Vatka, Spedo mayo, Bizimkiler dizisi, kelebek toka, laser anahtarlık, sıklamen pembesi ruj, espadril ayakkabı, Modern Talking, diskotek topu, portatif kasetçalar, atari, TRT korku kuşağı ve Müjde Ar. 80'lere dair akılda kalan imgeler içinde en özellerinden biri şüphesiz Müjde Ar'dı. Sinemada eşya bazında kullanılan "Bazıları sahip olur ama bazıları sadece ismini telaffuz etmekle yetinir." ve kişi bazında kullanılan "Bazıları doğuştan sahiptir ama bazıları sonradan edinir." şeklinde kategorize edilen paye seçeneklerinden Müjde Ar şüphesiz ilk şıktaki ayrıcalıklı grupta yer alıyordu. 
 
Kadın oyuncular arasında 4 yapraklı yonca dayatması ile izleyiciye enjekte edilen zorunlu koşullanmışlık hali dönemin koşullarında hemen revizyona uğradı. Sınırlı sayı ilkesi yerini çoklu sayılara bıraktı. Yıldız her yaşta yıldız olsa da her dönemin ihtiyacı olan taze kan arayışları dönemin kendi genç yıldızlarını yarattı. 60 ve 70'lerde bir türlü aşılamayan 4 yapraklı yonca sendromunun 80'lerde esen tahrip edici değişim rüzgarı karşısında tutunma olanağı yoktu. Yaprak olarak addedilmeyenlerin durumu biraz daha farklıydı. Özellikle 70'lerin son çeyreğinde çekilen seks filmleri ile arayış içine giren dev oyuncuların yeni dönemde kabul görüp görmeyeceği merak konusu iken seks filmlerinde boy gösteren kadın yıldızlar sektörden tamamen silinip farklı bir hayat mücadelesine girerken gedikli erkek yıldızların seks filmleri görmezlikten gelinde ve 80'lerin acımasız rüzgarına rağmen 'Sanatçı' sıfatı ile yollarına devam ettiler. 70'lerde yaşanan kısa süreli seks filmi heyecanı pek çok kadın oyuncu ve yönetmenin canını yaktı. 80'lerde malum yoncanın yapraklarını oluşturan Türkan Şoray, 80'lere çalkantılı özel hayatı ve aşk ve ilişkileri sorgulayan sinema filmleri ile [Mine (1982) Atıf Yılmaz, Seni Seviyorum (1982) Atıf Yılmaz]; Fatma Girik daha çok hatır için oynadığı dram ve salon filmleri ile[Gülsüm Ana(1982) Memduh Ün, Yakılacak Kadın (1982)Osman F. Seden]; Hülya Koçyiğit ise kendini adeta baştan yarattığı ve içinde yer alan yetenek canavarını nihayet dışarı çıkardığı sinema filmleri [Kurbağalar (1985) Şerif Gören] ile entegre olurken dönemin dram türünde ve gerçek sinema değeri taşıyan filmlerinin aranan yüzü Müjde Ar oldu. 
 
Fatos Sezer, Derya Abraş, Nur Sürer, Zuhal Olcay gibi sadece ismi anıldığında bile izleyeni alıp bir yerlere götüren gerçek sinema değerlerinden biriydi o. 70'li yıllarda bir kısım komedi filmlerinde ve bazı dizilerde şirin güzel kız olarak yer alan oyuncu[Tosun Paşa(1976) Kartal Tibet, Aşk-ı Memnu(1975) Halit Refiğ], 80'lerde rotasını tamamen değiştirdi. Bunda camianın içinde yıllardır yer alan, tavrından ödün vermeyen oyuncu ve tüm zamanların en iyi söz yazarı annesinin de payı büyüktü. Aile içinde sanat bayrağını taşıyan üye sayısı bu denli fazla olunca, Müjde'nin başarısız olması için pek sebep yok gibiydi. Sinemanın buhran yaşadığı dönemde bir ara sahnelere çıkıp, Muazzez Abacı gibi devlerle gazino şarkıcılığına soyunan ancak alaturka merakından hemen vazgeçen Müjde Ar'ı tutabilecek bir güç yoktu artık. Tüm gereksiz ayrıntılardan kurtulmuş, yapması gerekenlere motive olmuştu sadece.  
 
Sinemada güzel, alımlı ve daima elde eden kadına alternatif olarak ortaya atılan 'Öteki kadın' rollerini hiç sorgulamadan kabul ediyor, herhangi bir kişisel kısıtlamaya gitmeden sadece denileni yapıyordu. Dönemlik, devirsel, sabun köpüğü şöhretler gibi değildi, başka birşeydi onun renkleri. Üstelik rolün bir etiket gibi oyuncunun üzerine yapıştığı bir ülkede büyük bir cesaretti bu. Toplum dışı, zararlı, kötü örnek hatta ahlaksız olarak nitelenen ancak erkeklerin yegane arzu objesi, kadınların ise yasak dişi modeli olan bu öteki kadın, İffet'te hırslı ve kalbi kırık bir intikam meleği, Kupa Kızı'nda geçmişi ile bağını koparamayan doyumsuz bir eş; Asılacak Kadın'da istismar ve tecavüz mağduru zavallı bir besleme; Dağınık Yatak'ta duygusal ve aynı zamanda paranın satın alma gücünü gayet nomimal bir biçimde kullanan kibar bir fahişe; Asiye Nasıl Kurtulur?'da bedbaht ve kaderine teslim olmuş bir kız; Teyzem'de önyargı ve bağnazlık sonucu kendini ifade gücünü yitiren bir aşk kadını; Adı Vasfiye'de erkekleri dizginleri ile yöneten alımlı bir kadın; Dul Bir Kadın'da kendi gerçeği ile toplum gerçeği arasına sıkışmış bir kadın olarak çıktı izleyicinin karşısına. Gösterişli ve hayat realitelerinden oldukça uzak görünen dönemin salon filmlerinden farklı olarak Müjde'nin oynadığı filmler yaşanan toplum koşulları ile senkronize bir şekilde mağdur, fahişe, edilgenlik ve toplum dayatmalarına öteki kadının penceresinden bakmak şeklinde bir saik güdüyordu. Yaratıcı, yenilikçi ve başarı ile koşut olmuş dev yönetmen Atıf Yılmaz ve söylenecek çok sözü olan aykırı filmlerin başarılı yönetmeni Basar Sabuncu; Müjde Ar'ın oynadığı Ahh Belinda, Asılacak Kadın gibi filmlerle hanelerine hep artı puan katarken bir yandan da görünürde ahlaksız addedilen gerçekteyse 'kime göre gerçek?' ikilemini dayatmalardan izole ederek yeni bir Müjde yarattılar. Cinsellik ile adı yanyana anılan bu filmlerde Müjde duygusuz, teslimiyetçi, yaralı ve sömürüye açık kadın rollerini o denli iyi temsil ediyordu ki örneğin Asılacak kadın'da besleme olarak bir anlamda satıldığı köşkün hanımının, altını değiştirirken bile maruz kaldığı aşağılanma ile erkeklik yitimine uğradığı bariz olan sözde kocasının zorlamalarıyla ilişkiye girdiği erkeklerin bundan duyduğu anlamsız keyif, izleyiciyi bazen boğabiliyordu. Tabi izleyen için gönüllü bir boğulma olduğu da yadsınamazdı.

Dönem dönem ismi sinemada çıplak kadın ve hayat kadını tiplemeleri ile özleşse de o cüretkar sahneler yerine hep makul olma sınırını aşmayan bir çizgide soyundu. Zira 90'ların hemen başında çevrilen ve ödüle boğulan bazı filmlerdeki sahnelerde Lale Mansur, Nurseli İdiz, Meral Oğuz, Hande Ataizi, Hale Soygazi gibi starlar zaman zaman aykırı cinsellik paralelinde ve oldukça bonkör bir biçimde soyunduysalar da en iyi yönetmenler tarafından çekilen bu filmlerde Müjde'nin 80'li yıllara hükmeden filmlerinin tadını bulmaya olanak yoktu. Atıf Yılmaz, Başar Sabuncu, Halit Refiğ, Ertem Eğilmez, Şerif Gören, Ömer Kavur, Nejat Saydam gibi devlerin filmlerinde başrol oynayan sanatçı, değişim ve başkalaşım çağı olarak gösterilen 80’lerin ilk yarısında bir kısım arabesk filmlerde rol almış, ancak bu filmlere yamanmaya çalışılan abartı ve ajitasyon zorlamalarından uzak durarak sade bir oyunculuk sergilemişti.[Kır Gönlünün Zincirini (1980) Şerif Gören] Bu nedenle sanatçının asıl çıkışını 80’lerin ortalarında yaptığı söylenebilir. Dağınık yatak adlı filmde, Atıf Yılmaz; rolün üstesinden gelebilecek tek oyuncu olarak onu görmüş, yaratılmak istenen para ve aşk kutuplarındaki bir fahişe, Murathan Mungan’ın üstün öngörüsü ile beyaz perdeye aktarılmıştı. Filmde Ataerkil yaşama dair kadın başkaldırısını irdeleyen güçlü kadın resmi çizilirken aynı zamanda aşka dair çekinceleri olan ama hastalıklı şekilde bağlı olduğu bir adamdan kurtulamayan kadın da yaratılmıştı. 


 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica