1936 yılında Adapazarı'nın Akyazı Kuzuluk Beldesinde dünyaya gelen Gencer Yıldırımgeç (Yıldırım Gencer) İlkokulu Akyazı da okur. Galatasaray Lisesine girmek için Ortaokul imtihanlarına katılan Gencer, Beyoğlu Galatasaray Lisesi'nin orta kısmına girmeye hak kazanır. Köklü bir aileye mensup olan küçük Gencer'in babası Ziya Bey, ailesiyle birlikte yazları Kuzuluktaki çiftlik evlerinde, kışları da İstanbul'daki kışlık dairede kalırlar. Kafkasya'dan gelme, Abazha kökenli bir aileden olan Ziya Bey, örf ve ananelerine saygılı dürüst bir kişiliğe sahiptir. Çocuklarını de aynı terbiye ile okutup yetiştirir.

Yıldırım Gencer, Galatasaray Lisesi Orta kısmından mezun olduktan sonra, bir süre ticaretle uğraşır. Kuzuluk Maden Suları ve kaplıcalarının da sahibi olan babası Ziya Yıldırımgeç'in rızası ile tek başına ticarete atılan Yıldırım Gencer, yaptığı işte başarılı genç bir delikanlıdır artık. Kafkasya kökenli seçkin aile çevresine sahip olan Ziya Bey, Yıldırım Gencer'i baş-göz etmek, mürüvvetini görmek için evlendirmeye karar verir. Babaya karşı saygılı, örf ve ananelere riayet eden genç delikanlı Yıldırım, Aile çevresinden genç ve güzel bir kızla evlendirilir.

Düğünleri, Akyazı'daki çiftlik evinde örf ve ananelere göre yapılır. Kafkas oyunları oynanır. Kuzular çevrilir, yenir içilir. Görkemli bir düğün olur. Ticaret hayatına devam eden Yıldırım Gencer'in çocukları dünyaya gelir, eşi ve çocukları ile birlikte mutlu bir yaşam sürmektedir.

Genç, yakışıklı, kültürlü bir delikanlı olan Gencer Yıldırım Geç'in hayatı, bir filmin gala gecesinde değişecektir. Akrabalarından olan Yönetmen Faruk Kenç'in yönettiği "Ölmeyen Aşk"ın görkemli gala gecesinde, Kenç tarafından sanatçılarla tanıştırılır. Bunlar arasında Şair, Oyuncu ve yönetmen olan M.Orhon Arıburnu ile Gencer Yıldırım Geç arkadaşlığını, dostluğunu temelini atarlar. Daha çok içiçe olur sinema ile. Çevresinde oluşan bazı sanatçılar,"Senin sinemada jön oynayanlardan fazlan var eksiğin yok. Neden filmde oynamıyorsun?" derler. Dönemin jön'leri kadar yakışıklı olan Gencer Yıldırımgeç'i, M. Orhon Arıburnu beraber bir film çekmeye ikna eder.

1962 yılında 26 yaşında genç bir delikanlı olan Gencer, Arıburnu ile ortak bir film yapmaya karar verir. Filmin ismi "El Alem Ne Der". Dönemin ünlü vamp yıldızı Muzaffer Nebioğlu ile başrolü paylaşırlar. Film vizyona girdiğinde ses getirir, gişe yapar. Yıldırım Gencer olarak afişlere yazılan genç delikanlı, seyircinin gönlünde iyi bir oyuncu olarak yer alır.

Sadece bir film için sinemaya giren Yıldırım Gencer, ortaya koyduğu oyun gücü, mert ve dürüst kişiliği ile diğer yönetmenlerin de dikkatini çekmeyi başarır. Peş peşe film teklifleri almaya başlar. Ticaretle uğraşan, ayrıca paraya ihtiyacı olmayan sanatçı, ilk zamanlar daha ziyade dostları ve arkadaşlarının filmlerinde hiç ücret almadan ya da çok az para alarak oynamıştır.

Bu arada ticaret yaptığı firmayı kapatıp, tamamen sinemaya kendini adayan Yıldırım Gencer, 1964 yılında yönetmen Natuk Baytan'ın senaryosunu yazıp yönettiği "Sahildeki Ceset" filminde Tülin Elgin'le başrol oynamış, diğer güçlü oyuncuların yanında sergilediği oyunla dikkatleri iyice üzerine çekmiştir. 1965 Yılında İzmir Film Festivaline katılan "Sahildeki Ceset"  filmi,"En iyi 2. film ve En İyi Yönetmen dallarında iki ödül kazanır.

Yıldırım Gencer  "B" kategori'sin deki yapımcıların oynattığı jönler arasın da isim yapar. Peş peşe filmler çevirir. Siyah- Beyaz dönemindeki en başarılı filmleri arasında, "Sahildeki Ceset - Affedilmeyen Günah - Koca Tepenin Üç Süvarisi - Kanlı Kale - Efenin İntikamı – Ve  Sinanoğlu"nu sayabiliriz...

Sinema da ilk Fantastik Filmde jön oynayan yine Yıldırım Gencer olmuştu. Fantastik filmlerin unutulmaz yönetmeni Yılmaz Atadeniz, Yıldırım Gencer'le peş peşe çektiği Killing filmleri ile Yeşilçam da yeni bir moda rüzgarı estirir. O yıllarda iki jön bir arada pek oynamazdı. Yıldırım Gencer bu kuralı bozar ve İrfan Atasoy'la beraber "Uçan adam Killink'e karşı" filminde oynar. Yönetmen Yılmaz Atadeniz'in çektiği bu film İrfan Atasoy'un Film Şirketi İrfan Film adına çekilir. Sinemalarda gişe rekorları kırar, seyirciden büyük beğeni kazanır.

İşte, "Uçan Adam Killig'e Karşı"  filminden sonra Yıldırım Gencer  "A" kategorisi Filmlerde ikinci jön,"B" kategorisinde ise başrolde oynar. Seyirci her iki kategoride de Yıldırım Gencer'i başarılı bulur, bağrına basar. Zamanla salon kötü adamı, mafya lideri vs. gibi karakter rollerinin aranan tek adamı haline gelir.

Türk sinemasındaki jönlerden hepsi ile beraber filmler çevirmiştir. Hepsi ile iyi dostluklar kurmuştur. Oksal Pekmezoğlu'nun  yönettiği "Son Kurban" filminde Göksel Arsoy,Figen Say ve Sevinç Pekin'le birlikte oynarlar. İzzet Günay ve Birsen Menekşeli ile  "Yumrukların Kanunu" adlı avantür filmde beraber oynayan Yıldırım Gencer, Fikret Hakan'la "Korkusuz Adam, Yine Fikret Hakan ve Fatma Girik'le birlikte "Kafkas Kartalı"nı çevirir. And Film adına çekilen bu filmin yönetmeni Yılmaz Atadeniz Yıldırım Gencer'e Prens rolün de oynatır.

Tek başına jön oynarken, çift jönlü filmlerde ikinci jön oynamayı kabul eden Yıldırım Gercer'in şansı açılmış, peş peşe kaliteli filmlerde oynar duruma gelmiştir.
"Gazi Kadın – Nene Hatun" filminde Türkan Şoray ve Kadir İnanır'la birlikte başrolleri paylaşan Yıldırım Gencer, Yönetmen Osman Seden tarafından prens İgor rolünde oynatılır. Erman Film Hürrem Erman adına yönetmen Osman F. Seden'in sinemaya uyguladığı "Hatasız Kul Olmaz" adlı müzikal avantür eserde Orhan Gencebay ve Fatma Girik'le birlikte oynar Yıldırım Gencer.

Arzu Film şirketi adına Yönetmen Tunç Başaranın sinemaya uyguladığı "Büyük Kin"de Ayhan Işık ve Funda Postacı ile başrolleri paylaşır sanatçı. Yılmaz Güney'le pek çok filmde beraber oynayan Gencer, bunlardan Canlı Hedef ve Kovboy Ali de büyük başarı göstermiştir. Kovboy Ali'nin Senaryosunu Yılmaz Güney yazmış, yönetmeni ve yapımcısı ise Yılmaz Atadeniz'dir. Atadeniz, kendi firması adına bu ikiliye birçok film çekmiştir. Bir dönem Fantastik ve Kovboy Filmleri yöneten Yılmaz Atadeniz, Gencer'in oyunundan ve kişiliğinden ziyadesi ile memnun olduğu için hemen hemen her filminde rol vermiştir Yıldırım Gencer'e…

Cüneyt arkın'la tarihi filmlerde karşılıklı çarpışan ve düşman prenslerini oynadığı için hep yenilgiye uğrayan Yıldırım Gencer,  Kadir İnanır'lı filmlerde mafya babasını, Orhan Gencebay'la da Salon kötü adamını oynamıştı. Dram-avantür filmlerle sinemaya geçen Yıldırım Gencer, Fantastik filmlerle şöhrete ulaşmış, bunu kovboy filmleri, efe filmleri, tarihi filmler derken araya diziler girmiş,

İki yüz civarında, jön ve ikinci adam olarak filmde oynayan Yıldırım GencerYönetmen Yücel Çakmaklı'nın TRT adına 1987 de çektiği  "Kuruluş-Osmancık"adlı dizide de oynamıştır. Yine TRT adına Yönetmen Halit Refiğ'in çektiği TV Dizisi  "Yorgun Savaşçı"da Çerkez Etem rolünü oynar. Severek oynadığı ve en çok sevdiği dizi olan bu "Yorgun Savaşçı"yı ne yazık ki görmesi nasip olmaz. TRT diziyi yasaklar, yayınlamaz."Yaktık" derler. Yönetmen Halit Refiğ, mahkeme kanalıyla TRT'yi zorlar. Film depoda tozlar arasında bulunur. Yakılmamıştır fakat yasaklı olduğu için oynatılmamıştır.

Her oyuncunun Yönetmen olmak gibi gizli bir isteği vardır. Bazıları bunu bir fırsat bulur uygular, bazıları da o imkanı bulamaz. Bazıları Kartal Tibet Gibi oyunculuktan gelme ünlü bir yönetmen olur, bazıları da bir iki film yönetir sonra, oyunculuğuna geri döner, Fikret Hakan gibi… 1981 yılın da Yıldırım Gencer de bu modaya uyarak Senaryosunu Yavuz Figenli'nin yazdığı "Kan Bağı" adlı duygusal drama bir filme yönetmen olarak imza atar. Gencer bu filmde Gönül Hancı ile başrolü de oynar. Diğer rollerde ise Aliye Rona, Kadir Savun ve Atilla Ergün'ü oynatır. Film vasatın üstüne çıkamadığı için, Yıldırım Gencer yönetmen olma sevdasından vazgeçer…

Yıldırım Gencer'le sinemaya girdiği yıllardan, gazeteciliğimden buyana tanışırdık. İyi arkadaşımdı. Mertti, cesurdu, arkadaş canlısıydı. Paylaşmayı seven, garibanı kollayan birisiydi. Birçok jönümüzde ondaki bu meziyetler yoktu. Arkadaşı için kendini tehlikeye atmaktan çekinmezdi. Hatta bir arkadaşını beş kişi tarafından dövülmekte olduğunu görür, müdahale etmek için karıştığı olay, 18 ay Çatalca Ceza Evinde yatmasına sebep olur. Her hafta ziyaretine giderdim. Ceza evinde bile, arkadaşları tarafından çok sevilen birisiydi. Cezaevi süreci içinde sinemadan uzak kalmıştı fakat tekrar Yeşilçam'a döndüğünde yine filmlerde oynamaya başladı. Yine eski şöhretine kavuştu.

Yalandan, riyadan hiç hoşlanmazdı. Yıldırım Gencer bulunduğu meclislerde, kimsenin elini cebine atmasına müsaade etmez, hesabı kendisi öderdi. Zengin çocuğu olduğu için babadan öyle görmüştü. Sakın yanlış anlaşılmasın, sinemaya girdikten sonra baba parası yemedi. Kendi kazanır, kendisi harcadı. Hatta, sinemanın bir ara krize girdiği erotik filmlerin çekildiği yıllarda, Sanatçı arkadaşlarının da gelebileceği şekilde düzgün ve temiz bir lokal açarak yeniden ticarete atılmıştı. Çünkü o dönemlerde aklı başında birkaç avantür ve tarihi film çekilebiliyordu. Bir süre iki işi bir arada yürüttü. Daha sonra lokali kapattı sinemaya ağırlık verdi.
 
Babası Ziya Yıldırımgeç'in rızasını alarak,  kardeşi Gündüz Yıldırımgeç ile birlikte bir film şirketi kurarlar. Babanın gayesi mademki oğlu sinemacıdır, altyapısı sağlam, o halde stüdyoları ile birlikte tam tekmil işe başlarlar. Film çekimlerinden önce, son model bir 35.lik Ariflex Kamera, Işık malzemeleri, set araç gereçleri alarak çekimlere başlarlar. Bu arada Ziya Bey, Mecidiyeköy civarında Stüdyo ve plato yapmak için geniş bir arsa veya bu işlere elverişli büyük bir bina aramaya koyulur.

Konusu Gündüz Yıldırımgeç, senaryosu Natuk Baytan tarafından yazılan  "Kaf Dağını Terk Edenler" Filminin çekimine, Gencer'in baba ocağı Akyazı'nın kuzuluk beldesin de başlanır… Sanatçının Ata kökenlerine ait bir film çekilmektedir. Kadrosu oldukça kalabalık, Kafkas oyunlarının, örf ve adetlerinin de içinde işlendiği bu filmin Yönetmeni Natuk Baytan ve kameramanı Kaya Ererez, Ziya Bey'i ikna ederek, Kafkasya'yı terk etmeye karar veren lideri oynatırlar. Çekimler bir ay sürer. Filmi Vizyona yetiştirmek için Natuk Baytan Stütyo'ya girer, montaj, dublaj işlerini tamamlarken, Yıldırım Gencer ile kardeşi Gündüz, Akyazı da bir başka film daha çekerler. Bu filmin Afişinde Yönetmen Olarak Gündüz Yıldırımgeç imzası yer alır…

Stüdyo işlemleri tamamlanan "Kaf Dağını Terk Edenler" filmi Vizyona girer, sinemalarda çok iyi iş yapar. Fakat işletmecisi kazanır. Ziya Bey'e filmin iş yapmadığı, para kazanmadığı söylenir. İşletmeci"Kaf Dağını Terk Edenler" filminin yanına, kendinin üçüncü, dördüncü vizyon filmlerini takar, aynı sinemada çift film oynatır. Sinemadan gelen paranın dörtte üçünü kendi eski filmine, kalan birini de yeni vizyon film olan "Kaf Dağını Terk Edenler"e fatura eder. Dolayısıyla yeni film hep az kazanır, masrafını çıkartamaz.

Kötü niyetli işletmecinin eline düşen Ziya Bey, çocuklarını yanına çağırır "Ben bu işi bir tüccar gözüyle, bir sanayi kolu görerek alt yapısı ile sağlam bir şekilde yapmak istemiştim. Araştırdım. Bizim film oynadığı sinemalarda gişe rekoru kırmış ama ortada para yok. Haram zade işletmeciye düşmüşüz. Bizim yerimize o kazanmış. Ben bu işten vazgeçtim."der. Ertesi günü işletmeciye giderler, filmi geri alırlar. Kamerayı kameramana, ışıkları ve diğer malzemeleri de başkalarına hibe gibi verir Ziya Bey. Eldeki filmleri de üç kuruşa bir başka yere devrederek filmcilikten vazgeçer.

Yıldırım Gencer ise, sinemada oyunculuğuna devam eder, peş peşe filmlerde oynar. Birkaç filminde yönetmenlik yapmak bana da nasıp olmuştu. Çekilecek planla ilgili Yönetmenin anlattıklarını can kulağı ile dinler, dinlediğini anlayan çekim sırasında aynen uygulayan, oynadığı karaktere çabuk adapte olabilen büyük bir sanatçıydı Yıldırım Gencer.

Dostluğuna arkadaşlığına sıra gelince böyle mert birisine hiç rastlamadım dersem doğru olur. Zira, Urfa da dini bir film çekiyordum. Şehre araba ile iki saat uzaklıkta bir yerde çalışıyorduk. Suyu olmayan, yolu olmayan, elektriği olmayan bir köydü burası. O gün benim oyuncularımdan kırk kişi, ağaların gönderdiği adamlarla yüz kişilik bir savaş sahnesi çekiyordum. Ağaların kardeşlerinden gece gündüz içen birisi, silahla setimi bastı ve beni tehdit etti.

Yanında on adamı vardı. Anlamadığım lisanda bir şeyler söyledi. Atların üzerinde olan kendi hemşerileri ağanın yanına gitti. Benim Yeşilçam'dan götürdüğüm babayiğit bildiğim oyuncularımın kırkı da atlardan inmeden köye doğru gittiler. Ben ve bir topal asistanım kaldık. Sarhoş ağa, ileri geri konuşarak, yarım saat beni yanında tuttu. Adam sarhoştu. Ayık olsa böyle bir şeyi asla yapmazdı. "Seni burada öldürsem kemiklerini köpekler bile altı ayda bulamaz. Neyine güveniyorsun? Burada sana film çektirmem.S…..git." dedi ve  silahı beline soktu. Korkmadım desem yalan olur. Silahlı sarhoş bir adam... Ne yapacağı belli olmaz. Yanında bir sürü adamları var. Ben ise yalnızım. Oyuncularım köye kaçmıştı. Ben de arkama baka, baka köye doğru yol aldım.

Bu olayı, filmde birkaç gün işi olmayan Yıldırım Gencer, Urfa da bir Restoranda yemek yerken aynı gün köyden şehre inenlerden duyar. Gece on birdir. Arabasına atladığı gibi iki saatlik yolu kat eder ve köye gelir. "Yunus Beye silah çektiklerini duyunca hemen geldim. Durumu nasıl? Kötü bir şeyi yoktur inşallah." der. Bir şeyimin olmadığını, sadece bir sarhoşun yaptığı taşkınlıktan ibaret olduğunu söylerler. "Uyandıralım" derler. Yıldırım uyandırılmamı istemez. "Uyusun. Sabah yedide işe kalkacak. Merak edip geldiğimi, selamımı söyleyin" der ve tekrar o kadar yolu gece karanlığında geri döner. Kırk kişi korkudan beni yalnız bırakıp kaçarken, Yıldırım Gencer tek başına ta Urfa'dan geliyor arkadaşı için. İşte, Yıldırım Gencer böyle birisi... Kime sorarsanız verecekleri cevap aynı; "Mertti. Dürüsttü. Gözü pek, arkadaş canlısıydı. Ayrıca iyi oyuncuydu." derler.

1995 yılında TRT adına Hilmi Akyalçın'ın yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptığı "Yahya Kaptan" filminden sonra gelen bütün film ve dizi tekliflerini geri çevirdi. Bazen Akyazı'daki villasında bazen de Bostancı tarafındaki dairesinde terk başına kalırdı. Yeşilçam'a iki ayda bir gelir oldu. Önceleri hiç birimiz nedenini bilmiyorduk. "Sinemayı bıraktım, oynamıyorum." diyordu sadece. Son zamanlarda Yeşilçam'a gelmez oldu. Akyazı'daki Villasına giden, yapımcı, oyuncu ve yönetmen arkadaşlarını güler yüzle karşılıyor "yaz kış burada rahatım" diyordu. Zamanla hasta olduğunu saklayamayacağı günler geldi çattı. Nefes darlığından, kalbinden şikayet ediyordu sanatçı.

Bu arada ailesi, çocukları ve yakınları tedavisi için seferber olmuşlardı. Aile kendisiyle yakından ilgileniyordu. Ünlü profesörler tarafından tedavisi yapılıyordu. Ancak hastalık için, için ilerliyordu. Kalp'in dışında daha başka ölümcül hastalığı da varmış sanatçının. Arkadaşlarını üzmemek için pek fazla bilgi vermez, nefes ve kalp sorunu çektiğini söylerdi.

Ailesi dışında özel bir de bakıcı tutulmuştu Yıldırım Gencer için. İlaçları zamanında veriliyor, hastalığıyla yakından ilgileniliyordu. Ne yazık ki, her canlı gibi insanoğlu da ölümü tadacaktı. Yıldırım Gencer de, misafir olduğu bu dünyadan 17.Ocak 2005 de 69 yaşında iken ölümü tatmış, ebediyete intikal ederek aramızdan ayrılmıştı.

Kimilerine göre kalpten, kimilerine göre akciğer kanserinden ölmüştü. Netice, vakti zamanı gelince ölüme çare yoktu. Sanatçının ölümü Ailesini, dostlarını ve sanat çevresini ziyadesi ile üzmüştü. Merhum Yıldırım Gencer, Öğlen kılınan cenaze namazını müteakiben Ailesi, akrabaları, yakın dostları, sevenleri ve sanatçı arkadaşlarının hazır bulunduğu cenaze merasiminde Kuzuluk Aile kabristanında defnederek ebediyete uğurladık.

Yıldırım Gencer'e Allahtan Rahmet dilerim. Ruhun şad olsun arkadaşım.
 
Not: Yıldırım Gencer'i yakından tanıyanlar ve beni bilenler, bu yazımda bazı eksikler bulacaktır. Sanatçının özelini kapsadığı için bunlara yer vermedim. Yıldırım Gencer'in özelinin kimseyi ilgilendirdiğini de sanmıyorum.


 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica