Dünya Sineması”nda ve Türk Sineması”nda, sinemanın görsel bir sanat olgusu olarak kabul edilişinin ilk gününden beri seçilmiş bir yol da; roman, çizgi roman ve öykülerden uyarlanmış sinema filmleridir. Dünyaya genellikle fantastik ve korku (Stephen King gibi) sineması türünde ağırlıklı olarak seçilen bu yolun, Türkiye'de daha çok dram ve komedi türünde tercih edildiğini görüyoruz.

Gerek eserin sahibi açısından gerekse yönetmen açısından bu tarz filmlerin en büyük riskinin filmle beraber akıllara kazınacak olan “Romanı geçmek” ya da “Romanın altında ezilmek” şeklinde oluşacak iki seçenekli düşünce olduğu kanısındayım. Çünkü yönetmen, romanla eşit ya da onu aşan bir film çekme isterken, eser sahibi de romanını aşan bir film istemeyecektir. Tabi eser sahibi çok ünlü biri değilse... Ama bir yazın türünün üslup olarak filme tamamen aktarılmasının imkansız oluşu gerçeği nedeni ile kıyaslamada birazda filmi tutmak yanlısı olduğumu belirtmek isterim. Çünkü roman ya da hikayede yer alan bir karakterin ruh halini yazıya dökerek istediğiniz gibi betimleyebirsiniz ancak bunun filme aktarılmasında örneğin 15 sayfalık ruh hali, 1 saniyelik rol ile heba olabilir. Beklenti seviyesi romanla filmin ortak paydada buluşmasına engel olabilir. 150-200 sayfalık bir anlatımın 90-120 dakikalık bir filme sığdırılmaya çalışılma gayretini de unutmamak gerek.
Türk Sinemasında yapılan uyarlama filmlerin 1950 ve 1960”lı yıllarda genel itibarı ile başarılı olduğunu düşünüyorum. 1970 ve 80'li yıllarda ise uyarlama filmler ya çok iyiler ya da çok kötüler. Ortasında kalanlar yok gibi. 

5-) 72. Koğuş

Orhan Kemal”in 1954 yılında yazdığı öyküden uyarlanan 1987 tarihli film; üzerine yapışan Kadirizm yaftası ile mücadele ettiği bir dönemde Kadir İnanır için kurtarıcı olmak adına yapılmış bir film izlenimi yaratıyor. Öyküde yer alan, bilinç düzeyi sıfırın altında gibi görünen ve hatta bazılarına göre düşünce fakiri insanların; hor görülme, aşağılanma ve tahkir edilme durumunda, onurlu olmak erdemine sıkı sıkıya tutunarak bir anlamda aslan kesilmeleri filme kesinlikle aktarılamamış. Bu filmde Tarık Akan oynasa sanırım en iyi uyarlama filmlerden olabilirdi. Erdoğan Tokatlı gibi özellikle 80”li yıllarda popülist içerikli(Yasemin-1987) ve erkek otoritesinin ezici gücünü gözümüze sokmak ister gibi çekilmiş filmlere imza atmış bir yönetmenin elinden çıkan film, beğenmediğim uyarlama filmler arasında.

4-) Hababam Sınıfı

Karartma Geceleri (1974) adlı romanı, Yönetmen Yusuf Kurçenli tarafından filme çekilen ve başrolünü Tarık Akan”ın oynadığı filmle hafızalara kazınan Rıfat Ilgaz(1911-1993)”ın, Yönetmen koltuğunda Ertem Eğilmez”in oturduğu bu filmle ne kadar güçlü bir kalem olduğunu görmüş olduk. Edebiyat tarihinde ve sinema tarihinde bu denli sükse yapan ve adından söz ettiren bir başka filmi olmadı. Ne varki romanda olay örgüsü yerine, kişi örgüsü şeklindeki akışın filmde olmayışı ve romandaki mekan unsurlarının filmde basmakalıp kullanılması filmin eksik taraflarıydı. Ancak 1972 muhtırası sonrası 1975 yılında ve en karmaşık siyasal olayların yaşandığı, Seks furyasının hortladığı bir Türkiye”de çekilen filmde bu eksiklikleri görmemek gerek.

3-) Selvi Boylum Al Yazmalım

Cengiz Aytmatov (1928-2008)'un 1970 tarihli romanında uyarlanan film, Kırgız yazarın romanlarını okuyanların çok iyi bileceği gibi, -dönem itibarı ile ve halen- romanın çok ötesine geçmiş güçte bir film. Yönetmen koltuğunda Atıf Yılmaz oturunca ve Kadir-Türkan bileşiği birayaya gelince ortaya çıkan kaçınılmaz son mükemmellik. Kırgız yazarın “Toprak Ana” ve “Selvi Boylum Al Yazmalım” dışındaki eserlerinin de beğeni düzeyimin çok çok altında kaldığını belirtmem gerekiyor. Selvi Boylum Al Yazmalım adlı filmle asıl patlamayı yapmasıyla, romanın da tam 1977 yılında yani 7 sene sonra gündem yapması çok enteresan. Atıf Yılmaz sen ne büyük bir adamsın! 

2-) Yarın Yarın ve Asılacak Kadın 

Aldığı eğitimle göz dolduran ve kullandığı akıcı dille özgün bir üsluba sahip olabilme başarısını gösterebilmiş ne var ki “Cinsellik” bakış açısı nedeni ile sık sık kitapları toplatılan(Yazarın 1979 tarihli romanı filme uyarlanmış ancak Asılacak Kadın-1986 adlı film yargı kararı ile gösterim izni alabilmiştir) değerli yazarımız Pınar Kür”ün aynı adlı eserinden filme uyarlanan 1987 tarihli filmi, 80”li yıllarda çekilmiş en iyi uyarlamalardan biridir. Mutsuz ve bohem kisvesine girmeye mecbur bırakılmış, güzel bir burjuvazi kadının yaşadıklarının konu edildiği filmde; siyaset-aşk ilişkisi ve mutluluk kavramanın tarihsel kaybedişi kusursuz bir şekilde işlenmiş. Yönetmen Sami Güçlü”nün gerçek bir usta olduğunu ve Hülya Avşar”ın çok iyi bir oyuncu olduğunu sadece bu filmi nazara alarak bile söylemek mümkün.

Göze parmak sokan cinsten filmleri ile izleyicinin nazarında her zaman özel bir yer edinen Yönetmen Başar Sabuncu”nun yine bir Pınar Kür romanı Uyarlaması olan Asılacak Kadın filmi de yapıldığı dönem itibarı farklı bir filmdi. 80”lerde popülist filmler başını alıp yürümüşken Başar Sabuncu, aykırı cinsellik, seks ve ilişki odağında, temelinde kadın olan, karmaşık filmi gerçekten iyi bir fikirdi. Müjde Ar”ın ölçülü oyunculuğu ile bir seks filmine dönüşmeyen psikolojik film, ait olduğu romanın basmakalıp tekrarı olarak kalmak yerine romana da bir anlamda can vermişti. Yenilikçi büyük usta Pınar Kür”ün kapalı kapılar ardında yaşananları gün ışığına çıkaran eseri tepki çekip türlü eleştrilere maruz kalıp sınırlı bir edebi çevrede kabul görse de sansasyon yaratan sinema filmi ile en tutucu çevrelerin bile favori filmi oldu.
   

1-) Yılanların Öcü (1985)

Fakir Baykurt'un 1954 yılında kaleme aldığı romanın ilk uyarlama filmi 1962 yılında Metin Erksan tarafından sinemaya aktarılmışsa da 1985 tarihli yeni uyarlama film bana göre yapılmış en iyi romandan uyarlama film. Film bir kere 2. film olma dezavantajı ile çekilmiştir. 1962 tarihli ilk halini geçmek zorunda oluşu ve bu kaygının getirdiği baskıya rağmen 1985 tarihli yeni çevrim bir Şerif Gören mucizesidir. Fakir Baykurt”un romanında yer verdiği karakterler iç içe geçmiş durumda değildir. İyiler çok iyi ve kötüler çok kötüdür. Kötü olanı güçlendirmek için ortaya alternatif bir kişi atılmaz çünkü kahramanlara giydirilen karakter giysisi o denli kuvvetlidir ki buna gerek dahi görülmez. Kadir İnanır(Kara Bayram) ve Fatma Girik(Irazca)”in bana göre oynadığı en iyi uyarlama filmdir. Ancak konu; konuşma biçimleri ve doğallık da dahil olmak üzere bu denli güçlü olunca oyunculara çok fazla iş kaldığını düşünmüyorum. 2. uyarlama olmasına rağmen ilkini geçebilme başarısını göstermesi nedeni ile bu filmi çok ayrı bir yere koyuyorum.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica