4 Temmuz 1930 yılında İzmir'in Buca kazasında dünyaya gelen Yavuz Yalınkılıç, ilk ve Ortaokulu Buca'da okur. Lise tahsili için İzmir'e giden Yalınkılıç, İzmir Atatürk Lisesini bitirir. 1948'de İzmir Şehir Tiyatrosuna girer. Tiyatroya olan aşkı onu Üniversiteye gitmekten alıkoyar. Babasının tüm ısrarına rağmen, Abisi Yılmaz Yalınkılıç gibi Üniversiteye gitmek, makine mühendisi olmak istemez. Onun tek isteği vardır, tiyatrocu olmak. Nitekim bu isteğini yerine getirmek için İzmir Şehir Tiyatrosunun imtihanına girer ve imtihanı kazanarak tiyatro oyuncusu olur. Bir süre İzmir Şehir Tiyatrosunda sahne alan Yalınkılıç, bu tiyatronun Anadolu turnelerinde de yer alır.

Gezici Tiyatro toplulukları ile her gittikleri şehirde halka gösteriler yapan dönemin tiyatro oyuncuları, İzmir'e bir gösteri için geldiklerinde, Yavuz Yalınkılıç'la tanışırlar. Bu gurubun lideri olan Avni Dilligil Çığır Sahne Tiyatrosu'nda hem oynuyor hem de yönetmenlik yapmaktadır. Genç ve yetenekli gördüğü Yavuz Yalınkılıç'a beraber çalışması teklifin de bulunur. Yalınkılıç bu teklifi memnuniyetle kabul eder.

Avni Dilligil ile bir süre çalışır Ege'yi, Akdeniz'i dolaşarak tiyatro turneleri yaparlar. Yalınkılıç bu tiyatro topluluğunda hem oynar hem de, Dilligil'e yönetmen asistanlığı yapar. Bir süre Avni Bey'le çalıştıktan sonra Tevhit Bilge Tiyatro topluluğuna girer. Bu tiyatro gurubu ile de bir süre çalışır, Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar giderek tiyatroyu halkın ayağına kadar götürürler.

Tevhit Bilge topluluğu Anadolu turnesini bitirip İstanbul'a döndüğünde Yalınkılıç, Vahi Öz tiyatrosuna uğrar "Sizinle çalışmak istiyorum"der. Vahi Öz yeni bir oyuna hazırlanmaktadır. Üç aylık bir Anadolu turnesine çıkacaktır "sana verebileceğim bir rol var ama yeni turneden dönmüşsünüz, tekrar aynı çileleri çekmek zor gelmez mi?" diye sorar. Yalınkılıç mesleğine ölesiye aşıktır ki... "Zorluk ne kelime. Bin kere olsa yine dolaşırım Anadolu'yu" der, ekibe dahil olur... Vahi Öz ile üç aylık turneyi bitirdikten sonra Muammer Karaca Tiyatrosuna girer. Bir süre karaca tiyatrosunun İstanbul'daki Tiyatrosunda ve Anadolu turnelerinde oyunculuk yapar, kendisini iyice yetiştirir.

On yıl kadar Tiyatrolarda oynayarak bazı oyunlarda yönetmen yardımcılığı yapan Yavuz Yalınkılıç, Yeşilçam'a girmenin, filmlerde oynamanın çarelerini arar. Şansızlığı sinemaya eskisi gibi tiyatrocuların değil, Yeşilçam'da yetişenlerin hakim olduğu bir döneme rastlamasıdır. Bunun için bir tavsiye ediciye ihtiyacı vardır.

Beraber çalıştığı tiyatro ustalarının hemen hepsi filmlerde de oynayan oyunculardı. Onlardan başkası yardım edemezdi. Yalınkılıç bir gün Avni Dilligil tiyatrosuna gider, eski ustasına rica da bulunur. "Bende sizler gibi sinema filmlerinde oynamak istiyorum. Ne olur bana yardımcı olun hocam. Tanıdıkların çoktur, birisine tavsiye et beni. Çok hevesliyim. Önce oyuncu sonra da yönetmen olacağım. Muvaffak olursam size de rol vereceğim çektiğim filmlerde" der. Yavuz Yalınkılıç, Dilligil'in tavsiyesi ile 1959 yılı "Ana Kucağı" adlı filmde küçük bir rol alır. Ancak, daha etkili roller alabilmesi için daha etkili torpillere ihtiyacı vardır.

Bir gün Ses Tiyatrosuna gider. Kulis arkasında makyajını yapmakta olan Sadettin Erbil'i bulur. "Muammer Karaca hocamın size selamı var. Bende sizler gibi sinemada oynamak istiyorum. Çalıştığın yönetmenlere beni de tavsiye eder misiniz? "der. Tiyatrodan birbirlerini tanıdıkları için aralarındaki sohbet verimli geçer.

Sadettin Erbil, Yavuz Yalınkılıç'ı Sadri Alışık'a yönlendirirken "Senin işini ancak Sadri Alışık halleder, onunla konuş. Lütfi Ö.Akad yeni bir filme hazırlanıyor. Kalabalık bir oyuncu kadrosu ile çekilecek. Başrolde Çolpan İlhan ile Sadri Alışık oynayacak. Senin işini yapsa yapsa o yapar" der. Yavuz Yalınkılıç'ın anlattığına göre, heyecandan Taksim'den Fatih'deki evine kadar yürümüş, sabaha kadar da hiç uyumamıştır.

Yalınkılıç'ın babası, İzmir Buca'daki evi satarak İstanbul'un Fatih semtinde üç katlı bir ev almıştı. Ailece bir arada kalıyorlardı. Yavuz Yalınkılıç uykusuz geçirdiği gecenin sabahı gizlice abisi Yılmaz'ın ütülü takım elbisesini giyer, kimseye görünmeden evden çıkar, Beyoğlu'na, Sadrı Alışık'ı bulacağı yere gider. Sadettin Erbil'in selamını söyler, kendi geliş amacını anlatır...

Sadri Alışık Yavuz'u dinler, yardımcı olmaya çalışacağını belirtir "On gün sonra çekimine başlayacağımız "Yalnızlar Rıhtımı" filminde akordeon çalacak iyi bir oyuncuya ihtiyaç var. Seni Fütfi Ö.Akad'a götüreyim bir görsün. Eğer aradığı tip sana uygun ise bu iş olur "der, beraberce İpek Film Şirketine giderler...

İpek Film sahibi İhsan İpekçi şirkete henüz gelmişti, karşısında Sadri Alışık'ı görünce şakalaşır "Hayırdır, filme başladınız da benim mi haberim yok. Sabahın köründe yazıhaneye geldiğine göre" der, gülüşürler. Sadri Alışık, Yavuz Yalınkılıc'ı İhsan Bey'le tanıştırır. Geliş sebeplerini anlatır. İpekci "Bu konuda emin olun ne hiçbir fikrim var nede yetkim. Yönetmen ne derse o olur. Ben sadece para ödemelerini yaparım hepsi bu" der.

Yönetmenin gelmesini beklerler bir saat kadar. Lütfi Ö Akad gelir, Yalınkılıç'la tanıştırılır. Bu tanışma sanatçının kaderini değiştirecek tanışma olur. Yönetmen tarafından Beğenilen Yalınkılıç, Akordeoncu rolünün yanı sıra Akad'ın ikinci asistanlığını da yapacaktır. Bir hafta sonra çekimleri başlayacak film için Yalınkılıç'la şirket arasında mukavele imzalanır ve avans olarak bir miktar da para verirler.

Yavuz Yalınkılıç, emeline kavuşmanın mutluluğu içinde eve dönerken terziye uğrar, gri bir takım elbise dikmesini söyler. Ölçülerini verir, bir kısım para ödemesi yapar. Gayesi, çekilecek "Yalnızlar Rıhtımı" filminin gala gecesinde şık giyimli olmaktır.

Bir hafta sonra "Yalnızlar Rıhtımı"nın çekimleri başlar. Başrolde Çolpan İlhan, Sadrı Alışık ve Sadettin Erbil. Diğer rollerde Turgut Özatay, Melahat İçli, Ahmet Tarık Tekçe, Kamuran Yüce, Yavuz Yalınkılıç, Osman Alyanak, Kemal Edige, Rıza Tüzün gibi değerli oyuncular oynar.

1959'da Siyah-Beyaz olarak çekilen "Yalnızlar Rıhtımı" adlı duygusal-macera bu eser, zor ve titiz çalışma gerektiren bir filmdir. Lütfi Ö. Akad bu film de kendisine üç asistan alır. Birinci asistanı Türker İnanoğlu, ikinci Yavuz Yalınkılıç, üçüncüsü Burhan Bolan'dır. Filmde, polisin ispiyoncusu, Akordiyon'cu Sabri'yi oynayan Yavuz Yalınkılıç rolü olmadığı sahnelerde diyalog vererek, ikinci asistanlık yapmaktadır. Yalınkılıc'ın oynadığı sahnelerin diyologlarını ise Burhan Bolan süfle etmektedir.

Lütfi O Akad'ın klasikleri arasında yer alan "Yalnızlar Rıhtımı"nın görüntü yönetmenliğini Yoakim Filmerides yapmıştır. Filmin müziklerini ise, sonradan Yapımcı-yönetmen olan Hulki Saner, şarkılar Yasemin Esmergül tarafından söylenmiştir. Vizyona girdiğinde ses getiren "Yalnızlar Rıhtımı"nın gala gecesine Yavuz Yalınkılıç, yeni diktirdiği gri takım elbise ile gelir. Akordeoncu Sabri rolünü canlandıran sanatçı, filmin başından sonuna kadar oynamış ve seyircinin beğenisini, yönetmenin de takdirini kazanmıştır. Bu filmden sonra, Akad'ın bazı filmlerinde asistanlık ve oyunculuk yapan Yalınkılıç, 1960 yılında kendi adına şirket kurup, yönetmen olmaya karar verir.

Nüsret Özkaya ve Ali Ekdal adlı iki oyuncu arkadaşı ile ortaklaşa 1960 yılında "Fedakar Onbaşı" adlı filmi çekerek yönetmenliğe başlayan Yavuz Yalınkılıç, ilk kez yazdığı bu senaryo ile yönetmen olur. Peşinden Ayhan Candeğer adlı oyuncu arkadaşının yapımcılığında "Acar Kardeşler" adlı ikinci filminin yönetmenliğini yapar. "Acar Kardeşler"de Turgut Özatay, Nuray Uslu, Ayhan Candeğer ve Suphi Kaner adlı dönemin ünlü sanatçıları ile çalışır.

1961 yılı Yavuz Yalınkılıç için verimli bir yıl olur. Dönemin isimli jön ve jöndam'ları ile çalışır. "Esmer Delikanlı"da Baki Tamer, Mine Coşkun, Oktar Durukan ve Suzan Avcı'yı oynatır. Peşinden "Altın Hırsı"adlı bir film daha çeker. Tiyatroculuk yaptığı yıllarda kendisi gibi tiyatro oyuncusu olan Aksan Hanım'la evlenmiştir. Hanımı adına Aksan Film Şirketini kurar ve 1962 yılında, kendi firmasına "Ölüme Yalnız Gidilir" filmini çeker. Bu filmin başrollerinde Fikret Hakan ile Semra Sar'ı oynatır. Hummalı bir çalışma hırsı içine girer Yavuz Yalınkılıç. Eşi Aksan Yalınkılıç adına kurulu Aksan Film şirketini, Ankara işletmecisi Abdullah Bey parasal yönden destekler, çekimler başlamadan önce senetleri peşin verir.
 
Yalınkılıç önce "Soytarı"yı, peşinden Nebahat Çehre, Ali Ekdal ve Özcan Tekgül'ün başrollerini paylaştıkları "Meçhüle Gidenler"i çeker. Aynı yıl zor bir filme daha başlar. Osmanlı padişahlarından Genç Osman'ı ele alır. Özene bezene senaryosunu yazar fakat kadro oluştururken pek özendiği söylenemez.

"Genç Osman" filmi için, Özden Çelik, Gönül Yazar, Turgut Özatay, Muhterem Nur, Öztürk Serengil, Rengin Arda ve Danyal Topatan gibi ünlü oyuncularla anlaşır. Yavuz Yalınkılıç filmin çekimine başlar fakat, zaman zaman ortaya çıkan olaylar, aksamalar yüzünden çekimler sekiz ayda dört ayrı görüntü yönetmeni ile tamamlanır...

Yeşilçam'da iki görüntü yönetmeni ile çekilen filmlere nadiren de olsa rastlandığı görülmüştür. Ancak "Genç Osman" filmini Nedim Akanlar, Mengü Yeğin, Gani Turanlı ve Rafet Şiriner gibi dört ayrı görüntü yönetmeni çekimleri tamamlamıştır. Filmin aksaması ve uzamasına sebep Gönül Yazar ile Özden Çelik'in aşkları olmuştur. İki sevgili zaman zaman, kıskançlık krizlerine girer birbirlerine küserlerdi. Dolayısı ile onlar barışana kadar filmin çekimlerine ara verilirdi.

Her verilen ara uzun süreli olur, görüntü yönetmeninin anlaşması biter, başka bir filme başlardı. Bu yüzden dört görüntü yönetmeni vardı  "Genç Osman" filminin. Bu filmin bütçesi tahmin edilenin iki katına çıkınca Ankara işletmecisi Aksan Yalınkılıca ikinci filmin senetlerini de peşinen verir ve Yavuz Yalınkılıç "Genç Osman'ı öyle tamamlayabilir.

O dönemlerde bölge işletmecileri güvendikleri şirketlere, para verir, bazen de sipariş üzerine, filmler yaptırırlardı. Bu günkü gibi vizyona giren filmler tek elden, tüm Türkiye'deki sinemalarda oynatılmazdı. Yapımcı filmini ayrı ayrı bölge işletmecilerine satar, o işletmeci de kendi bölgesindeki sinemalarda oynatırdı. Adana Bölgesi, İstanbul, İzmir, Samsun, Ankara, Zonguldak Bölgeleri... Bu bölgeler geniş kapsama alanına sahipti. Türkiye geneline hitap ederlerdi. Bir de, 16mm. Türkiye işletme hakkı vardı. O da Dar Film şirketine satılırdı.

Bölgelerden gelen senetler, Yıldız Stüdyosu sahibi Banker Ferdinat Manukyan'a kırdırılır, paraya çevrilerek filmler yapılırdı. Şimdiki gibi sponsor olanlar yoktu. Yavuz Yalınkılıç gibi bazı yapımcılar zor şartlarda işletmeciden aldıkları paralarla ısmarlama filmler yapabiliyorlardı. Ismarlamanın ne demek olduğunu merak edenler olabilir. Ismarlama film; İşletmeci, yapımcıdan istekte bulunur, yılın modası Avantür-vurdu kırdılı filmler ise, "Şu oyuncularla yap, buyur senetlerin" der. Bir sonraki yıl köy filmleri modası olur, yine"Şöyle bir hikaye, şöyle bir kadro ile çek getir alayım" der. Komedi furyası, şarkıcıların filmlerde oynama dönemi, hepsi işletmecilerin arzusuna göre olurdu. İşletmeci, seyirci ile birebir teması olan kişi olduğundan, seyircinin ne istediğini bilirdi. Hangi filmin iş yapıp yapmayacağını çok iyi bilirdi. Onlar için sanat değil, gişe yapan filmler makbuldü. Bu yüzden hiçbir yapımcı kendi zevki için, kendi istediği için, sanat için, bir kaç idealist istisnacı hariç film yapamazdı. Yavuz Yalınkılıç da işletmecinin isteğine göre sipariş üzerine filmler çeken yönetmenlerden biriydi. En büyük destekçisi ise Ankara işletmecisi Abdullah Bey'di.

1963 yılı Yavuz Yalınkılıç "Kamil Abi" ve "İki Vatanlı Kadın"adlı iki film çeker. Çolpan İlhan, Turgut Özatay, Ülvi Uraz ve Ahmet Tarık Tekçe'nin oynadıkları"Kamil Abi"adlı eser o yıl ses getiren filmler arasına girer. Yılda üç-beş film çekerdi. Bu arada eşi Aksan Yalınkılıç'dan ayrılır, bir yaşındaki kızlarını yaşlı bir madam bakıcıya verirler. Aksan Hanım tiyatroya, Yavuz Bey de sinemaya devam ederler. Madamın yanına verilen küçük kızı zaman zaman ziyaret eder, bakıcı ücretini öderler. Yavuz Yalınkılıç, sinemada peşpeşe filmler çekerken Esma adlı bir kızla tanışır, birbirlerini sever evlenirler. Bir süre sonra bu evlilikten Korkmaz adını verdikleri bir erkek çocukları dünyaya gelir.

1974 yılına kadar yapımcı olarak 15, Senarist olarak 32, Yönetmen olarak 34, Oyuncu olarak da 12 filme imzasını atan Yavuz Yalınkılıç, Kıbrıs Barış Harekatından sonra Kıbrıs'a göçmen olarak gider. Birçok Türk gibi, Adaya yerleşmeyi düşünen Yalınkılıç eşini ve oğlunu da beraberinde götürmüştür. Bu arada bazı sanatçı arkadaşlarını da Kıbrıs'a çağırır. Talat Gözbak, Mümtaz Alparslan, Fevzi Eryılmaz vesaire gibi. Mücahitlerin lideri daha sonra Reisicumhur olan Rauf Denktaş'la temasa geçen bu sanatçılara, Türkiye'den giden diğer Türklere verildiği gibi göçmenlik hakkı tanınır.

Yavuz Yalınkılıç'a içinde büyük bir evi bulunan çiftlik verilir. Narinciye bahçeleri olan bu yerde yaşayacak, tarım yapacak, narenciyeleri toplayıp satacaktır. Bu arazi işlediği sürece onun olacak, henüz tapuları verilmemiştir. Ancak, Yalınkılıç, tarla ile uğraşmak yerine, Adada bir tiyatro topluluğu kurar, etrafına topladığı arkadaşlarına ilaveten, Türkiye'den Sırrı Elitaş'ı da çağırarak, bir süre tiyatroculuk yapar.

Belgeseller, fotoromanlar çeker. Kendine tahsis edilen arazi ve evin şartlarını yerine getiremez. Bir ara Türkiye'ye dönmesi de eklenince, Denktaş'ın verdiği yere başkaları yerleştirilir. Yalınkılıç hakkını kaybeder. Birkaç ay sonra tekrar ailesiyle Kıbrıs'a gittiğinde evinin olmadığını öğrenir, tüm çabalarına rağmen geri alamaz ve adada bir süre otellerde zorunlu olarak kalır. Perişan günler geçirir. Türkiye'den giden sanatçıların hemen hepsi, kendilerine verilen bu yerleri işleyemedikleri için kaybeder, yurda dönmek zorunda kalırlar.

1979 yılı tekrar Yeşilçam'a dönen Yavuz Yalınkılıç, yanlış projelerle işe başlar. Yapımcılar Zerrin Egeliler'i erotik filmlerde oynatıp soyarken, bu aksine giydirir, gelinlikler içinde oynatır "Madrabaz", "Şahin" ve "Otobüs Neriman" filmlerini çeker Egeli'ye... Bu filmlerin hiçbirisi iş yapmaz... Sinema bıraktığı yerde değildir. Yerli ve yabancı erotik filmler sarmıştır etrafı, normal aile filmleri iş yapmaz haldedir. İşletmeciler de kesenin ağzını büzmüş eskisi gibi kimseye önceden para vermiyordur artık. Yavuz gibi birçok yapımcı bu işi yapamaz hale düşmüştür.

1980'li yıllarda videoculuk başlar, ısmarlama video filmleri çekilir, şarkıcılarla, türkücülerle... Yavuz Yalınkılıç olmayan para ile filmler çekebilen yapımcı-yönetmen olduğu için bu zor dönemlerde yine paralar bulur, yeni jönlerle filmler çeker. Sinemadan ziyade videolarda gösterilir bu filmler. Şansızlığı kaderinden, şansını ise kendisi yaratan Yalınkılıç, dönemin Star türkücüsü Belkıs Akkale'yi filmde oynamaya ikna eder. "Kara Diken" adlı bir hikaye yazar ve Umut film şirketine götürür. Şirket sahibi Abdurahman Keskiner'i türkücü filmi çekmeye ikna eder... Film 1986 yılı Adana'da sinema filmi olarak çekilir.'Kara Diken" de Belkıs Akkale, Ünsal Emre, Erol Taş, Hasan Yıldız gibi daha birçok oyuncu rol alır...

Bu filmden sonra Akkale ile 10 kadar film çeker yönetmen. Kıbrıs dönüşü 33 esere daha imza atan sanatçı, 5.bölüm TV. dizisi... Bazı belgeseller ve "Çan" adlı Kültür Bakanlığı desteği ile Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u feth edişi belgeselini çeker.

1962 yılından bu yana Yeşilçam'da kurulan Sendika ve Derneklerde kurucu üyelikler yapan çok faal birisiydi Yalınkılıç. Aktif olduğu kadar pratik zekaya sahipti. Bir gecede bir film hikayesi kurabilen, ertesi günü senaryo olmadan film çekebilen ender kişilerdendi. İstediği zaman iyi iş filmleri çekebilen, bazen da parasızlıktan "şişirme" filmlere imza atan bir yönetmendi.

Konuyu şifaen anlatıp, oyuncuya ve yapımcıya beğendirebilen iki kişi tanıdım. Biri Yönetmen Muharrem Gürses, diğeri Yavuz Yalınkılıç. Bunların hikayeyi anlatıp da kabul ettiremedikleri vaki değildir. İkna kabiliyeti çok kuvvetli kişilerdir bunlar. Yalınkılıç'ın bir özelliğini keşfetmiştim. Hikayeyi irticalen anlatınca çok beğenirsin, senaryo haline getirdiğinde başka bir hikaye ortaya çıkar.

Yazdığı senaryoyu çekerken, aklına başka şeyler gelir onları ilave eder, filmi seyrettiğinde senaryosu ile arasında çok fark olan başka bir hikaye çıkar ortaya... İlk anlattığına, yazdığı senaryoya, çektiği filme benzemez ama filmleri iş yapardı..

Yavuz Yalınkılıç'ın hayatı hep çilelerle geçer fakat bir gün yüzü asık, neşesiz hiç görmedik. Dünya umurunda değildi. Dini inançları vardı, beş vakit namaz kılamazdı belki ama vakit oldukça Cuma namazlarına hep giderdi. Ölüme ve kadere inanırdı ama ölümden korkmaz alay ederdi. Hayatının büyük bölümü kanserle mücadele ile geçmiştir. İlk defa bağırsak kanseri ameliyatı olur, beş yıl sonra prostat kanserinden, sonra da önce kalp ameliyatı peşinden akciğer kanseri ameliyatı olur...

Kendisini yatmakta olduğu hastanede ziyaret ettiğimde yine yüzünde gülücükler vardı. "-Korkmayın bana bir şey olmaz. Kanserle arkadaş olduk. Bağırsak ameliyatından sonra yirmi yıl prostattan sonra on beş yıl yaşadım. Bu ameliyattan sonra yirmi yıl daha yaşarsam yeter bana" diyebiliyordu. Hayatı boyunca doktorun verdiği ilaçları muntazaman kullanmış bunun yanı sıra ısırgan tohumu ile bal karışımını da takviye olarak devamlı almıştır.

Son yıllarını Akçay'da kiraladığı villada, daha sonra eşinin annesinin oturduğu İzmit'deki evde oturan Yalınkılıç, hastaneden iyileşerek çıkar. İzmit'teki evinde on gün kadar istirahat ettikten sonra yine her gün Yeşilçam'a gelmeye, mesleğe olan aşkı ile yeni projeler hazırlamaya, senaryo üzerinde çalışmalar yapmaya başlar.

Bu bayram öncesi arife hazırlığına benzer, yalandan iyileşme bir ay sürer ve bir gece ansızın son bulur. Yavuz Yalınkılıç, 06.04.2005 tarihi sabaha karşı İzmit'deki evinde hakkın rahmetine kavuşur. Eşi Esma Yalınkılıç ölüm telaşı içinde, sadece birkaç arkadaşını arayabilir. Cenaze bekletilmeden kaldırıldığı için, İstanbul'dan Muhammet Taflan, Hasan Yıldız, Cesur Yılmaz ve Gani Şavata gidebilir ancak...

Yerel Basının ilgilendiği cenaze merasimine ilk eşinden olan kızı, eşi Esma hanım, oğlu görüntü yönetmeni Korkmaz Yalınkılıç ve yöreden vatandaşlar katılır. Sade bir cenaze töreni ile İzmit'te toprağa verilen arkadaşım Yavuz Yalınkılıç affetsin beni. Ölüm haberini geç aldığım için cenaze merasimine gidemedim. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.


 

Son Yorumlar (1)

Göztepe avatar Göztepe 15 Temmuz 2016 21:05:38

10

Eski makalelerden çok güzel makale olmuş Allah rahmet eylesin yönetmeni mize.

Yandex.Metrica