Tiyatro ve sinema oyuncusu, Yönetmen Osman Nuri Ergün, 1928 yılında Rize'nin Çayeli ilçesinde dünyaya gelir. İlk ve ortaokulu doğduğu kasabada okur. Babasının görevi nedeniyle ailesini İstanbul'a taşıması neticesinde, Osman Nuri Ergün, Lise tahsiline Taksim Atatürk Lisesinde devam eder. Lise sonrası, aile Beykoz'a yerleşir. Osman Nuri'nin Gemi kaptanı olmasını çok arzu eden aile, biricik oğullarını Denizcilik Yüksek Okuluna verirler.

Denizcilik Yüksek Okulunda okurken, sık sık Tiyatro'ya,  Muhsin Ertuğrul'un sahneye koyduğu oyunları seyretmeye gider Nuri Ergün. 19 yaşında genç bir deniz kaptanı olarak okulunu bitirir ancak, tiyatroya karşı beslediği sevgi, içinde kabaran oyuncu olma hevesi onu gemi kaptanı yapmaktan alıkoyar. Osman Nuri Ergün babasından habersiz gizlice, İstanbul Şehir Tiyatrolarının açmış olduğu kurslara katılır ve çocuk bölümüne girmeyi başarır.

1947 yılında kadrolu sanatçı olarak İstanbul Şehir Tiyatrosuna girdikten sonra, babasına "-İyi bir ücretle Tiyatroculuğa başladım. Gemi kaptanlığı işini şimdilik askıya aldım" der. İlk olarak Shakespeare'nin "Fırtına" adlı oyununda önemli bir rolde oynar Nuri Ergün. Üç yıl değişik oyunlarda, çeşitli karakterler oynayarak pişer, ustalaşır. İyi bir tiyatro sanatçısı olmuştur artık. Dönemin tiyatro oyuncuları gibi O.Nuri Ergün de Sinema da şansını denemek ister.

Tiyatro ve Sinema oyuncusu, aynı zamanda Yönetmen olan Muhsin Ertuğrul'un tavsiyesi ile oyuncu ve dublaj yönetmeni Hayrı Esen'le tanışır Nuri Ergün. Hayrı Esen'in seslendirme yönetmenliğini yaptığı sinema filmlerinde, yardımcı karakter rolleri oynayan sinema oyuncularını seslendirir.

1950 de seslendirme yaparak adım attığı sinema da bazı yönetmen ve yapımcıları tanıma, oyuncularla tanışma fırsatı bulur. Bu arada Hayrı Esen'e de dublaj yönetmeni asistanlığı yapar.

Osman Nuri Ergün hırslıdır. Her el attığı işte başarılı olmak ister. Tiyatro da başarılı iyi bir oyuncudur artık. Seslendirmede de başarı sağlar, sıra filmlerde oynamaya gelmiştir. Ancak, tipi itibarıyla tiyatroda başarılı olmasına rağmen, sinema da jön oynamaya müsait değildir. Ancak, ufak tefek karakter rollerinde oynatırlar.

Kendisinden dinlediğime göre "Oynadığım ufak rollerden tatmin olmuyordum. Bir gün aynanın karşısına geçtim kendimi seyrettim. Jön oynama ihtimalim hiç yok. Hatta ikinci derece de bile oynatmayacaklar. İşte o zaman karar verdim, Rejisör(Yönetmen) olmalıyım diye… Şehir Tiyatrosunun kadrolu sanatçısıydım, provalarım ve oyunum olmadığı zamanlarda rejisör asistanlığı yapıyordum. Sıra ile Kani Kıpçak, Vedat Orfi Bengü, O.Lütfü Akad'a asistanlık yaptım. Daha sonra Kemal Film sahibi yönetmen Osman Fahri Seden'e devamlı asistan oldum. Kemal Filmde iki yıl asistanlık yaptım, iyice yetiştirdim kendimi. Ta ki rejisör olana kadar..." demişti.

Kemal Filmin sahibi Osman Fahri Seden çektikleri filmi tamamladıktan sonra bir gün Nuri Ergün'ü yazıhaneye çağırır."Senin bana yaptığın asistanlık buraya kadar. Artık benden ayrılıyorsun."der. Yeni evli olan Nuri Ergün işsiz kalmaktan, çok sevdiği sinemadan ayrılmaktan korkar. Mahcup bir ifade ile sorar "_Suçum ne hocam. Ne kabahatimi gördünüz ki beni işten kovuyorsunuz?" der.

Babacan tavırlı Osman Seden, bir süre sessiz kalır. Nuri Ergün sabırsızlıkla sorusuna cevap beklemektedir. Seden hafiften tebessüm ederek "-Seni kovduğumu nerden çıkarıyorsun? Artık bana asistanlık yapmanı istemiyorum hepsi bu. Al şu senaryoyu hazırlan. Kemal Film adına ilk yönetmenliğine başlıyorsun. Kendine bir asistan bul. Haftaya film çekimine başlayacaksın." Der.

Sevdiğim hocalarımdan birisi olan O.Nuri Ergün, yıllar sonra kendisine asistanlık yaptığım da, bu olayı anlatırken duygulanmıştı."-Kemal Filme film çekmek, her babayiğidin karı değildi o yıllar."Senaryoyu elime tutuşturduğunda çok duygulandım. Korkularım sevince dönüştü. Gözümden mutluluk yaşı akar gibi oldu. Böyle bir büyük şirkete, dev oyuncu kadrosu ile ilk filmimi çekeceğimi, rüyamda görsem inanamazdım. Ama  Osman Seden bunu gerçekleştirdi." Diyerek, söyle devam etmişti…

"Yeni yönetmenler çıkarmayı, ilk imkanı kendisinin vermesini seviyordu. Başarılarımızdan övünç duyardı. Benden sonra Mehmet Dinler'e, Zafer Davutoğlu'na ve daha başkalarına da yaptı. Asistanlarına ilk filmlerini kendi firmasına çektirirdi. Baba adamdır Osman Seden, bu yüzden herkes sever onu. İlk Rejisörlüğümde çektiğim"Şehir Yıldızları"nın senaryosunu Osman Seden kendisi yazmıştı. Müzikal –komedi türünde olan bu filmde kimler yoktu ki: Eşref kolçak, Deniz Tanyeli, Feridun Karakaya, ünlü oryantal sinema oyuncusu Özcan Tekgül. Dönemin Star şarkıcılarından Perihan Altındağ Sözeri, Mualla Mukadder, Mediha Demir kıran, Gönül Yazar, Celal Şahin ve Şemsi Yastıman. Kameraman ise dönemin en ünlülerinden Krıton İlyadıs'ti..."

İlk çektiği film başarılıydı. Nuri Ergün'e yeni film teklifleri de getirdi ama sanatçı şehir Tiyatrosunun kadrolu elamanı olduğu için iki sene sinemadan uzak kalmak zorunda kaldı. Bu iki sene içinde Şehir tiyatrosunun iki oyununda başrol oynadı. Sinema yapmaya hiç vakti olmadı.

Nuri Ergün 1958 yılında ikinci filmi "İftira"yı çeker. Bir yandan Tiyatro, diğer yandan film teklifleri sanatçıyı bir tercih yapmaya zorlar. Tiyatro ile sinemanın bir arada yürütülmesi zor olduğuna karar verir ve 1959 yılın da Şehir Tiyatrolarındaki görevinden istifa eder, sinemaya ağırlık verir.

Aynı yıl Feridun Karakaya'nın başrolünü oynadığı"Cilali İbo Casuslar Arasında" adlı komedi filmini çeker Kemal filme. Hemen akabinde zor ve meşakkatli bir filmin çekimine daha başlar."İzmir Ateşler İçinde".  Film kurtuluş savaşı sırasında Türk–Yunan çatışmasını işlemektedir.

Başrollerini Ahmet Mekin ile Kenan Pars'ın oynadığı bu film, dönemin dış işleri bakanı tarafından"Türk–Yunan dostluğunu zedeler" gerekçesi ile sinemalarda gösterime girmesi yasaklanır. Yasağın kaldırılması için yıllarca verilen uğraşlar neticesin de, (Kıbrıs olayları, Türk -Yunan dostluğunu sarstığı bir dönemde) "İzmir Ateşler içinde" filmi sinemalarda gösterime girmiş ve hasılat rekorları kırmıştır.

Kemal Film Şirketi adına çekilen "Cilalı İbo" filmlerinin çoğunu O.Nuri Ergün çekmiştir. Komedi filmlerinin dışında Dram, Avantür, Müzikal ve Kostüme filmlere de imzasını atan usta yönetmen, 1965 yılında çizgi dışı bir filme imzasını atar. Çetin Atan'ın romanından uyarlanan "Mor Defter" adlı senaryoyu Fer Film Şirketi adına sinemaya aktarır. Bu filmde Yılmaz Güney ile Evrim Fer başrolleri paylaşırlar.

Bazıları klasikleşen, önemli filmlere imza atan O.Nuri Ergün'ün belli başlı filmleri arasında… İzmir Ateşler içinde, Mor Defter, Dertli Pınar, Ali Baba Kırk Haramiler, Mahşere Kadar, Hancı'nın Kızı, Cilalı İbo, Perili Köşkte, Aşkım Günahımdır, Çalınmış Hayat ve Beyoğlu Kanunu adlı eserlerini sayabiliriz.

1970 yılında çektiği"Müthiş Türk" filmi yılın en çok ses getiren yapıtlarından birisiydi. Konusu, Amerika başta olmak üzere birçok ülkede dolandırıcılık yapan ve dünyada "Müthiş Türk" olarak kırmızı bültenle aranan ünlü dolandırıcı Esat Selçuk'un maceraları anlatılıyordu. O yıl, büyük gazetelerden birinde, Esat Selçuk'un hayatı tefrika olarak yayınlanmıştı. Yönetmen olarak 80 adet filme imzasını atan Ergün, 1975 yılında çektiği "Sevgili Halam" filminden sonra reklam sektörüne geçer ve 1979 yılına kadar reklam filmleri yönetmenliği yapar.

Sinemanın kriz döneminde çok az film çekilir. Bu yüzden yıllar önce ayrıldığı İstanbul Şehir Tiyatrosu'na tekrar döner O.Nuri Ergün. Yine Feridun Karakaya ile aynı oyunlarda bir araya gelir. Fermanlı Deli, Deli Hazretleri, Antonius ve Cleopatra, Deli Saraylı, Balaban Ağa ve diğerleri gibi, birçok eserde oynar.

Tiyatro çalışmalarının yanı sıra, Yeşilçam'da az da olsa çekilmekte olan filmlerin dublajına konuşmacı olarak gider, seslendirme yapar. 1994 yılında Şehir Tiyatrolarından emekli olan yönetmenin, iki kızı ve bir torunu vardır.

1970 de çektiği "Beyoğlu Kanunu" adlı filmde kendisine yönetmen yardımcılığı yapmıştım. Çalışırken çok titizdi. Disiplinliydi. En küçük bir hatayı affetmez, oyuncusundan setçisine, teknik elamanına kadar herkesi fırçalardı. Prensip sahibi usta bir yönetmendi. Pratiği çok kuvvetliydi. Sanattan ziyade iş yapan filmler çekmeyi tercih ederdi. İyi yönetmendi. Ekibini hiç yormazdı. Her gün saat 18'de paydos ederdi. Paydostan sonra birden değişir, kalbinde hiç kötülük olmayan, sevecen, hümanist birisi oluverirdi.

Gün boyunca kalbini kırdığı kişilerin tek tek elini sıkıp, özür dilemesini bilecek kadar olgun kişiydi. Çektiğimiz film bitene kadar 14 gün boyunca bu hep böyle tekrar etmişti. Ona hiç kimse darılmaz, sever, saygı duyarlardı. Ben bu duruma ikinci günü alışabildim ancak. Bir daha başka filmde beraber olamadık ama dostluğumuz hep devam etti.

Nuri Ergün emekli olduktan sonra Beyoğlu'na pek gelmezdi. Zira, Beykoz'da oturduğu için yolu uzaktı. Sadece cenazelerde karşılaşırdık. Son zamanlarda hastaydı, tedavi görüyordu. Osman Seden'in cenazesinde karşılaştık, Teşvikiye Camiinde."Eski dostları, arkadaşları tek tek kaybediyoruz. Yeniler bizi, bizde yenileri tanımıyoruz. Bizim cenaze törenimiz böyle görkemli olmayacak." Demişti.

Nitekim de öyle oldu. 24 Ağustos 2010 da 82 yaşında hayata veda etti Nuri Ergün. Cenaze töreninde pek kalabalık yoktu. Ailesi, aile dostları ve eski sanatçı arkadaşları ebediyete uğurladı. Yeni sanatçılardan tek kişi bile yoktu.

Osman Nuri Ergün için ilk tören Harbiye de ki Muhsin Ertuğrul sahnesinde yapıldı. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmen Yardımcısı ve oyuncu Aliye Uzunatağan'ın yaptığı konuşma da… "Şehir tiyatroları büyük bir aile topluluğudur. Şimdi bu aileden çok beyefendi, çok seçkin, sanata ve eğitime çok önem veren Nuri ağabeyimizi kaybettik." diye başladığı uzun konuşmasından sonra, sahnedeki katafalk da bulunan Nuri Ergün'ün tabutunu öperek ayrıldı.

Fatma Gül, Ergün gözyaşları içinde yaptığı konuşmasında, babası Nuri Ergün için şunları söylemişti: "Çocukluğumda babamı çok beğenir ve sanatına hayrandım. Bana "- büyüyeceksin, o zaman beni artık beğenmeyeceksin-" derdi. Büyüdüm ama babamı ve sanatını hep beğendim, hayran oldum. Çok iyi bir baba'ydı. Onun yanında büyük bir bilgi birikimine sahip oldum. Çok küçük yaşlarda kitap okuma sevgisini ondan öğrendim. Atatürkçü bir insandı, Atatürk'ü sevmeyi ondan öğrendim. Dürüsttü. Bize dürüstlüğü öğretti."dedi.

Diğer konuşmacıların ardından Şehir Tiyatroları geleneğine göre ölen sanatçı için mum yakılırmış, Nuri Ergün için de sahne de bu mumlar yakıldı. Dostları ve sanatçı arkadaşları Osman Nuri Ergün'ün tabutu önünde saygı geçişi yaptı. Daha sonra omuzlara alınan yönetmenin tabutu, cenaze arabasına konarak Bebek Camii'ne götürüldü. Öğlen kılınan cenaze namazının ardından Aşiyan Mezarlığındaki aile kabristanına defnedildi.

Yeşilçam, Nuri abisini, bir usta yönetmenini daha ebediyete uğurlamış oldu. Ruhun şad, Allah'ın rahmeti üstüne olsun Hocam. Sanatçılar asla ölmezler. Geride bıraktıkları eserlerinde ve kalplerde daima yaşarlar. Seni unutmayacağız.


 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica