"Dizi sektöründe kural, kanun, düzen, disiplin, yok" posteri

İstanbul Beyoğlu İlk Yardım Hastanesinde Dr. Alaeddin Yavaşça tarafından dünyaya getirilir. Kasımpaşa Hacıhüsrev Mahalle'sinde doğar, büyür...

Hacıhüsrev Mahallesi bilinenin aksine, Bahriyeli denizcilerin yaşadıkları bir mahalle iken daha sonraları başta Tersanelerin ve diğer fabrikalarda, balık halinde ve civar semtlerde hizmet erbabının yaşadığı bir "emekçi" mahallesiydi... Her kenar mahallenin olmazsa olmazı "racon" yani "yazılmamış kuralları" ile ve o kuralları titizlikle uygulayan "kabadayı"larıyla özdeş bir mahalleydi. Zamanla bu yozlaşmaya yasadışılığın yaşam biçimine dönüşmesi yoğun göçlerin başlamasına denk düşer... Mahallede Arnavutlar, Tatarlar, Rumlar, (az da olsa) Ermeni ve İbraniler, Romanlar, Abdallar, Balkan Muhacirleri, Aleviler, Sünniler yaşardı ve herkes herkese saygı, sevgi gösterirdi... Yani Hacıhüsrev'de "tahammül" esasına göre değil, başlı başına "saygı ve sevgi" esasına göre yaşardı bunca değişik kökenli insanlar. İnsanlar diyorum çünkü günümüzde kaybolan ve sırf bu yüzden "insan hakları"gibi korunması kollanması dayatılan o değerler o dönemlerde mevcuttu... Elbette ki Anadolu'nun çok yerinde olduğu gibi... Bu anlamda Ali Yaylı, "kendimi çok zengin hissettirir Hacıhüsrev'li olmak" der.

İlkokulu Hacıhüsrev İlkokulu, ortaokulu, Pirireis Ortaokulu, liseyi önce Kasımpaşa Lisesi, sonra Beyoğlu Atatürk Akşam Lisesi Gece Bölümünde, Üniversiteyi ise M.Ü Atatürk Eğ. Fak. Müzik Bölümünü okur.

90'lı yıllarda 4 sene sine-sen  yönetim kurulu üyeliği, 8 yıldan fazla da TODER (Tiyatro Oyuncuları Derneği'nde) yönetim kurulu üyeliği ve bir dönem de başkanlık yaptı. 2010- 2012 arası olmak üzere son iki yıldan beri de, İ.B.B Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu Üyeliği yapmakta.

Yani bir ömür verdiği tiyatro ve sinema oyunculuğunda yalnızca oyuncu/yönetmen olarak değil, oyuncu sorunları ile ilgili tüm mesleki örgütlerde gerek üyelik gerekse yönetici olarak  sanatçı hakları, (telif hakları, sosyal ve özlük haklar), sanatçı onuru, üretkenliği, estetik ve yaratıcılık önündeki engellerin kaldırılması için ciddi bir emek ve mücadele verdi.

Ali Yaylı: Bir kaç arkadaşımın yakasında veda fotoğrafımın olduğu, cemevinden uğurlanacağım güne kadar mesleki ve sınıfsal mücadelem sürecek.

Çocukluktan itibaren dans ettiğimi hatırlıyorum,74 yılında Türk Folklor Kurumu'nda Halk Oyunları Okulunda eğitime başladım, Aynı yıl sahneye çıkmaya başladım... Daha sonraki yıllarda Derleme Araştırma ve Halk Tiyatrosu Bölümlerindeki eğitimlere katıldım... Dansla Tiyatroyu buluşturan bu eğitimin sonucu sahnede sergilediğimiz gösterinin adının; Dans Tiyatrosu olduğunu bilmediğimi itiraf edeyim... O yılların siyasi içeriğinde "devrimci" gecelerde sahnelediğimiz bu etkinliklerin birinde büyük usta Erkan Yücel tarafından izlendiğimi, yeni kurulan DAST (Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu) kurslarına katılmam "direktif teklifi" ile anladım... İşte o gün  bu gündür "Tiyatro"yaşam biçimim.

Dans bir süre bale ama çoklukla halk dansları ve onların tiyatral biçimde sahnelenmesi biçimidir... Yaşlandıkça uzaklaştığım aktif dansın bana beden kullanımı, reji ve oyunculuğumun her alanında çok fazla yararı olduğunu şimdi çok net söyleyebiliyorum... Her oyuncu araç kullanmaktan, eskrime, yüzmekten nota okuma becerisine sahip olmasının gerekliliği nasıl ki tartışılmaz, işte dansın da bu kategoride değerlendirilmesi zorunludur.

Yakup Sancı: Oyunculuğun yanında pek çok filmde de yönetmen yardımcılığı yaptınız, reji de bulundunuz. Hedefinizde yönetmenlik yapmak mı var?

Ali Yaylı: Aslında ben yönetmen yardımcılığını özel bir amaçla yani yönetmenlik amacıyla yapmadım, oyunculuğa katkısı olur diye... Hem ekonomik, hem kamera, objektif (şimdi lens diyorlar) bilgilerine ulaşmak... Yani biraz öğrenme isteği biraz da ekonomik katkı... Malum benim yetiştiğim dönemde "jön" sineması vardı ve ben kara kuru, yakışıklı olmayan bir oyuncuydum, kolay rol vermiyorlardı.

Yakup Sancı: Seslendirme ücretlerinde taban belli değil, bazı sesler ciddi paralar kazanırken bazı iyi sesler ise komik rakamlara konuşuyor. Seslendirme yapan Dublaj sanatçılarının meslek birliği de var. Siz de seslendirme yapıyorsunuz. Neden örgütleşip tabanı belirlemiyorsunuz? Bir başka konu ise bazı oyuncular düşük ücreti boykot ederken bazıları da sendika üyesi oldukları halde düşük ücretlerle çalışıyor. Burada da tam olarak bir örgütleşememek söz konusu... Bu konularda neler söylemek istersiniz?

Ali Yaylı: Seslendirme ve oyunculuğu beraber ele almalıyız diye düşünüyorum... Tiyatroyu bir kenara ayırmakla başlayayım, sinemayı da kısmen kenara ayırayım ve geleyim esas meseleye; dizilere...

Dizi, dizicilik diye bir sektör türedi bu özel televizyonlardan sonra. Ben bunu aynı gecekondu türemesi ve  işportacılık gerçeğine benzetiyorum. Kural, kanun yok, düzen disiplin yok, temel sosyal haklar yok. Hatta kanunu var kendi yok olan "Telif" haklarımızın çalındığı hatta gasp edildiği bir süreç yaşıyoruz.

Sosyal haklarla başlayayım, oyunculuğun, (buna kamera arkası çalışanları katmazsam haksızlık olur) sokakta yürüyen bir yurttaşımızın en temel hakları olan, günde 8,  haftada 40 saat çalışma hakkı eğer zorunluysa fazla çalışmaya ekstra ücret, hafta sonu tatili, sigorta (sağlık ve emekliliğine matuf, ssk) parasını zamanında ve eksiksiz alma haklarında mahrum. Yani  sözüm ona sanatçı, oyuncu ama onun hayranlıkla izleyen sokaktaki yurttaşın haklarından bile mahrum.

Bu talepleri dile getirenleri işsiz bırakan, yok sayan,  hatta onursuzlaştırmak için "bilinen" yöntemler izleyen,  sanki esnaf, zenaatkarmış gibi defter tutmayı  dayatan, can güvenliklerini sağlamayan, paralarını "kanaldan alamadıkları gerekçesiyle" zamanında ödemeyen yapımcı olarak adlandırılan; Taşeronlar bu "İşporta dizicilik sektörünü" peydahladı. Tabii bazı gerçek yapımcıları bu dediklerimden ayırmamak haksızlık olur. Onların o kadar az ve en az oyuncular kadar şikayetçi olduklarını biliyorum.

Sendika ya da başka meslek örgütlerinin işe yaramamasının sebebi, mevcut "faşist" yasaların bizzat kendisidir. İş kolunun 17. İşkolundan ayrılarak; "Kültür-Sanat" işkolu olmalı ve işkolu içinde sorunların giderilmesi için başta sendikaların ve diğer meslek örgütlerinin çözüme katkı sağlamaları gerekir. Aksi taktirde bu dizicilik, işportacı arsızlığı, gecekonducu hoyratlığı  devam eder ve çok can yanar bu emek hırsızlığından.

Yakup Sancı: Sanattan uzaklaşan, "yozlaşan" bir toplumda tiyatronun öneminden, salonların neden yeteri kadar izleyici bulamadığından, bunun ekonomik ve kültürel sebeplerinden söz edelim. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ali Yaylı: Tiyatro da sanat üzerinde oynanan oyunun bir başka mağdurudur... Eskiden sanat düşmanlığı gizli ve sinsice yapılırdı, şimdi şartların oluştuğunu düşündükleri için sanırım açıkça, hem de bakanların ağzından beyanatlara yansımaktadır... Genel yozlaşma ve soysuzlaşmadan nasibini ilk önce tiyatro alır, alıyor da... Şimdilik ödenekli tiyatrolar yükü çekiyor ama bu  sanat/tiyatro düşmanları oraya da el atacaklardır...

Yakup Sancı: Siz sanatın pek çok alanında varsınız. Bu kadar geniş yelpazede olmanızın nedeni nedir? Ait olduğunuz yeri mi arıyorsunuz yoksa ekonomik nedenlerle mi çalışma alanınız bu kadar geniş?

Ali Yaylı: Aslında o kadar da geniş değil yelpazem, tiyatro, sinema, seslendirme, biraz yazmak, biraz müzik. Tüm bunlar tiyatro oyunculuğu ve yönetmenliğinde çok destekleyici ve ufkunu geniş tutan takviyeler. Bir ömür verdiğim ve çok çalışarak sürekli tazeleyerek beslediğim Tiyatro ne yazık ki besleyemiyor. Maalesef ben de seslendirme ya da tiyatro dışındaki alanlarda oyunculuk yaparak yaşamaya çalışıyorum.

Ali Yaylı'ya Teşekkürler.
Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

 

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (5)

BoYMeN avatar BoYMeN 29 Kasım 2012 12:18:31

10

Ali hocam ellerinizden öpüyorum söylediklerinize harfiyen katılıyorum dik duruşunuz ve açık sözlülüğünüzü çok seviyorum bende şu anki dizileri izliyorum desem yalan olur ama dizilerin çok büyük ticari rant haline gelmesini görüyorum ve duyuyorum ve h aliyle tiyatroyla sanatla oyunculukla uğraştığım için bu gelinen hal benimde canımı sıkıyor ali hocamla röportajı için yakup sancı ya teşekkür ediyorum ve şu an bi oyunumuz var Ali Yaylı yönetmenimiz burdan belirteyim ellerinden bir kez daha öpüyorum ağzına yüreğine sağlık hocam...

turgut1955 avatar turgut1955 27 Şubat 2012 09:19:02

Alı Yaylı gerçekleri  çok güzel anlatmış  şimdi  yapılan  dizileri  hiç izlemiyorum.. bundan 20 sene önce  yapılan  diziler daha kaliteliydi. şimdi diziler  bir birine benziyor..ayrıca dizilerde  çalışanlarda   bir birine karşı saygı  yok çünkü usta çırak ilişgisi  yok  çünkü  herkes sette  kendini uzman uzman sinema görüyor..yeşilçamın  sinemacılarında  usta çırak ilişgisi vardı  şimdiki gibi  üç günde uzman  sinemacı  olmuyorlardı..1990 dan sonra yeşilçama gelen sinemacılar  yeşilçamı bitirdiler..şimdiki setler saygıslar mankası.bu güzel Röportaj için Ali yaylı ve yakup sancı .arkadaşa ..teşekkürler  ve saygılar.....

hasan.karci avatar hasan.karci 20 Şubat 2012 19:01:02

başka söze gerek varmı gerçekleri kıvırtmadan ve cesurca söyleyen bir kişi ali yaylı.onu ve röpörtajı yapan iki cesur adama teşekkürler.

Yandex.Metrica