"İyi bir insan değilseniz iyi bir sanatçı olmanız zor" posteri

11 Kasım 1977'de Ankara da doğdu. Öğretmenlerinin talepleri doğrultusunda ortaokul sonlarına doğru tiyatroyla tanıştı. Ankara Lisesi'nde okurken tiyatro çalışmalarına katıldı. Öğrencilik yıllarında "Ben tiyatrocu olacağım, sanatçı olacağım" diye bir hedefi yoktu. Aslında yapmak istediği iş bile değildi tiyatro. Gecekondu mahallesinin çocuğu olarak, 29 yaşına gelip evlenene kadar Ankara da bir gecekonduda yaşadı. Belki o farkında bile değildi ama yapmak istediği işi çoktan belirlemişti. Bunu fark ettiğinde kendine de hedef koydu. Hedefi, iyi bir sanatçı olmaktı. İyi bir sanatçı olmak için önce iyi bir insan olmak gerektiğini de biliyordu. İyi bir insan olarak kendine çizdiği sanat yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Sanat sevdalıları kuşağımızda, işte yeni bir yüz, genç bir yetenek. Savaş Bayındır röportajına hoş geldiniz...

Bu kadar çok sevdiğiniz bir şehirden ayrılıp neden İstanbul'a geldiniz?

Savaş Bayındır: Ankara'nın hayatımda çok büyük bir önemi var, değişmeyecek bir yeri var. Ankara'yı çok seviyorum. İstanbul'da yaşıyor olmama rağmen aracımın plakasını bile değiştirmedim. İyi bir Ankaragücü taraftarıyım. Tiyatro için de öyle, Ankara bambaşka bir yerdir. Ama bu işin merkezi, kalbi burada, İstanbul'da atıyor. Ankara da 7 yılda yaptığınız, vardığınız yere İstanbul'da 2-3 yılda varıyorsunuz.  Çünkü sanatın merkezindesiniz, doğru yerdesiniz.

Yakup Sancı: Sinema, televizyon dünyasına adım atışınız nasıl oldu?

Savaş Bayındır: Biz hep ekipçe var olduk. 1994 yılı'nda "Anse Tiyatrosun"nu kuran arkadaşlarımızla hiç ayrılmadık. Bu ekipten 5 arkadaşımızla birlikte İstanbul'a geldik. Bireysel hiçbir sanat faaliyeti içinde olmadık. İstanbul'a gelme nedenimiz de ekranın tiyatroya dönen avantajını da kullanmak isteyişimizdi. Yoksa ideallerinizi bir yere kadar koyabiliyorsunuz. Hedeflere ulaşmak için farklı yolda yürümemiz gerekiyordu. Televizyon, sinema dünyasına girmemiz gerekiyordu. Bunu da yapmış olduk.

Yakup Sancı: Asıl yapmak istediğiniz tiyatro ama ekranı, perdeyi amaç için mi kullanıyorsunuz?

Savaş Bayındır: Tek maksat, tek gaye bu değil tabi ki. Ama doğruluk payı da yok değil. Merkezde tiyatro var. Biz "Eşrefpaşalılar" oyununu 4 yıl oynadık. Ortalama dört yüz bin seyirciye oynadık. Aynı oyunun sinema filmini çektik. Bir ay vizyonda kaldı, gişesine baktığımızda beş yüz binin üzerinde. 4.5 yılda ulaştığımız kitleye bir ayda ulaştı. Hatta geçti. Bu nedenle ekranın, beyaz perdenin etkisi çok daha farklı... Tiyatro da insanlara birebir oynuyorsunuz ama etki olarak daha çabuk kaybolabiliyor. Oyuncu olarak, izleyici olarak doğru frekans da değilseniz, izleyici sadece sizi görmüş oluyor, anlamıyor. Bu nedenle etki de çok az olabiliyor. Ama film için öyle değil. Sinemaya gitmediyse evde televizyonda izliyor. DVD'sini alıp, tekrar tekrar izleyebilme şansı var.

Yakup Sancı: Sinemada, televizyonda kendinize maddi, manevi hedef koydunuz mu?

Savaş Bayındır: Sanat adına hedefim yok, idealim var. İdealimden sapmayacağım her şey beni ideal noktasında bir yere götürecektir. İdealimden sapmadığım müddetçe her kademe, her proje idealime ulaşmakta bir basamak olacaktır. Tabi maddi boyutunu da bir kenara bırakarak söylüyorum. Maddi olarak ise hedef ya da ideal noktasında daha iyi şartlarda yaşayıp, sanatsal manadaki sorunlarımı ve beklentilerimi daha aza indirdiğim işler yapmayı hedefleyeceğim. Şöyle bir ayrımım olmayacak; Bu işten az para kazanıyorum, projenin iyiliğine kötülüğüne bakmadan sadece maddi getirisine bakarak karar vermeyeceğim. İnsan olarak kriterlerim var. Doğal olarak sanatıma da yansıyacak. Sanatla insan birbirinden ayrılmaz. Sanatçı ruhumla, insan ruhum birbirinden ayrı değil. İnsan olarak ne düşünüyorsam sanatçı olarak da onu yapıyorum. Benimle bağdaşan her işte olmak isteyeceğim.

Yakup Sancı: İdealinize ulaşma yolunda her rolü oynayabilir misiniz?

Savaş Bayındır: Önce insani değerlerime bakıyorum. İnsani değerlerimde buna zıt düşen herhangi bir şey yoksa sanatçı kişiliğimde de buna zıt düşen bir durum olmayacaktır. Neyi oynuyorsam, oynadığım her rolün neye hizmet ettiği,  bu rolün beni nereye götüreceği önemli. Ahlaki değerlerimin, insani değerlerimin itiraz etmediği bir role benim de itirazım olmaz.

Yakup Sancı: İyi bir sanatçı olmak da hedefleriniz arasında mı?

Savaş Bayındır: İyi bir sanatçı olmadan önce, iyi bir insan olmayı başarmalıyım ki iyi bir sanatçı olayım. İyi bir insan değilseniz, iyi bir sanatçı olmanız çok zor. Çok iyi rol yapıyor olmanız çok iyi bir sanatçısınız manasına gelmiyor. Örnek teşkil etmesiyle, sosyal hayatıyla, bireysel hayatıyla, çevresiyle, yaptıklarıyla, söyledikleriyle, düşünceleriyle sanatçı bir bütündür. 

Yakup Sancı: Sizi bazı sinema ve dizi filmlerde izledik ama asıl işiniz tiyatro. Bize tiyatro çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Savaş Bayındır: Geri dönüp hayatıma baktığımda, öğrencilik yıllarımdan itibaren ben tiyatroya endekslenmişim. Kader denk noktasında tiyatro ve sinema için çevremdeki insanlar tarafından yoğrulup hazırlandığımı fark ettim. Öğrencilik yıllarımda bunun bilincinde değildim. Lise bittikten sonra Ankara Büyükşehir Tiyatrosuna başladım. Bugün tiyatro çalışmaları yaptığım arkadaşlarım o günlerde tanışıp bu günlere kadar geldiğimiz arkadaşlarımdır.

Bu arkadaşlarımla beraber 1994 yılında "Esintiler" diye bir oyun çalıştık, 1995 de sahneledik. 1996 yılında da Ankara Büyükşehir Belediyesi Tiyatroları resmi olarak kuruldu ve ben orada kadro aldım. Aynı yıl ortaoyunu, kukla ve karagöz, yani Geleneksel Türk Tiyatrosuyla tanıştım. Ramazan aylarına denk gelmişti bu tanışma. Belediyenin bir tiyatro organizasyonu vardı ve ben bu oyunu yadırgamıştım. O yıllara kadar daha marjinal, daha modern tiyatro yanlısı bir zihniyetle yetişmiştim. Nerden çıktı bu oyun? Kavuk mu giyeceğiz şimdi? Bu demode oyunları mı oynayacağız? Diye söylenmiştim.

Oyunun hazırlıklarını yaptık, oynadık. Sonra üzerine yorumlar yapmaya başladık. Geleneksel Tiyatro hiç de düşündüğümüz gibi "tü kaka" değilmiş. Aksine çok derin bir kültürü barındırıyor içinde. Kapalı mekan tiyatrosundan çok daha derinmiş. Biz farkında olmadan tiyatronun temeline ulaşmışız. Bunu fark ettikten sonra modern tiyatro yaptık ama geleneksel Türk tiyatrosuna da meylimiz oldu.

Geleneksel tiyatro da modern tiyatro avantajlarından faydalandık. Modern tiyatroda da geleneksel tiyatronun avantajlarından faydalandık. Halen de öyle devam ediyor. 2001 yılına kadar belediye tiyatrosunda oyunlarımız devam etti. Geleneksel Türk Tiyatrosuyla tanıştıktan sonra yürüyeceğim yolu da belirledim. Artık tiyatroyu lise yıllarındaki gibi hobi olarak değil, tiyatro oyuncusu oldum, tiyatro sanatçısı olacağım demeye başladım.

Askerlik yaptığım dönemde "Anse Tiyatrosu'nu" kurduk. Askerliğim bittikten sonra bu tiyatronun mensubu olarak çalışmalara başladım. Turne ağırlıklı tiyatro yaptık. Türkiye de gitmediğimiz bölge, şehir kalmadı. Pek çok ilçeye köye gittik bu tiyatro ile. Uluslararası Festivallerle, dernek organizasyonlarıyla Avrupa, Amerika ağırlıklı turnelere gittik. Afrika hariç tüm kıtalara gittik. Halen de oynamaya devam ediyoruz.

Yakup Sancı: Turneye hangi oyunlarla gittiniz?

Savaş Bayındır: Ortaoyunu ile çeşitli oyunlar götürdük. Avusturalya'ya gittik. Daha önce bir tiyatro organizasyon yapmış 15-20 kişi bilet almış. Tiyatro oyunu götürmekten vazgeçmiş. Biz buraya da gittik.

Yakup Sancı: Geleneksel tiyatroya gurbetçilerimizin ilgisi nasıldı?

Savaş Bayındır: 15 günde 10 ayrı yerde 10 ayrı oyun oynadık ve toplam izleyici sayımız 9 bin kişiydi. Tabiî ki geleneksel Türk tiyatrosu çerçevesi içinde önemli ama şu da çok önemli... Oyunun insanlara ne anlattığı? Gittiğiniz yerin yapısı çok önemli... Hayatı tamamen gurbette geçmiş, gurbet üzerine yoğunlaşmış birine tutup da İngiliz kraliyet ailesinin oyununu oynayamazsınız. Oynasanız da gitmez, izlemezler. Sonra da bu insanlar; "oyun izlemeye gelmedi, tiyatro izlemeye gelmedi. Sanattan anlamıyor" diyemezsiniz. Tam tersidir. Siz anlamıyorsunuz. Tiyatro seyirciyle buluştuğu zaman tiyatro olabilir.

"İnsanlar tiyatrolara gitmiyor"un da cevabı budur. Kendi kültürünüze ait olmayan şeyleri o insanlara zorla anlatırsanız, dayatırsanız o insanlar da gelmezler. Sen çok muhteşem bir oyun çıkarttın, çok doğru bir şey anlattın diyelim. Bu insanlar seni izlemeye gelmiyorsa yine de; "izleyici oyuna gelmiyor" diyemezsin. Yine kendine bakacaksın. Şu soruyu kendine soracaksın. "Neden seyirciyi oyuna getiremiyorum?" tiyatro sanatçıyı geliştirir aynı zamanda da seyirciyi geliştirir. Kendini geliştiremeyen seyirci için de tiyatroya gelmesinin bir anlamı yoktur. Yurtdışında oynayacak bir oyun, gurbet üzerine yoğunlaşmış insanlar tarafından izlenecek. İnsanların bir tarafından tutan, bir damarından yakalayan oyunlar götürmeniz gerek.

Yakup Sancı: Ortaoyununu yaşatma adına mı çalışmalarınız oldu, yoksa bir oyun oynayalım da ne olursa olsun muydu düşünceniz?

Savaş Bayındır: İlgilenemeyerek, yapılamayarak, ya da bu sanatı icra edemeyerek kaybolabilecek bir oyun değil. Günümüzde yapılan çağdaş tiyatronun temellerini geleneksel Türk tiyatromuz oluşturmuş. Bertolt Brecht'in dediği o epik oyunu biz yıllar önce Osmanlı tiyatrosunda çözmüşüz, oynamışız. Bunun üzerine Bertolt Brecht biraz şekillendirince epik tiyatro olmuş. Modern tiyatronun temellerini oluşturmuş.

Yakup Sancı: Geleneksel Türk Tiyatrosu Ramazan ayına özgü bir oyun mudur? Neden sadece ramazan aylarında oynanır?

Savaş Bayındır: Geleneksel Türk Tiyatrosu genellikle ramazan ayında yapılır. Daha doğrusu Ramazan ayında bu işi yapmaya başlarlar. Çünkü bu işte rant döner. Alışveriş merkezlerinde oynanır, çadırlarda oynanır. İzleyen ne izlediğini bilmez, oynayan ne oynadığını bilmez. Seyirciye sorsanız bunlar kim? Ne yapıyorlar? Diye, bir şey söyleyemez.  Tamamı için söylemiyorum ama çoğunluğu için bu işi yapan sanatçı arkadaşlarımıza da sorsanız "Sen Karagöz Hacivat oynatıyorsun. Hacivat, karagöz, ortaoyunu, kuklası, evin beyi nedir? Kavuklu kimdir? Bunlar ne yaparlar" deseniz bilmezler. Belki oynadıkları rolün adını bile bilmezler.
 
Biz de tiyatro gurubumuz olarak, alışveriş merkezlerinde, belediyelerin bu tarz organizasyonlarında yer almama kararı aldık. Biz Ramazan da bu işi yapmıyoruz artık. Bu bizim için önemli bir anekdot. Bu işi yapan ustalarımız çırak yetiştirmedikleri için, daha doğrusu ustalık ve çıraklık ilişkisi bittiği için, usta ustalığını yapamadığından, çırak da çıraklığını yapamadığından bu meslekle ilgilenen insanlar artık yok denilecek kadar azdır.

Bir elin parmakları kadar olan ustalarımız da yaşlarının ilerlemiş olması nedeniyle çalışamıyor. Ustalarımız gerektiği kadar çıraklarına ehemniyet göstermemişler. Çıraklar da çıraklığın ne manaya geldiğini, bu işin neden çıraklıktan başlaması gerektiğini bilmediklerinden dolayı bu hale gelmişiz. Sadece kültürel bir faaliyet, sadece Ramazan eğlencelerinde karagöz izliyormuşuz gibi. Ortaoyunu oynuyormuşuz gibi, sadece çocuklar izlermiş gibi bir durum oluşmuş. Oysaki hiç de böyle değildir.

Artık gayeler ve maksatlar değiştiği için, önce bireysel menfaatler göz önünde bulundurulduğu için, artık bu işle uğraşan insanlar kalmamış. Sadece tiyatroya değil hayatın geneline baktığımızda da usta-çırak ilişkisi tamamen yok olmuş, ticari bir ilişki olmuş.

Usta bu işi yapmamak için, bu işin hamaliyesini, angaryalarını yapmamak için yanında birilerini götürüyor, o biri de"oradan nasıl nemalanabilirim?" diye ustanın yanında gitmeye başlıyor. Bir sonraki nesilde de gayeler, hedefler şaşmış olduğu içinde unutulup gidiyor.

Yakup Sancı: Anse Tiyatrosu olarak Kültür Bakanlığından destek alıyor musunuz?

Savaş Bayındır: Biz de destek alıyoruz ama muadilimiz olan tiyatro topluluklarına, sanat topluluklarına baktığımızda bu yardımlardan destek almıyoruz desek de yanlış olmaz. Son on yıla baktığımızda hangi tiyatrolar neler almış? Bu tiyatroların başında kimler var? Bu paraları vermekle yetkili olan heyette kimler var? Dediğimizde tablo ortaya çıkmış oluyor. Kimsenin bir şey saklamasına gerek kalmadan resmi olarak ortaya çıkıyor.

Bu adaletsiz dağılımı da işin muhatabı olan Kültür Bakanlığı sorgulamıyor

İşin garip tarafı kimse de; "yanlış düşünüyorsunuz, bu paraları biz almıyoruz" diye itiraz etmiyor. Bu konuyla ilgili hak arayan da yok. Sadece sesini çıkarttığında bir sonraki projesine destek alamayacağını bilip susuyorlar. Yaklaşık üç yıl önce Kültür Bakanlığından destek istedik. Biz iki yüz bin liralık bir projeye %20 destek istiyoruz. Bakanlık bunun %0,5'ini veriyor. Başka birinin projesine bakıyorsunuz ikiyiz bin liralık bir projeye %80 destek istiyor, % 75-80 alıyor. Kriterin ne olduğunu izah etmiyorlar. Bu adaletsiz dağılımı da işin muhatabı olan Kültür Bakanlığı sorgulamıyor. Alan memnun veren memnun...

Yakup Sancı: Yeni yüzler, genç yetenekler kuşağımızda Savaş Bayındır'ı konuk ettik. Bir başka kalpte buluşmak dileğiyle...

Savaş Bayındır'a Teşekkürler.
Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com 'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
 
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (4)

mawi yel avatar mawi yel 17 Şubat 2011 04:39:02

güzel bir söyleşi ve ardından güzel bir yazıya döküm olmuş kutlarım.

yildiray_cinar55 avatar yildiray_cinar55 16 Şubat 2011 22:57:02

basta YAKUP abi ve SAVAS BAYINDIR olmak üzere herkeze saygilarimla.

yildiray_cinar55 avatar yildiray_cinar55 16 Şubat 2011 22:56:02

harika bir roportaj emegi gecen herkeze tesekkür ederim

Yandex.Metrica