"Sinema yapmaktan asla vazgeçmeyeceğim" posteri

Yakup Sancı: 1972 yılında fakir bir aile çocuğu olarak Adana Ceyhan da dünyaya gelir. 9 yaşında babasını kaybeder. İlk ve Orta öğrenimini Ceyhan da tamamlar. Mahalle muhtarı tarafından İmam Hatip Lisesine yazdırılır. Çeşitli nedenlerden dolayı bu okulu bitiremez. Lise diplomasını alamadan ayrılmak zorunda kalır.

Öğrencilik yıllarında Adana da edebiyat yarışmaları düzenlenir. Bu yarışmalara öyküler yazarak katılır. Yarışmalarında dereceler elde ederek, kaleminin etkisini o yıllarda gösterir.

Hayalleri vardı. Polis olmak, Pilot olmak gibi... Üvey baba ile birlikte aynı evi paylaşmak oldukça güçleşir. Hayallerini, annesini ardında bırakarak İstanbul’a gelir. İstanbul’a gelmek de onun hayallerinden biriydi. Bir gün yönetmen olacak, film çekecekti.

Bu hayalini gerçekleştirir ve senaryosunu yazıp yönettiği "Sır Çocukları" isimli filmini 2002 yılında çeker. Bu film, çeşitli festivallerden 23 ayrı ödül kazanırken, kendisi de 14. Ankara Film Festivalinde "Umut Veren Yeni Senaryo Yazarı", "Seçiciler Kurulu Özel Ödülü", 39. Antalya Film Şenliğinden, "Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü", 10. Magazin Gazetecileri Derneği Ödülleri "Yılın Yönetmeni", 3.Türkiye Yazarlar Birliği,"Yılın Senaristi" ödüllerine layık görülür.

2003 yılında çektiği ikinci film "Metropol Kabusu" ise, onun için çok daha anlamlı olur. Bu filmi ile birlikte hayallerinden birini daha gerçekleştirir ve çocukluk yıllarında sevdiği aktrist’i, hatta aşık olduğu aktristi filminde başrol oynatır.

Ümit Cin Güven’in sinema anlayışını, yokluklar içinde film üretme mücadelesini, hepsinden önemlisi, sokaklarda yaşam mücadelesini konuşuyoruz. İnsanın içine sinema aşkı düşmeye görsün, bakın neler yaptırıyor...

Bu bir film değil, hayatın merkezinden geliyoruz. Kapatın gözlerinizi ve çıkmaya başlayın peri masallarıyla camdan merdivenleri. Var sayın bu sizin düşünüz, sizin gerçeğiniz...

Ümit Cin Güven: En başta Allah’ın fakir bir kuluyum. Kısa metraj iki film yönettim. Daha sonra "kısa film çeken uzunu da çeker" diyerek, çekimini gerçekleştireceğime inandığım o günler, ismini "Yassı Dünya" olarak düşündüğüm ve sonra "Sır Çocukları" olarak değiştirmeye karar verdiğim, filmimi çektim. Bu filmi, Yılmaz Atadeniz yapımcılığında Aydın Sayman’la birlikte çektim. Daha sonra kendi maddi gücümle ve bana inanan, gerçekten samimiyetine inandığım insanlarla iki film daha çektim "Metropol Kabusu" ve "Kayıp Cennet İnsanları."

Yakup Sancı: Üçüncü filminize sokak filmlerinin üçlemesi demiştiniz... Sokak çocukluğu var mı? Çünkü siz henüz "Sır Çocuklarını" çekmeden önce bir gazetede çıkan haberde sizin için"sokak çocuğu" ibaresi kullanılmıştı?

Ümit Cin Güven: Evet hatırlıyorum. Sır Çocukları filminin yapımcısı Sayın Yılmaz Atadeniz’le yapılan bir söyleşidir o. Yılmaz abiye daha sonra bu durumun düzeltilmesini söylemiştim. Sokaktan gelen ‘tinerci, ya da sokak çocuğu’ olarak tanımlanacak ya da tanıtılacak kadar sokak yaşamım yoktur. Yılmaz ağabeye o zamanlar bu yanlışın düzeltilmesini söylediğimde, önemli olmadığını söylemişti. Bakın aradan yıllar geçti siz şimdi bu konuyu dile getirdiniz. Demek ki söz uçuyor, yazı kalıyor. Bu yanlışı da umarım bu vesileyle düzeltmiş oluruz. Ben ‘sokak çocuğu’ değilim. Hepimiz ne kadar sokak çocuğuysak o kadar sokak çocuğuyum. Ailem var, çok şükür onlarla birlikte yaşadım ve yirmili yaşlarımda İstanbul’a geldim. Kısacası Sokak Çocuğu değilim. Olsaydım bundan da yüksünmezdim.

Yakup Sancı: ‘Sır Çocukları’ sokak... ‘Metropol Kabusu’ sokak... ‘Kayıp Cennet İnsanları’ sokak... Neden sokak filmleri çekiyorsunuz?

Ümit Cin Güven: Sokak filmlerini tercih etmemin sebebi, sokak hikayelerinin pek dile getirilmemesidir.  Ayrıca kendi bütçemle çektiğim için tercih benim olmuştur. Yanlış mı doğru mu bilmeden tercih ettiğim ama asla pişman olmadığım üçlemedir filmlerim.

Yakup Sancı: Siz derdi olan yönetmenlerdensiniz. İmkan buldukça yine sosyal içerikli filmler mi çekeceksiniz?

Ümit Cin Güven: Sinemamızın son beş yılda daha da geliştiğini söyleyebilirim. Bazı konular gerçekten tartışılmalı. Derdi olan yönetmenlerin filmlerini son üç yıl içinde çokça gördük, izledik. Festivallerde yer alan filmlerin çoğu ilk filmini çeken yönetmenlere aitti. Fakat ilk filmlerinde ödüller dahi kazanan yeni yönetmenler, ikinci filmlerini çekmekte zorlanıyorlar. Oysa ikinci filmlerini ve sonrasını da getirebilmeliler. Yapımcılarımız buna kapı açmalı.

Diğer taraftan ticari olarak görülen ve tamamen para kazanma amaçlı kurgulanan, pazarlanan filmlerimiz ise içi boş olmasına rağmen para kazanmakta ve ardı ardına her yıl çekilmekte. İzleyici bu seviyesiz esprilere gülmekte... Yapımcımızda bu tür filmlere para yatırmakta ve fazlasıyla da kazanmakta... Burada şu tartışılmalı; Filmler ticaride olsa insanımıza ne veriyor?

Yapımcılarımız ilk filmini çekmiş, derdi olan yönetmenlere de para yatırmalı. Onların filminden de para kazanma yolunu düşünmelidir. İzleyici bir süre sonra bu seviyesiz filmlerden bıkacak. Zamanla göreceğiz. Bu bir öngörüdür. Sosyal içerikli derdi olan filmler para kazandıracak. İzleyiciyi aptal yerine koyan filmler rafa atılacak.

Toplumsal konuları işleyen filmleri seviyorum. Benim sinemama ya da yapmak istediğim sinemaya gelirsek hayır, sosyal içerik filmler düşünmüyorum.  Daha çok özgün konulara sahip komedi, dram, aksiyon... Bir yönetmen hepsini çekmek ister. Dilediğim türde filmler çekmek isterim. Komediyi de, dramı da çekmek isterim. 
 
Yakup Sancı: Bildiğim kadarıyla bu işin eğitimini almadınız. Peki, yönetmenleriniz var mı? Kimlere asistanlık yaptınız da yönetmen oldunuz?

Ümit Cin Güven: Cevap vermek güç. Bir eğitim almadım, alaylıyım. Bu yönetmen benim ustam diyebileceğim biri yok. Kimseye asistanlık yapmadım.

Saygı duyduğum ve sevdiğim yönetmenler tabiî ki var. Ama bu benim yönetmenim dediğim ve sinemasını merakla beklediğim yönetmen yok. Filmini çekince izlemeye sunulduğunda hemen izlediğim yönetmenler de az değil.

Yakup Sancı: Dizi film çekmeyi düşündünüz mü? Çünkü bildiğim kadarıyla henüz dizi film yönetmediniz?

Ümit Cin Güven: Evet Dizi film çekmedim. Ama teklif almıştım. O zamanlar yani bundan 6 yıl önce kendime güvenemediğim için reddetmiştim. Şimdi ise farklı düşünüyorum. Fakat her dizi filmi yönetirim anlamına da gelmesin bu.

Yakup Sancı: Takip ettiğiniz ve yönetmek istediğiniz dizi filmler var mı?

Ümit Cin Güven: Bütün dizilerin ilk üç bölümünü izliyorum. İş gereği. Ama müdavimi olduğum, hatta kendimi parçası hissettiğim dizi film, Kurtlar Vadisi Pusu’dur. Kurtlar Vadisi’nin tüm serisini takip etmişimdir.

Ayrıca Behzat Ç. ve Arka Sokakları ilgiyle izliyorum. Dizi filmleri, kültür sömürüsü yada dejenerasyon görevi olarak sanki dış güçler tarafından çekiliyormuş gibi görüyorum. Aile kültürümüzle oynuyorlar. Ahlaksız ve namussuz bir aile!

Yani toplumumuzu çekirdekten küflendiriyorlar, yok ediyorlar.  Bizim toplumumuz bunu hak etmiyor. Lütfen bu konuda Rtük bir şeyler yapsın. Rtük’ü sizin aracılığınızla bir kez daha göreve çağırıyorum. Orası uyulacak yer, ya da hataya göz yumulacak yer değil. "Biz bunu yaptık buyurun izleyin" diyemezler. RTÜK buna el atmalı.

Bu konuyu rahmetli Osman Yağmurdereli dile getirmişti ve çok eleştirilmişti. Bu konuda çok da yalnız kalmıştı. Osman ağabey bir konuşmasında... "Vallahi bir elime güneşi bir elime ay’ı verseler, bu görüşüm yinede değişmez. Biz millet olarak en güzeline layığız. Bizimle, kültürümüzle, ahlak anlayışımızla uğraşmasınlar." Demişti. 

Çok doğru söylüyordu. Biz örf ve ananelerimizle, inancımızla biziz vesselam. Şimdi bunu dile getirdim diye beni aforoz mu edecekler? Etsinler. Şimdiye kadar onlar mı beni yaşattı? Hayır. Kaybedecek hiç bir şeyim olmadığı için bu gerçeği dile getiriyorum. Bizim kültürümüzle oynayan her dizi filmin yapımcısı inanın dış düşmanın maşasıdır. Bunu bilerek ya da bilmeyerek yapmış olsun bu böyledir. Değillerse yaptıkları ne anlama geliyor gönül rahatlığıyla anlatsınlar. Anlatsınlar da benim gibi düşünen insanlarda bunu anlasınlar. 

Yakup Sancı: Bir film çektiniz Antidepresan +18. İsmi de çok ilginç. Bu filminiz de mi sokak filmi?

Ümit Cin Güven: Hayır Antidepresan +18 sokak filmi değil. Underground bir filmdir. Dört paralel hikayeyi kurguladım. Tamamen Avrupa sinemasına hitap etmeye çalıştım. İzleyenler filmin boyutuna bakınca çok cesur ve çok sert buluyorlar.

Yakup Sancı: Neden +18? Erotik mi?

Ümit Cin Güven: Antidepresan +18 ismini 5 yıl önce düşünmüştüm. +18 kısmı yoktu. Ama film +18 yani on sekiz altında izleyicinin psikolojisini etkiler diye düşündüm. Devlet denetlemeden ben ‘+18’ deme gereğini duydum. Kız kardeşimin 15 yaşında bir kızı var. Yeğenim beni arayıp kutladı. "Yeni filmini ne zaman izleriz dayıcığım?" diye sordu. Üç yılın var izlemek için dedim. Yeğenim de olsa +18 izlenmesine karşıyım.

Yakup Sancı: Bu filmle ne anlatıyorsunuz? Mesajınız ne?

Ümit Cin Güven: Bağımlılıkların ölümcüllüğü, şizofrenliği diyebiliriz. Çıkışı olmayan yollara giren insanların duvara çarpması ya da U dönüşü arama mücadelesi de diyebiliriz.
 
Yakup Sancı: Bu filmi çekeli epey bir süre geçti ama bir türlü vizyona girmedi. Problem mi var?

Ümit Cin Güven: 2010 Haziran ayında çektim. Stüdyo çalışması devam ediyor. Kaba kurgusu tamamlandı. İzlenip fikir verir durumda. Müzik çalışması var. Ses mix çalışması var. Sonra 35 mm aktarımı. Yani 50 bin – 75 bin arası bir para lazım.

Yakup Sancı: Bu parayı bulamazsanız ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Ümit Cin Güven: Bulamayacağımı ben de biliyorum. Bu haliyle satmanın yollarına bakarım. 

Yakup Sancı: Bu haliyle kaça satarsınız?

Ümit Cin Güven: Oyuncularıma ve teknik ekibe borcum 30 bin liraya yakın. Borçlu olmak benim zorlandığım bir konu. 30 bin liraya satarım.  Onurlu yaşamak benim için erdemdir. Elbette ki borç alabileceğim insanlarda çok sınırlı. Halden anlayan, ya da halimi anlatabildiğim insanlar çok sınırlı. Onlara da ayrıca manen borçluyum.

Şu günler; Bu filmin yapım koşulu ile beraber yaşamım oldukça güçleşti. Ev problemi yaşıyorum. Üçüncü sınıf otelde uyuma amaçlı kalıyorum. Leş gibi kokuyor yataklar, çarşaflar. Çoğu zaman internet kafelerde sabahlıyorum. Bazen onu da bulamayıp parkta oturuyorum. Canım sıkılıyor Taksimden Eyüp’e, Eyüp Sultana kadar yürüyor, sabahlamaya çalışıyorum. Açlık cabası. Her şeyden daha zor tiryakisi olduğum sigara parası... Yani yaşamak artık benim için bir mücadele, tadını çıkarmak başka bir duygu.

Bir nevi Cinderella Man hayatı yaşıyorum. İmkan verildiğinde ya da imkan bulduğumda güzel işler başardım, festivallerde ödülleri kaldırdım. Yaşadığım yaşam biçimi benim arzu ettiğim hayat değildi. Gel gör ki İstanbul’a geleli bir evim, bir odam bile olmadı. Sokak çocuğu olmadım ama sokak adamı oldum.

Sinemada yapmak istediklerim var. Sokaklarda yaşam da olsa bunun sonu asla pes etmeyeceğim. Belki "Züğürt Tesellisi" olacak ama olsun. Çektiğim sıkıntıları bir gün aşacağıma inanıyor, bu inançla yaşıyorum. Benim yaşadığım sıkıntıları başka bir yönetmen üç gün yaşasa intihar girişiminde bulunabilir.

Yakup Sancı: İntihar girişimini siz de düşündünüz mü?

Ümit Cin Güven: Bütün zorluklara rağmen yaşamayı seviyorum.  Amaç uğruna çekilen çile kutsaldır. Ben kendi kutsallığımı yaşıyorum. Yaşayamayan bilmez.

Yakup Sancı: Bunca sıkıntılar yaşamanıza rağmen, içinde sinema tutkusu olan yönetmen adaylarına umut verebilir misiniz?

Ümit Cin Güven: En başta mutluyum. Çünkü bir zamanlar "Allah’ım filmimi çekeyim yüz milyar borcum olsun" diye çok dualar da ettim. Dualarım kabul oldu. Gerçi borçlu olma durumu sıkıcı ama sinema yapmayayım mı? Hayır, ben sinema yaparsam ben ‘ben’ olurum. Başka türlü bir şey bu... Çok sevdiğim ve saygı duyduğum (Allah Rahmet etsin) yönetmen Ahmet Uluçayla The Marmara otelinin konferans salonunda tanıştım. Ahmet Ağabey çok hastaydı. On dakika hafızasını tutabiliyordu. Yanında çocuklar vardı. Çocuklar Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ta oynayan çocuklardı. Bana "Sen Sır Çocukları’nın yönetmeni Ümit Cin Güven’mişsin. Seninle tanışmaya geldim" dedi.

"Sen, benim aşığı olduğum sinemanın nasıl yapılabileceğinin kanıtısın."

Tanıştık. On dakika sonra tekrar çocuklarla birlikte geldi. "Sen Sır Çocuklarının yönetmeni Ümit Cin Güven’mişsin" diye yine tanıştık.. Bende her defasında tanışmamızda "Siz de Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" filminin yönetmeni Ahmet Uluçay’sınız değil mi? Diyerek, gülerek, eğlenerek tanışmıştık. İstanbul Film Festivalinde o yıl ben "Metropol Kabusu"yla o da"Karpuz Kabuğundan Gemiler yapmak"la yarışmıştı. On dakika sonra çocuklarla birlikte tekrar yanıma geldi. Bir kez daha aynı şekilde tanıştık. Defalarca... Fakat hastalığına rağmen bana şunu söyledi. "Sen benim aşığı olduğum sinemanın nasıl yapılabileceğinin kanıtısın. Sen benden önce davrandın." demişti. Bense, ona "siz benim yapmak istediğim sinemayı yapmışsınız Ahmet ağabey" demiştim. Onun üzerine belgesel film çekeceğim. Kurgusal olacak. Projelerim arasında mevcut.

Gelelim yeni yönetmen arkadaşlarımıza önerilerime; açıkçası kelin merhemi olsa başına sürermiş... Neyse, bu işin mütevazilik yanı. Onlara sabırla projeleri üzerine çalışmalarını öneririm. Özgün projelerin yapım gerçekçiliği mutlaka olur.  Aç kalabilirler. Sefil bir hayat yaşayabilirler. Evsiz barksız olabilirler. Çok maddi borçlar altında ezilebilirler. Her şeyi iyi düşünüp eksiklerini tamamlamalılar. Sinemamız maalesef artık idealizmi taşımıyor. Ya da ileriye taşımıyor. İdealist düşünüyorlarsa çok dikkatli olsunlar. Ve asla pişman olacakları film çekmesinler. Evet filmlerini bir gün izleyip kendileri de beğenmeyebilirler. Ancak film çekmek başka bir şey... Ekmek yemek gibi, su içmek gibi bir şey... Böyle hissetmiyorlarsa hiç film çekmesinler.

Sinema yapmaktan asla vazgeçmeyeceğim...

İzleyici için film eleştirmek çok kolay. "Filmin kaşı olmamış, gözü olmamış" deyiverir. Çekilen sıkıntıları bilmez, bilmesi de gerekmiyor gerçi. Sinema yapmak işte bu kadar zor... Bunun adı yokluklar içinde sinema yapmak, sefaleti göğüsleyerek sinema yapmak.

Sokaklarda yatarak, günlerce aç kalarak, aynı kıyafetleri aylarca giymek zorunda kalarak, sinema aşkına bir film çekebilmek. Varsın birileri"Kaşı yok, gözü yok" desin. Sinema yapmaktan asla vazgeçmeyeceğim...

İçine sevgi katmadan yapılan yemeğin lezzeti olmaz. Yönetmen arkadaşlar, çekecekleri filme mutlaka sevgilerini katsınlar. Son olarak Mustafa Kemal Atatürk’ ün meşhur bir sözünü yeni yönetmen adayı arkadaşlarıma hediye ediyorum. Paşa diyor ki;

"Büyüklük odur ki, kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü ne ise onu görecek ve o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, seni yoldan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen burada direneceksin. Önünde sonsuz engeller yığılacaktır. Kendini büyük değil, küçük; araçsız hiç telakki edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacak, ondan sonra
sana büyüksün derlerse bunu diyenlere güleceksin." Mustafa Kemal ATATÜRK

Yakup Sancı: Düş bitti, gözlerinizi açabilirsiniz. Geçmişten geleceğe uzanan köprüde bir başka sinema sevdalısı bizi bekliyor, buluşmak dileğiyle...

Ümit Cin Güven’e Teşekkürler.
Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com 'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
 
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

 


 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (6)

Mansuryıldırım avatar Mansuryıldırım 03 Ocak 2016 09:23:08

10

Kısa metraj film yapanların mutlaka okuması gerek bir röportaj olmuş uzun metraj film çekmek için heveslendirici çok güzel bir röportaj bu camiada ayakta durmak için yararlı bilgilerin olduğu bir röportaj umarım ümit cin güven hayellerindeki filmleri çeker bu güzel röportaj içinde yakup sancı ayrıca teşekkür ederim.

karatop avatar karatop 20 Nisan 2011 15:14:04

Kimse kıskanmasın ama bütün röportajların 10 un ilk 3 ü içerisinde.Kendisine başarı dilemekten başka bedava yardım arzumdur.O kadar haz duydumki tarihine bile bakmadım.YOLUN AÇIK OLSUN.iNANCIN BOL OLSUN.

beytbarso avatar beytbarso 15 Ocak 2011 21:03:01

Bir tv filminde beraber çalıştığım, tavrı ile beni çok şaşırtan bir insandır. yönetmen koltuğuna oturmaktansa bir duvar dibine çökmeyi sever. İşi bitince gitmektense eğilip yerdeki kabloyu taşımayı yeğler. Sevdiğim bir ağabeyimdir..

Yandex.Metrica