4 Temmuz 1917. Osmanlı döneminde dünyaya gelen Şükriye Atav, 1919 yılında ailesi ile birlikte Rusya'ya gider. O dönemler de Osmanlı İmparatorluğu Devleti yenilgiye uğratılmış, ülkenin birçok köşesi, İstanbul başta olmak üzere çeşitli ulusların istilasına uğramıştır.

Osmanlı devletinde, üst rütbe de olan subayları bir araya toplayan Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919 da Samsuna çıkarak, Kurtuluş savaşının ilk adımını atar. Karadenizlisi, Egelisi, Doğulusu, Güneylisi, Batılısı, Kuzeylisi tüm vatan sevenler Mustafa Kemal'in liderliğinde toplanır. Ankara'da T.B.M.M. kurarlar.

Bu meclis, İşgal kuvvetleriyle top yekün savaşa girer ve yurdu düşman istilasından kurtarır. Ankara da kurulu olan T.B.M.M. başta Rusya olmak üzere tüm uluslar tarafından tanınır. Baştan beri Milletin egemenliğini öne çıkarmayı düşünen Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, 29 Ekim 1923 de, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurarlar...

Osmanlı'da yasak olan birçok şeyi kökten değiştirirler. Devrim niteliğinde birçok yenilikler getirirler.  Osmanlı'da günah sayıldığı için Müslüman kadınların sahneye çıkması, tiyatrocu olması veya sinemada oynaması gibi yasaklar ortadan kaldırılır. Sanat ve sanatçının gelişmesi, öğretilmesi ve öğrenilmesi için, Türkiye genelinde Halk evleri açılır. Sanat adına her branşta dersler verilmeye başlanır. Böylelikle sanata ve sanatçıya değer verilme devri de başlamış olur.

İki yaşında bir Osmanlı bebeği olarak, 1919'da ailesi ile Rusya'ya giden Şükriye Atav, ilk ve ortaokulu Sinferopol'da okur. Halk dansları etkinliklerinde yer alır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin muasır medeniyetler yolun da ilerlediğini gören Şükriye Atav, on dört yaşına gelmiş genç bir kızdır artık. Ailesi ile birlikte Türkiye'ye, doğduğu vatanına dönmeğe karar verir.

Cumhuriyetin sekizinci yılında, genç pırıl, pırıl bir Cumhuriyet kızı olarak 1931 yılında İstanbul'a gelir. Çocukluğundan beri içinde var olan Tiyatro sevgisini, sanat aşkını gerçekleştirmek için, ebeveynden müsaade alarak 1932 de Eminönü Halk evi'ne kaydını yaptırır.

Şükriye Atav, Rusya'da Sinferopol de okurken yaptığı halk dansları çalışmalarının faydasını görür, Eminönü Halk Evinde hocalarının dikkatini çeker. Bir yandan dersleri alırken, diğer yandan tiyatro oyunlarında roller alır. Yaptığı halk dansları sayesinde,  halk evinin göz bebeği haline gelir.

Şükriye Atav'da ki azim ve başarıyı gören hocaları ve Muhsin Ertuğrul, sanatçıyı İstanbul Şehir Tiyatrosuna girmeğe teşvik ederler. 1942 Yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu kadrosuna girer Şükriye Atav. Artık yaşamı boyunca Tiyatro ve Sinema sanatçısı olarak hep karşımızda olacaktır.

Tiyatro yaşamında tespit edebildiğimiz kadarıyla (Ana-İsyancılar-Kadınlar-Cennet yolunda-Masum İrena-Kral ölüyor-Bernarda Allahın Evi- Köprüden dönüş-Beyaz Güvercin- Peer Gynt ve Koca bebek) gibi oyunlarda rol aldı. Bu oyunların bazılarında başrol oynarken, bazılarında ikinci derece roller üstlendi.

İstanbul Şehir tiyatrosu müdürü ve Sinema yönetmeni olan Muhsin Ertuğrul çekeceği bir filmde Şükriye Atav'a başrol teklif eder. Senaryosunu ünlü gazeteci-yazar Burhan Feleğin kaleme aldığı "Nasrettin Hoca Düğünde"adlı eser'le 1943'de sinemaya ilk adımını atar. Hazım Körmükçü ile başrolünü paylaştığı "Nasreddin Hoca Düğünde" isimli filmde, dönemin ünlü ses sanatkarı Müzeyyen Senar ile Sadettin Kaynak da önemli derecede rollerde oynamıştır.

Filmciliği pek fazla düşünmeyen, tüm tercihini Tiyatrodan yana kullanan Şükriye Atav, üç yıl sonra İpek Film sahibi İhsan İpekçi'nin teklifine "peki" demek zorunda kalır. Yönetmenliğini Ferdi Tayfur'un (Şarkıcı Ferdi Tayfur'la sadece isim benzerliği vardır.) yaptığı  "Senede Bir Gün" filmini 1946 yılında çeker. Bu film de Suavi Tedü ile birlikte başrolde oynar. Filmin görüntü yönetmenliğini (kameraman) Sinemanın ilk uzun metraj filmini çeken Cezmi Ar yapar...

Senede dört-beş filmden fazla çekilmeyen ve oyuncusundan yönetmenine kadar tüm çalışanlarının tiyatrocu olduğu bir dönemde: 1947 yılında Seyfi Havaeri isimli, özel tiyatrolarda çalışan, sinema aşkıyla yanıp tutuşan biri çıkar ortaya... İki yıl emek harcayarak yazdığı "Yara" adlı senaryoyu, dönemin ilk film şirketlerinden biri olan Halk Film sahibi Fuat Rutkay'a (Ünlü oyuncumuz Aziz Rutkay'ın amcası) götürür. Senaryo çok beğenilir. Havaeri'nin firmaya teklifi, filmin başrolünde Muhsin Ertuğrul ile Cahide Sonku'nun oynaması ve Yönetmen'liğini de Muhsin Ertuğrul'un yapmasıdır. Kendisi de Muhsin Ertuğrul'a asistanlık yapacaktır.

Teklif Muhsin Ertuğrul'a bildirilir. Muhsin Ertuğrul, Alaylı bir dille "Sinema yapmak, senaryo yazmak yoldan geçenlere mi kaldı?" der. Senaryoya elini bile sürmez. Çekip gider... Halk Filmin sahibi Fuat Rutkay aynı hikayeyi, ilk kez kamera arkasına yönetmen olarak geçecek olan Seyfi Havaeri'ne çektirmeye karar verir. Bu kez de Muhsin Ertuğrul Cahide Sonku'ya baskı yapar. "O hikayede oynarsan seni bir daha hiçbir filmim de oynatmam" der. Cahide Sonku bu çıkış karşısında çaresizlik içinde teklifi kabul etmez. Yerine Şükriye Atav'la anlaşma yapılır ve Hadi Hun ile birlikte başrolleri paylaşırlar. Seyfi Havaeri'nin ilk yönetmenlik deneyi olan  "Yara" filmi çekimden sonra hemen vizyona girer ve büyük ses getirir. Dram ağırlıklı olan bu filmde Şükriye Atav oyun gücü ile büyük başarı elde etmiştir. Aynı yıl içinde, İsmail Dümbüllü ile  "Kılıbıklar" filminde oynar...

1948'de dönemin starı Mehmet Karaca (Cem Karaca'nın babası) ile "Düşkünler" filminde oynar. Dram filmlerinin aranan starı haline gelen Şükriye Atav, ayni yıl için de yine  Halk film adına "Canavar" isimli bir film daha yapar ve bu eserde Sadi Tek'le birlikte başrolü  paylaşırlar. 1949'da Talat Artemel'le "Dinmeyen Sızı" filminde, 1950'de Cahit Irgat'la  "Soysuz"filminde oynar.

Filmleri iyi iş yapmasına rağmen Şükriye Atav, altı yıl kadar, sinemaya ara vererek, tiyatroya ve çocuklarına zaman ayırır...

1956'da "Papatya" filmi ile tekrar sinemaya döner. Bu film de Fikret Hakan, Özcan Tekgül ve Bülent Oran'la birlikte başrolleri paylaşırlar. Sinemaya yine iki yıl ara verir, sanki oynamayı istemiyor, filmciler zorla oynatıyormuş gibi bir hal içindedir. 1959'da Nejat Duru'nun ısrarı üzerine "Şeytan" adlı bir filmde oynamayı kabul eder. Bu filmde Kenan Pars, Sadri Alışık ve Çolpan İlhan'la ikinci kadın rolünde oynar.

Tiyatro çalışmaları devam ederken uzun aradan sonra 1965 yılında "Ben Öldükçe Yaşarım" adlı bir film daha çeker. Yine sinemadan uzak kalır, uzun yıllar. Sinemaya tekrar dönüşü ise tam dönüş olacaktır. 1971 yılında Yönetmen Orhan Aksoy iddialı bir film çekecektir. Kadro yapımında çok titiz davranır. "Emine" adlı filmde Tarık Akan'ın annesini oynayacak iyi bir oyuncuya ihtiyacı vardır. Bu rolü, layıkıyla oynayabileceğine inandığı, Şükriye Atav'a teklif götürür. Atav senaryoyu okur çok beğenir ve Orhan Aksoy'un teklifini kabul ederek, Tarık Akan'ın annesini oynar.

Aynı yıl "Emine" filmi Antalya Altın Portakal Film Festivaline katılır ve Şükriye Atav bu filmde oynadığı başarılı anne rolü ile "En iyi karakter kadın oyuncu" ödülünü alır. Sanatçının hayatında bu film dönüm noktası olur. Ödülden hemen sonra, Erman film adına çekilen "Vefasız" adlı yapıtta Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan'la birlikte oynarlar. Yine Tarık Akan'ın annesi rolündedir. Şükriye Atav Yeşilçam'ın değişmez annesi olmuştur arık. Kötü kalplı kadın, kötü anne rolleri için Aliye Rona'yı, iyi kalplı kadın, iyi kalplı anne rolleri için de Şükriye Atav'ı oynatırlar hep.

1971'de, üç film, 1972 yılında sekiz film. 1973'de ise tam, on filmde oynar. 1974'de, dört film çevirir... 1975'de 5 filme imzasını atar... 1976'da sadece dört film çeker, zira sinemada bir azalma başlamıştır. Daha sonraki yıllarda birer, ikişer film de oynar...

Sinemada film sayısındaki azalma, Videoculuk ve erotik ağırlıklı filmlerin çoğalması nedeni ile olur. Yapımcılar eskisi gibi film yapamazlar zira, video ve acık saçık erotik yapımlar sinemayı vurmuş, mali krize sokmuştur. Filme harcadıkları parayı geri dönüştüremeyen yapımcıların büyük bir kısmı sinemadan elini çekilmiştir.

Şükriye Atav son olarak, 1987'de iki filmde oynar. Birisi "Ya Benimsin Ya Toprağın". İkincisi, "Bebek" adlı filmdir. Bu filmler sanatçının sinemaya veda filmleri olur...

Şükriye Atav'ın sinemada annesini oynamadığı jön ve jön dam kalmamıştır. Ama tesadüfe bakın ki, Tarık Akan'ın annesini oynayarak başladığı anne rollerine, yönetmenliğini Orhan Elmasın yaptığı ve yıllar sonra yine Tarık akanın annesini oynadığı "Bebek" adlı film ile veda etmiştir.

Arkadaşları ve seyircileri arasında çok sevilen, takdir edilen bir sanatçıydı. Kiminin annesi, kiminin ablası oldu. Toplum onu çok sevdi, bağrına bastı... Bu başarıları sanatçıya tiyatrodan altı ödül almasını sağladı... Altı adet tiyatro ödülüne sahip olan Şükriye Atav, Yaklaşık dört yüz civarın da filmde oynadığı bilinmektedir... Sinema çalışmalarından ise bir ödül sahibidir.

Çocukluğundan beri Şükriye Atav'ı kendisine rehber edinen yeğeni Ayşin Atav da, halen İstanbul Şehir Tiyatrosu kadrosunda sahne almaktadır. Çocukluğundan beri tiyatro ve filmlerde oynayan Ayşin Atav, dublaj ve dublaj yönetmenliği de yapmaktadır. Ayşin Atav'ın bu mesleğe ilgi duymasın da ve başarılı olmasın da Şükriye Atav'ın payı büyüktür.

Ayrıca Şükriye Atav, başarılı bir oyuncu olmasının yanı sıra iyi de bir annedir. 1944 doğumlu oğlu Yalçın Boratap'ı iyi okullarda okutmuştur. Orta öğrenimini Saint Benoit Fransız Lisesinde, eğitiminin devamını Londra da yaptırmıştır. Yurda dönüşünde İstanbul Şehir Tiyatrosuna vermiştir. 1963 yılından bu yana Şehir Tiyatrosu kadrosun da yer alan Yalçın Boratap, bir çok filmde ve dizide rol almıştır. Tiyatroda oyunculuğunun yanı sıra Yalçın Boratap, diyalog ve iletişim de konuşma ve drama dersleri de vermektedir.
 
Şükriye Atav'ın diğer oğlu Erdal Boratap da annesi gibi sanata aşık biridir. Yeşilçam'da çekilen birçok filmde sesi ile yer almış, fragmanlar yazıp seslendirmiştir. Spiker olarak çoğu belgesellerde sesini duyduğumuz sanatçı, güzel şiirler de yazmaktadır. Cüneyt Arkın'ın başrolünü oynadığı "Cemil Dönüyor" filminde, filmin tiradı niteliğinde olan şiiri yazmış ve okumuştur. Filme büyük katkısı olduğu bizzat yapımcısı ve yönetmeni Melih Gülgen tarafından dile getirilmektedir.

Kısacası Şükriye Atav, Tiyatro ve Sinemada ki başarılarının yanı sıra, evlatlar yetiştirmekte de başarılı olmuştur. Arkadaşları ve meslektaşları arasında çok sevilen, saygın kişiliğe sahip biridir. Sinema seyircisinin hiçbir zaman unutamayacağı sevecen annesi Şükriye Atav, 2000 yılında rahatsızlanarak Antalya Devlet Hastanesine kaldırılır. Kalp hastası olarak yoğun bakıma alınan sanatçı, 8 Ekim 2000 yılında, 83 yaşındayken hayata veda eder. Sevenleri, sanatçı arkadaşları ve aile fertlerinin katılımıyla görkemli bir cenaze töreni ile ebediyet'e uğurlanır.

Yıllar öncesi fani dünyadan göç etmesine rağmen filmlerini televizyon kanallarında her daim zevkle izlemekteyiz. Hiçbir zaman unutamayacağımız Şükriye Atav kalplerimizde yaşıyor. Hep yaşayacaktır. Sanatçı ölmez, geride bıraktığı eserlerle ölümsüzleşir.

Cennet mekanın olsun Şükriye Atav Hanımefendi.

Seni unutmadık, unutmayacağız.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica