"İşte benim Zagorum bu!" posteri

Yakup Sancı: 1950 yılında Edirne'nin Taşlısekban köyünde doğdu. Henüz 3 yaşındaydı babası Erzurum da vatani görevini yaparken şehit olduğunda. Zar zor ilkokulu bitirdi. Artık bir iş yapması, ailesini geçindirmesi gerekiyordu. "Ne iş olursa yaparım abi" misali gözüne şehre gelen sirk çadırını kestirdi. Ne iş olsa yapacaktı. Kısmetine tel cambazlığı çıktı. "Tel cambazlığı da iş mi?" Diyenler olsa da onun için öyle basit bir iş değildi. Asılı teller üstünde takla atar, parande atar, hoplar zıplar. Adeta canını hiçe sayar. Peki ne uğruna? Bunu kendisi de bilmiyordu. Ama çok geçmeden yaptığı tehlikeli iş ona altın bilezik olacak, hayatını ortaya koyduğu tel cambazlığı şöhretin kapılarını sonuna kadar açacaktı.

Yeşilçam sineması yeni türler, yeni arayışlar içindeydi. Çizgi roman kahramanlarını beyaz perdeye aktarmak isteyen Prodüktörler o dönem popüler olan jönler arasında bir seçim yapacaklardı. Ama bir sorun vardı. Jönler cambaz değildi! Akrobat değildi. Oysa bu kahramanlar yerinde durmuyor, hopluyor zıplıyor. Attan düşüyor, kuleden uçuyor. Fizik kurallarını alt üst ediyordu.

Zagor, Kızıl Maske, Betmen, Süpermen, Maskeli Üçler, Süper Adam, Yarasa Adam. Bunlar ve bunlar gibi pek çok çizgi romanlar, çoğumuzun okuduğu çizgi roman kahramanlarıydı. Yeşilçam sineması bunları çekecekti çekmesine ama kim oynayacaktı?

Asıl adı Şükrü Ocak olan bir dönemin Starı, Fantastik filmlerin vazgeçilmez oyuncusu Levent Çakır röportajına hoş geldiniz...

Yakup Sancı: Bir söz vardır. "Cambazlık yapma" derler. Ama siz söz dinlemeyip cambazlık yaptınız. Bize cambazlık yıllarınızı anlatır mısınız?

Levent Çakır: İlkokulu bitirmiştim. 1965 yılında Edirne de tarihi Kırkpınar şenliklerinin yapıldığı saray içinde ve Türkiye genelinde tel cambazlığı yapan Kemiksiz Fatma isimli güzel bir annemiz vardı. 1965 yılında bu güzel insanla tanıştım. Tarihi Kırkpınar şenliklerine gelip orada cambazhane kurmuşlardı. Fatma annenin büyük oğlu Mümtaz ustamız vardı. Kızları vardı. Bunlar ailecek cambazlık yapıyorlardı.

Benim de bir iş'e ihtiyacım ve spora karşı büyük bir hevesim vardı. Cambazlık yapan bu aileye katıldım. Babasızlığın vermiş olduğu psikolojik yalnızlığımı cambazlık yaparak yenmeye çalışıyordum. Özgürlüğümü korkusuzca hareketler yaparak hissediyordum. Cambazhane hayatım 3 yıl devam etti. Türkiye genelinde turnelere çıktık. Bir tel cambazı olarak, bir akrobat olarak bu süre içinde kendimi yetiştirdim.

Yakup Sancı: Bir çadırda cambazlık ve kitleye hitap eden sinema... Cambazlığın sizi sinemaya götüreceğini, şöhret olmayı, lüks yaşamayı hiç hayal etmiş miydiniz? Böyle bir hedefiniz var mıydı?

Levent Çakır: Açıkçası böyle bir hedefim de yoktu, böyle bir hayalim de yoktu. Ben sadece bir cambazdım. Şunu kabul etmek gerek. Tel cambazlığı zor bir iştir. Ben zoru başardığım için mutluydum. Turnelere gidiyor değişik şehirler, değişik insanlar tanıyordum. Böyle bir dünyam vardı. Yaptığım hareketleri de korkusuzca yapıyordum. Çünkü yaptığım işi çok seviyordum.

Yakup Sancı: Cambaz Şükrü'yü Yeşilçam nasıl keşfetti?

Levent Çakır: 1966 yılında İstanbul'a gelmiştik. Kemiksiz Fatma annemizin büyük kızı olan Türkan Hanım filmlerde oryantal oyuncu olarak oynardı. Eşi de Mehmet isminde bir ağabeyimizdi. Beykoz da kurmuş olduğumuz cambazhaneye gelip beni izlemiş ve çok beğenmişlerdi. Bana "Çakır" derlerdi. "Bu çakırı yanımıza alalım, filmlere götürürüz. Çok yetenekli, çok hareketli biri" demişler ve beni Beyoğlu'na getirdiler. Beyoğlu'nda gezerken o zamanlar ki adı Ahududu, şimdiki adıyla Sadri Alışık olan sokakta bulunan kahvehane önünden bir ekip filme gidiyordu. Kahve önünde oturan bir adam bana baktı. Atletik bir vücudum vardı. Dikkatini çekmişim. Yanındaki adama söyleyerek beni yanına çağırdı. Nejat Okçugil di bu adam ve filmin yönetmeniydi. "Delikanlı, seni filmde oynatmak istiyorum, gelir misin?" dedi. Seve seve gelirim dedim. Beni o gün sete götürüp filmde oynattı. Bu filmin adını hatırlamıyorum ama benim kamera karşısına ilk defa çıktığım film oldu bu film.

Sahne deneyimim vardı. Daha öne sahneye çok defa çıkıp piyeslerde oynamıştım. Ayrıca tel cambazlığı yapıyordum. Kamera karşısında hiç zorlanmadım. Film setinde akrobat olduğumu söyledim. Zaten hareketlerimden de anlaşılıyordu. Çok aktif biriydim.

Daha sonra Beyoğlu'nda farklı mekanlarda sahneye çıkıp akrobat olarak gösteriler yapmaya başladım. Bu dönemlerde Adnan Mersinli ile tanıştım. "Çakır, seni Cüneyt Arkın'la tanıştırmak istiyorum. Yarın sete gel" dedi. Cüneyt Arkın'la tanıştım, uzun yıllar Cüneyt Arkın'la çalıştık. Bu filmlerde ufak tefek roller oynadım. Daha çok aksiyon sahnelerinde yardımcı oluyor, nasıl yapılacağını anlatıyordum. Yeşilçam da gözü kara, takla atan, atlayan, zıplayan biri olarak aranılan bir yardımcı oyuncu olarak tanınmaya başladım.

Yakup Sancı: Şükrü Ocak da hoş bir isim. Neden adınızı değiştirme gereği duydunuz?

Levent Çakır: Bu benim dışımda gelişti. Böyle bir düşüncem yoktu. Kaya Arıkan isminde bir yönetmenimiz vardı, beni yanına çağırdı. "Bir film çekeceğim, sen de teğmen 1 diye bir karakter var onu oyna" dedi. "Maskeli Suvari" diye bir film çektik. Fragman yapılmış. Fragmanda adımı arıyorum. Adım yok. Fakat hiç çalışmayan bir isim var, Levent Çakır. Yönetmene sordum, Levent Çakır da kim? Dedim. "Sensin" dedi. Böylece adım değişmiş oldu. Daha sonra da Levent Çakır olarak devam ettim.

Yakup Sancı: Zagor sizin ilk başrol filminiz. Bu filmin sizin için bir özelliği de sonraki fantastik filmlerde oynamanızın önünü açacak olması. Bir başka deyişle sizi Levent Çakır yapan film... Bu filmde oynama teklifini nasıl aldınız? Zagor karakterini sizin oynamanızı kim istedi?

Levent Çakır: 1969-70 li yıllarda film şirketleri aksiyon filmleri çekmeye başlamıştı. Hasan Tual diye bir ağabeyimiz vardı. Zagor mecmuası çok satıldığı için Zagor filmini çekmeye karar vermiş. Senaryo yazılmış, her şey hazırlanmış ama Zagor gibi yetenekli, hareketli akrobat bir oyuncu bulamamışlar. Hüseyin Zan ağabeyimiz vardı. Bir gün bana dedi ki "gel seni bir şirkete götüreceğim. Film çekecekler, seni bir görsünler", "Abi ne çekecekler?" Dedim. "Zagor'u çekecekler. Tam sana göre bir iş". Zagor deyince bana bir heyecan bastı. 2-3 senedir Yeşilçam'da yardımcı oyunculuk yapıyorum. Yeri geliyor dublörlük yapıyorum. Yeşilçam da bayan- erkek dublörü olmadığım oyuncu kalmadı ama böyle bir rol hiç oynamadım. Bana, hayal gibi geliyordu.

Yeşilçam sokağına gittik. Köşede eski bir binadan içeriye girdik. Küçük bir oda, küçük bir masa... Masada üç dört tahta sandalye, bir tane de iyi bir koltuk. Hasan Tual ağabeyimiz de bu koltukta oturuyordu. Beni alıcı gözle süzdü. "Oğlum bir dön" dedi. Döndüm olduğum yerde. Vücuduma baktı, sonra Hüseyin Zan'a döndü. "Ya Hüseyin bu arkadaş aradığımız adam ama acaba hareketleri yapabilecek mi? Bizim yapacağımız film Zagor. Zagor biliyorsun hareketli bir adam, takla atıyor, ağaçtan ağaca geçiyor. Tarzan gibi bir adam" deyince... Hüseyin Zan da "Hasan Abi. Ben sana öyle bir adam getirdim ki şu an Yeşilçam da bu arkadaş gibi bir akrobat yok. Bu adam hem akrobat hem de tel cambazı" dedi. Hasan abi "Yapma yaa. Peki şimdi bize bir hareket yapabilir mi" dedi. Hüseyin Zan bana döndü "Hadi gösteri zamanı" dedi...

Hasan abi ile aramız üç metre bir mesafe ve aramızda da bir masa vardı. Masaya yanaştım, sağlam mı diye bir yokladım. Sonra tavana baktım, yüksek bir tavan. Fırladım masanın üstüne arkaya iki üç takla attım, yer indim yerde de birkaç takla attım. Bir pike yaptım, bir amuda kalktım. Tekrar bir iki takla attım. Hasan abi iyice şaşırdı. Oturduğu yerden kalktı masaya bir yumruk vurdu. "Çabuk kebapçıyı çağırın, işte benim Zagor'um bu" dedi. Geldi bana sarıldı. Koltuğuna beni oturmaya çalıştı. Olmaz abi dedim, yanındaki sandalyeye oturdum. Sonra Hüseyin Zan'a sarıldı onu da öptü. "Hüseyin iyi ki getirdin bu arkadaşı" dedi.

Yemeğimizi yedik. "Antalya da Zagor'u çekeceğiz. Benden isteklerin var mı?" dedi. Branda, tramplen lazım dedim. Hepsine "Tamam" dedi. 10 film'e başrol oyuncusu olarak imza attım.

Yıl 1971 Şubat ayı. O yıl İstanbul çok soğuktu. Antalya da bu nedenle çekildi Zagor. Antalya'ya da öyle bir kadro ile gittik ki, Yeşilçam da oynamayan, oturan Yavuz Selekman, Hasan Ceylan, Hüzeyin Zan,  Haydar Karaer, Nuri Kırgeç, Nevzat Açıkgöz, Sırrı Elitaş, Muzaffer Tema, Ece Cansel, Kazım Kartal, Kadir Savun gibi çok önemli isimlerle gittik. Hasan abi o zamanlar Sinema Cemiyet Başkanıydı. Bu isimlerin hepsine avanslarını verdi, Antalya'ya götürdü.

Çekimlere başladık. İlk iş günüydü. Hiç unutamadığım bir gündü o gün. Antalya Konya Altı'nın güneyinde bir fener kulesi var. Fenerci Kadir Savun, korsanlar Kazım Kartal, Sırrı Elitaş ve diğer arkadaşlar. Fenerci olan Kadir babayı bağlıyorlar. Ben fenerin söndüğünü fark edip fenere geliyorum, Kazım Kartal ile kavga etmeye başlıyoruz. Kavga merdivenlerinden çıktık, fenerin üst katına kadar devam etti. Fenerin tepesinde kavga ediyoruz sonunda Kazım Kartalı Fenerin üstünden aşağıya atıyorum. Tabi attığım Kazım Kartal kostümü giydirilmiş bir maket...

Yönetmenimiz Nişan Hançer "Stop" dedi ve bana seslendi. "Tamam oldu, aşağıya gel" Hayır, ben inmeyeceğim. Buradan aşağıya atlayacağım dedim. "Yapma daha ilk gün bir yerin kırılır. En son gün çekelim çok istiyorsan" dedi. Hayır, şimdi çekelim bir şey olmaz dedim. Bu benim ilk başrol filmim. Kendimi göstermem lazım. Ölümü göze alıyorum bu sahneyi çekelim dedim. Yaklaşık 10-12 metre kadar bir yükseklik vardı. Aşağıda 8-10 arkadaş brandayı tuttular. Havada birkaç takla attım, bir pike yaptım brandaya sırtüstü düştüm. Ama içime sinmedi bu atlama. Hocam olmadı bir daha çekelim dedim. "Yapma çok iyi oldu" dedi ama tekrar çıktım yeniden daha çok hareket yaparak atladım. Evet, bu film benim ilk başrol filmimdi. Kendimi kanıtlamam gerekiyordu. Sanırım kanıtladım, sonra diğer işler geldi.

Yakup Sancı: Zagor filmi sinemalarda izleyici bulabildi mi?

Levent Çakır: Sinema salonları o yıl başka filmlerle ful doluydu."Zagor diye bir film. Levent Çakır diye de bir adam oynuyormuş. Levent çakır da kim?" diyorlar. Yapımcı Hasan Tual Lale sinemasına gidiyor iki haftalığına açık senet olarak teminat veriyor."Bu film iş yapacak, garanti ediyorum" diyor. Lale sineması da teklifi kabul ediyor, film sinemaya takılıyor. Sinema girişine benim tahtadan bir maketimi yapmışlar. Elimde silah, balta var. Zagor'un afişini gören sinemaya giriyor. Gün verilmeyen film bir ay oynadı Lale Sinemasında. Bir masası, dört sandalyesi olan yapımcı ağabeyimiz Hasan Tual iki Zagor filmi ile kendini toparladı.

Yakup Sancı: Siz de toparladınız mı kendinizi?

Levent Çakır: Ben ilk başrol filmimle büyük bir isim yaptım. Bu filmin ardından aksiyon film teklifleri gelmeye başladı. Hasan Tual ile sözleşmem vardı. Oynamama müsaade ettiğinde oynayabilirdim ancak. İzin de verdi diğer filmlerde oynadım. Dünya sinemasında Zagor, Batmen, Süper Adam filmlerini ilk Yeşilçam sineması çekti. Gazetelerde mecmualarda röportajlarım çıkıyor. Gazeteler benden bahsediyor. O dönemin jönleri Kadir İnanır, Tarık Akan, Serdar Gökhan, Ünsal Emre, Aytaç Arman, Aytekin Akaya gibi isimler var. Gazeteler bu isimlerle sürekli konuşuyor röportajlar yapıyor, haber yapıyordu ama, Gazeteler benimle ilgili "Karşısında ünlü bir jöndam olmadan tek başına oynayan jön" diye bahsediliyordu.

Yakup Sancı: Saydığınız isimler gibi siz de o dönemler ünlü bir jöndünüz. Bugün bu isimleri sokakta kime sorsanız tanır. Ama sizin için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Adınız diğer jönler gibi günümüze kadar gelmedi. Bunun nedeni neydi?

Levent Çakır: Bunun çeşitli nedenleri var. İşlerin en iyi olduğu dönemde 1973 de askere gittim. Askerliğimi bitirip geldiğimde ise Yeşilçam da çekilen filmler başkalaşmıştı. Açık saçık filmler çekiliyordu. Bu çirkinliğin içinde olmaktansa en iyisi hiç gelmemiş oluyum dedim, geri çekildim. İzmir'e yerleştim. Fotoroman çektim bir dönem.

Bir diğer etken de diğer jön arkadaşların şansları, karşılarında onlar gibi ünlü bir bayan oyuncunun olmasıydı. Benim böyle bir şansım yoktu. Benim çalıştığım film şirketleri sadece benim üzerime oynuyordu.

Benim bir dezavantajım da yaptığım filmlerin çoğu Halıcıoğlu yangınında yandı. O dönemler sansür vardı ve Ankara'ya sansür için filmlerin birer kopyaları gönderilirdi. Ankara arşiv yapmışsa ki umarım yapmıştır. Bu filmleri piyasaya çıkartmalı.

İzmir'de fotoroman çekerken İbrahim Tatlıses de "Ayağında Kundura" türküsüyle meşhur olmuştu. Ayağında kundura filmini çektiler. Remzi Aydın Jöntürk bir gün bana dedi ki "Levent bir film çekeceğim. Sen sinemayı bıraktın ama bu çok güzel bir hikaye gel bu filmde oyna" dedi. İbrahim Tatlıses ile "Çile" diye bir film. Senaryoyu verdi, okudum. İki kardeşin hikayesi. Biri iyi kardeş biri kötü kardeş... Ben kötü kardeşi oynayacağım. Kötü karakterli bir adam... Remzi Jöntürk'e, Abi bu filmde oynarsam benim kariyerim biter, sıfıra inerim. Yeşilçam da bana kimse iş vermez dedim. "Merak etme bu film ses getirecek. Yine aranılan adam olursun" dedi. Beni ikna etti. Çile filmini çektik, vizyona girdi. Ben Beyoğlu'nda gezemez hale geldim. Kadınlar kızlar çantalarıyla kafama vurmaya başladılar!" Niye yengene böyle kötülük yapıyorsun? Niye ağabeyine kötülük yapıyorsun?" diye sürekli saldırdılar.

Bu film beni tekrar gündeme getirdi ama bu filmden sonra bir türlü başrole çıkamadım. Şarkıcı- türkücü filmlerinde karakter oyuncu olarak çalıştım.

Yakup Sancı: Çile filminde oynamanız bir hata mıydı?

Levent Çakır: Benim için çok büyük bir hataydı. Bu film benim iyi adam imajımı yok etti. Kötü adam olarak ön plana çıkardı. Sonraki işler de gelen teklifler de bunu kanıtlıyor. İkinci adam ve kötü karakter...

Yakup Sancı: Siz akrobat bir jöndünüz ve pek çok ünlü oyuncuya da dublörlük yaptınız. Bunca kişiye dublörlük yapan bir oyuncu kendisi için de dublör kullandı mı?

Dublör kullanmayan oyuncu yok ama az dublör kullananlar var. Cüneyt Arkın, Yılmaz Köksal az kullanır dublörü. Ama kullanırlar. Her oyuncu her hareketi yapabilir diye bir şey yok. Ayrıca oyuncunun dublör kullanma hakkı her zaman vardır.

Dublörlük yapmama rağmen ben de dublör kullandım. Bir filmde uçak kullanmam gerekiyordu ama uçak kullanmasını bilmiyorum. Pilot dublörüm oldu.

Akrobat olarak aksiyon filmlerinde oynayan belirli birkaç arkadaşımız var. Kendi yeteneğiyle kendi gücüyle oynayan... Bunlardan biri Aytekin Akkaya. İyi bir oyuncu... Hem fiziğiyle hem sporcu olması nedeniyle dublör kullanmaz, her hareketi kendisi yapar. Sağlam bir karakteri vardır. Kişilikli, onurlu bir insandır. Hiç kimseye de ödün vermez. Benim de çok sevdiğim biridir. Bazıları da var ki... Kimse hakkında kötü konuşmak istemiyorum ama biraz' oynak' oluyorlar. Filmlerde oynak oldukları gibi karakterleri de oynak.

Yakup Sancı: Siz önemli filmlerde başrol oynadınız, ciddi paralar kazandınız. Günümüze yatırım yaptınız mı bu kazandıklarınızla, yoksa kazanıp yediniz mi?

Levent Çakır: İlk başrol filmimden 2.500 lira, ikinciden 4.000 lira aldım. Sonraki filmlerde bu rakamlar biraz daha yükseldi. İstanbul'da tek başıma yaşıyordum. Genç bir delikanlıydım. Otelde kalıyordum. Kıyafetim var yemem, içmem var. Sosyal yaşamım var. Yeşilçam da iyi bir oyuncu olmak için herkese yüreğini, cebini açmak zorundasın. Sonraki işlere maddi manevi yatırım yapmak zorundasın. İmkanların ölçüsünde elindekini paylaşmak zorundasın. Tecrübeli jön ağabeylerimizden aldığımız öğütler ve onların yaşam tarzlarını kendime örnek aldığım için, mümkün olduğu kadar eli açık biri oldum. O dönemler çok filmler çekiliyordu ama şahsen benim istikrarlı bir çıkış grafiğim yoktu.

Gençliğin vermiş olduğu heyecan ve çevre edinme çabaları nedeniyle bu günleri düşünemedim. Savurganlık yapmasam da gereksiz işler için, gereksiz hevesler için harcamalarım oldu. Şimdiki aklımız o zamanlar yoktu. Olsaydı eğer insanlara karşı çok daha mesafeli olurdum. Daha iyi konuşmalar, daha iyi anlaşmalar yapardım.

Aktör gibi bir yaşamım olması gerekiyordu. Gittiğim mekanların kalite olması gerekiyordu.  Tanınan bir insandım. Bunlar da çok para harcamayla oluyordu. Şimdiki aklım olsaydı önce sosyal güvencemi düşünürdüm. Keşke sigortamız olsaydı da tek alacağımız paranın yarısını verselerdi. Ben emekli bile değilim. O yıllar sigortayı pek umursamadım açıkçası. Pişmanlıklarımız yok değil vesselam!

Yakup Sancı: Edirne'de yaşama nedeniniz nedir?

Levent Çakır: Yeşilçam da sokakta ayakçı olmamak için Edirne'ye ailemin yanına yerleştim. Şimdi orada yaşıyorum. Daha mutluyum, daha huzurluyum. Oğlumu evlendirdim. İki tane de dünya tatlısı torunum var. Bir de kızım var. Annem çok şükür hayatta... Annem benim her şeyim. Allah ona uzun ömür versin, onu başımdan eksik etmesin. Yaşadığım şehirde mutluyum.

Yakup Sancı: Sinematürk sitesini daha önce duymuş muydunuz?

Levent Çakır: Sinematürk sitesini uzun zamandan beri takip ediyorum. Ben Levent Çakır olarak kendi adıma oluşturulmuş bir site sayfasına katkıda bulunmazken, sinematürk sitesi ben ve benim gibi binlerce kişinin sayfasını hazırlamış. Hayretler içinde kaldım. Aslında bunu Kültür Bakanlığı yıllar önce yapmalıydı. Sinematürk Kültür Bakanlığının yapamadığını yapmış.

Benimle röportaj yaptığınız için size çok teşekkür ediyorum. Sinematürk sitesi için de sizleri kutluyor, tebrik ediyorum. Türk sineması için unutulmuşların tekrar gündeme gelmesinde büyük katkılar yapan siz ve site yöneticilerine, bu çalışmalarda emeği geçen tüm arkadaşlarınıza Türk sinemasının bir oyuncusu olarak teşekkür ediyorum. Yıllar önce bizim yapılmayan arşivlerimizi sizler gerçekleştirdiniz. Bu nedenle sizlere minnettarım.

Yakup Sancı: Sizlerle birlikte, Yeşilçam'dan bir kalp daha araladık. Vakit ayırıp bizimle birlikte olduğunuz için teşekkür ederiz. Bir başka kalpte buluşmak dileğiyle...

Levent Çakır'a Teşekkürler.

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (4)

pazarlı avatar pazarlı 27 Eylül 2010 22:01:09

Türk sinemasının, akrobası ile oyunculuğu bir ara da yürütebilen eski jönlerinden Levent Çakır'ın ,yakup Sancı ile yapmış olduğu röpörtajını zevkle okudum.Levent çakırın gerçekleri mütevvazi bir şekilde anlatması,yakup Sancı'nın de  bu anlatılanları usta bir kalemşör edası ile bizlere aktarması, röpörtaja başka bir tat vermiştir.Her iki arkadaşımı da kutlarım.biri anlatımlarında diğeri de  kaleme alış tarzıyla  bizleri mutlu etmıştır..Bugüne kadar Türk sinemasının geçmişi ve geleceğine  ışık tutan "Kültür bakanlığı dahil" hiç bir kuruluş olmamıştı... Sinema Türk, Yeşilçamın (Türk sinemasının) beşiğinde yetişmiş oyuncu,yönetmen ve teknik çalışanları ile topluma hizmet etmiş,Çekilen filmlerle örf ve adetlerimizi,kültürümüzü  yurt içi ve  yurt dışında tanıtılmasına vesile  olmuş sanatçıları,gelecek kuşaklara tanıtma görevini üstlenmıştır..Bugün hayatta olmayan uzun yıllar önce  ebediyete kavuşmuş olan nice  oyuncu, yönetmen  sanatçı abilerimiz vardı ki, günümüz gençleri,hatta bu sanatın  şimdiki Üniversitelerinde okuyanların bile isimlerini bilmedikleri dev Ustaların Biyografisi, filmografisi yazılmaktadır.Bu  görevi üstlenerek sanata ve sanatçıya hizmet eden,tarihe ışık tutan Siema türk  yöneticilerine ve yazarlarına nekadar teşekkür etsek azdır..Gündem de yayınlanan,  bu dünyadan göçmüş ünlü sanatçılar. Röpörtaj kısmında yer alan, halen yaşayan ve faal olarak çalışmakta olan sanatçılarla yapılan röpörtajlar,Türk sinemasının yanı yeşilçamın tarih hazinesi olarak kalacaktır.Sinema türk'e, yöneticisine ve yazarlarına Yeşilçam Türk sineması adına teşekkür ederim.Yunus Yılmaz(Yönetmen) 

Kaya Erdaş avatar Kaya Erdaş 26 Eylül 2010 11:38:09

yakup kardeşim kalemine sağlık yıllarca böyle röportajları yapan olmadı.sinemanın gerçek emekçileri bu kişileri unutturmadığınız için çok teşekkürler,levent abiyede uzun ömürler diliyorum...

yildiray_cinar55 avatar yildiray_cinar55 24 Eylül 2010 22:56:09

sevgili LEVENT CAKIR ve sevgili YAKUP abime cok ama cok tesekkür ederim. bir cok oyuncudan söz etmis ve saygi sevgisini esirgememis oldugu icin kutlarim. birinden söz ettiginde anamiz abimiz diye söz eden bir mütevazi abimizdir LEVENT CAKIR: saygi ve sevgilerimle.

Yandex.Metrica