"Sinema sevgi işidir" posteri

Yakup Sancı: 1935 yılı'nda Sivas'ın Kangal ilçesine bağlı Mancılık köyünde doğdu. Köyünden ayrılıp, İstanbul'a geldiğinde henüz 5 yaşındaydı. İlkokulu ve ortaokulu bitirdikten sonra, kapalı çarşıda bir kuyumcu dükkanında çırak olarak işe başlar. Bir film şirketinin sahibi kuyumcu dükkanına gelir. Çırak Nusret, çayları getirdiğinde, patronu müşterisi ile film hakkında koyu bir sohbet etmekteydi. Çırak Nusret'in ilgisini çeker bu konu, kulak kabartır. Müşteri, sinemayı anlattıkça çırak Nusret'in içine sinema sevdasının tohumları serpilir, gözleri cam gibi parlar. Çırak Nusret, daha fazla dayanamaz "abi film nasıl çekiliyor?" der. Müşteri daha bu soruya cevap vermeden, Nusret Özkaya "beni de artist yap" demiş, ağzındaki baklayı çoktan çıkartmıştır bile.

Sinemamızın "Camgöz" lakaplı oyuncusu Nusret Özkaya'nın sinema sevdasına hoş geldiniz.

Benimki sinema aşkı... Herkes sevdiğinin kollarında ölmek ister, benim de sevdiğim sinema. Tek arzum kamera karşısında rol yaparken ölmek...

Nusret Özkaya: "Mecidiyeköy'de Sivaslılar kahvesi var, pazar günü oraya gel film çekeceğiz sen de filmler nasıl çekiliyor gör" dedi. Tabii Pazar gününü iple çekiyorum. Gittim, Rahmetli Ahmet Tarık Tekçe'nin bir rolü var. Bunlar avdan geliyor köylünün biri de "hayrola ağa, avdan mı geliyorsunuz?" diyecek. Bu köylüyü oynayacak adam için 5-6 defa prova yapıldı, ama adam yapamıyor. Ben gülmeye başlayınca yönetmen bana döndü "Ne gülüyorsun? Gel bakayım buraya" dedi. Bana bir prova yaptırdılar lafı ezberledim, rolümü de oynadım.

Yakup Sancı: Sinema izleyicisi sizi Fosforlu Cevriye filmindeki Camgöz karakteri ile tanıdı sanırım.

Nusret Özkaya: Evet. Gültepe mahallesinin kurucusuyum. O zamanlar bir gecekondum vardı. Gültepe de nalbura çivi almaya gidiyordum. Biri kornaya basıyor ama ben tanımıyorum. Benim o zamanlar arabası olan hiç tanıdığım yoktu ki, içimden bana değildir herhalde diyorum. Bir baktım kuyumcu dükkanına gelen müşteri Aydın Arakon. "Nerdesin? Seni arıyorum" dedi. 1959 yılı'nda Fosforlu Cevriye filminde bana Camgöz karakterini oynattı. Bu film benim çalıştığım en iyi film oldu. Bu filmi geçemedim sonra çalıştığım filmlerde. Zaten bu filmde oynadığım Camgöz karakteriyle de adım camgöz kaldı.

Yakup Sancı: 1960-1970li yıllarda film çeken yönetmenlerimizle çalışmak nasıldı?

Nusret Özkaya: Herhangi bir yönetmenin yapımcı veya oyuncu ile arası açılıp işi bıraktığında kesinlikle o yönetmenin asistanı o filmi çekmezdi. Bir başka yönetmen de gelip o filmi çekmezdi. Filmin yapımcısı yönetmeni ile bir şekilde anlaşır, gelir yarım kalan işini bitirirdi. Bu yönetmenlere karşı bir saygıydı. Şimdi böyle bir şey yok sanırım. Yönetmen işi bıraktığında başka bir yönetmen filmi çekiyor. Bu mesleğe saygısızlık, yönetmene saygısızlıktı o yıllarda.

Yönetmenlerimiz bir geminin kaptanı gibiydiler. O ne derse o olurdu. Yönetmenin yanına herkes sokulamazdı. Ancak asistanı gidebilirdi yanına. Bunun dışında jönler, jöndamlar ikide bir yanına sokulup rahatsız etmezlerdi. Yönetmenler de haksızlık etmez, saygısızlık etmezdi. Yönetmenlerimiz bu jön, bu karakter, bu figüran diye insan ayrımı yapmazdı. Herkese gerekli alakayı gösterirdi.

Yakup Sancı: 1960lı yıllarda avantür pek yoktu sanırım. Bu tür ilk sizin jenerasyonla başladı. İş kazaları yaşadınız mı?

Nusret Özkaya: Eskişehir de çalışıyoruz o zamanlar televizyon kanalı bile yok. İnsanlar meraklı bizi izliyor. Eşref Kolçak'ın bir atı vardı. Çok güzel bir atdı. Seyise hızlı bir at var mı? Dedim. "Var ama huysuz" deyince tamam dedim o atı bana ver. Ata bindim harmanladım meydanı önümüzde dere akıyor dereden karşıya geçeceğiz. Eşref Kolçak'la beraber sürdük atları dereye. Bir baktım Eşref abi karşıya geçmiş atını yaldır yaldır koşturuyor. Benim at da çıplak koşuyor yanında. Ben eğer ile beraber attan düşmüşüm suyun içine...  Çok iş kazaları yaşadım. Her iki kolum da yerinden çıkık.

Baki Çallıoğlu ile Hasköy tarafında bir film çekiyoruz. Baki hem yönetmen hem de yapımcıydı. Beni döve döve getirecekler evin ikinci katından aşağı atlayacağım. Baki, "Tehlikeli bir sahne... Bunu çekmeyelim, atlama sahnesini iptal edelim" deyince, ben atlarım buradan. Hiçbir şey olmaz, iptal etmeyelim dedim. İkna olmuyor bir türlü." Camgöz, başına bir iş gelir, bir yerin kırılır" dediyse de ikna ettim. Döve döve getirdiler atladım aşağı... Tabi kırılmadık yerim de kalmadı. Çalışmayı seviyorduk, gözümüz karaydı demek ki.

Yakup Sancı: Yapımcılıkta yaptınız değil mi?

Nusret Özkaya: 30-40 kadar yapımcı olarak film çektim ama bu filmlere yapımcı olarak kendi adımı yazmadım.

Yakup Sancı: Neden yazmadınız?

Nusret Özkaya: İsmimi yazmamamın başlıca nedeni, kurulu bir firmamın olmamasıydı. Yapımcı olarak bazı filmler yaptım ama yapımcılığı daimi bir iş olarak görmedim. Ayrıca yapımcı olacağım diye bir idealim de yoktu. Ben sinema oyuncusuyum, oyunculuğu çok sevdim halen de seviyorum. İlerlemiş yaşıma ragmen film setlerine gidip kamera karşısına geçince kendimi çok mutlu ve yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Çok filmde oynadım kendi çapımda bir yerlere geldim. Sinemada hangi branşta olursanız olun hiç önemli değil. Sinema sevgi işidir. Aşk işidir. Genç sinemacı arkadaşlar işlerini sevsinler ve aşkla yapsınlar. Sinemayı sevmeyi, mutfağında başarılı olmayı gençlere tavsiye ediyorum. Bunu başardıklarında şöhret de para da kendiliğinden gelir. Sinemada çok para kazanan da oldu, az kazananda. Parası ile sinemaya girip batıranda oldu. Bu arkadaşlar sanatı çok seviyorlardı.

Sanat, sanat için yapılmalı

Sanat sanat için yapılmalı, para için sanat yapılmamalı. Kendi adıma filmler çektim ama yapımcı olarak imza atmadım. Bir süre sinemaya ara verdim çocuklarımın geleceğini garanti altına almak için para kazanmam gerekiyordu. 1966 yılı sinema sektörünün büyük bir krize girdiği yıldı. 200-300 film çekilirken birden bire sektör durdu. Almanya ya gidenler çok para kazanıyordu, ben de Almanya ya gitmek için iş bulma kurumuna müracaat ettim. Almanya karpuz seçer gibi işçi seçiyor, bir dişi bile eksik olanı bile almıyor, sıkı bir doktor kontrollerinden geçiyorduk. Genç ve sağlıklıydım 1970 de Almanya ya gittim iyi paralar kazandım. İzinli olarak yurda döndüğümde tatil yapmıyor filmlerde oynuyordum. İstediğim rolleri oynayabilmek için bir yapımcı ile ortak hareket ediyordum. Paranın tamamını ben veriyor ama ortağımın adına çekiyorduk. İznim bitince tekrar Almanya ya dönüyordum. Çektiğimiz film satılıyor benim verdiğim para bana ödeniyordu.

Yakup Sancı: Para yatırıyor istediğiniz rolü oynuyorsunuz. Tatiliniz film setlerinde yorgunluklar içinde geçiyor, maddi olarak da hiçbir kazancınız olmuyor. Sinemayı bu kadar mı çok sevdiniz? Bunca zahmete değer miydi?

Nusret Özkaya: Söylediğim gibi sanat para için yapılmaz, ben mesleğime aşktım. Almanya da kaldığım sürece buralarda unutulmak istemiyordum. Her yıl bir kaç film yaptım. Oyuncu olarak çağırıldığımda da küçük ama hafızalarda kalacak kompozisyon rollerde oynadım.

Yakup Sancı: Kazandıklarınızı filmlere yatırdınız, çocuklarınıza gelecek hazırlayabildiniz mi?

Nusret Özkaya: Yazlıklarını, kışlıklarını aldım. Evlerinin tapularını verdim. Evlendirdim torun sahibi oldum. Onlarda mutlu ben de... Bundan sonra ne kadar yaşarsam sinema için yaşayacağım. Tek arzum kamera karşısında rol yaparken ölmek... Yanlış anlaşılmasın paraya pula ihtiyacım yok. Benimkisi sinema aşkı... Herkes sevdiğinin kollarında ölmek ister benim de sevdiğim sinema.

Yakup Sancı: Sinemamızda ikinci kuşak oyunculardansınız. Daha çok siyah beyaz filmlerde oynadınız ve sinemadan hiç kopmadınız. Halen de yapımcı olarak, oyuncu olarak bir şeyler yapma gayreti içindesiniz. Hadi biraz eskilere gidelim. Bize o günler anlatır mısınız?

Nusret Özkaya: Günümüzde çekilen filmler çalışma koşullar ile o günler arasında büyük farklar var. Sıkıntılıydı bizim kuşak. Az paralarla çok güzel eserler meydana getirildi. Günümüz teknik imkanlar, teknolojik gelişmeleri o yıllarda rüya bile edilmezdi. Şimdiki gibi sinema okulları da yoktu. Ama yetenekli, kendini ispatlamış ufku açık yönetmenlerimiz vardı. Mesleğine aşık yapımcılar, film işletmecileri vardı. Senaryoyu okuduklarında seyircinin beğenip beğenmeyeceğini bilirlerdi. Filmler bu bilinçle çekilirdi.

Toplumumuzun örf ve adetlerine göre hikayeler çekilirdi. Gişe rekorları kıran çok filmlerimiz vardı. bu filmler 40-50 yıl sonra bile hala televizyonlarda yayınlanıp izleyici buluyor, izleyicinin beğenisini kazanıyor. Şimdiki yönetmenlerimiz Üniversite okumuş, sinema okullarını bitirmiş, yönetmen olmuş pırıl pırl gençler. Hollyvood da ne teknoloji varsa bizde kullanıyoruz. Sponsor olacak büyük firmalarımız var, para sıkıntısı da çekilmiyor. Devlet yardım ediyor. Sansür sıkıntısı yok. Dileyen dilediği hikayeyi özgürce yapma şansına sahip. Bizim kuşak tüm bunlardan yoksundu.

Kısacası malzeme eskisinden daha çok ve daha kaliteli... Tencere farklı, sebze farklı, su farklı... Yapılan yemeğin lezzeti de farklı. Hüner aşçının maharetli ellerinde olsa gerek.

Yakup Sancı: Bu maharet nasıl kazanılır?

Nusret Özkaya: Okul temel bilgileri verir, tekniği öğretir, servis hakkında bilgilerle verir. Gerisi Bolulu aşçı ustanın yanında yapacağın staja kalır. Usta çırak ilişkisine kalır. Mahareti zamanla öğrenir iyi hünerli bir aşçı olur, dünyaya açılır.  El kararı ile göz kararı ile tuzun, yağın ne kadar katılacağını öğrenir. Bunu başardığında bir yıl önce on yıl önce çektiği filmi zevkle izlersiniz. Genç sinemacı arkadaşlara tavsiyem kendi filmlerini izlesinler ama sinemada halkın arasında izlesinler. Halkın tepkilerini ölçsünler, bu tepkileri sonraki filmlerinde dikkate alsınlar. Bunu yaparlarsa boynuz kulağı geçer.

Yakup Sancı: Kim bilir, kimler sevdiğinin kollarında ölecek, kimler kimsesiz...

Geçmişten geleceğe uzanan köprüde buluştuklarımızla söyleşilerimiz devam ediyor. Anlatılanlar ışığında sinemamızın ve sinemacımızın sorunlarına çözümler arıyoruz.

Nusret Özkaya'ya Teşekkürler.

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (3)

POLLOX 27 Nisan 2012 17:57:04

kocaelide ögrenciyken 2009 ve 2010 kış aylarında komşum olan şahane babacan bir insan seneryo yazıyodu en son imş. çekmeyide başarmıştır. 

metinhan avatar metinhan 13 Eylül 2010 13:34:09

nusret abiyle anamumurda aykut düzün çektiği bir çok tv filmlerinde bulundum inanılmaz güzel insan oyunculuğuda bazı oyunculara taş çıkartır ama bir türlü yapımcılar ve yönetmenler göremedi ama yakup kardeşimiz nasıl bulup çıkartıyor gerçek yeşilçama emek veren oyuncuları ayrıyetten yakup ve nusret abiye teşekürlerimizi sunar uzun ömürlerini dilerim bol röportajlara yakup krdeşim

yildiray_cinar55 avatar yildiray_cinar55 10 Eylül 2010 11:21:09

sevgili NUSRET ÖZKAYA abimin ellerinden saygiyla öperim. sevgili YAKUP abi sen ne YÜCE bir insan sin. senin ellerinden öperim YAKUP abi. NUSRET ÖZKAYA abi 1970 yilinda, yesil kurbagalar isimli bir filmde YILDIRAY CINAR ile beraber oynamistir. saygi v e sevgilerimle.

Yandex.Metrica