"Ekmeğin ideolojisi olmaz" posteri

Fizik, kimya öğretmeni bir babanın çocuğu olarak 1947 yılında Zonguldak da doğdu. Fakat Konya Kadınhan nüfusuna kayıtlı. Babasının Çelikel Lisesinde müdürlük yapması nedeniyle göbek adı Naci ile birlikte ikinci ismini de Çelik olarak buradan alır. Babasının memuriyeti nedeniyle Bursa'ya taşınırlar. İlkokulu burada okur. Teyyare Sinemasında izlediği filmleri halen hatırlamaktadır. Daha sonra Konya'ya oradan da İstanbul'a tayini çıkan baba ile birlikte Naci Çelik Berksoy'un da İstanbul hayatı başlar.

Liseyi, Eyüp Lisesinde ve Atatürk Erkek Lisesinde okur. Lise yıllarında önemli edebiyat hocalarının olması onu edebiyata yönlendirir. 1969-1975 yılları arasında kendi çapında eleştirmenlik yapar. Çeşitli gazete ve dergilerde bu yazıları yayımlanır. 1971 yılında "Türkiye Defteri" isminde aylık yayımlanan edebiyat ve siyaset dergisini çıkartan Naci Çelik Berksoy, günümüze kadar da çok sayıda televizyon dizisinin yönetmenliğini yaptı. Halen bu alanda çalışmalarını sürdürüyor...

Naci Çelik Berksoy: Yazarlık ve eleştirmenlik yaptığım yıllarda o dönemin en iyi sinema yazarlarıyla, yönetmenleriyle tanıştım. İlk tanıdığım yönetmenler; Halit Refiği, Metin Erksan, Erdoğan Tokatlı'ydı. Sinemaya girmeyi hiç düşünmüyordum ama sinema insanlarıyla sürekli bir birlikteliğim de olurdu. Bu yönetmenlerle birlikteliğim de Kemal Tahir'den dolayı olurdu. Kemal Tahir'in evine gider gelirdim, onunla röportajlar yapardım. O zamanlar tanıdım bu sinema yönetmenlerini. Çünkü bu söylediğim isimler Kemal Tahir'i çok severlerdi.

1973 yılında Atıf Yılmaz'a, Atıf ağabey ben de bir filmde çalışayım dedim. Başrollerini Fatma Girik ve Kadir İnanır'ın oynadığı "Kambur" filmiyle birlikte film setiyle tanışmış oldum. Filmi çekmek için Ayvalık'a gittik. 15 gün sette çalıştım sonra Atıf ağabey ben yapamayacağım, gidiyorum dedim İstanbul'a döndüm.

Dergiye devam ettim. Ekonomik sıkıntıların olması nedeniyle zaten zar zor çıkarttığım dergi, siyasi baskılar nedeniyle toplatıldı. Bir süre sonra da dergiyi çıkartamaz hale geldim. İsmail Cem o yıllarda TRT Genel Müdürüydü. Özgeçmişimle birlikte bir dilekçe yazdım ve TRT'de edebiyat programları yapmak istediğimi belirttim. Aynı günlerde İsmail Cem'in, görevinden ayrılması söz konusuydu. Son imza olarak benim sözleşmemi de görevinden ayrılmadan önce imzalamış. Oysa benim ümitlerim tükenmişti...

TRT'ye girince dergi çıkartamadım, dergi de böylelikle kapanmış oldu. Bu dergide yayınladığım yazılar nedeniyle hakkımda davalar açıldı. Bu davalar 5 yıl sürdü. Hepsinden de beraat ettim gerçi ama bu davalar nedeniyle TRT'ye kadrolu giremedim, hep sözleşmeli olarak çalıştım.

Yakup Sancı: TRT'deki çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Naci Çelik Berksoy: TRT'ye 1975 yılında girdim. Gerçi İsmail Cem gitmiş, Şaban Karataş,  Nevzat Yalçıntaş, Cengiz Taşer gelmişti. Biz o döneme "Taş Devri" derdik. Edebiyat programları yapmaya başladım. Diyelim ki Peyami Safa'nın yalnızlığından bir dram yapacağız, bunu birkaç oyuncuyla canlandırıyorduk. Örneğin A. Hamdi Tanpınar'ın "Yaz Yağmuru." Ahmet Mekin ile Sevil Candan oynamıştı bu skeçleri. Ahmet Mekin'in belki de ilk sesli çekimiydi bu.

Ayşe Saşa'ya "Mahalle Kahvesi" diye bir senaryo yazdırdık. Bunu da Yusuf Kurçenli çekecekti. Fakat Yusuf Kurçenli bazı olaylar nedeniyle TRT'den sürüldü. Bu senaryoyu ben çektim. Bu televizyon filmi benim ilk yönetmenlik deneyimim oldu.

Bir arkadaşımla birlikte "Hayatım Roman" diye bir proje ürettik. Bu 5 bölümlük bir hikayeydi. Anadolu'dan romancı olacağım diye gelen bir gencin hikayesiydi. Bu hikayeyi çektim. 1978 yılında o zamanın şartlarına göre iyi bir çalışmaydı, çok ses getirdi. 1980 yılının getirdiği baskıya rağmen çok özgür sözler söyledik bu çalışmada. Gerçi yine soruşturmalar açıldı ama TRT'nin içinde bizi savunanlar da vardı.

Daha sonra yine aynı arkadaşla birlikte "İş İştir" diye bir dizi yaptık. Çok absürt komediye dayalı bir hikayeydi. Bunu da bize"bir programın içinde yapın" diye Uğur Dündar ısmarlamıştı. Uğur Dündar o zamanlar TRT'de program müdürüydü. Cevat Kurtuluş, Sami Hazinses gibi Yeşilçam oyuncularını da içine katarak bu diziyi çektik. Fakat Uğur Dündar bu diziyi sözünü ettiği programın içine almadı, dizi ortada kaldı. Daha sonra bir program içinde değil, dizi olarak yayınlandı ama projeye sahip çıkan olmadığı için 3 bölüm sonra yayından kaldırıldı. Çünkü çok absürt ve sert bir komediydi.

"Ünlü Türk Romanlar" diye bir proje geliştirdik. İlk Türk romanından başlayarak kilometre taşı olmuş romanları aslına sağdık kalarak, dilini değiştirmeden özet yaptık. Örneğin Namık Kemal'in "İntibah"ı gibi romanları çektik. Daha sonra "Pazartesi Hikayeleri" diye bir dizi yaptım. En sonunda da TRT macerası bitti.

Yakup Sancı: Siz sinema filminden daha çok dizi çektiniz. Bunun nedeni neydi?

Naci Çelik Berksoy: En iyi yaptığım iş diziydi. 1992 yılında bir arkadaşım benden proje istedi. Elimde Selim İleri'nin "Her Gece Bodrum" isimli bir senaryo vardı. Bunu çektik, fakat hem oyuncu seçimi hem de yapımcıdan dolayı başarısız olduk. Arada bir video filmleri çektim. En son olarak da "Paramparça" diye bir sinema filmi çektim. O da maalesef iyi tanıtım yapılmadığı için kitleye ulaşamadı. Sinemada başka kanunlar işliyor sanırım, yeni bir sesin sisteme girmesi için başka koşullar var. Ben de onu beceremedim.

Sinema filmi çekmeyi bende çok istiyorum tabii. Sinemada söyleyecek sözüm de var. Fakat sinema yapacak gücüm günümüzde de yok, bundan 20 sene önce de yoktu. Kaynak bulmak ayrı beceri isteyen bir yetenek... Birçok arkadaşım finans bulmayı başarıyor, film çekiyor ama bence enerjilerinin çoğunu da filmi yapacak kaynağı bulmak için harcıyorlar. Bunu ben yapamıyorum. Onun için sinema yapamıyorum. Ben de dizilere yoğunlaştım. Dizi bir yerde benim uzmanlık alanım oldu.

Yakup Sancı: Son yıllarda çektiğiniz dizilerde oynayacak oyuncuları kanal belirliyor. Bir yönetmenin oyuncuyu kendisinin belirlememesi yönetmen için dezavantaj mıdır?

Naci Çelik Berksoy: TRT de olsun, diğer dışarı işlerinde olsun hikayeyi biz buluyor, oyuncu kadrosunu biz kuruyorduk. Yapımcılarla çalışmamıza rağmen yine de böyle bir imkanımız vardı. Şimdi o da kalmadı. Son yıllarda çalıştığım kanalda oyuncu seçme hakkım yok. Kanal kendisi belirliyor oyuncuları, sete gönderiyor. Kanalın belirlediği bu oyuncularla çalışmak zorunda kalıyorum. Oyuncu iyiyse iş de iyi oluyor, iyi oyuncu gelmezse olduğu kadar diyoruz.

Evet, dezavantaj. Bu durumda yönetmen olarak biz senaryoda yazanı sahneye koymuş, resimlemiş oluyoruz, başka bir fonksiyonumuz yok. Hikayeyi okuduğumuzda karakterle ilgili bir takım düşünceler de oluşuyor. "Bu karakteri şu arkadaş oynasın" diye düşünüyoruz ama oyuncuyu kendimizin belirlemediği için karakter de tam oturmuyor.

Eskiden Yeşilçam'da bir eli yüzü düzgün filmler bir de iş filmleri çekilirdi. Bizim yaptığımız da şimdi bu. 5-6 günde dizi çekiyoruz, iş dizileri çekiyoruz. Dizilerin çok ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Tüm dizilerde olduğu gibi benim setimde de bir koşturmaca var. Senaryolar çok geç geliyor. Bölümün yayına yetişmesi için tempolu ve uzun saatler çalışılıyor. Bu da çok yorucu oluyor. Bu nedenle dizilerin bu kadar uzun olmamasını düşünenlerdenim.

Yakup Sancı: 7-8 yıldır aynı kanala dizi çekiyorsunuz. Bu kanalla çalışmayı tercih etmenizin nedeni ideolojik bir yakınlık mıdır? Yoksa "profesyonel bir yönetmenim. Kanalın ideolojisi benim için önemli değil işimi yapar, paramı alırım" mı diyorsunuz?

Naci Çelik Berksoy: Kanalla ideolojik bir yakınlığım yok. Aksine ters açılardayız. Fakat kanal çalışanına doğru dürüst davranan bir kanal... Bütçesi azdır, çoktur bu pek önemli değil ama emeğin her ne ise kısa sürede bunu alabildiğin bir kanal. Tabii kanalın ideolojisi var ama bu beni ilgilendirmiyor. Bir yönetmen olarak bana baskı yapmıyor. Yaptığım işe müdahale etmiyor. Yağmurdan Sonra, Büyük buluşma, Hakkını helal et. En son da Tek Türkiye'yi çekiyorum. Kanalın ideolojisi olabilir ama bir yönetmen olarak bana baskı yapılmıyor.  

Yakup Sancı: Son çektiğiniz dizinin özü nedir? Ne anlatıyorsunuz bu dizide?

Naci Çelik Berksoy: Tek Türkiye'yi çekiyorum. Bu dizinin özü; "Kürtler iyi insanlardır fakat tahrik ediliyor, kışkırtılıyorlar" özü budur. Senaryo yazılırken bir takım bilgilere belgelere dayanılarak yazılıyor. Tabii ne kadar doğru, ne kadar yanlış tartışılır. Ona bakarsanız Kurtlar Vadisi de benzer konuları işliyor.

Yakup Sancı: Çektiğiniz sahneleri içinize sinerek mi çekiyorsunuz yoksa "böyle bir şey çekiyorum ama burada herhangi bir halka haksızlık yapılıyor mu?" diye düşündüğünüz oluyor mu?

Naci Çelik Berksoy: Düşündüğüm oluyor tabii. Yaşanmış olaylardan yola çıkarak bir dizi çekiyoruz. Tabii bende farkındayım, ideolojik yapısı ağır basan bir çalışma ama bu ideolojiyle benim bir alakam yok.

Yakup Sancı: O zaman şöyle bir mantık çıkıyor. "Yapılan iş içinize sinmiyor" Yapmak istedikleriniz bu değil. Doğru mudur?

Naci Çelik Berksoy: Doğru. Yapmak istediğim bu değil. Fakat bir iş yapmam gerekiyor, çalışmam gerekiyor ve para kazanmam gerekiyor. 200 bölüm Üvey Baba dizisi çektim. Paramı çok zor aldım. Ondan sonra kaç tane dizi çektiysem hiç birinden paramı alamadım. Benim çalıştığım kanalla çalışmak ve başka kanalla çalışmak arasında hiçbir fark yok. Benim Aşk-ı Memnu'yu çektiğimi düşünün. O zaman içim daha çok acırdı. Çünkü Aşk-ı Memnu'ya ihanet edildi. Bir edebiyatçı olarak bu güzelim eserin bu hale getirseydim içim sızlardı.

Ben 241-242'nci maddeden davalar açılmış biriyim. Bana neden bu kanalla çalıştığımı söyleyen solcu arkadaşlarım benden daha hızlı solcu değiller. Solun insanları muhafazakar kanallarda çalıştığında küçümsenirler. Ben buna hiç aldırmıyorum. Ben profesyonelim. Her kanalla çalışırım. Ekmeğin ideolojisi olmaz.

Yakup Sancı: Dizilerde çok fazla ağlayan kadın, ağlayan adam görüyoruz. Oyuncuları neden bu kadar çok ağlatıyorsunuz?

Naci Çelik Berksoy: Dizi yönetmenliği yönetmenlik değildir. Olayı resmetmektir. Teknisyenliktir. Oyuncunu düzgün oynatacaksın, açılarını doğru yapacaksın. Bizim yaptığımız da budur.

Türk filmlerini daha dramatize edilmiş, daha ağlatılmış halleridir. İzleyici çok fazla ciddiye almamalı, çok fazla önemsememeli. Benim çektiğim dizide de ağlayan adam, ağlayan kadın izlemek mümkün. Bunu kanal özellikle istiyor. "Oyuncuyu ağlat, daha duygulu olsun" diyor. Kanal da reklamını dizinin izlenirliğine göre alıyor.

Yakup Sancı: Kısıtlı zamanla dizi çekiyorsunuz. Bir bölümde kaç sahneyi içinize sinerek çekiyorsunuz?

Naci Çelik Berksoy: Çektiğimiz diziler 90 ile 120 dakika arasında. Bu kadar zaman içinde eğer iki sahneyi iyi çektiğinizde, içinize sinerek çektiğinizde bununla yetiniyorsunuz. Bölümün içinde iki sahneyi sinema gibi çektim. Işığını ona göre yaptım diyorsunuz. Ancak bu kadarını yapabiliyoruz. Dizinin tamamını bu şekilde çekme imkanımız yok. Mekan iyi oluyor, istediğin kamera hareketini yapabiliyorsun. O zaman büyük keyif alıyorsunuz. Çünkü bölümün tamamını 4 günde çekmek gibi bir zamanımız var.

Yakup Sancı: "Kaygılarım var. Söyleyecek sözlerim var" dediniz. Sinema yapma olanağınız olsaydı nasıl bir sinema yapardınız?

Naci Çelik Berksoy: Politik bir sinema yapardım. Örneğin en çok sinemasını yapmak istediğim Ahmet Arif'in 33 kurşun diye yazdığı şiirindeki konu Muğla olayıdır. Yine Kemal Tahir'in "Dondurma Siyaseti" diye bir hikayesi vardır. Kürtlerin Dersimden Trakya'ya, ya da başka yerlere sürülmesini işler. Müthiş bir hikayedir. Bunu çekmek isterdim. Bunlara benzer 3-4 hikayeyi çekmek isterdim. Bu hikayeler fazla uç ve avangart olduğu için sponsor bulmam da zor. Ancak kendi imkanlarımla çekebilirim, bu da bende yok. Bu hikayeler için dışarıdan yardım alınabilinir. Buna da sıcak bakmıyorum. Çünkü Türkiye aleyhinde bir film çekiyorsunuz.

Naci Çelik Berksoy'a Teşekkürler.

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com 'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
 
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (5)

asude212 avatar asude212 07 Eylül 2011 16:19:09

ben de turgut1955 adlı arkadaşa katılıyorum biz millet olarak meydanlarda kazandığımız herşeyi masa başında kaybettik zaten

Aura avatar Aura 24 Ağustos 2011 15:02:08

Hocam,yüreğin ve vizörünle ışığın hiç sönmesin..Halil Kumova

turgut1955 avatar turgut1955 21 Ağustos 2011 08:15:08

Naci Abi gerçekleri  güzel  anlatmış  her dnemde  insanlar sömürülmüş  ve  masa    başı dümenleri  her  dönemde  var ..

Yandex.Metrica