21 Haziran Dünya Müzik Günü vesilesiyle müzik ve sinema konusuna değiniyoruz. Müziğin en yaygın tanımı "duygu ve düşüncelerin, seslerin düzenlenmesiyle  ifade edilmesidir" şeklindedir. Bu tanımı insanın hüzün, sevinç, coşku, korku vb duygularını müzikle ifade etmesi şeklinde anlayabiliriz. Sinemada; daha yeni  bir sanat dalı olarak aynı istekleri taşır, onda da duygu ve düşüncelerin (estetik kaygısı duyularak) görüntü ve  seslerle ifade edilmesidir. Bu nedenledir ki sinemada müzik, her zaman kullanılmış ve ifade gücünde kuvvetli bir etken olmuştur.
 
Sessiz sinema döneminde önemli sinemalarda oynayan filmlerde, filme sahnenin gerisinde çalan bir piyano eşlik ederdi. Hatta bazı filmlerde özel besteler yapıldığı biliniyor. Bazen setteki oyuncuları çekimdenden önce "havaya sokmak" için sahnenin konusuna uygun müzikler çalındığıda oluyordu.

İlk müzikal filmden bahsedecek olursak, The Jazz Singer (1927) filmini  ve filmde ünlü şarkı "Mammy" ile birlikte diğer şarkıları  seslendiren Al Jolson'ı hatırlamak gerekir. Daha sonra sessiz filmin acısını çıkartmak istercesine birçok müzikli filmler çekildi adeta bir karmaşa oluştu,ta ki bu işin ustası sayılan Busby Berkeley'nin çektiği bol figüranlı güzel kızların olduğu,ilginç ve gösterişli dekorların kullanıldığı filmler çok tutuldu ve yeni bir çok  oyuncunun starlaşmasını sağladı. İlginç olan  müzikte temel taşları oluşturan çok daha eski bir müzik altyapısı olan Avrupa'nın değilde bu filmlerin Amerikada oluşmasıydı.
 
Avrupa ülkelerindeki müzikal sinemanın başlangıcına bir göz atarsak:
Almanya'da müzikli filmler  sesli sinemayla birlikte başlar, Marlene Dietrich, "Mavi Melek" de ünlü şarkılarını söylediğinde yıl 1930'du.
İngiltere'de 30'larda  bir çok müzikal yıldız yetişmesine rağmen en önemli ilk başarılı sayılan  müzikal  film "London Town" dur.
Fransa'da ise  sesli sinema bir anlamda şarkılı filmlerle başladı. Bunlardan söz edecek olursak Rene Clair'in müzikli komedileridir.
İtalya ve İspanya'da zaman zaman ünlü şarkıcılarla yapılan filmler hiç bir zaman gerçek anlamda müzikal olgusuna ulaşamamıştır.

Türk Sinemasında Müzikal 
Türk sinemasında Müzikal filmler, nerdeyse sinemayla yaşıttır. Muhsin Ertuğrul'un çektiği "Leblebici Horhor (1923)" sessiz olmasına rağmen bir müzikaldi(!). 30 larda birden ortalığı müzikli filmler  sardı. Bunlar: dönemin çok tutulan operetleriydi. Ağır  bir sinema diliyle anlatılan, estetik kaygısından uzak filmlerdi ama o dönemde sevilen sanatçıları tarafından oynanıyordu. Hazım Körmükçü, Bedia Muvahhit, Vasfi Rıza, Feriha Tevfik, Behzat Budak, Muammer Karaca  v.b. sanatçılardı. Bu filmlerin öncüsü tabiiki: "Karım Beni Aldatırsa(1933) idi. Muhlis Sabahattin in bestelediği şarkılara Mümtaz Osman takma adıyla Nazım Hikmet söz yazmıştı. Cezmi Ar görüntülemiş, şehir tiyatrosu sanatçıları oynamıştı.Aynı yıl çevrilen "Söz bir Allah bir" yine hemen hemen aynı sanatçılar tarafından çekilmişti. "Cici Berber"  ise Mesut Cemil in müziğine dayanan ve bazı şarkılarını Yunan şarkıcısı Zozo Dalmas ın okuduğu bir operetti. "Milyon Avcıları" ve" Leblebici Horhor Ağa" filmlerinden sonra müzikal sinema durgunluk devresine girdi.

1940'lı yıllarda, Münir Nurettin'in başrolünü oynadığı ve yer yer şarkılar söylediği "Kahveci Güzeli", "Allah'ın Cenneti" gibi filmler yapıldı. Bu dönemdeki ilginç gelişme de Mısır sinemasının etkisi altında kalarak hemen her filme mutlaka bir göbek dansı sahnesi eklenmeye başlanmasıdır. Bu dönemde sinemaya geçen dansözlerin sayısı da artmıştı.
  
1950'lerde ise sinemamıza revü(rövü)lü filmler moda oldu. "İstanbul Geceleri", "İstanbul Çiçekleri", "Şehir Yıldızlar"ı, "Vur Patlasın Çal Oynasın", "Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar" gibi. Bu filmlerde dönemin sevilen ses ve dans yıldızları rol alıyordu. Bu yıllarda Lütfi Akad ın uyarladığı Lüküs Hayat (1951) en işginç müzikallerden biriydi. Nazım Hikmet in senaryolaştırdığı "3. Selimin Gözdesi" Münir Nurettin ve Perihan Sözeri'yi biraraya getiren filmdi.

Dönemin çok büyük bir çıkış yapan şarkıcısı Zeki Müren, Beklenen Şarkı ile kendinden önceki şarkıcı filmlerinin çok önünde bir başarı yakaladı. 70'li yıllara kadar çevirdiği filmler, her ne kadar oyunculuğu pek beğenilmese de okuyuculuğuyla ilgi çekti.

Sonraki yıllarda Haldun Taner'in, Keşanlı Ali Destanı na Yalçın Tura nın eklediği müziklerle Atıf Yılmaz ın yaptığı film, Türk Sinema Tarihinde benzersiz epik bir müzikal deneme olarak kaldı.

70'li ve 80'li yıllarda yapılan şarkılı türkülü filmler müzikal film olma özelliği taşımazlar. Çünkü müzikal filmin olmzsa olmazlarından olan estetik kaygı yoksunluğu, dans, dekor yokluğu, renk araştırmacılığı gibi olgular içermemektedir. Bu dönemde müzikal kabul edilebilen tek yapıt Renkli Dünya filmidir. Orhan Aksoy'un yönettiği, Haldun Dormen'in danslarını yönettiği film belli bir seviyeyi tutturmuş ancak o yıllarda parlayan sahne müzikallerinin yanında ne yazık ki sinemada  bu türün devamı gelmemiştir. Müzikal sinema yapmanın pahalı ve zahmetli oluşu bu tür filmlerin az sayıda çekilmesine neden olmaktadır.

Not: Bu yazı Türk sinemasının veri tabanını bu sitede oluşturulması amacıyla Sinema Ansiklopedisi kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır. Ek bilgiler yazıya eklenebilir.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica