödülü aldım. Nedir bu emeğimin ödülü biliyor musunuz? Bak "Sinemaya bunca yıl hizmet etmiş biri var" dedim. Kalktın benim yanıma geldin. Benimle röportaj yapıyorsun. İşte benim emeğimin karşılığı bu. Buraya gelip beni bulmakla emeğimin karşılığını sen bana verdin.

Yakup Sancı: Sevgili dostlar. Hakkı ağabeyin de affına sığınarak bu röportaj esnasında yaşanan bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hakkı abi ile konuşurken masamıza bir çocuk geldi. Bu çocuk kalem satıyordu. Hakkı abi çocuğu yanına çağırdı, hal hatır sordu, başını okşadı çocuğun. Sonra dedi ki... "Ben kalem almasam da sana şu parayı versem seni kırmış olmam değil mi?" dedi. Ve kalem almadan çocuğun avucuna bir miktar para koydu.

Daha sonra başka bir şey satan bir başka çocuk geldi. Onu da sevdi. Sattığı şeyi almadan ona bir miktar para verdi. Belki inanmayacaksınız, sonra bir başka çocuk, başka bir şey satıyordu. Onu da sevip başını okşadı ve ona da harçlık verdi. Belki biraz daha otursaydık bu devam edip gidecekti. Sordum. Hakkı abi çok mu paran var? Yıllardır sinemadasın, oturduğun evin kiralık. Cebindeki paranı çocuklara verdin. Belki bu senin akşam yemeğin, belki yol parandı. Niye paralarını çocuklara verdin? Dediğimde bana şöyle dedi...

"Ben hem annesiz hem babasız büyüdüm. Bu çocukların yaşlarındaydım bir zamanlar. Sevgiye, ilgiye o kadar çok ihtiyacım vardı ki... Ama kimse beni sevmedi. Başımı okşamadı, bana harçlık vermedi. Ben o kadar kötü biri olamam. Çocukları sevmediğimde, onlara harçlık vermediğimde ben rahat edemem, huzur bulamam".

Bunları yapan, bunları söyleyen sinemamızın "Kavgacı, kötü adamı" olarak bildiğimiz Hakkı Kıvanç'tı. Paylaştığım bu anı, Hakkı Kıvanç'ın yüreğine tuttuğumuz aynaya, o kısa an dilimi içinde yansıyandı. Kendi yüreğimize de ayna tutmaya ne dersiniz?  Haydi, bir kez de kendi yüreğimize ayna tutalım...

Not: Hakkı Kıvanç'ın isteği üzerine, bu röportaja yapılan tüm yorumlar aynen kendisine iletilecektir. Haydi, aynayı kendi yüreğimize tutup, bu güzel yürekli sinemacımıza, "Emeğimin ödülü halkın verdiği ödül" dediği ödülü verelim.

Geçmişten geleceğe uzanan köprüde buluştuklarımızla söyleşilerimiz devam ediyor. Anlatılanlar ışığında, sinemamızın ve sinemacımızın sorunlarına çözümler arıyoruz.

Hakkı Kıvanç'a Teşekkürler.

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (14)

gururalp avatar gururalp 26 Eylül 2013 20:35:06

8

yakup sancı senden başka yeşilçamlıları düşünen yok helal sana yakup sancı

fatih3850 08 Ekim 2012 23:19:06

yakup bey 2 yıl önce Hakkı Kıvanç'la bir röportaj yapmıştınız.Eger kendisi ile iletişime geçme imkanınız varsa kendisinde oynadığı bir filmin çekim yeriini merak ediyorum.sorum şu 1977 yapımı Sakar Şakir filmi nerede çekilmişti acaba özellikle o ka hvehane sahneleri şimdiden teşekkürler.Hakkı ağabeyin ellerinden öperim

Serkan01419 07 Temmuz 2010 01:32:07

Bir Hakkı kıvanç daha Gelmez Sanırım, yeşilçam Filmleriyle büyüdük ve sahnelerde jön lerin kötüleri dövdüğünde sevinirdik nasıl vurdu gibisine sözler söylerdik ve bizlere bu anı yaşattıkları için sonsuz saygı ve teşekkürlerimi sunuyorum. Şimdi Bakıyo rum da yeni nesilde işini sizin gibi  dönemin kötü rol oyuncuları gibi yapan oyuncu yok mesala bir sütçü de gelmez :) RahmetLiler KemaL SunaL ve aLi Şen'in oynadığı dokunmayın şabanıma filminde söylediğiniz söze çok gülüyorum halada izlerim o filmi ve çatıya şişe dikmek için ali şen'e akıl veriyorsunuz :) ve çok komik allah size ve sizin gibi yeşilçam emekcilerine uzun ömürler versin SaygıLar.

Yandex.Metrica