Yeşilçam'da gelmiş geçmiş sanatçılar içinde en büyük dahi olarak "Kovboy Ahmet" lakabı ile anılan Ahmet Sahatlar'ı (Ahmet Sert) sayabiliriz. İlkokul dördüncü sınıfa kadar okuyabilen fakir oldukları için bir kunduracının yanına çırak verilen Ahmet Sahatlar 1926'da Bursa'da doğdu.Göçmen ailenin çocuğu olan Ahmet Sert, şansını büyük şehirde denemek için İstanbul'a gelir. Rami'de bir gecekonduya yerleşirler. Ailesi okutamadığı çocuğunu Gedikpaşa'da bir kundura atölyesine çırak verir. Çocukluğundan beri çok zeki, üstün zekaya sahip olan Ahmet Sert, kısa zamanda işi kavrar, kalfa olur. Bir süre sonra ise, bir gördüğü modelin aynısını yapacak kadar mahir bir ustadır artık. Arkadaşları ona "Diplomasız Dahi" lakabını takarlar.

İlkokul diploması olmayan Ahmet Sert kendi kendini yetiştirir. Gazeteden romanlara, dergilerden okul ders kitaplarına kadar ne bulursa okur. Kültürünü dünya görüşünü geliştirir. Güzel sanatlar okulu mezunu kadar yarı ressam, İnşaat Mühendisi kadar yarı inşaatçıdır. Olmazları olur yapacak kadar kendisine güvenen, sabırlı ve inatçı biridir.Kimsenin yapamadığını yapmak için düşünen, tasarlayan ve hayata geçiren buluşçu birisidir. Sinemayı çok seven, yerli ve yabancı filmlerin kadim seyircisidir. Haftanın her günü akşam matinesinde sinemaya gider ve çok etkilenir bu filmlerden...

Tip olarak Türk'ten ziyade Meksikalılara benzemektedir. Kovboy filmlerinde gördüğü Meksika tipleri ile özdeşleşir... "Acaba Ata soyumda Meksikalılık var mı?" diye düşündüğü olur ama tabii ki yoktur. O bir Trakya göçmeninin oğludur. Bir gün Meksikalıya benzeyen tipi sayesinde filmcilerle yolu kesişir. Ufak tefek filmlerde roller oynamağa başlar Ahmet Sahatlar. Oynadığı filmlerin jeneriğine ismini Ahmet Sert olarak yazdırır. Oyunculukla kazanacağı para ile istediklerini elde edemeyeceği için çok çalışmak, devamlı iş yapmak zorundadır. Her işin üstesinden gelebileceğine inanmaktadır. Beceremeyeceği hiçbir iş yoktur Ahmet için. Bir defa görmesi, o işi başarı ile yapması demektir. Oyunculuğunun yanı sıra set işçiliği yapar kısa zamanda set amiri olur. Işıkçıya, dekorcuya yardım eder. Görevi olmayan işlere de fahri olarak el atar. Tabiri caizse her işe burnunu sokar, başarılı olur.

Yaratıcılık gerektiren dekoratörlüğü daha cazip bulur ve bir dekoratörün yanında asistanlık yapar. Kısa sürede işin ilmini kapar, dekoratör ustası olur. Arananlar arasında başı çekmeye başlar... Dekoratör (şimdinin sanat yönetmeni) olarak yeni, yeni buluşlar getirir Yeşilçam'a. Manken kesilecek kollar, manken kesilecek kafalar imal eder. Bunları kanla, makyajla, kesilen kol veya baş yapar, kameraya alındığında hakikisinden ayırt edilemez. Birebir olur, gerçek gibi yansıtılır perdeye... Dekorla ilgili, orjinal şeyler yapmak isteyen yönetmenlerin, aradığı adam haline gelir Ahmet Sert. Tarihi filmlerde bazen dekoratör, bazen de yardımcı dekoratör olarak çalışır. Her çalıştığı filmde ayrıca tipine göre de bir rolde oynatırlar. "Karaoğlan "serisin de Suat Yalaz'la çalışır. Yeşilçam'ın alışık olmadığı çok değişik dekorlara imzasını atar. Yalaz'ın siyah kalemle resim olarak çizdiği dekora, tahta köprülere bakarak aynısını film setinde dekor olarak uygular. Sinemada çok çalışan ve parasını peşin alan biridir Ahmet Sert. Yevmiyesini veya haftalığını bir gün aksatanla bir daha çalışmaz. Bunu bildikleri için de Ahmet Sert'in parası gününde ödenirdi...

Filmlerden kazandığı paralarla kendine bir gecekondu yapmaya karar verir Ahmet Sert. Rami civarında bir arsa temin eder. Temelini kazar, betonlar, kalıbını bağlar, betonunu döker, tuğlasını örer, tavan ve taban döşemesini yapar, kapısını, çerçevelerini takar. Kısacası, hiç usta tutmadan, kendi gecekondusunu kendi elleri ile tek başına yapar. Evin planını da kendisi çizer. Arkadaşlarının "Diplomasız Dahi" dedikleri kadar mahir olduğunu gösterir.
 
Ahmet Sert sinemada, içinde yaşattığı hayalini gerçeğe dönüştürmek için harekete geçer. Amerikan kovboy filmlerinden resimler, afişler toplar, resimlere bakarak mahmuzlu kovboy çizmeleri, kovboy tabanca kılıfları, Kovboy kostümleri, Kızılderili ve Meksika giysileri diker. Beyoğlu Bayram sokağındaki bir bodrum katında, yola kapısı olan geçenlerin rahatça görebileceği bir yazıhanede yapar, bütün bunları. Para buldukça her gün bir şeyler üreterek stoklar.

Bu arada "İntikam hırsı "adlı hayal mahsulü birde kovboy senaryosu yazar. Tamamı yeni hevesli gençlerden bir de oyuncu kadrosu meydana getirir. Bu oyuncuların bazıları bir veya iki kutu negatif alarak katkıda bulunur. Filmlerde çalışıp kazandığı paraları bu işlere yatıran Ahmet Sert, parası olmadığı için bir yıl içinde ancak hazırlanabilir. Negatiflere sıra gelir, onları da para buldukça birer kutu alarak biriktirir. En önemlisi kovboy kasabasını kurmaktı. Bunun için tahtaya, ağaca ihtiyacı vardı. Bunları da filmlerde oynayıp, dekoratörlük yaparak kazandığı paralarla parça, parça temin eder... Sıra, projesini çizdiği kasabanın yerini tespite gelir. İstanbul'da, Pirinçli köy yakınında hazineye ait boş bir arazi bulur. Kasabayı burada aylarca çalışarak tek başına elleriyle kurar. "Santa-Fe" adlı bu kovboy Plato kasabasında senaryoya uygun her şey mevcuttur. Şerif ofisi, Banka, Bar, Kilise, Kasaba meydanı, Kovboy atlarının bağlandığı yerler "Owerland Stage" yazılı posta arabası dahil, her bir şey vardır. İki yıl çalışarak alt yapısını hazırladığı "İntikam Hırsı "adlı kovboy filminin çekimlerine sıra gelir. Sene 1963. Türkiye'de ilk Werstern filminin çekimine başlanır. Para buldukçaçekim yapabilen Ahmet Sert, kendi firması Bahar Film adına sinemaya bir ilki uygularken yönetmenliğini de yapmaktadır. Tüm kişilerin ücret almadan, Ahmet Sert'i sevdikleri için çalıştıkları halde prodüksiyon parası bulmakta zorluk çeker. Bu yüzden uzun aralıklarla çekimlere devam edebilir sanatçı. Sekiz ayrı kameraman görev alır "İntikam Hırsı" filminde. Hiç birisi Ahmet Sert'ten ücret almaz. Boş vakitlerinde dostluk için çalışırlar... Filmin çekimleri parasızlık yüzünden tam bir buçuk yıl sürer. Bu süre içinde Ahmet Sert'in lakabı "Kovboy Ahmet"e çıkar. O günden sonra herkes kovboy Ahmet olarak tanır sanatçıyı. Ama ne yazık ki filmden beklediği parayı kazanamaz yine başkalarının filminde çalışmalarına devam eder.

Evlidir, çocukları vardır. Onların iaşesini temin için çalışmak zorundadır. Çok çalışır, oyunculuk, set amirliği,  dekoratörlük ne iş bulursa yapar. Aradan yıllar geçer. 1972'de kendi firması Bahar Film şirketi adına yönetmenliğini yaptığı "Belalılar Şehri" adlı ikinci kovboy filmine başlar. Pirinçli köy yakınındaki araziye yine eski Plato Kovboy kasabasının aynısını, daha gelişmiş şekli ile kurar. Para buldukça çalışabildiği için bu filmin çekimleri de bir yıl sürer.

Yönetmen Yılmaz Atadeniz, kendi ve başkasının firmalarına çektiği kovboy filmlerini de Kovboy Ahmet'in "Santa-Fe" Plato kasabasında çeker. Her türlü köstüm ve aksesuarlarını Ahmet'ten alır, ayrıca filmin Ar direktörlüğünü de kendisine yaptırır. Az sayıda kovboy filmi çekilen Yeşilçam'da ne yazık ki "Santa-Fe" plato kasabası, fazla uzun ömürlü olamaz. Bir kış günü başına parasızlıktan bekçi konulamayan kasaba, kötü niyetli bazı kişilerin akınına uğrar. Ağaç ve tahtaları tek,tek sökülerek kışlık odun olarak sobalarda yakılır. Kovboy Ahmet'in yıllarca emek vererek meydana getirdiği köstüm ve aksesuarları ile "Santa-Fe" adlı kasabası tarihe gömülür. Bir daha kovboy filmleri çekilmez Yeşilçam'da, ta ki, Cem Yılmaz'ın "Yahşi Batı"sına kadar...
 
Ahmet Sert oyuncudur, Dekoratördür. Yine Yeşilçam'da çekilen filmlerde çalışır, tarihi filmlerde tahtadan ve ipten köprüler yapar. Tarihi dekorları hazırlar. Yeni buluşlar, yeni aksesuarlar geliştirir. "Hacı Murat" serilerinde, "Tarkan"larda, "Kara Murat" serilerinde çalışır.
 
Tarihi bir filmde Cüneyt Arkın'ın yüzünde dolaşan akreplerin kostümünü de Ahmet Sert hazırlamıştır. Hamamlardan toplattığı böceklerin üzerine, siyah meşinden yaptığı gerçek akrep görünümündeki kostümü, yapışkanla böceklerin üstüne giydirmiş, gerçek akrep görünümü sağlamıştır. Buna benzer bir çok buluşu vardı sanatçının...

Kovboy Ahmet'le, Yeşilçam'a girmeden gazetecilik yaptığım yıllarda tanışırdık. Kovboy filmine nasıl hazırlandığını, kasabayı ne zorluklarla kurduğunu, parasızlıkla nasıl mücadele ettiğini iyi bilenlerdenim. Diğer magazin yazarı arkadaşlarım gibi bende çektiği ilk Kovboy filmi ve "Santa-Fe" Plato kasabası için, çalıştığım gazetemde tam sayfa resimleriyle röportaj yapmıştım. Yeşilçam'a girdiğimde, yönetmen olduğumda, arkadaşlığımız devam etti. Çok filmde beraber çalıştık. Hatta "İslamiyetin Doğuşu-Hz.Aişe" filmlerimin dekoratörlüğünü yapmıştı.

İyi sanatçı olduğu kadar iyi bir de dosttu Kovboy Ahmet. Yapımcı ve kendi şirketinde yönetmen olmayı çok istiyordu ama, ekonomik durumu buna izin vermiyordu. Üçüncü filmine uzun yıllar sonra 1983'de başlayabildi. "Çöl Cenneti" adlı, bir bedevi öyküsünü anlatan bu filmde yine amatör oyunculara ağırlık vermişti. Daha öncekiler gibi bu filmin çekimleri de, parasızlıktan bir buçuk yılda tamamlanabilmişti.
Hayatı parasızlık içinde hep çalışarak geçen Kovboy Ahmet, boş günlerini yıkık-dökük bir binanın girişinde açtığı, ayakkabı tamircisi kulübesinde,"ayakkabı tamir işleri yaparak" geçiriyordu... Şendi, şakraktı, ufacık kulübesine gelen dostlarını ağırlamaktan mutluluk duyardı. O herkesi, herkeste onu çok severdi. Bu köhne ayakkabı tamircisi dükkanında hayatının değişeceğini bilmeden çalışıp duruyor, ailesinin nafakasını temin ediyordu Ahmet Sert. Bir gün talih kuşu aniden çıkıverdi karşısına...

Yağmurlu bir kış günüydü, Yolda yürürken ayakkabısının topuğu kırılan Japon turist kadının yolu Kovboy Ahmet'in tamirhanesine düşer. Japonya da çok zengin bir iş adamının kızı olan  Suzi, Türkoloji eğitimi görmüş, Türkçe bilmektedir. Ahmet Sert ise hoş sohbet cana yakın misafir sever birisidir. Suzi Hanım'ın kırılan ayakkabısının topuğunu yaparken çaylar ikram edilir, hoş sohbet yaparlar. Suzi, Ahmet'ın büyüsüne kapılır adeta. Zamanın nasıl geçtiği belli olmaz. Kovboy Ahmet, Japon Hanımdan tamir parası almadığı gibi, birde teneke de yaktığı ateş üzerinde, oracıkta pişirdiği ızgara hamsiden ikram eder. Dünya gezgini gibi hiçbir ülkede bir ay kalmadan dolaşan Japon Hanım Suzi, gördüğü yakın alakadan dolayı Kovboy Ahmet'in tamir kulübesine her gün uğrar. Dostlukları iyice gelişerek üç ay sonra aşka dönüşür. Bu kez Dünyayı Ahmet'i de yanına alarak dolaşacaktır Suzi Hanım...  Türkiye'nin Turistik bazı yerlerini beraber dolaşırlar, tüm masrafları Suzi Hanım karşılar. Çok zengindir. Ahmet'e, Ahmet'in çocuklarına hediyeler alır. Onlarla tanışır, onlarla da dost olur... "Peki, Ahmet'in eşi. "O bunları bilmiyor mu?" derseniz. Onu da söyleyeyim; Ahmet hasta ve yaşlı olan eşini Suzi Hanım'a "Çocuklarımın Teyzesi. Kimsesiz olduğu için bizimle oturuyor" der. Kendi eşine ise Suzi'yi, "Türkiye'yi dolaşırken refakat ettiğim, bol paralar aldığım patronumdur" der... Öyle olmadığını sadece erkek çocuklarından birisi bilmektedir.

Suzi, kendi firmasından Mamia Fotoğraf makinesi, video kamerası hediye eder, bol paralar verir Ahmet Sert'e. Ayakkabı tamiri işiyle uğraşmaz artık. Dünya turuna çıkar iki kafadar. Yazları üç ay Türkiye'nin Turistik yerlerini, Ege'yi, Akdeniz'i, Karadeniz'i dolaşırlar. 55 Yaşına kadar parasızlık çeken Kovboy Ahmet'e Allah "yürü ya kulum" demiş ama yaya değil! Bu kez lüks arabalarla, uluslararası uçaklarla seyahatlere çıkmaktadır.
 
Japonya'nın dışında, Çini, Çin setini, Kore'yi, Fuji yanardağının eteklerini, Hindistan'ı, Boollywood stüdyolarını, İspanya'yı, İtalya'yı, Roma'yı Fransa'yi, Şanzalize'yi, Londra'yı, Havaii'yi, Miami'yi, daha birçok yeri dolaşır Suzi Hanımla. Her gezdikleri yeri video'ya
kaydeder, binlerce resim çekerdi Ahmet Sert.

Beyoğlu Büyük parmak kapı sokakta bir daire kiralamıştı Ahmet Sert. Odanın birinde Suzi'nin okuduğu Türkçe kitaplar ve Türkiye'de kaldığı zamanlar yatacağı bir yatak vardı. Diğer tarafları Yazıhane olarak kullanılıyordu. Bu yazıhanede Kovboy Ahmet'in çektiği videoları çok seyrettim. Gezdiği yerlerde çektiği resimlere hayran kaldım.

Garibanlıktan çıkmış cebi para gören Ahmet Sert, Suzi'nin Türkiye'de olmadığı zamanlarda, eski gecekondusunu düzenler, bahçesinde bulunan küçük havuzu akan şelale yapar. Çok mutludur kovboy Ahmet. Japon kızı Suzi, kendisinden 15 yaş küçüktür ama iyi anlaşmaktadırlar. Babası vefat edince fabrikaların yönetimini, büyük olarak Suzi'nin üstlenmesi gerekirken, dünyayı dolaşmayı seven genç kadın yönetimi müdürleri vasıtasıyla idare eder. Senede birkaç kez fabrikayı kontrol eden, hesapları teslim alan Suzi, Ahmet Sert'i müdürleri ile tanıştırır. "Hesapları eşime veriniz" der.

Kovboy Ahmet'te gençliğinden beri romatizma ağrıları vardır. Bazen öyle sıkıştırırdı ki yürüyemez, merdiven çıkamaz hale gelirdi. Bir çok ülkede, ayağındaki rahatsızlık yüzünden, Suzi tarafından tedavi ettirildi. Ama yine de merdiven çıkmakta zorlanıyordu. Japonya'da kaldıkları evinde merdivenleri vardı. Suzi, Ahmet'in rahat girip –çıkabilmesi için bahçe içerisinde tek kat, düzayak bir ev yaptırır. Fabrika müdürleri gelir Ahmet'e burada hesap verirler... Kovboy Ahmet bu olayı şöyle anlatmıştı;

"-Tek kelime Japonca bilmiyorum. Suzi'nin eşi olarak güya patron benim. Adamlar bana hesap veriyorlar. Ama ben anlamadığım lisanda konuşulanları beyhude dinliyorum. Suzi konuşulanları Türkçe olarak bana tercüme ediyor. Yahu, ben anlamam ki. Bana ne fabrikadan, bana ne çalışanlardan, bana ne yapılan işlerden. Patron değilim ki. Nikahlı kocası da değilim. Ama Suzı, "burada adet böyle, kocamsın sana hesap vermeleri lazım" diyordu. Aslına bakarsan benim de hoşuma gitmiyor değildi hani. Patron gibi saygı görüyordum. Türkçe-Japonca bir sözlük alarak Japoncayı öğrenmeye karar verdim... Bu şekilde mutlu aylarımız geçti Japonya'da. Türkiye'ye döndük beraberce, kısa bir tatilden sonra ben TRT'ye vermek için yirmişer dakikalık çocuk dizisi yapmaya karar verdim."

1989 yılı "İnatçı Keçi" başlığı altında dört ayrı çocuk hikayesi hazırlar Ahmet Sert. Masal türü kostüme hikayelerdir bunlar. Suzi Japonya da iken çeker bu dört hikayeyi. O geldiğinde ise dublajını yapar. TRT de kabul görürse çektiği çocuk serüvenini 52.bölüm yapma niyetindedir. Denetime sunulmak üzere TRT'ye gönderir çektiklerini. Kendiside Suzi Hanım'la Antalya'ya tatile gider. Döndüğün de TRT denetimi tarafından "İnatçı Keçi"nin kabul görmediğini öğrenir. Biraz üzülür ama fazla da üzerine durmaz. Yazıhanede bize gösterir "İnatçı Keçi" dizisinin ilk iki bölümünü. Beğendik, çok güzel şeyler yapmıştı. Devamını da çekip video filmi olarak piyasaya çıkaracağını söylemişti bize...

Bir iki gün sonra Yeşilköy Atatürk Hava alanından Suzi Hanım'ı Japonya'ya uğurlar. Aynı gün öğleden sonra her zaman oturduğumuz sanatçılar kahvesine gelir. Biraz üzgün, keyifsiz, halsiz bir durumdaydı. "Ayağımdaki sancılar yine azdı galiba, hafiften bir sızlama var" dedi. Kalbinden de şikayetçiydi. "Yeniden doktora görünmem lazım" diyordu... Her akşam saat yediden önce evine gitmeyen Kovboy Ahmet, bu defa bizimle yarım saat oturdu, saat üç'e doğru "biraz halsizim, eve gidip dinleneceğim, arkadaşlara yarın on iki de geleceğimi söyler misin" dedi. Şaka yapmayı, şaka yapılmasını da severdi. Giderayak bir şaka yaptım "sakın öleyim falan deme, bana lazımsın. Seninle daha çok dini filmler çekeceğiz" dedim. "Sen haber ver yeter ki, ben öteki dünyadan da gelirim" dedi. Çay paralarını ödedi, bizimle vedalaşarak gitti.
Ertesi sabah 02.10.1991 günü, aynı kahveye geldiğimde ne yazık ki Kovboy Ahmet'in ölüm ilanı kahvenin camına asılmıştı. Önce muzip birisinin şaka yaptığını sandım. "Bu yaptığınız eşek şakası çok ayıp, biraz sonra kendisi gelecek görmesin. Bunu yapana gönül koyar" dedim. Ama maalesef gerçekti. Kovboy Ahmet gece yarısı geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata veda etmişti.

Kovboy Ahmet'in Japonya'ya uğurladığı Suzi, ölüm haberini Japonya'ya indiğinde, kendisini telefonla arayan sanatçının oğlundan öğrenir. Bir başka uçakla hemen Türkiye'ye döner, Kovboy Ahmet'in cenazesine katılır. Hayatının 55 yılını çalışarak, az para kazanarak geçiren Ahmet Sert, Suzi ile tanıştıktan sonra şansı değişmiş, 65 yaşına kadar cebi para dolu, mutlu huzur içinde yaşamıştır.

Yaşlılığında, dünyayı dolaşma şansı bulan sanatçı, bu mutluluğu on yıl kadar yaşayabildi. Ölümü ile sevdiklerini, dostları, arkadaşlarını, meslektaşlarını hüzne boğan Kovboy Ahmet, Türk sineması için büyük kayıptır. Daha yapacağı çok projeleri vardı. Aramızdan ani olarak ayrılışı hakkın rahmetine kavuşması hepimizi üzdü. Ölüm Allah emri, her fani gibi günü geldiğinde bizlerde ölümü tadacağız.

Mekanın Cennet olsun sevgili arkadaşım Kovboy Ahmet. Seni "Diplomasız dahi "olarak hep hatırlayacağız. Ruhun şad olsun...
 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica