"Ölene kadar tiyatro yapmaya devam edeceğim" posteri

17 Ekim 1960 yılında Taksim Alman Hastanesinde dünyaya gelir. İlkokulu, Sarıyer Pertevniyal okulunda, Ortaokulu Sarıyer Ortaokulunda okur. Ortaokul yıllarında babasını kaybeden Mehmet Hakter Balaban, annesine söyle der; "sanırım ben çok okuyamayacağım" Bu sözü üzerine anne oğlunun okumasında ısrarlı olur ve anne-oğul birlikte karar vererek Mehmet Hakter Balaban, Şişli Motor Meslek Lisesine kaydolur.

Sanata olan ilgisi ilkokul yıllarında bateri çalmakla başlar. Büyüdükçe ilgilendiği alanlar da genişler ve futbola merak salar. Lakin ülkenin siyasi ortamı lise okuduğu yıllarda karışıktır. Bir süre siyasi rüzgara kapılır fakat aradığını orada bulamaz. Sarıyer Halk Evi’nde sanatla tanışır ve burada kararını verir. "Ben sanatçı olacağım"

Yıllar boyu amatör çalışmalar içinde bulunur. Zamanla profesyonelleşir ve kendi tiyatrosunu kurar, oyunlar oynar, yönetir. Sanat, ona maddi olarak pek bir kazanç sağlamasa da manevi olarak zenginliğin tadını verir. Huzur içinde başını yastığa koyduğu gecenin sabahında, "Günaydın herkese... Dosta, düşmana, sevdaya, sanata, sanatçıya günaydın... Özgürlüklere... Kuşların kanadına, bebeklerin ıngalarına... Güneşe ormana... Patika yollara, asfalt caddelere... Özgürlük savaşçılarına kısacası insana, doğaya ve tüm canlılara günaydın..." dedirtebilir.

M. Hakter Balaban: Tiyatroyu tanıştığım yıldan itibaren meslek olarak düşünmeye başlamış, kişiliğime en uygun mesleğin bu olduğunu düşünmüştüm... Ayrıca, insanlarla tek yüz yüze yapılan ve onlara en iyi şekilde ulaşılabilecek tek sanat dalı, belki de en zor olanı tiyatroydu... Ben de kendim zor olduğum için zoru başarmayı her zaman çok sevmişimdir.

Yakup Sancı: Oyuncu olarak idealinize ulaştınız mı?

M. Hakter Balaban: Tiyatroda evet. Sadece ödül almak kaldı. Ama dizi ve sinema da henüz değil... Tiyatro oyunculuğu öyle güçlü bir tutku ki burada başarılı olabilmek zevklerin en güzeli... Hele ki büyük uğraşlar sonunda seyirciyle buluşuyorsunuz ya hele selamlamaya geliyorsunuz ya, o alkışlar size her şeyin, her zevkin en büyük doruğunu yaşatıyor.

Yakup Sancı: Yıllarını sinema, tiyatro sanatına vermiş ama ödül alamamış-verilmemiş yüzlerce sanatçı var. Ödül almak bir sanatçı için önemli midir?

M. Hakter Balaban: Tabi ki ödül almak her sanatçının isteyeceği bir şey. Önemli mi evet ama seyircinin çılgınca alkışlarından daha önemli değil. Evet, ödül almadım ama bir çok plaketim var, o da ödül sayılır. Ayrıca şu ana kadar oynadığım bütün oyunlar çok beğeni kazandı... Ben benim adıma söylemiyorum ödülü, bir çok sanat emekçisi birçok oyuncu var aslında ödül alması gereken ama maalesef nedense birkaç tiyatro ve birkaç oyuncu ile sınırlanıyor bu ödül törenleri... Yine de mutluyum bu mesleği tercih ettiğim için.

Yakup Sancı: Bize çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

M. Hakter Balaban: Ben sadece tiyatro oyuncusu değilim aynı zamanda tiyatro sahibi ve tiyatro eğitmeniyim de... Yıllarca Sarıyer Halk Eğitimi Merkezi’nde tiyatro eğitmenliği yaptım, çeşitli özel kuruluşlar ve 2000-2005 yılları arasında Sarıyer Belediyesi’nde de tiyatro eğitmenliği yaptım. Oyunculuk dışında öğretmeyi de çok seviyorum. Ayrıca, Ortaköy Kültür Merkezi ve eski Dünya Sineması’nda sinema salonu ve kültür merkezi işletmeciliği de yaptım.

İlk "Sinema Gazetesi"nin de yayınında bulundum. 1991 yılında kendime ait olan İstanbul Gökkuşağı Tiyatrosunu kurdum. Sonra devam etmedim. Şimdilerde Rahmetli İbrahim Alben ustanın çocukları sürdürüyorlar o tiyatroyu, çünkü ben Rahmetli İbrahim ağabey ile ortaklık yapmıştım. O tiyatroda devam edemeyeceğim için onlar sürdürdüler.

Dizi ve sinemadan uzun süre kaçtım... Bu arada Beyoğlu’nda "Çingenem" isminde bir bar bile açtım. Ama çok geçmeden Umut Taksi diye bir dizide oynayarak tanıştım kamerayla... Sonra, "Denizi Bekliyordu" diye bir sinema filminde yer aldım. Ondan sonrada devam etti kamera ile tanışıklığım. Uzun bir süre tiyatroya ara verdim, sonra Burhan İnce ile çocuk oyunlarıyla tekrar döndüm tiyatroya...

Çünkü tiyatrosuz yapamayacağımı anladım. Ama kamerayla tanışıklığım devam etti. Bir kaç dizide konuk oyuncu, bölüm oyuncusu derken ilk uzun soluklu dizim "Üvey Baba" oldu... Sonra "Kimyacı" derken devam etti kamerayla tanışıklığım.

Bundan 4 yıl önce evlendim ve Mersin de yaşamaya başladım orada kamera beni unuttu. Ben de tekrar "sadık yârim, uzatmalı sevgilim" Tiyatroya dönüş yaptım ve "Tiyatro Matine Suare"yi kurdum. Çocuk oyunları ve nihayet, "Kim Damat Kim" adlı büyük oyunu çıkarttım. Bu oyunu İstanbul da çeşitli sahnelerde oynuyoruz, oynayacağız.

Sarıyer, Beyoğlu, Bakırköy, Zeytinburnu gibi İstanbul’un çeşitli semtlerinde oynadıktan sonra... Bodrum, Kütahya, Edirne, Tekirdağ, Antalya, Erzurum, Sivas, Bursa ve daha pek çok şehre giderek tiyatro severlerle buluşacağız.

Yeni sezona ise iki çocuk oyunu ve bu oyun dahil iki büyük oyunuyla devam etmek istiyorum. Tabi kamera ne der bilemem ama şimdilik planlarım bu.

Yakup Sancı: Tiyatro yapmanın zorlukları nelerdir? Ne tür sıkıntılar çekiyorsunuz?

M.Hakter Balaban: Aslında dünyanın en güzel mesleği ama bizim ülkemizde çok zorlukları var. Örneğin parası az diye oyuncu bulmakta zorlanıyorsunuz... Diziler tüketiyor maalesef para uğruna oyuncuları... Salon bulmakta zorlanıyorsunuz... Ekonomik durum maalesef insanlarımızı Tiyatroya gitmekten alıkoyuyor... Turneler de birçok engelle karşılaşıyorsunuz... Tabi ki Tiyatro yapmak dizi yapmaya benzemiyor, çok uğraş vermek zorundasınız oyun çıkana kadar... Provalar en az 1 ay sürüyor belki de daha fazla bir çok oyuncu bunları yaşamak istemiyor, gidiyor bir diziye iki ya da üç gün çalışıp tiyatrodan 10 oyunda alacağını bir bölümde alıyor. Hal böyle olunca oyuncular da tercihini diziden yana kullanıyor. Ama altyapı ne oluyor? Eriyip gidiyor. Yine de benim gibi birçok usta var, ya da genç arkadaşlar inadına Tiyatro yapıyorlar.

Ben de ölene kadar tiyatro yapmaya devam edeceğim.

Yakup Sancı: Siz Sarıyer Halk Eğitim Merkezinde kurs veriyorsunuz. Öğrencilerinize neler öğretiyorsunuz?

M.Hakter Balaban: Tiyatro Tarihi, Kuram ve kuramcıları... Diksiyon, Fonetik Sahne Bilgisi... Vücut dili.. ve kamera önü oyunculuğunun kıstasları. Başlıkları altında toparlayabiliriz. Şimdi bu röportajı okuyan birçok oyuncu ve ya oyuncu adayı diyeceki"ne gerek var Tiyatro Tarihine ve kuramcılarına". Bir oyuncu adayı Aritotales’in üçü birlik kuralını bilmezse ya da Katharsis’i birçok klasik oyunun mantığını çözmekte zorlanır katharsizi bilmezse seyirciyle bütünleşmeyi beceremez... Ya da Bertholt Brecht’i anlamazsa epik tiyatroyu kavrayamaz ve de yanlış yorumlar oyunculuğundaki rolünü... O yüzden önemlidir Tiyatro Tarihi ve Kuramcılar. Epik tiyatroyu iyi özümsemeyen bir oyuncu adayı çok haz almaz vodvilden ve orta oyunundan... Tarih olarak geride kalırız birçok ülke tiyatrosundan... Eğer bir oyuncu tiyatroda diksiyonu günlük doğru konuşma olarak öğrenmeyip, spikerler ya da hitabet sanatçıları gibi konuşurlarsa alay konusu olurlar...

Bir oyuncu ses rengini bilmelidir ki rolüne göre kullanabilsin sesini... Diksiyonu kuvvetlendiren bir diğer öğede solunumdur. Solunumun tiyatroda kaç çeşit olmasını ve bir oyuncu için en doğrusunun hangisi olduğunu bilmeli ve kullanmalıdır... Yoksa cırtlar sahnede... Oyuncu ve tiyatro oyunculuğunun sahnede telafisi yoktur, dizi oyunculuğu gibi yani "Kestik... Ekşin" diyen bir yönetmen yoktur artık başında...

Tiyatro oyunculuk eğitiminin üniversitelerde yayılmasına karşı değilim ama doğru öğreticilerle yayılsın. Yoksa "bacakları ya da bir yerleri ne kadar güzel, kaşı, göz rengi boyu posu ne kadar güzel" diye öğrenci alınacak ve eksik yarım yamalak yetiştirilecekse sınırlı kalsın en iyilerle devam etsin...

Şunu da ekleyeyim; Oyuncu olmak isteyen tüm kişilere eğitim evet ama asıl eğitim sahnede usta çırak ilişkisidir... Üniversite okuyan kişi tiyatro oyuncusu olmak istiyorsa illa da tiyatro bölümlerinden eğitim almak zorunda değildir... Gerçekten deneyimli herhangi bir kültür merkezi, halk eğitimi merkezi veya belediyelerden de eğitim alsa olur. Yoksa herhangi bir üniversitenin alelade oyunculuk bölümünde 4 yılını harcamış olur. Onun yerine o süre içerisinde girsin bir tiyatroya hem yukarıda söylediğimiz eğitim sürecini yaşasın hem de küçük de olsa bir rol oynasın.

Altını çizerek söylemek gerekirse, tiyatro eğitimi şöhretten değil kaliteli ustadan, kaliteli kurslardan alınır. Ben tüm gençlerimize bu mesleğin bayrağını almalarını ve onurla taşımalarını önerirken, anne ve babalara da öğretmenlik kadar kutsal olan bu mesleğe çocuklarını hiç çekinmeden adapte olmalarına müsaade etmelerini tavsiye ederim.

Sözlerimi ulu önderimizin bir deyişiyle bitireyim. "Sanatsız kalan bir toplumun kan damarlarından biri kopmuş demektir" Bir başka sözü ise şöyledir; "Efendiler; hepiniz mebhus, bakan, başbakan hatta reisicumhur bile olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız" Kendilerini bir sanata adamış bu çocukları sevelim.

Mehmet Hakter Balaban’a Teşekkürler.

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com 'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
 
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (1)

delikadir39 avatar delikadir39 09 Ekim 2011 21:06:10

Böyle tiyatroya bağlı insanlar görmek sevindirici.

Yandex.Metrica