Türk sinemasının makus talihi; ya da dünya düzeninin değişmez gerçeği... Büyük balık her daim küçük balığı yutar... Mı?

Milyon dolarlık ya da milyon euroluk ya da milyon liralık filmlerle boy ölçüşmeye çalışan küçücük bütçeli filmleri, filmlerin hikayelerini ,oyunculuk performanslarını ve ne anlatmak istediklerini gördükçe üzülüyor ve bu adaletsiz düzenin ne zaman, ne şekilde değişeceğini daha ayrı bir sabırsızlık içerisinde merak ediyorum...

İncir Reçeli, Başka Dilde Aşk, 40, Öldür beni, Ademin Trenleri, Kaybedenler Kulubü ve daha niceleri... Say say biter mi ? Ne güzel filmler değil mi oysa? Karşılarına çıkan milyon dolarlık filmlerle boy ölçüşen ve ne yazık ki bir çoğu boyunun ölçüsünü aldıktan sonra keşfedilen değerler olarak tarihin tozlu raflarındaki yerini aldılar...

Sinema yapmanın bu kadar zor olduğu bir ülkede, vizyona girmeyi başaran ve dokusu, tadıyla her kesimi kucaklayabilen, seyirlik sinema zevkine doğrudan hizmet eden bu eserler ve sahipleri sadece biz yaptık, ama anlamadılar demekle yetinmekte...

Afişe bakarak aldananlar, posterleri süsleyen yıldızlar için salonlara koşan sinema izleyicisinin bu tavrı değişmedikçe, ne yapımcılar gerçek senaryolara, ne senaristler hak ettikleri değer yargılarına ulaşabilecekler ne yazık ki...

Türk sinemasının kilometre taşlarından çok usta ve büyük bir ismin, geçtiğimiz günlerde yaptığımız sohbeti sırasında dilinden dökülen hecelere takıldı günlerdir kafam; ‘Şu film bir yapımcı olarak önüme gelseydi, bundan bir cacık olmaz der çekmezdim! Ama film Amerika’da milyar dolarlık gişe yaptı, Türkiye’de de hatırı sayılır bir gişe rakamına ulaştı! İşte sinema böyle tuhaf bir dünya!’’

Ne acı değil mi? Oysa bahse konu filmde çok sayıda yıldız isim adeta figürasyon oynamış ve genç yeteneklere destek vermiş... Türkiye’de, yıldız diye tabir ettiğimiz oyuncularımızın bir çoğu da benzer destekler vererek sinemayı ayakta tutmaya çalışsa da, bir yerden sonra onlara da fenalık geliyor artık...

İyi bir yönetmen, iyi bir yapımcı ve harikulade bir oyuncudan çok kusursuz bir senaryo olduğu gerçeğini unutanlar, önce TV kültürümüzü mahvettiler, sonra da gelişmeye yüz tutan sinemamızı katlettiler... Bu kadar acı konuşmak doğru mu? Bence doğru...

Öyle ki, TV’de seyirlik olsun diye karşımıza çıkarılan projelerin yüzde 70’inden fazlası gibi bir oranı ne yazık ki, hiçbir şey anlatmıyor... Saçma ilişkiler yumağından oluşan saçma entrikalar ve hayatı basitleştiren, basit gösteren saçma kurgularla dolu hayali kahramanların saçma dünyasına kaptırılan beyinlerimizi kurtarmak için sığındığımız sinemayı da popüler kültürün esiri yaptık sonunda...

Örnek mi istiyorsunuz;

Örneğin; şöyle anlatayım; elinizde çok inandığınız, okuttuğunuz herkesten geçer not almış bir senaryonuz var ve hayata geçirmek için yapımcıları gezmeye başladınız... Bir yolunu bulup ikna ettiğini yapımcı size peki burada kimleri oynatmayı düşündün? Bu roller için birileri geçmiştir kafandan diye sorduğunda, verdiğiniz cevap içeriğinde eğer yıldız isimler yoksa ‘Saçmalama’ gişede çakılalım mı? Gibi bir yanıtla karşılaşırsınız... Oysa siz, aslında yazdığınız rolün hakkını verecek oyuncuyu seçmişsinizdir...

O tutar ismine yenik düştüğü bir oyuncuyu koyar, izleyici bu samimiyetsizliği görür ve filmi gişede tavan yaptırayım derken, gişede çakılır kalır... Sonra ordaki yıldız çıkar ‘Senaryo kötüydü’ ancak bu kadar kurtardım diyerek ismini korumaya çalışır...

Mesela Robert De Niro hiçbir zaman kötü bir filmde oynamamış mıdır? Bence çok kötü filmlerde de oynamıştır... Hem de Robert De Niro olmayı başarmadan çok önceleri... Ama inatla, ısrarla iyi oynamıştır ve sonunda Robert De Niro olmuştur... O ki,  halen iyi niyetli ve düşük bütçeli filmlerde destek amaçlı oynamayı sürdürmektedir.

Sonuç itibariyle söylemek istediklerimizi toparlarsak; Sinemayı kurtarmak yıldızların işi değildir... Sinemayı iyi senaryo, o senaryoya güvenen yapımcı, yapımcı ve senaryoyu tamamlayacak eşdeğer çapta oyuncu ve tüm bu bileşenleri görebilecek seyirciler kurtarır..

Yıldızlar yine yanmaya devam ederken, yanlarına sokulabilecek yeni yıldız adaylarının da önünü açmaktan çekinmemeye başladıkları gün, Türk sineması boyundan büyük işlere kalkıştığında başarıya ulaşmanın formülünü bulmuş olacaktır...

Sinema dolu günler...

Son Yorumlar

Yandex.Metrica