"Zamanı geldiğinde yolculuk kaçınılmaz olur" posteri

Anne ve Babası Trabzonlu olan Aytekin Çakmakçı 1949'da İstanbul'da doğdu. 1965'te sinemaya kamera asistanlığıyla başlayan yolculuğu set ve afiş fotoğrafçılığı, reklam fotoğrafçılığı, reklam kameramanlığı, sinemada ve TV dizilerinde görüntü yönetmenliği ile devam etti. 100'e yakın sinema 30 civarında TV dizisinde görüntü yönetmenliği yaptı.

Çalışmalarından bazıları; Yılanların Öcü, Muhsin Bey, Mum Kokulu Kadınlar, Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri, Biri Ve Diğerleri, Kan, Uzlaşma, Düttürü Dünya, Sen Türkülerini Söyle, Işıklar Sönmesin, Prenses, Kurt Kanunu, Bir Avuç Gökyüzü, Arabesk, İmdat İle Zarife vb...

Televizyon dizilerinde ise Yaprak Dökümü TRT Baba Evi, Şehnaz Tango, Yeni Hayat, Benimle Evlenir misin, Deniz Gurbetçileri. 30 civarında üniversite ve sinema kurslarında work shoop ve seminer verdi, Marmara Üniversitesi Sinema TV'de 4 yıla yakın görüntü yönetmenliği ve televizyon teknik dersleri verdi... Samanyolu TV'de 1 yıl dramalarında teknik süpervizörlük yaptı,1999 yılında ilk kişisel fotoğraf sergisi Galata'da açtı.

Sinema sektöründe Altın Portakal, Altın Koza, Altın Kelebek (TV) İstanbul Fotoğraf Amatör Sanatçıları (İFSAK) sinema ödülü aldı. Bir çok ödüle sahip olan ve halen Trabzon'da televizyon tekniği- sinema kursları ve Karadeniz Teknik Üniversitesi'de eğitim vermekte. Aynı zamanda, Trabzon Fotoğrafçılar Derneğinin onur üyesi de olan Aytekin Çakmakçı, kısacası büyük ilgi duyduğu sinema sektöründe daha sayamadığımız pek çok başarılı çalışmalara imzasını atarak sinemaya bir ömür verdi.

Yakup Sancı: Siz Trabzon da yaşıyor ve bu şehirde sinema kursları veriyorsunuz. Bu çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Aytekin Çakmakçı: Zamanı geldiğinde yolculuk kaçınılmaz olur. İstanbul'da doğup büyümeme rağmen Trabzon kültürü evimizde hep mevcuttu. Trabzon, 60 yıl içimde erişilmez bir sevgili gibi yaşadı. Yani evimizde her zaman Trabzon yemekleri pişti.

Kızımın Trabzonlu bir aileye gelin gitmesi vektü'de eğitmen olarak görev alması sonucu eşimin de torun bakma gerekçesiyle Trabzon'a yerleşmesi ile 5 yıl süren bir ayrılığın ardından, kalp rahatsızlığımın ve yaşımın ilerlemesini gerekçe göstererek beni ısrarla yanlarına çağırdılar. Gidiş zamanı geldiğinde yolculuk kaçınılmaz oldu.

Bu coğrafyanın 4000 yıllık zaman tünelinde kültür sanat kenti olduğunu düşünürsek, Tanrı'nın bu kent insanına genetik olarak lütfettiği bu yeteneği günümüz insanlarının birbirini tüketerek bir mirasyedi gibi harcadıklarını gördüm. Bu kısır çekişmelerinin içerisinde, sinema adına çeşitli kategorilerde ürün yaratmaya çalışan insanları görmek, benim için sevindiriciydi. Varol Uzlu, Zafer Kalfa, Erdal Eksert, Deniz Yeşil, Oğuz Çiçek, Levent Çağlayan, Hakan Urcu, Müfit Semih Baylan benim ilk aklıma gelen isimler.

Yakup Sancı: Bir kursiyer için sadece öğretmek yetmiyor sanırım. Önemli olan öğrendiklerini de gösterebilecek platformların oluşması... Siz Trabzon da hem sinema kursları verdiniz hem de kursiyerlerininiz çektiği kısa filmlerin yarışması için önemli çalışmalarda bulunarak, Trabzon da kısa film yarışmalarının yapılmasına önderlik ettiniz.

Aytekin Çakmakçı: Emekli olduktan sonra, deniz kenarında oturup klasik emekli muhabbeti yapacak biri olamayacağım için, yarım asırlık bilgimi paylaşmak ve hayatımı keyifli hale getirebilmek adına sembolik denebilecek bir ücretle sinema kurslarına başladım. Sektörden bu kadar uzak olmamıza rağmen arz talebin şaşırtıcı ve sevindirici boyutta olduğunu görmek beni mutlu etti. Ve bu ilgi, 4. Dönem kursları, üniversitedeki eğitim ve Trabzon Belediyesi'nin İŞ-Kur'la ortaklaşa düzenlediği kurslarla uzun bir sinema yolculuğuna dönüştü. Bu yolculuk, iki yılda kursiyerlerin çektiği 22 kısa film ile hayat buldu.

İçimde her zaman Trabzon ile ilgili bir kısa film yarışması neden olmuyor sorusunu, bir sinema insanı olarak hep saklı tuttum. Bülent Sümer'in yardımıyla dosyayı hazırlayıp sponsorluk için Trabzon Belediyesi'ne başvurdum. Onay alınca böyle bir yarışmanın kurumlarla daha sağlıklı yol alacağını düşünerek, sanat evi ile belediyenin diyalog kurmasına ön ayak oldum. Trabzon'u temsil eden önemli kültür sanat insanlarının desteğiyle jüriyi oluşturup, bu kent tarihinde ilk kısa film yarışmasının mimarlarından biri olarak, oldukça haz duydum. Ne zaman sokaklarda kısa film çekenlerin artığını görsem şimdi bir  o kadar mutlu oluyorum.

Yakup Sancı: Sinemanın hayatınıza ilk girdiği yılları, o bahçe sinemaları dönemini biraz anlatır mısınız?

Aytekin Çakmakçı: Hangimizin hayatında sinema yer almadı. Bazen izledik bazen onu yaşadık. Üzüldük, ağladık, sevindik, aşık olduk. Çocukluğumda yazlık sinemalar vardı (İstanbul Fatih'te ki Madalyon, Lüks, Akasya, Haydar sinemaları 1955-1960). Biz çocuklar için ifade şekli sinema seyretmekten öteydi. Sandalyelerin arasında koşuşturur, film başlayana kadar olan kısımda yakalamaca oynardık. Annelerimiz biriktirmiş oldukları sohbetlerini, kadınca dedikodularını yaparlar, babalarımız ağır abi sohbeti içinde iş ve hayat sıkıntılarını paylaşarak rahatlamaya çalışırlardı. Ergenlik çağlarına geldiğimizde karşı cinsle bakışmalarımız, konuşmalarımız, reddediliş veya kabul edilişimizin zeminini oluştururdu. Özellikle dar gelirli ailelerin adı konulmamış sohbet mekanlarıydı sinemalar. O kadınlar ki sinemanın her döneminde vefalı dostları.

Ekmek almakta güçlük çekseler bile sinema bileti için ayrılmış bir ödenekleri yoksa da bulup buluşturur sinema koltuğundaki yerlerini alırlardı. Uzun yıllar süren bu vefakar dostluk ve yolculuk sinemayla annelerimizin ve ablalarımızın bu vefakar yolculuğu koltuklarını yavaş yavaş üniversite gençliğine devretmesiyle neredeyse son buldu. Sinema koltuklarının yeni yüzleri ve sahipleri üniversite gençleriydi. Çünkü film türleri ve terminolojisi annelerimizin ve ablalarımızın izlediği aşk, cinayet, ihanet, iyi adam, kötü adam figürleri yerini entelektüel sinemaya devretmişti (1980'ler). Tahsilli gençlerle sinemanın bu yeni dili hiçte mutlu yıllar yaşamadı. Bunun adı yarı istekli kabız bir yolculuktu.

Ne sinemacılar yeni profilin bu sorgulayıcı kitlesinden nede tahsilli gençler sinemanın anlaşılmaz diliyle pekte mutlu beraberlik süreci yaşamadılar. Televizyon dizileriyle başlayan yeni bir tür bu iki kitleyi eh işte diyerek kendi bünyesinde topladı ve her seyirci profilini mutlu etmeye çalışan bir vizyon yarattı. Bundan da yeteri kadar tatmin olmayan özellikle annelerimiz ve ablalarımız profilleri sabah programlarındaki adli olayları izleyerek televizyon dizilerindeki kendilerine göre yetmezliklerini beslemeye başladılar.

Sinema ve TV dramaları gözünü henüz yeterince el değmemiş yeni bir kitleye çevirdi... Çocuklar. Sinema-TV. sektör uzmanları reklamların çocuklar üzerindeki etkisini fark ederek yavaş yavaş çocukların ilgilenebileceği dramalar üretmeye başladılar. Deneme devresindeki o aşırı ilgi çoğulcu bir çocuklara yönelik üretime dönüştü. Çılgınlığa dönüşen bu üretim temposu sinemada da çizgi roman kahramanlarını animasyonla başlayıp real insan profiliyle perdeye yansıttılar (Batman, Superman, Spıderman, Hulk, Watchman, Ironman vb.) Bununla da yetinmediler bu ham ve büyük izleyici potansiyelinden daha da fazla yararlanmak için süper kahraman serisini dijital oyunlara dönüştürdüler. Ve işte asıl tehlike bundan sonra başladı.

Yakup Sancı: Neydi bu asıl tehlike?

Aytekin Çakmakçı: Masum ve körpe beyinleri uyuşturucu alışkanları gibi bilgisayar müptelası bir topluluk oluşturmaya başladılar. Dünya devleri bu tehlikenin farkına vararak önlemenin çarelerini tartışmaya başladılar. Güç el değiştirmişti. En güçlü ülkeler bile büyük dev şirketlere söz geçiremiyordu. Bu durumu teknik ve sosyal olarak iki ana hatta ayırabiliriz. Sosyal açıdan baktığımızda çocuklar ve yetişkin olanlar dahil facebook ve bilgisayar oyunları alışkanlığı ve ömrü bilgisayar önünde geçmeye başlayınca oynama ve izleme kronikleştiği noktada 'ruh ve sinir bilimleri uzmanlarının yorumu ile' açlık unutulmaya başlanıyor, enzimler yeteri kadar beslenemediği için çeşitli hastalıklara sirayet ediyor. Sosyal ilişkilerden arkadaşlık, etkinlik uzaklaşılmaya başlanıyor. Kişi kendi yalnızlık kozasında kendini överek ruhsal intihar semptomları göstermeye başlıyor.

Teknik olarak baktığımızda dijital entegrasyonun çalışma biçiminden dolayı ekrandan göze gelen ultraviyole ışınlarının gözde ağır tahribat yaparak göz bozukluklarına ve sinir sisteminin bozulmasına yol açıyor. Tıp ve elektronik uzmanlarının saptadığı izleme mesafesi ekran boyutunun 6 katı mesafedir. Hangimiz bu kadar mesafeyi biliyor ve dikkate alıyoruz. Çocuklarımız çok bilgili ve donanımlı olsun diye onlara yüklediğimiz bu sistem çocukluklarını çocuk gibi yaşayamayan sakıncalı bir geleceğe doğru hızla yol alıyoruz. Dilerim bu çılgınlık ve akıl tutulması evrimini bir an evvel tamamlayıp normal, sağlıklı ve fikri özgür kuşaklara doğru yol alır.

Yakup Sancı: Yaşadığınız ilginç anılardan birini bizimle paylaşır mısınız?

Aytekin Çakmakçı: Trabzonlu Ertem Eğilmez sinemanın dehalarından biri, benim de asistanlığım ve set fotoğrafçılığım yani çıraklığım yanında geçti. Ama görüntü yönetmeni olarak onunla hiç çalışmamıştım. Hasta olduğu son zamanlarında beni yanına çağırdı. Hastane odasına gittim yanına oturdum. Odada Münir Özkul ve Şener Şen de var. Ertem ağabey bana, 'Filan tarihte bir filme başlayacağım var mısın?' Diye sordu. Ben de 'varım' dedim. Üzerinde pijamaları vardı, ağzında burnunda tüpler, 30 kiloya düşmüş, hastalığının son dönemleri. Yanında doktoru ve bakıcısı var.

Pijamasının cebinden bir peçete kağıdı çıkarttı, bana uzattı, 'al senaryoyu bir oku' dedi. Ben şaşırdım, Şener Şen'le Münir Özkul'a baktım onlar kıkır kıkır gülüyor. Aldım elime peçete kağıdını nezaketsizlik de yapmak istemiyorum, deli bir adam, bu konuda raporu da var, ağzı çok bozuktu, hep küfürlü konuşurdu. Onun küfür etmesi için bir sebep olması gerekmiyor. Bir de benim çıraklık dönemlerim yanında geçtiği için bana hala çırağıymışım gibi davranıyor. Ters bir laf işitmeden ne yapacağımı düşünerek, peçetede yazanları okumaya çalışıyorum. Peçetede sıralanmış maddeler var. 1-Şener'le Müjde köyden ayrılır. 2- kamyoncu Müjde'ye tecavüz eder. 3- tecavüzcüler kahvesi. 4- hapishane. 5- gazinocular kralı Şener'i assolist yapar. Ben okuyorum ama hiçbir şey anlamıyorum. Aslında ben bunları size sansürlü anlatıyorum, orada her şey küfürle başlıyor. 12 maddeden oluşan bir peçete kağıdı elimde öyle kaldım.

Kafamda hızlı bir şekilde düşünüyorum. Uygun kelimeleri bulmak için kendimi zorluyorum. Bir laf ederek kendimi aptal yerine düşürmek istemiyorum, harika bir senaryo desem bana kim bilir neler diyecek. 'Nasıl buldun' diye sordu. 'Ertem ağabey maddeler biraz daha açılsaydı çok daha iyi kavrayabilirdim' dedim. Yine bir küfür savurdu ve elimden peçete kâğıdını aldı, 'hiçbir şey anlamadın. Sen senaryodan ne anlarsın' dedi. Münir Özkul ile Şener Şen Ertem ağabeyin göremeyeceği arka tarafta gülmekten yerlere yattılar. Senaryo diye elime verdiği 12 maddelik bir peçete parçası...
Bu bahsettiğim Arabesk filmi, o senaryoyu kafasında oluşturmuş. Sonra anlatmaya başladı. Tek kelimelik başlıkları 3 kelimeye çıkartarak bir şeyler anlattı ve 'şimdi anladın mı' dedi. Anlamadım desem ortalık karışacak, 'şimdi görür gibi oldum' dedim. Münir Özkul'a döndü, 'bu herif çok politik, kelimeleri nasıl dikkatli seçiyor' dedi. Film 4.5 ay sürdü aslında bu sürenin hepsi çekim değildi. O hastaneden bizi yönlendiriyordu biz de anlattığı sahneyi çekip videokasetlerine kaydedip hastane odasında ona izletiyorduk, beğenmediği sahneleri tekrar çektiriyordu. Aslında elimizde yazılı bir senaryo yoktu, Ertem ağabey anlatıyor biz çekiyorduk. Ve film bitti montajlı son halini gördü 3 ay sonra Ertem Ağabey öldü.

Aytekin Çakmakçı'ya Teşekkürler.

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve www.sinematürk.com'un izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz.
Yakup Sancı İletişim: editor@sinematurk.com

Kaynak : Yakup Sancı

Son Yorumlar (2)

kariz_ma_35 avatar kariz_ma_35 11 Mart 2012 20:48:03

İyi bir röportaj olmuş heleki sonlara doğru duayen sinemacı Ertem Eğilmez ile ilgili anıları. Arabesk filminin ortaya çıkışı ve Ertem Eğilmez'in son dönemlerini iyi anlatmış. Teşekkürler Aytekin Çakmakçı..

performer avatar performer 04 Mart 2012 10:52:03

aytekin çakmakçı türk sineması'nın çok önemli görüntü yönetmenlerindendir. kriton iliyadis aytekin abinin hocasıdır. ayrıca güzel bir röportaj olmuş. arabesk filmi ile ilgili anlattıkları çok güzel. (aykut)

Yandex.Metrica