"Sinemada aç kalmaya razıydım" posteri

Yakup Sancı: 25 Haziran 1948 yılında İstanbul Fatih'te doğdu. İlk ve ortaokulu Fatih'te okudu. Vefa Lisesinde okurken okuldan kaçar sinema'ya giderdi. Öğrencilik yıllarında haftada en az 10 film izleyen Mesut Taner, lise ikinci sınıfı okurken devamsızlık nedeniyle okuldan atıldı. İşte Yeşilçam'ın bir başka sinema sevdalısı...

Yakup Sancı: Sinemayla tanışmanız nasıl oldu?

Mesut Taner: 5 Film oynatan sinemalar döneminde, Şehzadebaşı'nda Milli-Emre-Ferah- Ege-Turan-ve Bir de Yeni sinema vardı. Bu sinemalara sabahın dokuzunda gider akşama kadar film izlerdim. Tramvaya asılarak gider, asılarak eve gelirdim. Eve geç geldiğim zamanlar çok olurdu. Bu geç kalmalarım nedeniyle de çok dayak yerdim. Sinema sevdası daha çocuk yaşlarda içime girmişti. Karagümrük'e misafirliğe gitmiştik. O zamanlar yazlık sinemalar vardı. Sanırım 7-8 yaşlarında anca vardım. Kaybolduğumu düşünerek aramaya başlamışlar. Sonunda beni Çiçek Sineması'nda bulmuşlardı.

Yakup Sancı: Mesleğe girişiniz nasıl oldu?

Mesut Taner: Yönetmen Natuk Baytan, Fatih'te bizim komşumuzdu. Okuldan kovulduktan sonra kısa bir süre mensucat fabrikasında çalıştım. Bir gün Natuk Abi ile karşılaştım. Bana "Nasılsın? İşinden memnun musun?" Dedi. Memnun değilim abi. Benim yapmak istediğimin sinema olduğunu biliyorsunuz dedim. Biliyordu benim sinema tutkunu olduğumu.

1965 yılında "Sırtımdaki Bıçak" diye bir film çekecekti. Beni yanına asistan olarak aldı. Bu filmde sufle veren asistan olarak çalıştım. Bu filmin Prodüksiyon amiri Süheyl Eğriboz'du. Oyuncu olarak; Kenan Pars, Tülin Elgin, Erol Taş, Hakkı Kıvanç ve Yıldırım Gencer gibi isimler vardı. Bu filmden sonra Natuk Baytan'ın çektiği sonraki işlerde de asistan olarak çalıştım. Daha sonra, Süreyya Duru ile"Malkoçoğlu, Suat Yalaz'ın "Kara Oğlan" filmlerinde çalıştım. Bu filmlerde sadece yol parası alıyordum. Daha birkaç ay önce hayranlıkla seyrettiğim filmlerin ünlü oyuncuları ve yönetmenleri ile çalışıyordum. Benim için inanılmazdı.

1968 de askere gittim. 1970 de askerden geldim. Seks furyası dönemine kadar pek çok filmde çalıştım, sonra mesleği bırakarak, 1985'e kadar sinemayı uzaktan takip ettim.

Yakup Sancı: Tekrar dönüşünüz nasıl oldu?

Mesut Taner: Yönetmen Orhan Aksoy, "Saat Sabahın Dokuzu" isimli bir dizi film çekecekmiş, beni aradı. "Ne yapıyorsun?" dedi. Ne olsun Tahtakale'de ticaret yapıyorum dedim. "Bir filme başlıyorum beraber çalışalım mı?" deyince... Güzel işim vardı, iyi de para kazanıyordum ama yaptığım işten zevk almıyordum, mutlu değildim. Mutsuz olarak para kazanmaktansa, sinemada aç kalmaya razıydım. Her şeyi olduğu gibi bırakarak tekrar sinemaya döndüm. Nitekim de öyle oldu, sevdiğim işi yaptım ama aç kaldım.

Yakup Sancı: Kaç yönetmene asistanlık yaptınız?

Mesut Taner: Yaklaşık 50 yönetmenle çalıştım. Her yönetmenin farklı bir çalışma metodu vardı. Üç günde film çeken yönetmen Semih Evin'le de çalıştım (Sen Alın Yazımsın)... Kırk beş günde film Çeken Ö.L. Akad'la da çalıştım (Vahşi Çiçek). Tabi ki her birinden oyuncu yönetimi, iş prensibi gibi çok şey öğrendim. Öğrenmek birazda benimle alakalıydı... İçimde sinema sevdası olduğu için, sinema konusunda her şeyi öğrenmeye hevesliydim. Bu ustalardan kapabileceğim ne varsa hepsini kaptım. En başta da prensip sahibi olmayı öğrendim. Azda olsa yönetmenliğini yaptığım filmlerde kurallarımı koydum ve uyguladım. Benimle çalışanlar bilirler.

Yakup Sancı: Döneminizin asistanları kısa sürede yönetmenliğe başlarken sizin film çekmeniz çok geç oldu. Bunun nedeni neydi?

Mesut Taner: Yönetmen olarak 8-10 film çektim. Evet, benim yönetmenliğim çok geç oldu. Sanırım bu da benim kişiliğimle alakalı bir durumdu. Ben pek "abi" diyen, çevrede fazla dolaşan biri değilim. Sinemacıların gittikleri mekanlara gitmiyorum. Çalıştığım bir çevrem var ama onun dışında kişiliğimden taviz vererek bir takım çevre edinme derdim olmadı.

1973'lerde bir girişimim oldu. "Kağnı" diye bir senaryom vardı. Bunu Ekta Film Arif Keskiner'e verdim. Bu filmi çekeceğim. Fatma Girik'i oynatmak istiyorum dedim. "Git konuş, anlaşırsan çektireyim" dedi. Nişantaşı'ndaki Ant Film Platosunda "Namus" filminin samanlık sahnesini çekiyorlardı. Sette Fatma Girik ile konuştuk. Benim yöneteceğim filmde oynayamayı kabul etti, el sıkıştık. Herhalde beni "yeni yetme" diye pek ciddiye almadılar ki olmadı. Yıllar sonra bu olayı Fatma Girik'e anlattım, hatırlamadı bile. Nereden hatırlayacak ki? Çünkü onun için önemsizdi. Ama benim için öylemiydi ya...

Yakup Sancı: Bunca yıldır sinemanın içinden biri olarak her hangi bir ustanızdan, çalıştığınız oyunculardan iş anlamında destek almadınız mı?

Mesut Taner: Ne birinin elimden tutması, bana iş bulması, ne de üzerimde birinin emeği... Hiç kimsenin bende bir hakkı yok. Kimse kimseye destek olmuyor ki.

Neden insanlara destek olunmaz bunu da anlamış değilim. Çalıştığımız iş bitiyor, kimse kimseyi tanımıyor. Beraber mesai yapmışız, sokakta gördüğünde selam ver. Kimsenin senden bir şey istediği yok. Adam selamını esirgiyor.

Yakup Sancı: O dönem yönetmenler genelde tek asistanla çalışırdı. Fakat günümüzde çekilen dizilerde, filmlerde çok fazla asistan görüyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Mesut Taner: Açıkçası üç asistandan sonrasının ne yaptığını merak ediyorum.

Yakup Sancı: Tek asistan olarak o dönem zorlanır mıydınız?

Mesut Taner: Çok zor olurdu. Şaryonun üstüne senaryomu kor, bir yandan şaryo iterken, bir yandan da diyalog verirdim. Suat Yalaz'ın çektiği "Kara Oğlan Bizanslı Zorba" filminde Tanju Gürsu'lu bir sahne çekiyorduk. Şaryo iterken sufleyi geciktirdim. Tanju Gürsu, "laf nerede? lafı versene?" dedi. Elindeki asayı fırlattı. Sonradan gönlümü aldı tabii. Kısıtlı imkanlarla zor şartlarda çalıştık biz.

Yakup Sancı: Çalıştığınız oyuncular içinde farklı olan kimdi?

Mesut Taner: 1972'de "Hayat Bayram Olsa" diye bir film çektik. Bu filmi Erman Film'e çekmiştik. Hülya Koçyiğit'i bu filmde tanıdım, dünya güzeli bir insandır. O zamanlar başrol oynayan oyuncular ekibe çeşitli hediyeler alırdı. Hatta zarf içinde para da verirlerdi. Böyle bir kültür, böyle bir gelenek vardı. Hülya Koçyiğit bu filmde bana pembe bir gömlek almıştı, yıllarca bu gömleği sakladım.

Sonra kendi firmasını, Gülşah Film'i kurdu. Bu firma için çekilen "Bir Kadın"isminde bir filmde çalıştım. Kendisi de oynuyordu. Bir gün sete geç kaldı. Asistan olarak ona sete geç kaldığını ima ederek, "hanımefendi saatiniz kaç?" diye sordum. "Mesut Bey özür dilerim" dedi geç kalma nedenini açıkladı. Kendi firmasına film çekiyoruz ve filmin patronu. Yani bizim patronumuz. "Sana ne? Film benim, patron benim, istediğim saatte gelirim" diyebilirdi. Ama öyle bir şey demedi. Çünkü o şöhreti hazmetmiş bir Hanım Efendiydi. Böyle bir insana saygı duymamak mümkün mü?

Yakup Sancı: Yönetmenliğe geçişiniz nasıl oldu?

Mesut Taner: Taner Aşkın diye bir arkadaş vardı. "Yorgun Ölüm" diye bir projesi varmış. Bu filmi çekmemi istedi. Sağ olsun o başlattı. Sonra yönetmenlik ve yardımcı yönetmenliği bir arada yürüttüm.

Yakup Sancı: Sinemada hedeflediğiniz yer, ya da olmak istediğiniz yer neresidir?

Mesut Taner: Yönetmen olarak yaptığımız az da olsa işler var. Bundan sonra da bu çizgide devam etmek istiyorum. Ama bu pek de mümkün görülmüyor doğrusunu söylemek gerekirse. Her yönetmen kendi işini kendi yaratıyor.  Artık bunlarda daha çok sponsoru olan, ya da medyatik olan yönetmenler... Benim öyle bir imkanım yok. Biri çağırırsa film çekmeye hazırım. Bunun dışında benim yapabileceğim başka bir iş yok açıkçası.

Yakup Sancı: Emekliliğiniz sinemadan mı?

Mesut Taner: Sinemadan sayılır mı bilmiyorum. 1965 mensucat fabrikasında çalıştım. Oradan sigorta girişim var. Bu kadar yıl sinema hayatında toplam 14 gün sinema sigortam çıktı. Sinemanın bir güzelliği, sanatçı kimliğimiz olması nedeniyle, sanatçı borçlanması çıkmıştı. Bu borçlanmanın parasını ödeyerek emekli oldum. Sinemanın bana kazancı bu oldu. Koskoca jön kazanmadığını söylüyor. Ben bir asistanım ne kazanabilirdim ki? Buna da şükür. Aç kalsam bile ki aç değilim, açıkta değilim. Kimseye ben açım demem. Ailecek varlığı da yokluğu da kendi içimizde yaşarız. Bu ülkede emekli maaşından bile korkar oldum. Bir gün biri çıkıp da "emekli maaşlarını ödemiyoruz" diyebilirler.

Yakup Sancı: Mesleğinizle ilgili genç sinemacılara öğütleriniz nelerdir?

Mesut Taner: Genç sinemacı olarak gördüğümüz kişiler yaptıkları işlerle ortadalar. Onlara ne söyleyebilirim ki? Saygılar hepsine! Bir de sinema filmlerinde, dizilerde çalışan popüler, magazinsel yönetmenler var. Onlara da saygılar!!!

Yakup Sancı:  Bir şeyleri yapabilme, başarabilme adına uğraş veren, emek veren herkese saygılar.

Geçmişten geleceğe uzanan köprüde buluştuklarımızla söyleşilerimiz devam ediyor...

Mesut Taner'e Teşekkürler.

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (5)

hasan.karci avatar hasan.karci 14 Mart 2011 14:31:03

Mütevazi arkadaşım Mesut Taner kendini ve sinemayı çok iyi anlatmış. SEVGİLER MESUT.

kamerastop 16 Ağustos 2010 15:27:08

Yakup Sancı yine yeşilçamın can evinden vuran bir röportaj yapmış. Özellikle kişi seçimleri muhteşem. Mesut Taner, Türk Sinemasının yetiştirdiği en iyi yönetmenlerden biridir. Oldukça mütevazı davranması, yeşilçam kültüründendir. Üretimlerinin yakın tanıklarından biriyim. Bugün benim diyen o dizi yönetmenlerine on çeker, pozitif bir insandır, arkadaşlığı sağlamdır. Altını çizdiği şey çok doğru yalnız, yeşilçamda dayanışma denen sözcük pek yaşamamaktadır. Zaten bana göre çöküşün en büyük sebeplerinden biri de o dur. Ben Mesut Taner Allah sağlık verdiği sürece, daha da başarılı işlere imza atacağına eminim. Kapı kapı koltuğunun altında senaryo dolaştırmaz, hakkı olan işi bekler, ve yaptığı işin hakkını verir. Iskalanmaması gereken, sinemanın her zaman ihtiyaç duyduğu biridir.

metinhan avatar metinhan 14 Ağustos 2010 14:49:08

çok güzel bir konuşma olmuş bütün sinema içinde olanlar mutlak bu yazıya kulak versin ve okumalarını tavsiye ederim.....

Yandex.Metrica