200’e yakın film çeken İspanyol yönetmen, senarist, aktör, kompozitör ve yapımcı. (12.05.1930 Madrid İspanya)
  
Killer Barbys Vs. Dracula, Orgasmo Perverso, Eugenie, Vampiros Lesbos, Justine, Paroxismus, Vampiresas 1930 gibi filmlerle dünyada adını duyuran genel olarak korku ve cinsellik ekseninde film çeken sıradışı yönetmen; Maria Rohm, Lina Romay, Klaus Kinski, Cristopher Lee, Howard Vernon gibi oyuncularla çalıştı. Vazgeçemediği tek oyuncusu ise Lina Romay”dı. [Lina Romay, yönetmenin gözde oyuncusu iken 1983 yılından itibaren yönetmenliğe de başlamış adult tarzda filmler çekmişti. Kuşkusuz bu filmlerde ustası Jesus’un izleri çoktu.( El chupete de Lulú gibi.)]
  
Yönetmen kendi filmlerinde bazen birkaç saniye bazen de birkaç dakika fotoğrafçı, avukat, iş adamı ya da politikacı olarak görünmüş; kendi filminde görünme tekniği ile Türk ve dünya sineması yönetmenlerini etkilemiştir.
  
Başlangıçta hep ufak filmler çekmek peşinde olan yönetmen, özgün işler yapmak yerine karmaşık senaryoları bile ustaca işleyerek başarılı filmlere imza attı. The Awful Dr. Orlof (Gritos en la noche) adlı film 1962 yılında büyük ses getirdi. Film bir korku filmi olmanın yanında sözünü esirgemeyen erotizm unsurları içeriyordu. Film uzun süre korku sinemasını etkilemiş ve kalıp anlayışları değiştirmişti. Film yapmak için servet harcamanın gerekli olmadığını düşünce gücünü sinemaya aktarmanın yeterli olduğunu gözler önüne sermişti.
 
Franco’nun asıl ustalığı bilinen ve hep işlenen kalıp konuları değiştirerek özgün filmler ortaya çıkarabilmesiydi. Drakula kan emen ve ölüm kusan bir yaratık iken, Jesus; drakulaya aristokrat ve ulaşılmaz gibi görünen bir etiket bahsetmişti. Yapılan işleri inkar etmek ve küçümsemek yerine onlardan yola çıkarak farklı hikayeler anlatmayı seviyordu. Fakat bu yönetmenin üretken olmadığı anlamına da gelmiyordu. Çocukluğunda ve gençliğinde yazı yazan yönetmen, yazmanın getirisi olarak ödülünü film çekerken aldı. Bu hikayeler filmlerinde senaryo olarak esin kaynağı oldu. Gençliğinde yazdığı pek çok roman ve öykü hafife alınan ve niteliksiz bulunan yönetmen bunları filmleştirerek bir anlamda intikam aldı. Zaten dünyada tanınan ve sevilen bir şahsiyet olmak için uğraşmak yerine kendi özgün sinema geleneğini yaratmak gibi zor bir yol seçmesi onu özel kıldı.
  
Hangi türde olursa olsun yönetmen film içine erotizm unsurları serpiştirmekten vazgeçmedi. Erotik türdeki filmlerinde ise bu anlayış daha barizdi. Cinsel çağrışım yaratan kişi ve eşyaları sinemada kullanmak yerine seks ve buna dair unsurları doğrudan filme sokuyordu. Bir aracı kullanmıyordu. Bu denli sert bir erotizm anlayışı rahatsız ediciydi ancak yönetmen cinselliği belirgin ve duru hali ile kabul ettiği için sadece bu onun seçimiydi. Dönemine tekabül eden Hollywood filmlerinde yer alan ve cinsellik içeren filmlerden nefret etmesinin sebebi de buydu. Çünkü içinde cinsellik olacaksa sonuna kadar olmalı ya da hiç olmamalıydı. Müstehcenliğe yönelik bu duruşu nedeni ile yönetmen ayrı bir yere sahipti. Franco, filmlerinde güzel ve alımlı bayanlara yer vermiş, bu bayanlara filmde şarkı söyletip dans ettirmişti. Buna uygun olarak filmlere striptiz ve kulüp sahneleri konulmuştu. Ulaşılmaz drakula, eşcinsel vampir ve kan emiciler, striptiz ve dans ustası güzel bayanlar, kulüp ve gece yaşamı, jazz müzik ustanın vazgeçemediği film eklentileridir.

Kişilik olarak Jesus, birden fazla kişilik bölünmeleri yaşayan yaratıcı bir karakterdi.(Hatta çok arabesk bir karakter olduğu da söylenebilir.) Renkleri siyah ve beyazdı. Hayatında ara renklere yer vermemişti. Şekil olarak kendinden emin, ukala ve zeki bir adamdı. Dünya onun etrafında dönüyordu. Ama kendi kendisi ile baş başa kalınca ortaya çıkan boşlukları kapatmak için izleyiciyi coşturma yeteneğine güveniyordu. Filmlerinin bu denli ayrık ve aykırı olmasına rağmen kabul görmesinin de sebebi buydu: İzleyiciye sağ gösterip soldan vurmak. İzleyici önüne gelen pişmiş yemeği yemek yerine, onu harlı ateşle alt üst etmeyi her zaman tercih ediyordu.

Korku filmi alanında da çığır açan yönetmenin bu filmlerde yer alan kahramanları çok egzantirikti. Bazen gözünü kan bürümüş bir yaratık o vahşi ve tiksindirici hali ile erotik bir öğeye dönüşebiliyordu. Bazen de Jesus’un korku kahramanları güzel bir kadındı ve dişiliğini kullanarak avlarına ulaşıyordu. Korku ve erotizm temelinde çekilmiş bu filmlerde her iki kavramı birbirinden tam olarak ayırmaya imkan yoktu. 70’lerin sonunda ve 80’li yıllarda cinselliğin de ötesinde pornografik filmler çeken yönetmen daima izleyici ile bütünleşmiş en diplerde filmi bile başyapıt olarak telakki edilmiştir.
  
Son olarak bazı çevrelerce komik, trajik ve zavallı olarak da nitelendirilen Vampiros Lesbos(1971) filmine değinmek gerekiyor. 38 yıl önce çekilen filmde İstanbul ve Sultanahmet de görünmektedir. Bir kısım eleştirmen ve izleyiciler filmi çok başarısız olarak görmekte hatta Yeşilçam da bile bu denli kötü bir film olmadığını iddia etmektedirler. Ancak bu iddia ortaya atılırken savlarını güçlendirecek emsal bir film de gösterememektedirler. Çünkü 1971 yılında lezbiyen bir vampirin konu edildiği ve içinde İstanbul geçen bir başka korku filmi yoktur. Yapılan işe saygı duymak/duymamak dışında film adına beğenileri dile getirirken ortaya atılan bu kıyas kabul etmez durum filmi kötü olarak değerlendirenlerin içine düştükleri vahim durumu göstermektedir. Çünkü filmin 38 senelik olduğunu unutmuş görünmektedirler.

Jesus Franco’nun, nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin ezber bozan bir yaklaşımla film yaptığı/yapmaya çalıştığı da varittir.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica