Yapımcı ya da firma kaygısı gütmeksizin yönetmenin ve oyuncuların özveride bulunup, oyuncuların çoğu taleplerinden feraget ettikleri, genel olarak bir konunun derinlemesine işlendiği küçük bütçeli filmler. Aslında bu tanım maddi anlamda kabul göreni. Birde son dönemde gişe yüzü görmeyen sadece ve sadece film festivallerinde gösterilen filmdir şeklinde bir şekli tanım yapılıyor. Ne şelilde anlaşılırsa anlaşılsın, yaratıcı gücünü firenleyemeyen ancak bunun çok büyük çevrelerce kabul görmeyeceğinin de farkında olan bir sanat erbabının da sinemaya sanata dahil olması anlamında çok özel bir alan bu sinema alanı.

Bağımsız Sinemanın İzleyici Açısından Seçiciliği

Öncelikle izleyici perspektifinden bakılınca, tür olarak nelerin daha fazla cezbedici olduğunun tespit edilmesi gerekiyor. Suçluların konu alındığı ve amansız bir hayatta kalma mücadelesinin konu edildiği milyon dolar bütçeli bir Hollywood kara film senaryosu belki de hiç ilginizi çekmeyebilir. Ancak yönetmenin eş dost ve akrabalarını oynattığı neredeyse sıfır bütçeli bir kara film mizanseni sizi kendine hayran bırakabilir. Bu nedenle alternatif sinemanın bu alanında kendinize bir izleyici olarak yer edilenebilmek için öncelikle algılarınızın hangi film türüne doğru kaydığını tespit etmeniz gerekiyor. Zaman kaybetmemek ve filmi izledikten sonra "sıkıcı bir sanat filmidir" klişesine tutunmamak için bu bir gereklilik. Psişik bir saplantı mahsülü olarak dünyaya gelen gayrimeşru bir çocuğun yalnızca bir gününü her yönü ile irdelemek, ya da uyuşturucu şebekesi içinde yer alan para ve çıkar gruplarının kendi aralarındaki hiyerarşik yapılarını gözlemlemek veya toplum dışı olarak gösterilen bir mütecaviz, uyuşturucu müptelası, seri katil, fahişe, anarşist gibi kültür dışına itilmek istenen sosyal şok yaşayan bireylerin yaşamlarını şeffaf bir bakış açısı ile izlemek cazip bulunuyorsa ortada bağımsız filmlere karşı bir ilginin var olduğu söylenebilir. Genelde alt kültür olarak nitelenen kişi ya da kurumlar da belli bir bakış açısını yansıtmaları hasebi ile çoğunlukla bu sinema türünde fazlası ile yer bulmaktadırlar.

Sinemacılar ve Sinema

Tayvan, İran, İsrail, Portekiz, Kore, Amerika ve İngiltere başta olmak üzere bu sinema alanında çok başarılı işlere imza atan yönetmenler var. Ancak dünyada ekol haline gelen ve ezber bozan yönetmenlere değinmek istiyorum:

Andy Milligan: Özerk sinema alanının Amerika'dan yetişen en önemli isimlerinden biriydi Andy Milligan. Filmlerini yönetmesi yanında, senaryosunu yazdı, oynadı hatta film kostümlerini bile kendisi tasarladı. 1991 yılında Aidsten ölen yönetmen genellikle korku, cinsellik trajedisi, ihkakı hak ve gizlenen cinsel hislerin yarattığı travmaları gibi konuların paralelinde fimler yapmıştır. İlk yayınlanan filmi 16 mm formatında siyah beyaz çekilen Buharlar[(Vapors-1965)] adlı filmidir. Film başlangıçta birbirini tanımayan iki erkek arasında tuhaf ve duygusal bir iletişimi kameranın uzun uzadıya odaklandığı görüntülerle anlatmaktadır.
Derek Jarman: İngiltere'nin iftihar kaynağı Derek Jarman gerek kısa filmlerinde gerekse uzun metrajlı filmlerinde tarih, bireysel psikoloji, cinsel teşhir ve dini konuları bazen bir arada bazen de spesifik filmleri ile anlatmıştır. Anlaşılamayan deneysel kısa filmlerle sinemaya başlayan Jarman, okla vurularak azizlik mertebesine ulaşan Sebastiane'nin hayatının anlatıldığı Sebastiane[Sebastiane(1976)], punk ve aykırı yaşamlara dair göndermeler yapan Jubilee[Jubilee(1977)], renk ve dekorun göz alıcı şekilde kullanıldığı ve cinsel ayrışmanın ahlak süzgecinden geçmeksizin izleyici ile buluştuğu Caravaggio[Caravaggio(1986)], zıt kutupların psikolojilerinin ve kaybetme kavramının anlatıldığı Savaşa Ağıt[War Requinem(1989)] filmleri ile B tipi alana adını altın harflerle yazdırmıştır.
Spike Lee: Siyasi yönü ağır basan filmlere imza atan siyahi yönetmen, Malcolm X(1992) adlı filmle farkını ortaya koymuştur. Cinsellik bazında aykırı söylemleri olan Çok İstekli [She’s Gotta Have It(1996)] adlı filmi çeken yönetmen bu filmle Cannes Film Festivali’nde En İyi İlk Film ödülünün sahibi oldu.
Lindsay Anderson: 1956’da Lindsay Anderson, Tony Richardson ve Karel Reisz biraraya gelmiş, Anderson ve Reisz editörlük yaptıkları Sequence dergisinde düşüncelerini açıklayarak bağımsız sinemanın fitilini ateşlemişlerdir. Söylemleri şudur: "Biz bu davranışımızla özgürlüğe inandığımızı gösteriyoruz." İngiliz sinema Enstitüsü tarafından da destek gören bu akım ilk olarak işe belgesel filmlerle başlayacak daha sonra da her türden filme el atacaktır. 1968 yılında Cannes Film Festivalinde en iyi film ödülünü alan if....(1968), gerek ingiliz sosyal yaşamı gerekse toplum devlet temelinde var olan dayatmalara; yatılı okul ögrencileri üzerinden giderek karşı çıkan bir film. Şiddet ve tek tip birey yaratma özleminin içiçe olduğu film, karakterlerin iç dünyalarının beyaz perdeye aktarılmasındaki ustalıkla da dikkat çekmektedir. Kahramanların ruhsal formları film boyunca başlarının üzerinde asılı gibi görünecek kadar somut ve kişiseldir. Renk ve görüntü şaheseri olup olmama konusunda tartışmalar olsa da filmin; başkaldırı ve düzen düşmanlığı ile koşut olarak ilerleyen ve neticeyi izleyiciye bırakan sürpriz finalinin anarşizm ve totaliter düşüncenin kaybedişi ya da tarihsel yıkımı üzerine adam akıllı mesjlar verdiği de bir gerçek.
Andy Warhol ve Paul Morrissey: En beğendiğim yönetmen olan Warhol özellikle 60lı yıllarda genellikle kabul görmeyen konularda kısa filmler çakmaya başlamış, sanata karşı ilgisi olan dönem gençliğini kendi bünyesinde toplamıştır. Çoğunlukla sıfır maliyette kısa filmlerle bu işe başlayıp, yapımcı kimliğini de ön plana çıkararak B tipi film geleneğinde özgün çalışmalara yer vermiştir. Genellikle eçcinsel, fahişe, draqqueen ve seks düşkünü olarak ifade edilen kurmaca kişilikler yaratarak sınırlı bir kesim için sinema alanında faaliyet göstermiştir. Ancak cesur filmlerinin barındırdığı farklılık nedeni ile oldukça ses getiren Warhol, çok yönlü kişilini de kullanarak sanat alanında dünyaya mal olan işler yapmış pop art akımının belli başlı temsilcilerinden biri olmuştur. Dünya genelinde kazandığı bu şöhrete rağmen B tipi alternatif sinema geleneğinden uzaklaşmamıştır. Yapımcı-yönetmenin 1965 tarihli bilim-kurgu filmi Vinyl(1965), Avant Garde türde dikkat çekici bir filmdir. Filmde para ve sosyetik hayatından vazgeçerek, Warhol evrenine dahil olan dünyanın en güzel kadınlarından Edie Sedgwick de rol almıştır. Edie, Warhol çevresinde yer alan ve şaibeli bir şekilde hayata veda eden yıldızlardan biri olup; ölüm sebebi hala aydınlatılabilmiş değildir. 30 yaşını göremeden hayat veda eden güzel Edie'nin hayatı ölümünden bir yıl sonra bir başka bağımsız sinema ustası olan John Palmer tarafından Ciao Manhattan!(1772) adlı biyografik bağımsız çalışma ile beyaz perdeye aktarılmıştır. Chelsea Girls(1966) ve L'amour(1973) adlı ortak film çalışmaları yönetmenin en iyi filmleri arasındadır. Fabrikanın ateşleyici gücü Paul Morrissey, Warhol'dan aldığı destek ile Flesh(1968), Trash(1970) ve Heat(1972) üçlemesi ile adından söz ettirmiş, dönemin dayatma Hollywood film geleneğini aşan mahiyette, seks, eşcinsellik, şöhret, aile ve şiddet paralelinde başarılı filmler çekmiştir. Joe Dallesandro'ya da hatrı sayılır bir ün getiren bu filmler ülkemizde İstanbul Film Festivali kapsamında izleyici ile tanışma fırsatı bulmuştur.  Morrissey'in vazgeçilmez yıldızı ve fabrikanın en sansasyonel isimlerinden olan seks ve cazibe noktası Candy Darling'in başrol oynadığı Woman İn Rewolt(1971), yer yer komedi unsurlarının da yer aldığı cinselliğin yansınmadığı B tipi formda başarılı filmlerdendir. Darling de güzel yıldız Edie Sedgwick gibi otuzunu doldurmadan gizemli bir şekilde hayata veda etmiştir. 2009 yılında sıradışı yönetmen James Rasin tarafından var olan argümanların birleştirilmesi yolu ile Darling'in hayatı belgesel olarak sinemaya aktarılmış, Beautiful Darling(2009) adı ile bağımsız film müptelelalarının beğenisine sunulmuştur.
Bahman Gobadi:Son dönemde oldukça başarılı bulduğum iranlı yönetmen Gobadi, Kaplumbağalar’da Uçar(2004) filmi ile Irak savaşı sırasındaki savaş, ölüm ve direnme gibi konularda savaşa karşı olan tutumunu sergilemiş, bir anlamda sinemanın para ve çevre ekseni dışına çıkarak düşünce ve sabır gücüne değinmiştir. Sarhoş Atlar Zamanı(2000) adlı diğer başarılı filmi dünya medyasında oldukça ses getirmiş ve film Cannes Film Festivalinde ödüle boğulmuştur. Bu filmi tamamlamak için yönetmen eşyalarını satmış ve yüklü miktarda borçlanmıştır.
Kim-ki Duk:Güney Koreli yönetmenin ismi anıldığında akla gelen ilk film Boş Ev[Bin-Jip(2004)]dir. Çaresizliği ve şiddeti, psikoloik ve insancıllık temelinde ele alan film; izleyende tekrar tekrar izleme arzusu uyandıran güçlü bir dramdır. Fedakar Kız[Samaria(2004)] ise sinema alanında son yıllarda dünyada en çok beğenilen cinsellik ile vicdan konularının harmanlandığı çok iyi filmlerdendir. Küçük yaşlarda para için seks yapan iki kızın dünyasında aktarılan enerji izleyiciye anında geçmektedir. Film cesur anlatımı ile de sade film anlayışını benimseyen yönetmenin bir başka klasiğidir. Oyuncuların yönetmene bu denli teslimiyeti de hayranlık uyandıran bir başka noktadır.
Darren Aronofsky: İlk filmi Pi[Pi(1998)]'yi eş dosttan topladığı paralarla finanse ede yönetmen asıl çıkışını, Bir Rüya İçin Ağıt[Requinem For A dream(2000)] adlı filmle yapmıştır. Hubert Selby Jr.'nin romanından uyarlanan film, gerek müzikleri gerekse sıradışı konusu ile izleyicilerden tam not almıştır. Film ebeveyn ile çocuk ilişkisi arasında maddiyat ve hayaller düzleminde, kişiliğin giderek kaybedilip yokoluşu üzerine mesajlar vermekte, hayata tutunamama üzerine usta göndermeler yapmaktadır.
Zeki Demirkubuz: Yasakların hüküm sürdüğü 12 Eylül döneminde hapis de yatan başarılı yönetmenimiz, hayatında  kötü koşulların ve maddi imkasızlıkların hüküm sürdüğü dönemlerde yaptığı filmlerle anımsanmaktadır. Hayli edebi bir şahsiyet olan yönetmenin Masumiyet(1997) adlı filminde 3 karakter üzerinden gidilerek aşk ve hayat tutunma sorunsalına değinilmektedir. Eski Yeşilçam filmlerine de karakterlerin seçimleri üzerinden değinilerek, ruhsal bir atmosfer kusursuz bir şekilde aktarılmaktadır. Yazgı(2001) adlı filmde bu kez irade ve iradesizlik gibi kavramların seçimlik bir hak olup olmadığı ya da insan kimyasında doğuştan gelip gelmediği gibi konulara değinen yönetmen, bu kez karakterlere birey olma ve bunu uygulamaya geçirme bakımından bağımsızlık elbisesini ustalıkla giydirmektedir. Filmlerinde toplum içinde eriyen bireylere yer veriyor gibi görünse de her birinin en zayıf anlarında verdikleri kararlar ile hayatlarının akışına yön verdiklerini düşünüyorum. Bu yönetmeni başarılı yapan en önemli kıstastır kanımca.

!f Bağımsız Fimler Festivali 2010

!f İstanbul 9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali bu sene 11-21 Şubatta İstanbul'da, 25-28 Şubat tarihleri arasında Ankara'da düzenlenecek. ''Yaman Tilki(Fantastic Mr Fox)", ''Precious'', ''Hizmetçi(The Maid)'', ''An Education(Aşk Dersi)'', ''Çılgın Kalp(Crazy Heart)'',  yanında Peter Jackson'ın son filmi ''Cennetimden Bakarken(The Lovely Bones)''  yer alıyor. Bölümleri; 'Keş!f', 'Hit Filmler', 'Erkeklik Halleri', 'Sesli Yaşam', 'Fantastik Filmler', 'Sessiz ve İsyankar', 'Dünyanın Çivisi', 'Açılım', 'Gökkuşağı', '!f Kült', '!f Kısalar', 'Nöbetçi Sinema' ve 'Özel Gösterim'

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica