97 yıllık Türk Sinema Tarihi sürecinde yüzlerce kadın oyuncu Yeşilçam arenasında arz-ı endam ederek bu yokuşlarla dolu ama ışıltılı dünyada kendine yer edinmeye çalışmış, bir kısmı 1-2 filmle saman alevi gibi parlayıp kısa süreli de olsa şöhret sarhoşluğunu yaşayarak silinip gitmiş, bir kısmı da belirli bir sure tutunabildikten sonra çeşitli sebeplerle devamını getiremeyip köşesine çekilmek zorunda kalmıştır.

Sinema tarihimize yüzeysel ve  genel bir bakış açısı ile göz gezdirdiğimizde çok az sayıda oyuncunun sahip olduğu oyunculuk yeteneği,kitleler üzerindeki etkileme gücü,güzellik,stratejisini doğru belirleyebilme ve ilkeli olabilme gibi unsurları bünyesinde toplayıp istikrarı yakalayabildiğini ve kalıcı olabildiğini,saygın ve sarsılmaz bir isim olarak "star" olarak anılmayı  başarabildiğini görebiliriz. Hemen hemen tüm sinemasever ve sinema tarihçileri tarafından kabul görüp, starlık tacı ile onurlandırılan isimler istisnalar ve kişisel hayranlıklar ayrı tutulmak üzere kanımca şu isimlerdir: Cahide Sonku, Sezer Sezin, Muhterem Nur, Belgin Doruk, Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Müjde Ar ve Hülya Avşar...

Sinemamızın ilk kadın starı ve efsanesi Cahide Sonku'nun apayrı bir yazı konusu teşkil edebilecek şaşaalı yaşamı maalesef oldukça trajik bir biçimde son bulmuştur.1950 ve 60'lı yılların gözdeleri  Sezer Sezin ve Muhterem Nur ise uzun yıllar önce sinemayı bırakmayı tercih etmiş, arada sırada birtakım yapımlarda görünerek set hasretlerini dindirmeye çalışan ve halen hayatta olan iki önemli isimdir. Belgin Doruk'ta 1972 yılında son filmini çekerek spot ışıklarından ve şöhretten uzak,sade bir yaşamı tercih eden ve şu an aramızda olmayan önemli bir diğer sinema değeridir.

Şüphesiz ki sinemamızda kadın star kavramı söz konusu olduğunda akla gelen ilk isimler "dört yapraklı yonca" olarak nitelendirilen Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın'dır.1960'ların ortalarından itibaren ve özellikle 70'ler boyunca tabir-i caizse fırtına gibi esen bu dörtlü Yeşilçam'a adeta damgasını vurmuş,oyunculukları,özel yaşamları, Türk toplum yapısına uygun muhafazakarlıkları, kuralları ve tabuları, kıyafetleri ve saç stilleri vb. ile o döneme ait duyarlıkların simgesi olmuştur. Dönemin genç kızları birer Türkan veya Hülya gibi güzel ve zarif olmayı düşlerken dönemin genç  erkeklerinin de eş adayı  olarak rüyalarını birer güzellik ve saflık abidesi gördükleri bu dört güzel kadın süslemiştir. Başrolleri genellikle dönemin  Ayhan Işık, Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Kartal Tibet  gibi erkek starları ile paylaşmışlar ve afişte isimleri  bu isimler kadar yer kaplamıştır. Bir diğer ifadeyle varlıkları en az erkek starlar kadar önemlidir ve salt bir izlenme sebebi teşkil etmiştir.

Bu dört oyuncunun tamamı  hayattadır, uzun yıllar boyunca Yeşilçam'da yaşanan nice zorluk ve darboğaza rağmen özenli ve ilkeli yaşamları ile saygıdeğer isimlerini koruyabilmişlerdir. Şoray ve Koçyiğit halen yeni projelerin heyecanı ile sinema yapmaya devam etmektedir.
Bu kuşağı 1970'lerin ortalarından itibaren öncelikle Gülşen Bubikoğlu, Perihan Savaş, Necla Nazır , Müjde Ar ve çıplaklık konusunda diğerlerine nazaran oldukça cesur olan Oya Aydoğan, Serpil Çakmaklı, Banu Alkan gibi oyuncular takip etmiştir. Güzellik ve belki de oyunculuk gücü anlamında bazıları yoncanın yapraklarından aşağı olmasa da seyirci üzerindeki etkileri hiçbir zaman onlar kadar geniş,yoğun ve kalıcı olamamıştır. Genelde Kadir İnanır, Tarık Akan, Cüneyt Arkın, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses gibi isimlerin filmlerinde star sistemi gereği "esas kız" olarak ikinci planda kalmayı kabullenmişlerdir. Özel hayranları bir yana tek başlarına bir filmi izletebilme gücünden yoksundurlar. Tabi saydığımız isimler arasında Müjde Ar  80'li yıllar itibarı ile bambaşka bir boyuta geçmiş ve  beraber sinemaya başladığı dönemdaşları ile ayni kefeye konulmamalıdır.

1980'li yıllara gelindiğinde gelişen,değişen toplumsal ve siyasal değerler sinemada da yansımasını bulmuş, geçmiş on yılın tartışmasız kraliçeleri olan dörtlünün etki ve ağırlığı bir nebze azalmıştır. Filiz Akın zaten 1975'te bir röportajında hatırlamak bile istemediğim bir film dediği "Babaların Babası"nı çekerek sinemayı bırakır ve Fransa'ya yerleşir. Daha 1970'lerin ortalarında güzel kadın olmaktan sıkılıp ak saçlı ana rollerine meraklanan Fatma Girik 80'ler de de genel olarak bu tür roller seçmeye devam eder yani kendi kendine starlıktan vazgeçip ikincil rollerde sinema yaşamına devam eder.Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit ise geçmiş dönemdeki tutucu ve sadık izleyici kitlesini karşılarına almak pahasına Atıf Yılmaz ve Şerif Gören'in kadın temalı filmlerinde nispeten cesur oyunculuklar sergilerler. Oyunculuklarında yeni bir dönem açma, yeni bir kulvara geçme olarak nitelenecek bu kararları olumlu sonuçlar verir, abartılı ağlak melodramlardakinden çok daha gerçekçi ve başarılı oyunları ile gerçek birer sinema oyuncusu olduklarını da kanıtlarlar.

80'li yılların başında dört yapraklı yonca cephesinde durum bu iken takipçileri olarak saydığımız Necla Nazır, Perihan Savaş gibi isimler setlerde aşık oldukları şarkıcı-oyuncuların filmlerinde boy göstermektedirler. Tam bu sıralarda yani 1983 yılında Osman F.Seden'in Haram adlı filmiyle Hülya Avşar sinemaya giriş yapar. İnanılmaz güzelliği ve sempatisi, mavi gözleri ve doğal oyunculuğu ile Yeşilçam'daki özlenen yıldız elbette ki Hülya Avşar'dır. İlk filminden itibaren izleyicinin büyük sevgi ve sempatisini kazanan Avşar Nefret, Karanfilli Naciye, Ömrümün Tek Gecesi gibi sağlam Seden filmleri ile yoluna güvenli bir şekilde devam eder. Kısa sürede çok fazla film çekerek ününü pekiştirir, sinemamın en aranan yıldızı olur. Özel yaşamı ve aşkları ile de sürekli magazin basınında yer alır.

80'lerin sonu itibarı ile de Bir Kırık Bebek, Benim Sinemalarım, Fazilet gibi fimlerle iyi bir oyuncu olduğunu da kanıtlar. Sonraki yıllarda ise Sinan Çetin, Yavuz Özkan, Ali Özgentürk, Kutluğ Ataman gibi yönetmenlerin de tercih ettiği bir oyuncu haline gelecektir. Ancak kendi deyimiyle sanat filmlerinde oynamak onun için oldukça yorucudur. Özgentürk'ün Kalbin Zamanı filminden sonra bir daha böyle filmlerde oynamak istemediğini açıklar.

Sinema yaşamındaki başarıyla yetinmeyen Avşar kötü sesine aldırmadan şarkıcılığı da dener. Geçmişte de  kadın-erkek bir çok sinema oyuncusu ekonomik sebeplerle şarkıcılığı denemiştir ama hiçbiri bu işi Avşar kadar ciddiye almamış ve başarılı olduğunu düşünmemiştir.
Şarkıcılığın yanısıra Tv programlarındaki ve röportajlarındaki serbest tavırları ve sert açıklamaları ile dikkati üzerine çeker ve her daim gündemde olmak gibi bir kaygısı olduğuna dair inanç hakim olur. Önceden beri bir ilgi unsuru olan özel yaşamı  ve ilişkileri sürekli didiklenir.Evlilik töreni bir Tv programında canlı yayınlanır. Bir zamanlar aşk yaşadığı rivayet edilen İbrahim Tatlıses'le yıllar sonra program formatı  gereği aşk tazeler.

Kısacası Türk Sineması'nın en prestijli isimlerinden birisi olarak anılacak, ismi Şoray'lar Koçyiğit'ler kadar değer görecek bir oyuncu olmasına rağmen şöhretin, medyanın, magazinin yıpratıcı ve sahte ışıklarının cazibesine kapılmadan edemez...

Her ne olursa olsun Hülya Avşar Türk Sineması'nın klasik anlamdaki  son yıldızıdır, bir dönem Yeşilçam'ı sırtlamış, emek vermiş ve başarılı olmuştur. Hala da bu başarısını sürdürmektedir. Sinemaya çok daha fazla yoğunlaşması ve medya ile ilişkilerini sınırlı tutması ile ancak ismini markalaştırabileceğini bilmesi gerekli...

Korkarım ki böyle giderse Banu Alkan gibi bir mizahi medya malzemesi haline dönüşecek.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica