"Şimdi ışıklandırma değil aydınlatma yapılıyor" posteri

Yakup Sancı: 1945 yılında Sivas da doğdu. Ortaokul ikinci sınıfta okurken annesini kaybetmesi derin üzüntüler yaşamasına neden oldu. Ankara'ya dayısının yanına gelir Ulus'ta Park Sineması ve su sineması arasında film bobinleri taşıdı.

Aslan Yıldız: Fosforlu Cevriye filminin galası için Neriman Köksal ve Orhan Günşiray sinemaya geldi. Orhan Günşiray benimle biraz sohbet etti, beni çok sempatik buldu ve şöyle dedi... "İstanbul'a gelirsen beni bul. Tünelde Narmanlı yurdu var yerli film diye kime sorsan gösterir"

Geldim İstanbul'a, orada burada biraz gezdikten sonra yanına gittim. Bana iş ayarladı. "Seni Kaybedersen" diye bir film çektik. Sonra bu iş beni pek tatmin etmedi. Sette bir şeyler taşıyordum. Şunu getir, bunu getir. Böyle meslek olmaz dedim. Sonra ışık işine başladım. O zamanlar Orhan Kapkı Işık şefiydi. Işık servisi diye de bir firmaları vardı. Memduh Hügman ve biri daha vardı bunlar ortaktılar. Bu firmada ışık asistanı olarak senelerce çalıştım.

1960'lı yılların sonuydu ve ben işi artık iyice kavramıştım. Ahtapotun kolları diye Sadri Alışıkla Çolpan İlhan'ın oynadığı filmde çalıştım. Sonra "hızlı yaşayanlar" Ayhan Işık, Turgut Özatay'lı bir film çektik. Peşinden hatırlayamayacağım kadar çok iş geldi. Bu filmler hep siyah beyazdı.

Yakup Sancı: Işık şefliğine geçişiniz nasıl oldu?

Aslan Yıldız: Göksel Arsoy'un oynadığı "Şafak Bekçileri" diye bir filme beni istediler. Kameraman Kenan Kurt ve Cengiz Arlı diye bir arkadaşımızla beraber bu filmde çalıştım. Pesen film bana ışık şefliği önerdi 1962-63 yıllarıydı bu firmaya ışık şefi oldum.

Yakup Sancı: Uzun yıllar sektörün içindesiniz. Pek çok yönetmenle çalıştınız. Sizin ışık şefi olarak o yıllar zorluklarınız nelerdi?

Aslan Yıldız: Sektörde ne kadar yönetmen varsa hepsiyle çalıştım. Çalıştım ama ışık malzemeleri hep eski malzemelerdi. Bir yandan çalışırken bir yandan da bu malzemeleri nasıl geliştirebilirimin üzerinde çalışıyordum. İtalyan malzemeler geldi. Küçük lambaları takıyorlar, helojen ampulleri var. Biz dev gibi karavana lambalarla gidiyoruz sete. Kaldırmak indirmek zulüm... Kofreler çekmiyor, Beyoğlu 110 volt. Çok zor şartlarda çalıştık. Elektrik işleriyle mesul kişisin bir kısa devre yaptırsan, ya da bir yeri patlatsan bunun sorumlusu bizdik. En küçük bir yanlışlık yaptığımızda bu hayatımıza mal olurdu. Şimdiki ışıkçılar krallık yaşıyor. Ki zaten böyle bir bilgileri de yok zaten. Kaç amper? Ne çekiyor? Böyle bir meseleleri yok. Jeneratör geliyor kapının önüne kadar portatif lambaları var tak kabloları bitti.

Yakup Sancı: Yeni ışık malzemeleri ürettiniz. Daha sonra da bu malzemelerle çok filmler çekildi. Sizi bu malzemeleri üretmeye iten neden neydi?

Aslan Yıldız: Bizim malzemeler çok büyüktü her yere girmiyordu. Tavana asmamız gerekirken asamıyorduk. Şimdiki ışıkçılar maşalarla, germe demirlerle asıyorlar. Eskiden böyle bir sistem de yoktu. İtalyanlardan gördüğüm ışık malzemelerinin yerlisini yaptım. Bu yerli lambalarla Ümit Utku'nun bütün filmlerini çektim.

Aradan biraz zaman geçince yazıhanelerde bu malzemeler konuşulmaya başladı. -biz bu filmleri çekiyoruz ama beyaz ışık vermiyor. Lambalar helojen değil, 2900 kelvin. İtalyan lambaları 3200 kelvindi. Arkadaşım Kaya Ererez ile biz bu lambaları yaptık. Başta şaşırdılar. Reklam işine girdik. Kalebodur, Dinarsu Efes Pilsen, reklamlarını bu ürettiğimiz lambalarla çalıştık. Bir süre sonra bu ürettiğim lambalardan sıkılmaya başladım. Çünkü onlarınki gibi kaliteli değildi. Onların ısıtma sistemleri var, kalıp yapmamız lazımdı. Biz, malzeme alüminyum olduğu için gürgen kalıplarla çıkarmıştık kalıbı.

Beşiktaş da bir firmaya gittim içeriye girdim. Tam benim istediğim malzemeler var fakat malzemeler Amerikan lambası, color tran denen bir malzeme. Bu firmaya benim istediğim malzemeleri ithal etmesi için sipariş verdim. Sarı kafa lambalar vs. geldi. Işıkçılar bana kızmaya başladılar. – sen Türk sinemasının sistemini bozdun. Bunlar merceksiz lamba bunları niye getirdin? Gibi sözler söyleyerek bana karşı oldular. Daha sonraları bu lambaları herkes kullanmaya başladı. Yılmaz Güney'le "Arkadaş" filmine başladık ilk defa bu filmde kullanmıştık bu lambaları.

Memduh Ün beni çağırdı. "Atıf Yılmaz Battal Gazi filmini çekiyor fakat iş yavaş ilerliyor. Isıklar kremer lamba olduğu için tam aydınlatma yapmıyor ve helojen gibi yanmıyor" dedi. Lambalarla sete gittim. Sonra iş büyüdü de büyüdü. Florasan sistemi de dışarıdan geliyordu. Bunu da yapmaya çalıştık. Bunun dışında stüdyolara girdik. Fenerbahçe Kulübünün televizyon stüdyolarını ışıklandırdım.

Yakup Sancı: Sağlıklı bir ışıklandırma nasıl yapılır? Şimdi yapılan ışıklandırma doğru mudur?

Aslan Yıldız: Şimdikiler ışıklandırma değil aydınlatma yapıyor. Işıklandırma başka bir şeydir. Yönetmen mizanseni anlatır, vakti anlatır. "Burası sabah şu saat, akşam bu saat " der biz ona göre ışık yapardık. Şimdi böyle değil tabi aydınlatma yapıyorlar. Monitörleri de var. Yaptığı aydınlatmaya bakabiliyor. Biz tüm bunları göz kararı ile yapıyorduk. Dikkat ederseniz bizim siyah beyaz filmlerimizin ışıkları Amerikan siyah beyaz filmlerinden daha güzeldir. Ambiyansı, renk tonları çok güzeldir.

Dikkat ederseniz filmlerdeki ışıklar hep birbirine benziyor. Sadece oyuncuları güzel göstermek için yapılan bir ışıklandırma yapılıyor. Hiç kimse filmin ambiyansına göre ışıklandırma yapamıyor. Dizilerde bu ambiyansı hafif yakalamış olan bir ezel dizisi. Bunlarda devamlılık yapamıyor. Hak vermek gerek çünkü 6-7 günde çekiliyor bu diziler. Böyle kısa sürede ışık devamlılığını yapmak çok zor iş, onlara da hak veriyorum. Işığın nereden geldiğini çok iyi hesaplamak lazım... Sahnenin nasıl bir ışığa ihtiyacı olduğunu bilmek gerek. Asında yeni ışıkçılar çok şanslı. Biz filtreyi çok geç bulduk. Siyah beyaz filmler bitip renkliye başladıktan yaklaşık 5-6 sene sonra filtre ile tanıştık.

Yakup Sancı: Siz filtreyi nasıl yapardınız?

Aslan Yıldız: Tül perdeden filtre yapardık. Bu tülleri şimdiki filtrelere göre endi 2 endi4 endi6 endi9 tüm bu filtreleri tül ile yapardık. Örneğin ışığın önüne iki tül koyduğumuzda endi 4 oluyordu. Şimdi her tür filtre var, karartıyor, açıyor. Şimdi tifen filtreler kullanılıyor. Biz normal cam filtre görmedik tifen filtre nerdeydi. Şimdi malzemede altın dönem yaşanıyor her türlü malzeme var. Polarize filtreler ışık malzemeleri getiren firmalar çoğaldı. İnternetten alışveriş yapılıyor artık. Biz aramayla bulamazdık.

Yakup Sancı: Arazi de çalışırken Jeneratörünüz var mıydı?

Aslan Yıldız: İnegöl de "Murat'ın Türküsü"'nü çekiyoruz. Yönetmen Atıf Yılmaz asistanı da Zeki Ökten. Bana "git mekana bak Fikret hakan ile Pervin Par'ın buluşma sahnesini çekeceğiz" mekana gittim kocaman bir hayvan ahırı. Atıf Abi 40 kilovatlık bir jeneratör ayarlarsak ışık yapabiliriz anca dedim. "Ya çocuğum ne jeneratörü, biz Toymer diye bir kameramanla çalışırken ayna kullanırdı. Ayna ile ışıklandır" dedi. İnegöl'e geldim 4 tane kapı gibi ayna alıp geldim. Damın üstündeki kiremitleri çıkardım aynaları içeriye doğru çevirdim. İçeride de reflektörler vardı. Bu reflektörleri balık pazarından alırdık, parlak bir kağıttır. Eski filmlerde çok fark edilir bu elle tutulduğu için ışık oynama yapardı oyuncunun yüzünde. Biz jeneratör yerine ayna kullandık.

Yakup Sancı: Bazı filmlerde ışık oyuncunun yüzünde oynama yapıyor. Reflektörlerle bunu özellikle mi yapardınız yoksa bu bir ışık hatası mıdır?

Aslan Yıldız: Harici sahnelerde rüzgar olduğu için bazen refketörler oynar bu oynama oyuncunun yüzünde ve ya mekanda ışığı titretirdi. Ama yönetmenler bu konuda çok dikkatliydiler. Bir de o dönemin asistanları da çok kaliteliydi. Zeki Ökten, Şerif Gören gibi asistanlar vardı. Hata yapmazlar, çok dikkatli olurlardı. Acemice hareket etmezlerdi, herkes işini nasıl yapacağını biliyordu. Bir de o dönemlerde yönetmenin ışık şefinden çok isteği olurdu. Oyuncunun yanağının bir tarafı ışıklı bir tarafı gölgeli olacak derlerdi. Biz de bu montajı bilir ona göre ışık yapardık. Yönetmenler bildiklerini saklamaz, gizlemez ne biliyorsa anlatırlardı. Provayı seyreder ona göre ışık yapardık. Örneğin "şuradan geçerken ışık olsun, buraya geldiğinde gölgeden geçsin" gibi pencere ışığı, ay ışığı gibi zamana ve ışığın geldiği yöne dikkat ederlerdi. Şimdi böyle değil tabi kabak gibi bir aydınlatma yapılıyor bu da olmuyor tabi.

Yakup Sancı: Sizi en çok hangi yönetmenin ışık isteği zorlardı?

Aslan Yıldız: Atıf Yılmaz işi bilirdi. Yılmaz Güney işi bilirdi. Şimdi bir odaya girdiği zaman oyuncu ışık yakmıyor odanın içindeki ışıkla oynuyor. Eskiden oda içi özel ışık yapardık, oyuncu kapıdan içeri girdiğinde ışık farklıydı oda içindeki lambayı yakmak için elini uzattığında anahtara başka bir ışık yanardı. Işık salonda 5 kw ise odaya girdiğinde ışık 10 kw olurdu. Şimdi küçük bir florasanla yapılıyor bu ışık. Bizimki emisyondu. Emisyona göre ışık yapardık.

Yakup Sancı: Bazı filmlerde dikkat ederseniz kadrajın yanları karanlıkta kalıyor. Bunun nedeni ne?

Aslan Yıldız: Yabancılarla çalışırken bunun niye böyle olduğunu öğrendim. Yabancı bir kameramanla çalışıyoruz harici çalışırken biz aynı havayı 11 diaframla çekeriz. Adam 5-6'yla çekiyor. Objektifin diaframını sonuna kadar açıyor bu da emisyonun her tarafına ışığın girmesini sağlıyor. Dışarıdaki diaframı da endi filtre ile düşürüyor.

Yakup Sancı: Sinemanın en iyi filmlerini aşağı yukarı biliyoruz da en iyi ışık yapılmış filmler hangileridir.

Aslan Yıldız: Siyah beyaz filmlerde çok vardır. Bir örnek verecek olursak "1e 10 var." "Beyoğlu'nun arka Yakası" filminde ark kullanıyorum. Koca koca arklar kalkmıyor, inmiyor. Ay ışığı yapmak için vinç gerekiyor bizde vinç yok. Ay ışığını yerde yapıyoruz bizde. Ama ay ışığının yukarıdan gelmesi lazım, bunu da biliyoruz. Ama imkanımız yok mecbur yerden veriyoruz. Amerikalı koca vinç getiriyor ay ışığını yapıyor, onun için filmlerinin ışıkları da bizimkilerden güzel oluyor. Şimdi vinç kiralıyorlar imkanlar var. İngilizler küçük bir sahne çekmek için vinç getirmiş. Sokağı kapatmışlar vinç'in üstüne lambaları da koymuşlar pencereden içeri ay ışığı geliyor. Bunu bende biliyorum ama imkanlarımız sınırlı.

Yakup Sancı: Bir oyuncuyu güzel göstermek için makyaj kadar ışığında büyük önemi var. Oyuncular bazen ışık şeflerine "hocam bana güzel ışık yap" derler. Oyuncuyu güzel göstermek için nasıl ışık yapıyorsunuz?

Aslan Yıldız: Melih Gülgen'in "Sana Düşkünüm" filmini çekiyoruz Nükhet Duru'nun yüzü sivilceler içinde Melih Gülgen amerikan planın biraz daha yukarısına çıktı. Melih Abi olmaz dedim. "Nasıl olmaz Aslan? Ben yönetmenim" dedi. Abi yüzünü görüyorsun Amerikan plan al ona göre ışık yapacağım dedim. Site sinemasında filmi izliyoruz. Nükhet'e döndü "ya Nükhet sen bu kadar güzel değilsin ki, nasıl bu kadar güzel çıktın?". Bana bıdık derlerdi. "Bu bıdığın işi seni güzel gösteriyor" dedi. Son zamanlarda buna gerek kalmadı farklı filtreler çıktı. Oyuncunun yüzündeki buruşuk, kırışık ne varsa hepsini kaybediyor.

Yakup Sancı: Işık kameraya göre değişir mi? Yoksa hangi kamera ile çekilirse çekilsin sabit bir ışıklandırma sistemi mi vardır?

Aslan Yıldız: Geçenlerde Zeki Demirkubuz'un Kıskanmak filmini izledim. Zeki benim arkadaşımdır, çok da severim. Resimlerin benim için sıfır dedim. Bunu video ile değil emisyonla çekecektin, çok kötü resimler. "Ne bekliyordun" dedi. İngiliz filmleri gibi pastel renkler bekliyordum. Mekanlar çok güzel, çok da güzel çekmiş ama resimler bozuk, mekanları harcamış. Bu tür filmler video ile çekilmemeli, video ile komedi çekilmeli. Video çok işçilik istiyor. Çok profesyonel ışıkçı ile çalışılmalı video çekerken. Video çok hassas en küçük detayı algılıyor. Fon koyu renk olmalı açık renkli fonlarda çok kaçıyor hemen algılıyor.

Yakup Sancı: Günün hangi saatinde ışık daha zor yapılır?

Aslan Yıldız: Gece ışığı daha rahattır. Gündüz çok zordur. Güneş tepede olduğunda çok zordur. Güneşte çalışırken güneşi karşına alman gerekiyor. Oyuncu ile kontra çalışacaksınız. Güneş oyuncunun yüzüne değil arkasında bırakarak kontra getireceksin ve yüzünü aydınlatacaksın.

Yakup Sancı: 1970'li yıllar sinemamızın en çok film çektiği yıllardı. Işık şefi olarak senede kaç filmde çalışırdınız?

Aslan Yıldız: O yıllar senede 200 film çekiliyorsa her gruba 5-6 film düşerdi. O zamanlar gruplar vardı. Şimdi aslında iş daha fazla bir dizi 200 bölüm sürebiliyor, daha fazla sürebiliyor. İşin devamlılığı var. O zaman film çok çekilirdi ama ışık grubu da fazlaydı.

Aslan Yıldız'a Teşekkürler.

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (6)

zevkopat avatar zevkopat 03 Haziran 2010 18:45:06

Röportaj için teşekkürler...

turgut1955 avatar turgut1955 23 Mayıs 2010 07:51:05

Yuxel 1907 ..Nedim yüksel  Arkadaş  benim  anlatığım kadarıyla  benim Teknolojiye  karşı  olduğumu  yazmış  benim  anlatmak istediğim usta çırak   olayı  benim anlatmak istediğim  başta usta  çırak olayı ikincisi  saygı  şimdi  parası olan  dayısı ol an  yağcı  olan çalış parasını istemiyen  sinemada  ver  şimdi üç günde  yapımcı  yönetmen  görüntü yönetmeni  ışık yönetmeni   set amiri  yapım amiri sanat yönetmeni  olabiliyorsun  ..festivalar  oluyor nerde  yeşilçamın  emekçileri   Adana  altın  kozada  yeşilçamdan  bir tek   jüri  üyesi  erdal  kahraman  var   hiç  bir  ülkede  sinemanın  ustaları  dışlanmaştır  ne yazıkkı  bizde  dışlanmıştır   ne yazıkkı  bizde dışlanmıştır  tabi teknoloji  gelecek   tabi yeni  sinemacılar   gelecek  ama  üç günde değil    önce ustalardan  öğrenecek  eskiden  iyi bir sinemacı olman için  en..10 .sene  yardımcılık  yapacan  o da   yedenek  varsa .. Nedim yüksel  bey    acımasız   yorumuna  saygılar..

yildiray_cinar55 avatar yildiray_cinar55 21 Mayıs 2010 23:38:05

sevgili ASLAN YILDIZ ve YAKUP SANCI abime cok ama cok tesekkür ederim. güzel roportaj olmus. saygi ve sevgilerimle.

Yandex.Metrica