Bu yazıyı yazarken okurların affına sığınıyorum. Kişi ve film yorumları başka yazılar, sinema hakkında yazmak başka bir şey. Sinema yazmanın çok kolay bir şey olmadığının bilincindeyim. Her ne kadar günümüzde bunlara dikkat edilmiyorsa da sinema yazarının önce edebiyatı, tarihi, psikolojiyi, felsefeyi, resmi, fotoğraf sanatını, plastik sanatları, siyaset bilimini, ekonomiyi iyi bilmesi gerektiğine inanıyorum.

Türk Sineması'nın başlangıcı kabul edilen 1914 Yılında Fuat Uzkınay'ın çektiği Ayastefanos Rus Abidesi'nin Yıkılışı filminden bir kaç yıl sonra çekilmeye başlanan ilk konulu filmlere baktığımızda ilk üç konulu filminde yazarlarının edebiyatçı olduğunu görüyoruz. 1916 da başlayıp 1918 de Reşat Rıdvan Bey'in Rejisörlüğünde Fuat Beyin operatörlüğü ile tamamlanan Himmet Ağa'nın İzdivacı Moliere'den Daha Sonra 1917 yılında Sedat Simavi'nin Çektiği Pençe ve Casus Filmleri. Her iki filmin konusu'da Mehmet Rauf'a ait. Daha sonra başlangıç yılları ve sahneye Muhsin Ertuğrul çıkıyor. 1923 de çektiği Ateşten Gömlek Halide Edib'e 1924 de çektiği Sözde Kızlar 'ın konuları Peyami Safa'ya ait. Listemiz devam ediyor. Muhsin'in 1939 da çektiği Allahın Cenneti ise Ziya Şakir'e İlk sinemacılarımızdan Faruk Kenç'in yine 1939 da  çektiği Taş Parçası'nın konusu Reşat Nuri Güntekin'e ait. Liste uzuyor, 1940'da Yılmaz Ali'yi Faruk Kenç  çekiyor, konu Vala Nurettin'den. 1945'de Yayla Kartalı'nı Muhsin Ertuğrul çekiyor, konu Faruk Nafız Çamlıbel'in. 1947'de Bir Dağ Masalı'nı Turgut Demirağ çekiyor, konu Reşat Nuri'nin. 1946'da Karakoyun'u Muhsin Ertuğrul çekiyor, konu Ercüment Er'den (Nazım Hikmet). 1947'de Seven Ne Yapmaz'ı Şadan Kamil çekiyor, konu Kerime  Nadir'in. 1948'de Kanlı Taşlar'ı Turgut Demirağ çekiyor, konu Tahir Olgaç'ın. 1949'da Efsuncu Baba'yı Aydın Arakon çekiyor, konu Hüseyin Rahmi  Gürpınar'dan. 1949'da Vurun Kahpeye'yi Lütfi Akad çekiyor, konu Halide  Edip Adıvar'ın. 1950'de Allah Kerim'i Semih Evin çekiyor, konu Aka Gündüz'den.

1950-60-70-80-90 ve 2000'ler  ve günümüze kadar uzuyor. Demek ki kuruluşundan itibaren edebiyatçılarımız Türk Sineması'nın her yıl, her dönem içinde olmuş, ortaya çok güzel filmler çıkmış. Tabi bu demek değil ki sinema ile edebiyat arasında kurulan bu yakın ilişkiler her zaman olumlu sonuçlar vermiş, arada muhakkak hatırlayamadığımız olumsuz işlerde çıkmış olabilir. Hatırlayamadığımıza göre ya yok ya da yok denecek kadar az. Tabi diziler haricinde, ben onları bir kaçı haricinde sinema değil günlük tüketim aracı olarak görüyorum. Yaprak Dökümü'ne yapılanlar ortada. Çekip, çekip sakız gibi uzattılar. Mirasçılarına da yazıklar olsun. Para için yaptırılır mı? Reşat Nuri sağ olsa bunlara müsaade eder miydi? Atıf Yılmaz'ın bir kitabında okumuştum İlk ve Son'un çekimlerinde  Esat Mahmut Karakurt'un  Cahide Sonku'ya söylemediği söz kalmamış, çekimlerde provalarda bizzat bulunmuş. Onun gibi yapımcı ve yönetmenle anlaşamayan bir sürü yazar var. Sinekli Bakkal'da başarılı olamadılar. Sıra Aşkı Memnu'ya geldi. Onu da rezil ettiler. Aşkı Memnu günümüzde geçmiyor ki uyarlıyorsunuz. Amaç ortada ucuza maledip  çok kazanmak. Yazar onu Meşrutiyet yılları içinde yazmış kahramanlar o devrin insanları. Yazık değil mi ölmüş insanların eserleri ile oyuncak gibi oynuyorsunuz. Herkesten de rica ediyorum. Ya adam gibi kitabın her şeyine sadık kalarak yapsınlar, ya da hiç yapmasınlar. Kendilerine güvenip, kendileri özgün senaryolar yazsınlar. Çağan Irmak (Issız Adam) ortada.

Yedinci sanat  sinemanın özelliği, edebiyatı, resmi, tiyatroyu, mimariyi, tarihi içinde barındırması. Sinemacı olmuş edebiyatçıları eskilerden başlayarak hatırlayalım. Nazım Hikmet, Orhan M.Arıburnu, Cahit Irgat, Yılmaz Güney, Vedat Türkali, Suat Yalaz, Tarık Dursun K. Selim İleri, Barış Pirhasan, bir film de olsa Firuzan, senaryoları ile Orhan Kemal ve Kemal Tahir'i sayabiliriz.  Yine sinemacı olmuş tiyatrocular, Muhsin Ertuğrul, Cahide Sonku, A.Palay, Suavi Tedü, Sami Ayanoğlu, Haldun Dormen günümüzde  Zülfü Livaneli ve Yılmaz Erdoğan. Yönetmenlik yapmış ressam Gülsün Karamustafa, oyunculuk yapmış Mimar Kenan Artun vb. sinemanın içinde yer almışlar. Bir de sinema tarihine geçmiş, ödüller almış, gişe rekorları kırmış filmleri de  hatırlayalım. Sürgün, Boş Beşik, Vurun Kahpeye, Allah Kerim, Beş Hasta Var, Yılanların Öcü, Susuz Yaz, Gurbet Kuşları, Kırık Çanaklar, Haremde Dört Kadın, Selvi Boylum Al Yazmalım, Yatık Emine, Anayurt Oteli, Kırık Bir Aşk Hikayesi, Samanyolu, Çalıkuşu vb. hepsi edebiyat uyarlamaları. Kitapları ve Sinemayı hep sevdim. Film izleyerek, kitap okuyarak büyüdüm.  Benim için Sinema ve Edebiyat yaşamak, nefes almak gibi bir şey oldu. Halen de aynı sevgi ve ilgi devam ediyor. Sinemayı seven bütün genç arkadaşlara Edebiyatı'da sinema kadar sevmelerini, tiyatrodan, resimden, mimariden özellikle tarihten ilgilerini esirgememelerini, dilimize güzel Türkçemize sahip çıkmalarını salık veriyorum. Sitede yabancı isim kullanan arkadaşlara da teessüf ediyorum. Sizin türkçe isminiz yok mu? İsimleriniz neden türkçe değil. Hepinizi seviyorum. Büyüğünüz olarak doğru bildiğimi söylemek zorundayım.

Sürç-ü lisan ettiysem af ola. 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica