"Hangi meslekten olursa olsun kadın kadındır" posteri

"8 Mart 1957'de ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, daha iyi çalışma koşulları için greve giderler. Patronlar grevin başka fabrikalara sıçramasını önlemek amacıyla, greve giden kadınları fabrika binasına kilitlerler. Fabrika yanmaya başlar. Yanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölür.

27 Ağustos 1910 yılında Danimarka'nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerir. Bu öneri oy birliği ile kabul edilir. Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırır. Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline gelir." (Fulda: Sinematurk-07.03.2010-Makale)

Bu röportaj, 2011 yılı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için yapılmış özel bir röportajdır.

Yakup Sancı: 1965 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve ortaokulu Kocamustafa Paşa'da, Liseyi Davutpaşa Lisesinde okudu. Güzel sanatlara ilgi duyuyordu. Ressam, Mimar, Heykeltıraş olmak istiyordu. Sinemayı, tiyatroyu hiç düşünmüyordu ama annesinin tiyatrocu olması nedeniyle, erken yaşlarda tiyatroyla tanıştı, sahnenin tozunu yuttu bir defa. Artık geri dönüş yoktu onun için.

Sinemaya geçmesi uzun sürmedi. 13 yaşında kamerayla tanıştı. 13 yıl aktif olarak sinemada oldu. Bu kısa zamana 50'nin üzerinde film sığdırarak sinemamızın menekşelerinden biri oldu. Öylesine giriverdiği sinema, zamanla onun için aşk oluvermişti. Keyifle çalışarak güzel mesajlar veren aile filmlerine imzasını attı. Sinema o'nun aşkıydı ve oynamak istediği daha çok film vardı...

"Gazinocular Karalı" diye bilinen Fahrettin Arslan'dan gelen teklifi değerlendirdi. Sinemadaki başarısını sahnelerde de devam ettirdi. Uzun süre gazinolarda astsolislik yaparak, fırtınalar gibi esti, şarkılarını söyledi. Yurtiçi ve yurtdışında turnelere çıktı, konserler verdi. Söylenecek daha çok şarkısı vardı...

Güzelliği mi? Göz kamaştırırcasınaydı. Yönetmeninden oyuncusuna, senaristinden hayranlarına kadar yakışıklı, çirkin, yaşlı, genç pek çok erkekten evlenme teklifi aldı. Bu kadar çok seçenek içinde karar vermek oldukça zordu, ama birine "Evet" diyecekti, dedi. Kararı, hayatının kararmasına neden oldu. Pırıl pırıl bakan güzel gözlerini, güneşli bir gün zifiri karanlığa açtı. Hayır, hayır. Bu kadar uzun bir düş olamazdı. "Mutlaka gözlerimi açmalıyım, uyanmalıyım" diye söyleniyordu. Oysa yaşadıkları kabus değil, kendi gerçeğiydi. Kabullenmek kolay olmadı, zamanla onu da başardı. Hayata hiç küsmedi, içindeki yaşam sevincinin meşalesi hiç sönmedi. Güzel gözleriyle yine pırıl pırıl bakıyor ama karanlığa!

Şu an geçmişten geleceğe uzanıyorsunuz. Birazdan kendisinin sadece dekor olarak kullandığı aynayı, sevgi dolu koca yüreğine tutacağız. Kapatın gözlerinizi. Varsayın film izliyoruz, sinemanın beyaz perdesi yerine kara bir perdeden. Bu filmin başrolü sizin olsun. Hadi kapatın gözlerinizi film başlıyor.

Sinema çalışmalarınız sizi mutlu ediyor muydu?

Deniz Akbulut: Mutlu etmez mi? Hem de çok mutlu oluyordum. Sinema tiyatro ve sahne, o kadar güzel bir mesleki inanılmaz mutluluk verdi bana. Bu çalışmalarım nedeniyle Avrupa'nın pek çok yerini gördüm. Ülkemizin her vilayetini yine mesleğim sayesinde gördüm. Hem gezmiş oldum hem film çevirdim, hem de para kazandım.

Yakup Sancı: Teklif geldiğinde yine çalışır mısınız?

Deniz Akbulut: Tabi ki çalışırım. Yine kamera karşısına geçmek istiyorum, filmlerde oynamak istiyorum. Sinema benim en büyük aşkım. Bu aşk ölmeyecek bir aşk.

Yakup Sancı: İnsanların size olan ilgisini sevgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Deniz Akbulut: İnsanlar görmediğimi bildikleri için, ya da yeni öğrendiklerinde üzülüyorlar. Üzülmelerini istemiyorum.

Yakup Sancı: Bu rahatsızlığınız nasıl oldu? Bir de bize anlatır mısınız?

Deniz Akbulut: 15 sene önceydi ve ben 29 yaşındaydım. Bir tek ölüyorum dediğimi hatırlıyorum. Eşim bileğimden tutarak nabzıma baktı ve "nabız durdu" dediğini hatırlıyorum. O zamanlar Çekmece de yazlığımda kalıyordum.

Eşim biraz fazla alkol alıyordu. Evlenme senemizin devriyesinin bir gün öncesiydi. Eşimle birlikte ailemizden birinin düğününe gitmiştik. Düğünden çıkıp evimize geldiğimizde eşimle korkunç bir tartışma yaşadık. Alkolü fazla aldığı için çoğu şeyin de farkında değildi. Daha sonra hatasını anladı ama çok geç oldu. Bu tartışma sonunda korkunç bir şiddete maruz kaldım.

Eşim beni bir hastaneye götürmüş. Doktorlar "bu kadın çok genç ve ölmüş, üstelik de şöhret. Biz katiyetle alamayız başka hastaneye götürün, morga kaldırsınlar" demiş. Vakıf Gureba Hastanesine götürülürken bir yanda da ambulans içinde kalbimi pompalamışlar. Kalbim bir çalışıyor bir duruyormuş. "Eşim yaşayacak ölmedi, ölmeyecek" diyor, yaptığına çok üzülüyormuş. Kalbim durduğu için beynime oksijen gitmemiş. Doktorlar "yaşayacak ama göremeyecek artık" demiş. Bir ay sonra gözlerimi hastanede karanlığa açtım.

Bu olaydan iki sene önce Anadolu'da bir köyde film çekiyorduk. Fenalaştım. Köylü bir kadın bir bardak suyun içine birkaç damla kolonya damlattı. "İyi oluyor" dedi bana içirdi. Hakikaten de iyi geldi. Ya da ben öyle hissetmiştim. Bu cahilce bir davranıştı. İnsanlar bunu katiyetle yapmasınlar. Olay gecesi de fenalaşmıştım, bir bardak suyun içine birkaç damla kolonya damlattım ve içtim. Kolonyada metil alkol varmış, o zamanlar kaçak rakılara da bu metil alkol konulurmuş. Halen de olduğunu duyarım. Ben alkol almazdım sadece sahneye çıkacağım zamanlar rahatlamak adına bir iki kadeh viski alırdım, hepsi bu kadar.

Eşim sürekli rakı içerdi. Yeni evliydim eşime eşlik etmek için çok az rakı içtiğim de olurdu. Doktorlar "metil alkolden olabilir" dediler. Daha sonra "birkaç damla kolonya nasıl bu kadar tesir eder? Rakıdan olsa eşinizde de olurdu, eşiniz de içti" dediler.

Benim rahatsızlığım sinirlerde. Gözlerimde sorun yokmuş. Gözlerimin gördüğünü söylüyorlar ama göz sinirlerimin bir şekilde etkilendiği için görmemi sağlamadığını söylediler. Gözlerim görmeyen bir insana takıldığı zaman görebilirmiş. Gözle, gözbebeği arasındaki sinirlerdeymiş sorun. Şu an sinir nakli diye bir şey de yok.

Yakup Sancı: Olaydan iki yıl önce ve olay gecesi fenalaştığınızı söylüyorsunuz. Bu fenalaşma sağlık sorunlarınızın olmasından mıydı yoksa psikolojik bir fenalaşma mıydı?

Deniz Akbulut: Bir sağlık sorunum yoktu. Psikolojik bir sorunum da yoktu. Yorgunluğu atmak adına bir rahatlama arayışıydı benimkisi.

Yakup Sancı: Yani rahatsızlığınızın nedeninin ne olduğu belli değil mi?

Deniz Akbulut: Kalbim durduğu için beynime oksijen gitmemiş. Gözlerimin görmeme nedeni buymuş. Bu olaydan sonra üç ay yürüyemedim, tekerlekli iskemleyle geçirdim bu üç ayı. Ayaklarımın üstüne hiç basamıyordum. O kadar etkilenmiş sinirlerim. Jimnastik yaparak, çalışa çalışa Allaha şükür en azından bunu atlatabildim.

Yakup Sancı: Tedavisi yok mu?

Deniz Akbulut: Amerika'ya gittim. Doktorla çalışıyorlar. Bir şeyler çıkmış ama ben gözlerimi pek elletmek istemiyorum. Gözlerimi kaybetmekten korkuyorum. En azından canlı bakan gözlerim var. Onları kaybetmek istemiyorum ama bir yandan da tıp da gelişiyor. Bu konuda gelişmeleri takip ediyorum.

Yakup Sancı: Flu da olsa hiç görmüyor musunuz?

Deniz Akbulut: Bazen flu görüyorum. Ama bazen oluyor bu. Beynim çok rahat olduğu zaman, kendimi odakladığım an silüet şeklinde görebiliyorum. Keşke bu her zaman olsaydı.

Yakup Sancı: İsyan ettiğiniz mi? Durumunuzu kabullenmeniz ne kadar zaman aldı?

Deniz Akbulut: Gözlerimin bu hale geldiğinde çok zorluklar yaşadım. Yemek yerken ağzımı arıyordum. Gözlerimi kapatıyordum, açtığımda karanlığı görmeyim diye. Rahmetli Osman F. Seden'in cenaze töreninde Orhan Gencebay'la karşılaştık. Orhan Gencebay elimi eline aldı "Denizciğim sakın üzülme. Allah seni o yüksek mertebeye layık görmüş, çok büyük bir mertebedir. Sen Allahın sevgili kulusun. Sakın Allaha isyan etme" dedi. O günden itibaren asla isyan etmedim.

Yakup Sancı: Durumunuza alışmanız zor oldu mu?

Deniz Akbulut: Çok zor oldu. Ama alışacağım dedim, alıştım. Sonuçta hayat devam ediyor. Karanlık bir dünyaya alışmak zaman aldı. Ama atlattım o dönemi. Metin Şentürk iki yaşında gözlerini kaybetmiş. Renklerin ne olduğunu bilmiyor. Ona" kırmızı, mavi" diyorlar ama renklerin ne olduğunu bilmiyor. İnsanların anlatımıyla kafasında bir şey yaratmış renkleri öyle tanımlıyor. Ben siyahın ne olduğunu biliyorum. Yeşilin, mavinin ne olduğunu biliyorum. Renklerin tonlarını biliyorum. Bir elbise alacağım zaman rengini söylüyorlar, bu renk bana yakışır ya da yakışmaz diyebiliyorum.

Bende sadece renk körlüğü var diye düşünüyorum. Çünkü renkleri göremiyorum. Bir şey alacağım zaman dokunarak nasıl bir şey olduğunu anlıyorum. Kulaklar çok önemli, sesleri tanımak çok önemli. Gözleriniz görmeyince kulaklarınız daha çok çalışıyor. Bunun yanında diğer duyularınız harekete geçiyor. Tat alma, koku alma gibi.

Yakup Sancı: Eşiniz bu olaydan sonra hayatınızdan tamamen çıktı mı?

Deniz Akbulut: Olaydan sonra eşimle ayrıldım ama arkadaşlığımız devam etti. Sürekli beni aradı sordu. Bir arada olmak istemedim. Halen de arar sorar. Babam öldükten sonra daha bir sahip çıkmak istedi. Arkadaş gibi görüşüyoruz. Üzüldü tabii, çok üzüldü ama beni yaşatan da o oldu. Olaylara iyi yönüyle bakıyorum. Güzel yönleri ile ele alıyorum. Kinci değilim, kötü şeyler düşünmek istemiyorum. İsteyerek yapmadı, böyle olsun istemezdi. Üzülüyor ama yapacak da bir şey yok. Hayatla barışık yaşamayı seviyorum. Güzel olan her şey beni mutlu ediyor, kötülüklerin iyi yönlerini düşünerek mutluluk buluyorum.

Yakup Sancı: Deniz Akbulut'un bir günü nasıl geçiyor?

Deniz Akbulut: Sabah kalkıyor elimi yüzümü yıkıyorum. Sonra bir nescafe içiyorum. Daha sonra bir saat televizyon karşısına geçerek sabah programlarını takip ediyorum. Televizyonla her konuyu takip ediyorum. Gelişmelerden haberdar oluyorum. Sonra da jimnastik yapmaya başlıyorum. Asla boş durmam. Mutlaka kendime bir uğraş bulurum. Akşam yine bir süre televizyon programlarını takip ederim. Evde olduğum zamanlar yazıyorum. Hazır durumda olan hikayelerim var. Bunun yanında kitap çıkartmak istiyorum.

Yakup Sancı: Yazmak istediğiniz kitabın içeriği nedir?

Deniz Akbulut: Kendini sevmek... Kendinle barışık olmak... Maneviyatını yitirmemek... Kendimi yazıyorum ama insanlara güzel mesajlar vermek istiyorum bu kitapla.

Yakup Sancı: Ev işlerinizi kendiniz yapabiliyor, sokağa çıkmak istediğinizde çıkabiliyor musunuz?

Deniz Akbulut: Haftada iki üç gün ev temizliği için yardımcım geliyor. Bunun dışında diğer işlerimi kendim yapabiliyorum. Bir tek dışarı çıktığımda zorluk yaşıyorum. Aslında zorluk da değil, bastonla yürümek zoruma gidiyor. Dışarı çıkacağım zaman yanımda mutlaka birinin olması gerek. Bu konuda bir sıkıntım yok, dostlarım var. Onların koluna girip gayet rahat yürüyüşümü yapıyorum.

Yakup Sancı: Hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz?

Deniz Akbulut: Benim maaşım var. Ayrıca hayranlarıma saat Promosyon yapıyorum.  Buradan küçük de olsa bir gelirim oluyor. Avcılar'da Engelliler Vakfı yönetim kurulundayım. Sosyal çalışmalarım oluyor.

Yakup Sancı: Bu rahatsızlığınızdan sonra çalışmalarınız oldu mu?

Deniz Akbulut:  İki sinema filminde çalıştım. Bir de müzikal tiyatro yaptım. Ayrıca belediye şenliklerinde konserler verdim.

Yakup Sancı: Bu sosyal çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Deniz Akbulut: Engelliler namına çalışmalarımız var. Bu insanlar için yardımlar topluyoruz. Engelli vakfına yardım ediyoruz. Konserlerimiz oluyor. Engelliler haftasında bende sahneye çıktım iki şarkı söyledim. Engelli insanlara yardımcı olmaya çalışıyoruz, destek olmaya çalışıyoruz. Bu çalışmaların içinde olmak da bana mutluluk veriyor.

Yakup Sancı: Sinemada beraber çalıştığınız insanlar sizi arayıp sorarlar mı?

Deniz Akbulut: İlk başlarda bazıları aradı "Geçmiş olsun" dediler. Bazıları "Deniz seni o halde görmek istemiyoruz" dedi. Bu sözler beni o zamanlar çok üzdü. Niye beni bu halde görmek istemiyorsunuz? Doğuştan görmeyen bazı insanlar gibi gözlerim kayık değil. Ya da gözlerim yerinden çıkıp gitmiş değil. Her şey yerinde duruyor, sadece göremiyorum. Niye üzülüyorsunuz?

O zamanlar üzüldüm ama yine o zamanlar onlarla birlikte çalışırken bile film biter herkes kendi dünyasına giderdi. Hiç iç içe olamazdık zaten. Sanat dünyası böyle… Davetlere, açılışlara gittiğimiz zaman bir arada oluyorduk. Şimdi bu davetlere de gidemiyorum. Ben de biraz uzak kaldım sanat camiasından. Durup dururken insanların arayıp da "Deniz ne yapıyorsun, nasılsın?" demelerini beklemek de doğru değil. Onları suçlamıyorum, kimseye de kırgın değilim.

En güzeli aşktır. Allah Aşkı ve sinema aşkı... Bu iki aşkla yanıp tutuşuyorum. Hayranlarımın, sevenlerimin karşısına çıkıp özlemlerini gidermek istiyorum. Dışarı çıktığım zaman insanlar etrafımı çevirip" sizi çok özledik. Sizi ekranlarda, sinemalarda görmek istiyoruz. Niye film çevirmiyorsunuz? Hala genç ve güzelsiniz, siz çok özledik" diyorlar. Zaman zaman televizyon programlarına seçici olarak çıkıyorum. Halka güzel mesajlar veren projelerde yer alarak, onlara layık olmak istiyorum.

Yakup Sancı: 8 Mart Dünya Kadınlar gününde neler söylemek istersiniz?

Deniz Akbulut: Kadın hangi meslekten olursa olsun kadın kadındır. Kadınlar eli öpülecek varlıklardır. Önce anneler olmak üzere bütün kadınların 8 Mart Kadınlar Günü kutlu olsun.

Yakup Sancı: Film bitti. Oyuncular: Sen, ben, o.

Deniz Akbulut'a Teşekkürler.


Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
 
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (4)

yildiray_cinar55 avatar yildiray_cinar55 10 Mart 2011 17:57:03

sevgili DENIZ AKBULUT ve YAKUP abime cok tesekkür ederim bu roportajdan ötürü. DENIZ AKBULUT bir zamanlarin bayan yildiziydi. gerci biz hayranlari icin halen de öyledir. saygilarimla.

aktör 34 avatar aktör 34 08 Mart 2011 00:43:03

Ayrıca Deniz hanımında DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KUtlu olsun nice 8 Martlara

aktör 34 avatar aktör 34 08 Mart 2011 00:41:03

Yine harika bir ropörtaj Yakup ve yine doğru karar böyle bir günde bile değerli birilerini bulup hem harika bir ropörtaj yayınlıyorsun hemde bize o güzel harika insanları hatırlatıyor ve yeniden yaşatıyorsun kalemine sağlık

Yandex.Metrica