"Oyunculuk o kadar kolay bir iş değildir" posteri

Yakup Sancı: Babasının subay olması nedeniyle 17 Ağustos 1947 de babasının görev yaptığı şehir, Trabzon'da doğdu. Çocukluk yıllarında hatırladığı, hatırlamadığı pek çok şehirde bulundu. Annesi, "Çocuklarım bir sınıfı bir şehirde okuyamıyor." diyor, üzülüyordu. Bu durumdan küçük Sermin de üzülüyordu ve her şehirde yeni arkadaşlar yeni öğretmenler tanımak, sonra onlardan ayrılmaktan yorulmuştu.  Diyar diyar gezişi sevmiyordu ama bunun ne anlama geldiğini sanat yaşamında daha net olarak anlayacak ve "İyi ki de gezmişim" diyecekti.

Yıllarını sevdiği işi yaparak, Devlet Tiyatrolarında bir tiyatro sevdalısı, bir sanat sevdalısı olarak dolu dolu yaşadı. Çeşitli sinema ve televizyon dizileri ile sahnenin biraz dışına çıktı ve tiyatroya gitmeyen izleyiciye kendini tanıttı. Sanat hayatında çeşitli ödüllere layık görüldü.

Sermin Hanım ile röportajımızı fotoğraflardan da anlaşıldığı gibi, oynadığı role ait kostümüyle, yaşlandırılmış makyajıyla çalıştığı bir film setinde yaptık. Sizlerle birlikte, tiyatromuzun menekşelerinden Sermin Hürmeriç'in sanat dolu, sevgi dolu koca yüreğine ayna tutuyoruz. İşte aynamıza yansıyanlar...

Sermin Hürmeriç: Anadolu'nun değişik şehirlerinde gezmek insana farkında olmadan, bilinçaltında büyük birikimler yaratıyor. Yıllar sonra oyunculuk mesleğimde anladım, gördüm. Çeşitli şehirlerde yaşamış olmamın, çeşitli insanları görmüş, tanımış olmamın bana çok faydası olmuş. Anadolu'da Kars, Tuzluca, Siirt, Batman, Raman, Malatya, Finike, Isparta Eğridir gibi çok değişik şehirler gezdik. Dolayısıyla çocukluğumun değişik şehirlerde geçmesinden çok mutluyum. Babamın asker olması nedeniyle çeşitli yerleri dolaşmış olmamın, oyunculuğuma çok büyük birikim yaptığına inanıyorum.

Babam ihtilal emeklisiydi. Hatta ordunun en genç subaylarından birisiydi, 38 yaşındaydı emekli olduğunda. Bende lise son sınıftaydım ve üniversite tahsiline başlayacaktım. Babamın son görevi Malatya'daydı. Malatya'dan Ankara'ya geldik. Lise son sınıfı Ankara Kız Lisesi'nde okudum. Oradan mezun oldum. Daha sonra Ankara Devlet Konservatuarına girdim. Bu bilinçli miydi? Hayır, bilinçli değildi. Çünkü tiyatroyu bilmiyordum. Zaten doğuda geziyorduk bir bilgim de yoktu. Tamamen tesadüf diyebilirim.

Çocukken çocuk doktoru ya da siyasal bilgilere gireceğim oradan mezun olacağım diye hayalim vardı. Babam da bunu istiyordu. Hem benim için hem de ailem için konservatuara girmem, tiyatrocu olmam sürpriz oldu.

Fakat konservatuara girdikten sonra her gün Allah'a şükrettim, teşekkür ettim. Hamdolsun dedim. Bazı şeylere eğitim sistemimizin hatalı olmasından ötürü, neye yeteneğimiz var? Neye yok? Neyi seviyor ilgi duyuyoruz ya da duymuyoruz? Bunu bilmiyoruz maalesef. Ben tesadüfen bu şansı yakaladım.

Kendimi tiyatrocu olmakla çok şanslı buluyorum

Dünyaya yüz bin defa gelsem tiyatro yine benim seçeceğim meslek dalıdır. Başka hiçbir şey olmak istemiyorum. İstemedim. İstemeyeceğim de ona inanıyorum. Mesleğimi çok seviyorum. Oyunculuğu çok seviyorum. Kendimi tiyatrocu olmakla çok şanslı buluyorum. Bana hep sorarlar "Başka hangi mesleği yapmak isterdiniz?" diye hayır hiçbir mesleği istemezdim diyorum.

Yakup Sancı: İnsanlar sevdikleri işi yaptığında başarıya daha mı çabuk ulaşırlar?

Sermin Hürmeriç: Çocuklarıma da hep bunu söylerim "ne yaparsanız yapın, ama mutlaka sevdiğiniz işi yapın" derim. Çünkü sevdiğiniz işi yapıyor olmanız zaten başarıyı getirir. Onun karşılığı öyle ya da böyle mutlaka bir mutlu edecek bir şekilde gelir diyorum. Onun için her insana Allah sevdiği işi yapmasını nasip etsin diyorum.

Yakup Sancı: Tiyatromuz önceki yıllarda olduğu gibi yeteri kadar neden ilgi görmüyor?

Sermin Hürmeriç: Son yıllarda tiyatro ülkemizde gereken önemi görmedi. Önceki yıllarda tiyatro yemek içmek gibi bir şeydi. İnsanlar aylık bütçesini yaparken"şu kadarı ile tiyatroya gidelim" diye ayırırlardı. Bu da ülkemizde günümüz şartlarında ne derecede gerçekleşebilir? Kimler için gerçekleşebilir? Bunlar hep tartışma konusu. Çünkü bir ailenin İstanbul gibi büyük bir şehirde yola çıkması bile hem zaman hem de maddi olarak büyük bir külfet. İnsanlar için de tiyatroya gitmek zorlaştı. Evinde oturduğu yerden elinde kumanda dünyanın her yerini izleyebiliyor. Bunun verdiği bir rahatlık ve tembellik var.

Bir de tiyatroda eski kalite kalmadı. Ne oyuncu kalitesi kaldı ne seyirci kalitesi kaldı. Ben böyle düşünüyorum. Az şeylerle yetinmeye başladık. Eskiden beğeni çıtamız daha yüksekti. Şimdi çok daha aşağılara çekildi. Özellikle ülkemizde kültüre gereken önem verilmiyor.

Hükümetlerin bir kültür politikası yok

Hükümetlerin bir kültür politikası yok. Ülke için tiyatro çok önemli, sanat çok önemli. Sadece tiyatro değil, bale, opera, gibi tüm sanat dalları bir bütün. Bütün sanat dalları çok önemli... İnsanı insan yapan, karşılık beklemeden yapılan tek şey sanat. İnsanı olgunlaştıran, eğiten, başka canlılardan farklı kılan sanat... İnsanların bakış açısını değiştiren yine sanat. İnsanı her yönden farklı kılıyor. Maalesef buna önem verilmiyor. Sanata da önem verilmiyor, sanatçıya da önem verilmiyor.

Sanatçılar devlet memuru olarak görülüyor, çalışsan da çalışmasan da Devlet Tiyatrolarında 657'ye tabi bir memur olarak görev yaptığınız için aybaşı geldiğinde belirli bir ücret alırsınız.

Bir de sanat ülkenizde layığı ile yapılabilmesi için karşılığı olması lazım. Parasız olmuyor bu işler. Ben yeni mezunken büyük müzikaller konuluyordu. Çünkü Devlet Tiyatrosu'nun görevi kültür hizmeti yapmak ve özel tiyatroların yapamayacağı boyutlarda halkın hizmetine sunmak... Bütün Anadolu turnelerini yapmak, büyük Prodüksiyonlar koymak, seyircisi çok az, iki kişi de olsa absürt bir takım oyunları seyirciye sunmak... Bunların hepsi kültür hizmeti olarak eskiden yapıyordu.

Sanat görsellik isteyen bir iştir

Devlet Tiyatrolarının bütçeleri o kadar azaldı ki; 35 yıl önceki bütçeyle bugünkü bütçe arasında çok fark olduğunu sanmıyorum. Çünkü dikkat edin büyük Prodüksiyonlar konmuyor. Layığıyla ne ışık düzeni yapılıyor, ne kostüm yapılıyor, ne dekor yapılıyor. Bir sembolik dekordur gidiyor. Sanat görsellik isteyen bir iştir. Seyirci salona girdiği zaman ışığıyla, müziğiyle, dekoruyla, kostümüyle her şeyiyle tam ister. Bütün dünyada bunun en güzel örnekleri yapılıyor. Bizde de yapılması gereken bu. Ama maalesef yapılmıyor. Dikkat ederseniz bütün müzikaller kalktı, oynanmıyor artık.

Bu oyuncuyu da sahnede üzüyor, çünkü çıplak gibisiniz. Her saniye çıplaksınız. Sahnede size yardımcı olan hiçbir şey yok. Siz"Ben Kral'ım"diye ortada dolaşırsınız ama sizin kral olduğunuza inanmak için etrafınız size kral gibi muamele etmesi lazım. Dolaysıyla ne oluyor? Bir süre sonra kendinizi sanatçı gibi hissetmemeye başlıyorsunuz.

Yakup Sancı: Üniversitelerde, özel okullarda sinema, tiyatro eğitimi alan öğrencilerin sağlıklı bir eğitim aldıklarını düşünüyor musunuz?

Sermin Hürmeriç: Her şey o kadar değişti, o kadar bozuldu ki... Sanatçı yetiştiren kurumlar çok fazlalaştı. Bütün üniversitelerde tiyatro bölümleri oluştu. Buraların da irdelenmesi gerek. Bir kere orada eğitim verecek kapasitede hocalar yok. Olanlar zaten çok az. Hocalık yapabilecek vasıflı insan çok az. Genelde çoğu ayakta kalabilmek için tiyatro yapıyor. Hocalık idealistlik isteyen bir şeydir. Kendi adınıza her şeyden vazgeçeceksiniz ve talebe yetiştireceksiniz. Çünkü hoca olduğunuz zaman da bunun bir karşılığı yok, ya da çok az diyelim. Her üniversitede tiyatro bölümü açıldı ama ben çoğu derslerin de boş geçtiğine inanıyorum.

Oyunculuk o kadar kolay bir iş değildir

Oyuncu denmeyecek insanlar oyuncu oldu. Oyunculuk o kadar kolay bir iş değildir. Örneğin birisi bir tip de başarılı olduysa, bu kişinin Türkçesi bile yok, hatta konuşma özürlü. Ona"oyuncu" deniliyor. Hayır, o bir tipleme yapmıştır o kadar. Onu başka bir yerde oynatamazsın.
Oyuncu enflasyonu var ülkemizde. Bu sadece oyunculukla ilgili de değil, mimarlık için de aynı şey oldu. Her meslek için durum aynı bir enflasyon var. Bütün üniversitelerde, bütün bölümler açılıyor, onları yetiştirecek kapasitede hocalar yeterli sayıda değil. Dolaysıyla mezun olan sanatçısı da olsa, mimarı da olsa kendini eğitmiş, yeterli donanıma sahip olarak çıkmıyor okuldan.

Oyunculuk bir geçim kaynağı olmuş durumda

Güzel bir manken gerekiyordur, o role uygun bir tipi vardır ama bu her zaman olması gereken bir şey olmamalı. Gerektiği zaman olabilir. Dünyanın her yerinde böyle durumlar var ama bizde artık her önüne gelen oyuncu oldu. Sokaktan buluyorlar, eş-dost tanıdıkların aracılığıyla dizilere alıp oynatıyorlar. Oyunculuk bir geçim kaynağı olmuş durumda. Herkes her şeye müdahale etmeye başladı.  Eskiden oyuncu seçimi tamamen yönetmenin tasarrufundaydı. Yönetmen kafasındaki dünyaya uygun oyuncuları seçerdi. Çünkü o filmin yaratıcısıydı, yapılan işe o hakimdi. Kafasındaki o karaktere uygun kim varsa onu seçiyordu.

Şimdi oyuncu seçimini tam olarak yönetmenler yapmıyor. Oyuncu seçimi yapımcı tarafından yapılıyor. Cast ajansları aracılığıyla oyuncu oynatılabiliyor. Yönetmen, oynayacak oyuncuları kendi seçme özgürlüğüne sahip olmuyor. Bu durum bir yönetmen açısından çok yaralayıcı olsa gerek. Yönetmenler eskiden tiyatrolara gider orada oyunu izler ona göre oyuncu seçerlerdi. Şimdi maalesef oyun izleyen yönetmen yok. Ama oyuncuyu tanımayan, bir yığın yönetmen var.

Yakup Sancı: Dizilerde başrol oynayan genç oyuncular ile neredeyse onlar kadar sahnesi olan tiyatroya sinemaya yıllarını vermiş kişilerin aldıkları ücret arasında çok büyük farklar var. Burada hakkınızın yendiğini düşünüyor musunuz?

Sermin Hürmeriç: Bizim haklarımızı koruyan doğru dürüst hiçbir sendika, dernek yok. Oyuncunun hakkını arayacak, savunacak, bir mekanizma yok. O zaman ne oyuyor? Arz talep meselesi... Herkes kafasına göre bir değer biçiyor, onu uyguluyor. Hiç bir şey yetenekle, başarıyla orantılı değil. Hiçbir şeyin bir kıstası yok. Böyle bir kör dövüş var.

Yakup Sancı: Siz çalıştığınız setlerde maddi olarak emeğinizin karşılığını aldığınızı düşünüyor musunuz?

Sermin Hürmeriç: Hayır. Asla böyle bir şey düşünemezsiniz çünkü telif yasası diye bir şey yok. Genel bir örnek verecek olursak, yapımcı diyor ki... "Senin aylık maaşın bin lira, ben sana ayda üç bin lira veriyorum." Her oyuncunun da maaşı yok tabii. Durumu böyle yorumluyor ve sizi de bu rolde oynamaya zorunlu görüyor. "Tutarsa sürümden kazanırsın." Diyor. Evet, ilk anda verdiğin para çok gibi görünüyor fakat ya tutmazsa? Diyelim dizi 4 bölüm sonra yayından kalkıyor ya da 2 sene oynuyorsunuz sonra 5 sene10 sene oturuyor, hiç para kazanamıyorsunuz. Gerek diziler gerekse sinema filmleri defalarca oynatılıyor, birileri bu işten para kazanıyor oyuncuya hiçbir şey gelmiyor.

Çalışırken ne almışsa onunla yetinmek zorunda kalıyor. Çalışırken bari hakkını almış olsa, o da yok. Eğer biraz seçiciyseniz, biraz daha iyi projelerde oynamak istiyorsanız hepten yandınız demektir.

35 bölüme imza attırıyorlar iki bölüm sonra size "olmadı, güle güle" diyebiliyorlar. Bu arada gelen işleri çalışıyorum diye reddediyorsunuz o işi de kaçırıyorsunuz. İmzalar, anlaşmalar tek taraflı. Sözleşmeler yapmış olsanız da burada sizin hakkınızı koruyan bir madde yok.

Yakup Sancı: Dizilerde oynadığınız karakterlerde idealist bir kadın, idealist bir anne görüyoruz. Otorite sahibi, kendi ailesine ve çevresindeki insanlara sözünü dinletebiliyor. Güçlü kadın, cefakar kadın bizim annelerimizle uyuşan bir karakter. Sanırım bu rolleri oynamayı seviyorsunuz?

Sermin Hürmeriç: Değişik roller oynadım ama uzun soluklu dizilerde dediğiniz gibi roller oynadım. Bu da bizim gerçeğimizdir. Anadolu kadınına baktığınız zaman kadın yönetir evi. Bütün sorumluluk kadındadır. Erkek para kazanır, evin reisidir, her sözü dinlenir ama kadın yönetir aslında. Kocasına görünürde"Peki" dese bile aslında kadının dediği olur.

Anadolu'da çok çocuk sahibi olan kadınlar vardır ve her şeyi bu kadınlar yönetir. Çocuk bakımından, evin yemeğinden, temizliğinden, giyim kuşamından kadın sorumludur. Onun için özellikle Anadolu da kadınlar daha güçlü.

Bu karakteri oynamayı seviyorum. Bunu da çocukluk yıllarımda Anadolu'da çok gezmiş olmama bağlıyorum. Analar hem çilekeştir, hem vefakardır, hem özverilidir hem de çok güçlüdür. Buna kendi çocukluğumda da çok defa şahit oldum. Azıcık bir kıyma ile üç dört çeşit yemek yapardı annem. Çocuklarının hiçbir masrafından kesmeden gider pazarlara en tazesini, en ucuzunu alırdı ve çok lezzetli yemekler yapardı. Bir ekonomist gibi kafasını çalıştırıp, üç kuruş memur maaşıyla beş nüfuslu bir aile olarak çok rahat geçindik. Onun için bizim kadınlarımız mucize yaratıyorlar.

Yakup Sancı: Oynayacağınız rollerde seçici misiniz?

Sermin Hürmeriç: Rol seçmeye çalışıyorum tabii ama hakikaten koşullarımız çok zor. Sizde görüyorsunuz şu an setin ortasındayız. Çalışma şartları çok zor. En çok da teknik ekibe hayretle bakıyorum. İnanılmaz çalışıyorlar. İki gündür iki saat uykuyla çalışıyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir çalışma olduğunu sanmıyorum.

Emek sömürüsü olanca hızıyla devam ediyor. Bu sektörde sadece oyuncu değil, çalışan hiç kimse emeğinin karşılığını alamıyor. Sesinizi çıkardığınız zaman darbe yiyorsunuz! Çok mu konuşuyorsun? "Bir daha iş yok sana." Konuşmayacaksın.

Sinemanın dernekleri, sendikaları var. Sorunları çözme adına bunların bir şeyler yapmak istediklerini düşünüyorum ama onlarında karşılarına engeller çıkıyor sanırım. Kilit noktalardaki isimler buna izin vermiyor diye düşünüyorum.

Oyunculuk zor bir meslektir ve ikinci bir işe izin vermez

Çeşitli vesilelerle sorunlar ilgili kurumlara iletiliyor ama sorun çözmek istemiyorlar sanırım. Eskiden insanlar sanatçıya daha saygılıydı şimdi öyle olduğuna inanmıyorum. Çünkü insanların takdir etmediği, değer vermediği, kötü örnek oluşturan herkes sanatçı oldu. Tam tersi sanatçılık küçümsenmeye başladı. Çok kötü örnekler var. Zaman zaman ben de kendi açımdan sanatçıyım demeye çekiniyorum. Sanatçılık sorumluluk isteyen bir iştir. Herkes sanatçı, herkes spiker, herkes her şeyi yapar hale geldi. Kimse kendi mesleğiyle ilgilenmiyor. Şarkıcıysa, şarkı da söylüyor, dizi de çekiyor, doktorluk da yapıyor. Oyunculuk zor bir meslektir ve ikinci bir işe izin vermez. Aile hayatını bile zorlaştıran bir meslektir. Çok özveri isteyen bir meslektir. Sesini kullanamayan, kendini konuşamayan herkes oyuncu oldu.

Bu sektör özelleşti vasıflı vasıfsız aranmıyor "ben ne dersem o olur." Diyor. İstediği insanı istediği yere getiriyor, istediği rolde oynatıyor. Bunun da hesabını ne vicdanında ne işinde kimseye vermek zorunda hissetmiyor. Benim bildiğim yurtdışında bir takım insanları dizilerde oynatabilmek için çok özel izinler gerekli. Odalara, birliklere müracaat ediliyor, oralardan özel izinler çıkartılıyor öyle oynayabiliyorlar. Bizim ülkemizde böyle olmuyor.

Yakup Sancı: Oyunculuk yapan insanların çok olması, rol seçmenizi zayıflattığını ve çalışma ücretlerinizin daha düşük olmasına neden olduğunu düşünüyor musunuz?

Sermin Hürmeriç: Mümkün, hatta parasız oynatmak bile mümkün. O kadar renkli ve hoş bir sektör olduğu için herkes bu sektöre girmek istiyor. Bu durumda oyuncu kalitesi de çok düşüyor, zaten önemli olmasını da düşünen yok. Bana teklif edilen bir role "Hayır" dediğim zaman başka birini rahatlıkla bulup oynatabiliyorlar. Ne boyunuz tutar, ne yaşınız tutar, ne enstrümanlarınız tutar bunların hiç önemi yok. "Sermin olmazsa Fatma olur."

"Sadece gelip işinizi yapacak sonra defolup gideceksiniz"

Bizde öyle yapımcılar var ki... Ben buna şahit oldum. "Hiçbir şeye hakkınız yok, burada demokrasi yok, burada faşist bir düzen var. İsteyen oynar istemeyen oynamaz. Hiçbir zaman söz hakkınız yok. Sadece gelip işinizi yapacak sonra defolup gideceksiniz." Diyenler var. Türkiye de sanatçı bu halde. Eğer siz herhangi bir şekilde yanlışı bile uyarıp doğrusunu söyleseniz buna bile tahammülü olmayan yapımcılar var. "Doğru da olsa söylemeyeceksin." Diyor. "Ben senden yanlış bir şey istiyorsam da benim istediğimi yapacaksın. Parayı benden alıyorsun. Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin" diyor. Sanatçı da mecbur kalıyor çalışmaya. Çünkü ekmek paran o. Ne yapacaksın? Elinden geldiği kadar rol seçme şansın varsa seçiyorsun ama herkesin seçme şansı yok. Çocuk okutuyor, aile geçindiriyor, geleceği güvence altında değil.

Sana geliyor sözleşme imzalıyor iki bölüm sonra "güle güle diyor" dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Sözleşme yapılmışsa ve dizi de tutmamışsa sözleşme geçerlidir. Zaten sözleşmenin amacı da budur. Dizi kalkarsa kalksın benimle yaptığın sözleşmede ne yazıyorsa onu ödemek zorundasın. Sözleşmenin bir önemi yok. "Güle güle" der gidersin. Dünyanın hiçbir yerinde tek taraflı sözleşme yok.

Eskiden yönetmenler oyuncu yetiştirirdi şimdi oyuncular yönetmen yetiştiriyor!

Biz boş sözleşmelere imza atarız! Ben şunu da istiyorum diyemeyiz. Beş altı Star bunu yapıyorsa yapıyordur. Onu bilemem, bunlar istisna ama genelde bizim çalışma şartlarımız bu. Boş kağıtlara imza atarız. Hiçbir hak talep edemezsin. Talep etmeye kalkarsan hiçbir sette çalışamazsın. Bu sadece özel sektörde değil, devletin televizyonunda da böyle. Sanatçının bu ülkede işi zordu, şimdi daha da zorlaştı. Eskiden bir anane vardı. Yazılı bir sözleşme olmasa bile söz vardı. Bunların hiçbiri kalmadı.

Karşınıza oyuncu diye öyle insanlar getiriyorlar ki konuşamıyor. Siz onu oynatmayı bırakın, konuşturamıyorsunuz bile. Tabi ki yetenekler dünyanın her yerinde var, bizde de olacak bu istisnai bir durum ama bizde olduğu gibi "Suyu çıkmış" hali hiçbir yerde yok herhalde.

Başka bir işi yapamam, işimi çok seviyorum. Hakikaten işimi sevmesem, işime saygım olmasa ve ihtiyacım olmasa bu meslekte katiyen çalışmam. Çok az iyi yapımcı, çok az iyi yönetmen kaldı.

Eskiden yönetmenler oyuncu yetiştirirdi şimdi oyuncular yönetmen yetiştiriyor! Oyuncuları kobay olarak kullanıyorlar. Üç beş bölüm dizi çekiyor az çok işi öğreniyor ama o arada oyuncu helak oluyor. Bu onun için hiç önemli değil. Bir sahneyi 35 defa tekrarlıyorsunuz, 35 defa oynuyorsunuz. Hala tek kameralarla çalışılıyor. "Bir daha, bir daha, tekrar, tekrar." Artık bu iş yapılamaz hale geldi.

En verimli zamanımız iş yapmadan geçiyor

İnsanlar kümeleşmeye başladı. Kendi oyuncusu, kendi kameramanı, kendi çevresi... Dolayısıyla bireysel olarak kendinizi korumaya alamıyorsunuz. Hal bu ki bu bizim işimizin tabiatına aykırı. Bir yönetmenin oyuncu seçiminde özgür olması gerek. Ben bunca yıldır oyuncuyum, bana sorarlar "Niye sinema filmi yapmıyorsunuz?" teklif gelmiyor diyorum şaşırıyorlar. "Nasıl gelmiyor?" gelmiyor işte gelmiyor. Çünkü herkes kendi içinde kendi kabuğunda oluşturduğu çemberin içindekileri alıyor oynatıyor. Hele bir de bizim gibi içinize kapanık bir halde yetişmişseniz, çok ortalıklarda dolanmıyorsanız kapınızı çalmaları mucize. En verimli zamanımız iş yapmadan geçiyor. Yıllarca çalışamıyor oturuyorsun bu hiç kimsenin umurunda değil. "Aç mısın? Tok musun?" diyen yok. "Sen bir dizide çalıştın, çalışıyorsun" diyorlar. Bir diziden aldığın parayla 10 sene nasıl geçineceksen geçin.

Dizide çalışıyorum ama bir yerde küçük bir de dükkan açıyım desem o da olmuyor. Görüyorsunuz burada ne gecemiz var ne gündüzümüz. İş seni öyle bir esir alıyor ki başka bir iş yapmana müsaade etmiyor, kıskanç bir meslek.

Dolaysıyla sadece oyuncular değil, bu sektörde çalışan tüm insanların artık bir yasayla korunması lazım. Kaderiniz insanların iki dudağı arasında kalmamalı. Sette çalışıyoruz bir telefon gelse, "Boşa uğraşıyorsunuz, dizi iptal, çekmeyin" dese hiçbir hak talep edemezsiniz. Ben bu kadar çalıştım da, şu kadar emek verdim de, bunlar boş laf. Yarına güvenceyle bakamıyorsunuz.

Yine ben çok şanslıyım. Devlet Tiyatrolarından geçinebileceğim bir maaşım var.  Bu kadar şanslı olmayıp sadece çalışmak zorunda kalan, işe ihtiyacı olan, o işi bulmazsa aç kalacak olan insanlarımız var.  İnsanların vicdanı nasıl bu kadar rahat olabiliyor bunu anlayamıyorum. "Kul Hakkı" diye bir şey var ve bu pekala yeniliyor.

Birinin bacağı kırılsa, birinin gözü çıksa kimsenin umurunda olmuyor

Setlerde çalışan hiç kimsenin sigortası yok. Birinin bacağı kırılsa, birinin gözü çıksa kimsenin umurunda olmuyor. Bu insanların bir de aileleri var. Çalıştıkları sete gelse biri ve "iş paydos, dizi tutmadı" dese bu insanlar sokakta işte o zaman.

İnsanlar, "bir dizinin içinde olsam da birkaç sene geçim derdi düşünmesem, biraz para biriktirsem iş bitince birkaç sene de onunla yaşasam." diyor. Böyle hesaplar içinde. Böyle bir şey olur mu? "Kaynanalar" diye bir dizi 20 sene devam etti ve dünyanın her yerinde oynadı. Belki halen bir yerlerde oynuyordur. Ben hiç çalışmasam bile bu diziden gelen para benim geçinmemi sağlardı. Ama yok öyle bir şey. Birileri satıyor para kazanıyor ama bu oyuncuya hiç yansımıyor.

Yakup Sancı: Sanattan anlayan, sanata ilgi duyan bir neslin yetişmesinde annenin rolü nedir? Bir kadın sanatçı, bir anne olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

Sermin Hürmeriç: Farklı bir zümre hiçbir şeyin farkında değil. Toplu taşım ağımız yeterli değil. Bir yere gitmek çile. Geçim şartları çok zorlaştı.  Ondan sonra"İnsanlar sanattan anlamıyor" diyorsunuz. İnsanımızın ne suçu var? Bir de çok çocuk yap diyorlar. Bunları nasıl okutsun? Okutamıyor. Çok çok erkek çocuklarını okutuyor, kızlar okuyamıyor. Ama asıl kız çocuklarının okuması önemli. Neden? Çünkü kızlar ana. Sonraki neslin anaları olacak, sonraki neslin çocuklarını yetiştirecek. Cahil bir annenin yetiştirdiği çocukla, okumuş kültürlü bir annenin yetiştirdiği çocuk bir olabilir mi? Kız çocuklarını nasıl aşağılarsınız, nasıl okutmazsın? Senin 8 çocuğun olsun bunlardan bir erkek çocuğunu okut, yedi tane kız çocuğunu okutma!

Sen, hem kadını cahil bırak hem de bu kadar sorumluluk yükle!

Bu kızlar evlenecek doğum yapacak, çocuğuna terbiye verecek, okulda veli toplantılarına gidecek, çocuk bir hata yapsa baba, anneye kızacak,"Sen bu çocuğu nasıl terbiye ettin?" diyecek. Hatta anneyi dövecek. Çocuğunu yetiştirecek, evinin temizliğini yapacak, kocasına kadınlık yapacak, bakımlı olacak. Sen, hem kadını cahil bırak hem de bu kadar sorumluluk yükle! Ne yapsın bu zavallı kadın. Sen ona hayvan muamelesi yapıyorsun sonra da ondan kültürlü bir insanın yapabileceği üstün meziyetler bekliyorsun. Bu anca filmlerde olur.

Okullara tiyatro dersleri mutlaka konmalı. Çocuklarımızın yetenekleri keşfedilmeli. Çocuk, kendi üzüntülerini, dertlerini, problemlerini arkadaşlarıyla paylaşabilmeli... Bunun yolu da sanat okumaktır. Bunu yapmadığınız zaman çocuklar a sosyal yetişiyor. Ergenlik çağınızı düşünün... Ne problemlerimiz vardı? Annemizle, babamızla, ailemizle, arkadaşımızla, sevgilimizle ne problemlerimiz olurdu?  Kimseye söyleyemez içimizde yaşardık. Sanırsınız ki bunu sadece ben yaşıyorum başka kimse yaşamıyor. Hal bu ki arkadaşıyla konuşabilse paylaşabilse "Başkalarında da böyle problemleri varmış" diyecek.

Bu tür problemlerle ilgili insani oyunları sahnede hocalarıyla paylaşabilseler bazı şeyler ne kadar çok kolaylaşacak? Daha farklı bakacak. Problemi daha kolay aşacak. Daha sosyal insanlar yetişebilecek.

Bunları yapmadığınız zaman o problemler içinizde kaynamaya başlıyor. Problemli insanlar oluyorsunuz. Espri anlayışınız gelişmiyor. İnsani duygularınız gelişmiyor, hiçbir şeyi bilmiyorsunuz. Bilmediğiniz bir şeyi,  bilmediğiniz kafanızla çocuk yetiştiriyorsunuz.

Çağımızda internet var. Merak ettiği her şeyi yasaklasanız da gece siz uykudayken girip bakıyor. Çocuğun merak ettiklerini onunla konuş derdini paylaş, merakını gider ki çocuk da doğru bilgiyi alsın. "Yasak, gizli, ayıp" dediğin her şeyi merak eder çocuk.

Yakup Sancı: Bir sanatçı olarak insanlara neler söylemek istersiniz?

Sermin Hürmeriç: İnsanlar hangi işi seviyorsa, hayatta mutlu olmak işin o işi yapsın. Çünkü başka türlü mutlu olma şansın elinden gidiyor ve aç kalmak gibi bir durumla bile karşılaşabiliyorsun. Sevdiğiniz işi yaparsanız hiç değilse başarılı olma şansınızın daha fazla olduğu için, karşılığı az da olsa gelir diye düşünüyorum.

Mesajım; herkes sevdiği işi yapsın ve ne iş yaparsa yapsın bütçesinden mutlaka üç beş kuruş da olsa sanata para ayırsın. Bir sinemaya bir tiyatroya gitsin. Bale'ye dans gösterisine gitsin. Resimle, müzikle ilgilensin. Bunlar insanı farklı kılar.  Çünkü bir tek sanatla insan insanlığını hissediyor, gelişebiliyor.

Bunu yapamayan insanları da kınamamak gerek, halkımız çaresiz, geçim derdinde. Ben bu insanları yönetenleri kınıyorum. İnsanımızı bu duruma getirmelerini kınıyorum. Avrupa da en düşük maaş alan insanlar bile aylık bütçesini yaparken üç kuruş da olsa bir parayı sanata ayırıyor. "Bu benim sinema, tiyatro param" diyor. Yıllık bütçesini yaparken"Bu benim tatil param" diyor tatilini o parayla yapıyor. Bizim insanımızda bu imkan yok, bunu da biliyoruz. Devlet Tiyatroları çok ucuzladı, en azından gidip bir oyun izlesinler.

Yakup Sancı: Geçmişten geleceğe uzanan köprüde, sizlerle birlikte, Sermin Hürmeriç'in yüreğine tuttuğumuz aynaya yansıyanları gördük... Ayna tutacağımız başka yüreklerde buluşmak dileğiyle...

Sermin Hürmeriç'e Teşekkürler.

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com 'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
 
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (8)

0k3v1n0 avatar 0k3v1n0 06 Aralık 2010 23:57:12

Çok doğru demiş.Teßrikler :)

Sünot 01 Aralık 2010 22:31:12

Evet keşke kendisini daha yakından tanımak amacıyla başka konularda sorular da sorulsaydı.

delikadir39 avatar delikadir39 29 Kasım 2010 21:02:11

Keşke sorsaydı...

Yandex.Metrica