"Birilerinin yeğeni olmak önemli!" posteri

Yakup Sancı: Aslen Kars'lı olan Eda Özdemir, 1981 yılında Bakırköy'de dünyaya gelir. Henüz 5 yaşındayken babasını kaybeder. Babası, zihnindeki anı bankasında kimi zaman flu bir resim olarak belirir. Hayatı boyunca flu resmi buzlu camdan izler, ama resmin ayrıntılarına hiçbir zaman ulaşamaz. Çocuklukta aldığı baba kokusunu bazen bir kül kokusunda, bazen ona miras kalan kıvırcık uzun saçlarında, bazen bir çocuğun babaya sarılışında bulur.

Annesi Hızır Acil Komuta görevlisi olarak çalışan bir kadın olması nedeniyle kızı Eda'yı, Halil Vedat Fıratlı Pansiyonlu İlkokul'una, yatılı olmak üzere kayıt yaptırır. Gelecekte Hocası olacak olan, Engin Cezzar ve Gülriz Sururi'nin oynadığı, "Keşanlı Ali Destanı" TRT'de yayınlanır. Bu müzikali izlemek için can atar ama okulda yatılı olduğu için dışarı çıkması, evlerine gidip televizyon izlemesi yasaktır. Tiyatro, sinema aşkı bu günlerde içine işlemeye başlar.

Ortaokulu Yeşilköy'de, Liseyi Edirnekapı Otakçılar da okur. Lise yıllarında Levent Oran'la tanışır ve tiyatro yapmaya başlar. Taksim Akademi İstanbul'da tiyatro bölümünde burslu öğrenim gördüğü günlerde, Işıl Kasapoğlu, Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar ve Gürhan Elmalıoğlu gibi değerli eğitmenleri okuldan habersizce uzaklaştırılınca, arkadaşlarıyla okulu dava ederler. Okul yönetimi, bir gün gitmediği okula "Yedi gün gelmedi" diyerek "devamsızlık" kararı verir. Okul yönetimini dava etmenin bedelini okuldan atılarak öder.

Sanatın bir yerinden tutmaya kararını vermiştir artık. Üniversiteyi düşünmez çünkü alaylı idolleri vardır. Nejat Uygur, Levent Kırca gibi ustalarla usta-çırak ilişkisi ile yoluna devam etmeyi tercih eder... Ama yakın bir dostunun Yeditepe Üniversitesi'ne kayıt yaptırması nedeniyle Üniversiteyle yolları kesişir. Tiyatro Bölümünü burslu kazanır ve Onur belgesi alarak birincilikle mezun olur.

Sanat sevdalıları kuşağımızda, yeni bir yüz, genç bir yetenek. Eda Özdemir röportajına hoş geldiniz...

Eda Özdemir: Her ne kadar babamın aramızda olmasını istesek de, annem bana babamın yokluğunu maddi manevi hiç hissettirmedi. Türk sinemasının üzerimize işlediği, yaşamımızı etki altında bırakan bazı duygular var. Sevgi gibi, aşk gibi, kardeşlik, nefret, anne, baba yoksunluğu, çekirdek aile etiketleri gibi... İlkokulda birilerinin babası okula geldiğinde bakıp kalırdım. Arkadaşlarım aileleriyle birlikte dışarı çıkarken ben okulda kalmak zorundaydım. Hiç unutmam, anne babası ayrılmış, Can diye bir çocuk vardı. Can'ı aramaya gitmiştim babası geldi diye. Her yerde bağıra çağıra Can, Can baban geldi diye aradığımı hatırlıyorum. Bir an önce babasına kavuşturmak istemiştim.

Yakup Sancı: Bir tiyatro gurubu kurdunuz, kısa süre sonra da dağıldı. Yürütemediniz mi?

Eda Özdemir: Geçen yıl çalıştığım diziyi bırakıp, Gültekin Bayır'ın da desteği ile bir tiyatro kurmaya karar verdim. Kurum tiyatrosundaki arkadaşlarım bile "Tiyatro kurma" dediler ama ben mutlu olacağım işi yapacağım dedim ve kurdum. Birileri dolandırdı, birileri kandırdı, sonuç işte yürütemedim. Borçlarla birlikte tiyatroyu da kapatmak zorunda kaldım. Ama arkadaşlarım ve ben peşini bırakmadık, her zaman umutluyuz.

Yakup Sancı: Tiyatro kurmanın zorluklarını bilmiyor muydunuz?

Eda Özdemir: Biliyordum ama kapıldın mı bir kere ve sana inanan insanların enerjisini de hesaba katınca, sağına soluna delice güvenerek, zorlayarak, “olacak” diyerek yollar kat ediyorsunuz. Çok iyi bir oyunla başladık. Oyuncular da çok iyiydi. Vural Buldu, Şebnem Ünaldı, Pınar Gençtürk, Şirin Keskin, Sevinç Sırma, Yelda Yeter gibi oyuncular vardı. Şehir Tiyatrolarından gözüne beynine çok inandığım Tolga Yeter Yönetti. Ataşehir Kültür Merkezini kurduk ve orda oynayacaktık. Sponsorlarla görüştük, anlaştık. Ben ve benimle birlikte olan arkadaşlarım çevremizdeki insanların desteğini alarak bağlantılar kurduk. Sponsor anlaşmaları yaptık ama bir şartı vardı sponsorların... Sinema salonlarında film aralarında sponsorlarımızın reklamları yayınlanacaktı ve biz de oyunumuzu oynayacaktık. Salonlarda sponsorlarımızın reklamları yayınlanmayınca onlarda doğal olarak geri çekildiler. Yaptığımız tüm çalışmalar yanımıza zarar olarak kaldı.

Hayallerim vardı. Bizim tiyatromuz olması gereken farklı şartları barındıracaktı. Küçük bir örnek, Gültekin'le şöyle düşünmüştük; Kazanacağımız gelirimizin bir bölümünü, yönetmenimize ayıracaktık. Yurt dışına gönderebilmek ve artı eğitim almasını, oyunlar izleyebilmesini, ufkunu genişletmesiniz sağlayacaktık... Yapamadık tabi ki... Kurumlar gerçekleştirmeli bunu. Yönetmenler, oyuncunun hem çok yönlü olmasını sağlayıp hem de hala bir çocuğun gözünden bakabilecek duyarlılığa sahip olabilmesi için sonsuz desteklenmeli. Üzüntü içinde olduğum bir mesele bu.

Yakup Sancı: Belediyelerin desteğiyle ve ya kendi girişimlerinizle, okullarda çocuk oyunu oynamayı düşündünüz mü?

Birilerinin yeğeni olmak önemli!

Eda Özdemir: Belediyelerle anlaşıp çocuk oyunları oynamak için oyun çıkarttık. Hazırlıklarımızı yaptık. Fakat belediyelerle de bir türlü anlaşamadık, uzun süre çalıştığımız halde iptal edildi.  Böylelikle kurduğumuz tiyatro da tüm gücünü yitirmiş oldu. Tanıdıklar, ilişkiler, birilerinin yeğeni olmak önemli! Birilerinin selamını birilerine götüremeyince işiniz olmuyor. Birilerinin x partiden –ki 2 hafta tiyatro eğitimi almış-  yeğeni adına tiyatro oyunu dediği sahne üzerindeki hoplama zıplamalarına, her pazartesi yer veriliyor, bilet satılıyor ve almadığı eğitimi öğrencilere veriyor!

Yakup Sancı: Bu tiyatro macerasında ne öğrendiniz?

Eda Özdemir: Bu tiyatro macerasında ve bu hayatta torpilin çok ama çok önemli olduğunu öğrendim. Ne yazık, çok değerli müzik adamımızın adını alan o bina, sahne, perde ve koltuklar "İhanet" diye bağırıyor.

Yakup Sancı: Geçiminizi oyunculuktan mı sağlıyorsunuz?

Eda Özdemir: Evet. Tiyatronun yanı sıra, dublaj yapıyorum, tiyatro ve diksiyon dersleri veriyorum, öğrencilere, çeşitli insanlara, bunlar avukat, doktor, siyasi, şarkıcı olabiliyor... Televizyon, dizi işi çok olduğu zaman geçinecek kadar para kazanıyorum. İş olmadığında ise kredi kartları ile yaşamaya çalışıyorum. Tiyatronun batmasıyla birlikte mesela bir takım borçlar edindim, şimdi bunları ödemeye çalışıyorum.

Yakup Sancı: Oyuncu iş bulma adına bir ajansa kayıtlı mı olmalı? Siz bir ajansa bağlı mı çalışıyorsunuz?

Ajanslarla çalışan oyuncuların haklarının çok yendiğini düşünüyorum

Eda Özdemir: Ben ajanslarla çalışmıyorum. Ama ajanslarla çalışan pek çok arkadaşımızın ortak sıkıntısı... Anlaşma yapılıyor, sözleşme yapılıyor ama bu sözleşmelerde oyuncunun hakkını koruyan bir maddeye rastlayamıyorsunuz! İşin gerçeği, ajanssız çalışınca da gelebiliyor bunlar başınıza. Oyuncu çok duygusal davranıyor. Kendisi için pazarlık yapmakta da zorlanıyor. Ayrıca yapımcının da pazarlığa mahal vermesi komik tabi!  Ajanslarla çalışan oyuncu arkadaşlarımızın haklarının çok yendiğini düşünüyorum.

Sözleşmeyi karşılıklı imzalıyorsunuz ama size bir nüshasını vermiyorlar

Oyuncu, yapımcı veya kanal ile anlaşma yaptığında da sıkıntılar oluyor. Sözleşmeyi karşılıklı imzalıyorsunuz ama size bir nüshasını vermiyorlar. Sözleşmeyi verse ne olacak? Orada senin haklarını koruyan bir madde yok! Örneğin anlaşmada şöyle bir şey yazıyor; "38 bölüm oynayacak, şu kadar parasını şu zaman içinde alacaktır" diyor. Bunu sözlü olarak da söylüyorlar. Ama sonrasında ne söze ne de imzalanan anlaşmaya uygun hareket edilmiyor. Hakkını aramak için söz uçuyor, imzalanan sözleşmenin bir nüshası elinde yok! İşte mağdur oldun. İşte hakkın yendi. Haksızlığa dayanamıyorum. Haksızlığa uğradığımda ne kaybedeceğim hiç umurumda olmuyor, haklıysam onun peşine düşüyorum.

Yakup Sancı: Peki, hak peşine düştüğünüzde ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

Eda Özdemir: Hakkını aramak için bir yaptırım uygulasan bu da olmuyor. Sonuçta aynı camianın içindesiniz, bir yerde mutlaka yollarınız kesişecektir. Kesişmese bile başka yerlere sizi kötü lanse edebiliyor, tabi siz de onları.  Olacak işler olmayabiliyor ya da bakıyorsunuz hiç bir şey olmamış gibi yine sizi arıyor.  Sorun olduğunda hiçbir şekilde hak iddia edemiyor, arayamıyorsun. Lanet olsun demekten başka yapacak bir şeyiniz kalmıyor.

Sanatla ilgili insanlar olarak farklı egolara sahibiz bilirsiniz. Buna rağmen pek çok arkadaşımız kahvelerde garsonluk yapıyor, başka işler yapıyor. Rezil olmaktansa, bu tür insanlara hizmet etmektense çok daha şerefli işler yapıyorlar.

Yakup Sancı: Televizyon ve sinema dünyasında kendinize maddi manevi bir hedef koydunuz mu?

Eda Özdemir: Bir takım işlere girdim buralardan borçlarla ayrıldım. Bir bilgi birikimim oldu ama bunun bedelini maddi olarak da manevi olarak da ödedim, ödemeye de devam ediyorum. Deneyimlerimin bana bir getirisi olacak diye düşünüyorum. Ciddi bir sinema filminde oynamak, ses getirmek istiyorum. Cannes Film Festivaline gidecek bir filmde oynamayı çok istiyorum.

Yakup Sancı: Hep oyunculuk mu yapacaksınız, yoksa bir gün kamera arkasında da şansınızı deneyecek misiniz?

Eda Özdemir: Ömrüm oldukça oyunculuk yapacağım tabi, ama kamera önünde, ama sahnede... Yönetmenlik tiyatroda hakim olduğum bir durum, ama kamera arkasında hissiyle, zekası, matematiğiyle işin hakkını bilenlere teslim etmeli.

Yakup Sancı: Usta oyuncularla karşılıklı oynarken neler hissediyorsunuz?

Türk Sinemasının önemli isimleriyle bir arada olmak heyecan ve gurur verici...

Eda Özdemir: Şöyle söyleyeyim, Fikret Hakan, Fatma Karanfil ve İpek Tenolcay'la Trt'de bir dizideyiz, aynı sahnede ve sesli çekim... Mikrofon gömleğin içinden takıldı ve tam solumda kalbime yakın bir yerde duruyor. İlk defa bu kadar endişelendim, kalbimin sesi, ses kaydıyla karışacak diye!!! Usta oyuncular ve Türk Sinemasının önemli isimleriyle bir arada olmak heyecan ve gurur verici. Düşünsenize, aile büyüklerime hayaller kurduran, hayranlık içinde bırakan insanlarla bir arada olma şansını yakalamışım. Hoş bir ayrıcalık... Bazen bazı sahnelerde alternatif oyun öğretmek istiyorlar. Tabi hoş karşılayıp almam gerekeni alıyorum, teşekkürümü sunarak... Hüsrana uğradığım olmadı hiç. Usta oyuncularla karşılıklı oynamaktan mutluluk duyuyorum.

Yakup Sancı: Kaprisli biri misiniz?

Eda Özdemir: Hiç öyle kaprislerim olmadı. Sette son derece uyumlu olduğumu düşünüyorum, aldığım olumlu tepkilerden. Sokakta ise insanlar bana bakıyor ama bu bakışı bazen çözemiyorum. Yani beni ekranlardan tanıyorlar da mı bakıyorlar? Yoksa güzel bir bayan olduğum için mi bakıyorlar? Bunu tam anlayabilmiş değilim. Bunun için bu bakışa da ne türlü bir tepki vereceğimi kestiremiyorum. Net olan bakışlara hep tebessümle yanıt vermişimdir. Kompleks meselesine gelince, hatta biraz daha egomun peşine düşmeliyim gibi geliyor. Yani şimdilik yok, umarım ileride de yıkıcı derecelerde olmaz.

Yakup Sancı: Sizlerle birlikte bir sanat sevdalısının kalbini araladık. Yeni yüzleri, genç yetenekleri sizlerle buluşturmaya devam ediyoruz. Bir başka kalpte buluşmak dileğiyle...

Eda Özdemir'e Teşekkürler.
Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com 'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
 
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (1)

yildiray_cinar55 avatar yildiray_cinar55 01 Haziran 2011 10:55:06

cok güzel bir roportaj. sevgili EDA ÖZDEMIR ve YAKUP abime cok ama cok tesekkür ederim bu güzel roportajdan ötürü. saygi ve sevgilerimle. ben samsunlu deniz yildirim.

Yandex.Metrica