Özellikle son yıllarda televizyonda sayısı her geçen gün artan TV dizileri hayatımızın büyük bir alanını kaplamaktadır. Öyle ki artık insanlar hayatlarını dizilere göre programlamakta, dizi oyuncuları ile kendilerini özdeşleştirmekte, diziler ile ilgili yeni pazarlar ortaya çıkmakta, dizi sektörüne büyük paralar yaratılmakta ve diziler gündemi belirlemektedir.

Son dönemlerde özellikle çocuk oyuncuların dizilerde daha sık görülmesi adeta diziye ilgiyi arttırmakta. Lakin bu durumun çocukların ruh sağlığı üzerinde bazı olumsuz etkileri de olabilmektedir. Burada dizilerin içerikleri ve vermek istedikleri mesajlar da belirleyici nitelik taşımaktadır. Kimi diziler eğlendirici ve eğitici özellikler taşırken kimi diziler de dram içerdiği için çocuğun duygusal durumunu etkilemektedir.
Çocuk oyuncuların dünya sinemasında ve bizim sinemamızda setlerle tanışması neredeyse sinemanın keşfedildiği yıllara kadar uzanır. Elbette dünya sinemasından örnekler de vermek mümkün. Ancak bu konuyu epey bir uzatır gibi geliyor.

1940lı yıllar. Muhsin Ertuğrul, sanatçı bir ailenin çocuğu olan Halit Akçatepe'yi, "Nasrettin Hoca Düğün de" filmi ile kamera karşısına çıkartır. Sonraki yıllar Kamer Genç yönetiminde "Dertli Pınar, Günahsızlar, Karanlık Yollar" Ferdi Tayfur yönetiminde, "Senede Bir Gün", Turgut Demirağ yönetiminde "Bir Dağ Masalı" adlı filmler ve sonrasında da 1950li yılların başlarına kadar yaklaşık 40 filmde çocuk oyuncu olarak rol alır. Halit Akçatepe ile yapılan bir röportajda o yılları şöyle anlatır;

"Hiçbir şeyden haberim yoktu ki. Muhsin Ertuğrul'u bile bilmem, tanımam. 5 yaşındaymışım. 1943 yılında "Nasrettin Hoca Düğünde" diye bir film çekeceklermiş. Bir çocuk oyuncu lazım olmuş "kim oynar? Kim oynar?" derlerken. Muhsin Ertuğrul babama "Sıtkı senin bir oğlun var ya getir o oynasın" demiş. Sette kucaktan kucağa dolaşmışım, sevmişler beni ne yapacağımı anlatmışlar böyle başlamışım. Ben de tam olarak nasıl başladığımı bilmiyorum. Bana anlatılanları anlatıyorum."

Bu yıllarda ve öncesinde sinemamız başka çocukları da setlerle tanıştırır ancak, Halit Akçatepe'nin diğer çocuk yıldızlardan farkı ise, günümüze kadar aralıksız olarak sinemada, tiyatroda oyunculuk yapmış olmasıdır.

1950li yılların sonları çocuk yıldızlarında"Cik"modasının başladığı yıllar olur. Zeynep Değirmencioğlu (Ayşecik) ile "cik" modasına öncülük eder. Henüz iki yaşında setlerle tanışan Ayşecik, 1970 li yılların ortalarına kadar, bir başka deyişle sinemamızın tökezlediği yıllara kadar yaklaşık 20 yıl aralıksız olarak oyunculuğunu devam ettirir.

1960'lı yılların ortaları "cik" modasında bayrağı devralacak ikinci çocuğun parladığı yıllar olur. 1965 yılında O. Nuri Ergün, Filiz Akın, Cüneyt Arkın ikilisine eşlik edecek çocuğu bulur. Ömercik'i (Ömer Dönmez) kamera karşısına geçirir. Aynı yıl Ömercik, O. Nuri Ergün yönetiminde Fakir Gencin Romanı'nda oynar. Bu Ömerciğin ilk filmleri olur. Ömercik, 1974 yılına kadar, sinemada setten sete koşan bir diğer "cik"çocuk yıldızlardan biri olur.

Ömercik ile yapılan bir röportajda"O yaşlarda bir çocuk için oldukça ağır şartlarda filmler çevirdiniz. Kendi çocukluğunuzu yaşayabildiniz mi?" diye sorulduğunda şöyle yanıtlamaktadır;

"Hiç çocukluğumu yaşamadım. Sokağa çıkıp her çocuk gibi rahat hareket edemiyordum. Oynuyordum ama yalnızca filmlerde. 15 günde iki film bitirirdik o günlerde. Yorulurdum ama eğlenceliydi, yeni kıyafetler, değişik yerler... İyi de para kazanıyordum. Hiç unutmam. "Tanrı Misafiri" diye bir film çekiyoruz. Dönme dolaptan aşağı atlayacağım Ediz Hun aşağıdan beni tutacak. Bir kaç metre var yükseklik. Yerde koruma için güvenlik tedbirleri alınmış bir sünger yatak var. Ben bir defa atlayacağım ama çok fazla atladım. Hoşuma gitmişti ben oyun oynuyordum film, iş düşündüğüm yok. Dalmışım oyuna. Bana kızıyorlar Ömercik sonra oynarsın şimdi işimiz var diye. Böyle setlerde oynuyordum kendimce bulduğum oyunlarla."

1970li yılların başları, setler yeni bir "cik"ile tanışır. Bu çocuk Sezercik,(Sezer İnanoğlu) Yaklaşık 10 yıl parlayan bu yıldız, neredeyse filmlerinin tamamında Sezer ismini kullanır ve o da günü geldiğinde sönen çocuk yıldızlarından biri olur.
1980li yılların başında televizyon kanallarının devreye girmesiyle birlikte sinemamız yeni çocuk yıldızlarını bir bir parlatır. Bunların içinde en öne çıkan isimlerden biri Mine Çayıroğlu olur. Kendisiyle yapılan bir röportajda "Şöhreti taşımak bir çocuk için zor oldu mu?" Sorusuna verdiği yanıta bir göz atalım.

"Mutlaka oldu. Dünyadaki her çocuk oyuncunun yaşadığı zorlukları, çeşitli travmaları ben de yaşadım. Bu biraz da çocuğun karakteri ile de ilgili, en önemlisi ailenin çocuğa yaklaşımı. Bu konuda ailem çok destek verdi. Belki de iyi bir aile eğitimi aldığım için şımarmadım. Hiçbir zaman ne oldum demedim. Sanki senelerdir setlerde çalışıyormuşum gibi bir çocuktan beklenmeyecek olgunlukta karşıladım, doğal karşıladım.

Zorluk kısmı şöyle oldu, parklarda oynayacağım yaşlarda kendi yaşımdaki arkadaşlarımla vakit geçireceğim yaşlarda ben setlerdeydim. Çocukluğumu büyük insanlarla, onların dünyalarını anlamaya çalışarak geçirdim. Aslında çocuğun dünyasında zor bir durumdur. Bunu kabullenmek ve uyum sağlamak çok zordur. Bu zorluğu da bir şekilde kurtardım."

1980li yılların ilk yarıları, Sinemanın duraklama yılları olurken aynı zamanda bir başka modanın da başladığı yıllar olur. Bu yeni modanın adı "Küçük"dür. Sinemamız bu güne kadar olduğu gibi yeni çocuk yıldız yaratmak yerine şarkı, türkü söyleyen çocuk yıldızları çeker setlerine. Bu yeni modanın öncülerine baktığımızda günümüze kadar ismini taşıyanlar Küçük Emrah... Küçük Emrah da diğer yıldızlar gibi oynadığı filmlerin neredeyse tamamında rol adını Emrah olarak kullandığını görüyoruz. Aynı yıllar Ceylan ve müzik dünyasının bir diğer yıldız olan Halil Taşkın da sinemacılar tarafından setlerde rol verilen diğer isim olur.

2000li yıllar ise televizyon dizilerinin çoğalması ile birlikte çocuk yıldızlarının da çok sayıda olduğu yıllarıdır. Günümüzün çocuk yıldızlarını sayacak olursak buraya çok sayıda isim taşıyabiliriz. Televizyonda oyunculuk yapan çocukların tam sayısını vermek pek mümkün görülmemekle birlikte, yılda ortalama olarak 150 sinema ve televizyon dizisinin çekildiğini hesaplarsak ve bu setlerde ikişer çocuk oyuncu olduğunu varsayarsak 2000 yılından itibaren günümüze kadar kaç çocuk oyuncunun setlerle tanıştığı konusunda bir fikir edinebiliriz. Peki, filmlerde oynayan ünlü çocuklara çalıştığı diziler bittikten sonra ne oluyor?

Pedagogların ortak görüşü, çocukların dizi ve filmlerde oynaması psikolojilerini olumsuz etkiliyor.

"Küçük yaşta çocukların oyunculuk yapması, psikolojilerine ve gelişimlerine olumsuz yansıyabilir. Yorucu bir set ortamında ve çocukların psikolojisinden anlamayan ekiple birlikte çekimler yapılıyor. Çocuklar sette uyuma, beslenme gibi sorunlar yaşarken, derslerinden de geri kalıyorlar. Küçük yaşta para kazanmaları ve ünlü olmalarından dolayı, okulu sıkıcı ve gereksiz bir yer gibi görebiliyor, okula karşı olan hevesleri geçebiliyor. Bu geçici şöhretle birlikte arkadaşlarını küçük görebiliyor ve hep ön planda olmak isteyebiliyorlar. Ön planda oldukları için şöhretleri bitince depresyona girebiliyorlar."

Pedagoglar, "çok popüler olmuş bir çocuk için en büyük tehlikelerden biri de dizi bittikten sonra çocuğun bu şöhreti kaybetmesidir. Çevresi tarafından takdir edilmesi, her gittiği yerde ilgi görmesi bazen yetişkinlerin bile kaldıramadığı bir yükken, çocuğun bu ilgiyi kaybetmesi onu depresyona itecektir. Çocukta oluşabilecek ruhsal problemler hemen ortaya çıkmayabilir. Zamanla ve çevrenin ilgisinin azalması ile birlikte ortaya çıkar.

Travmatik roller bir çocukta, travma nasıl etkilere sahipse aynı etkiye sahiptir. Çocuklar yalandan travma yaşamazlar. Travmanın etkileri çok erken de gözlenebilir, birkaç yıl sonra da ortaya çıkabilir. Her şey yolunda gibi giderken, birkaç yıl sonra davranış ve psikolojik sorunlar patlak vermeye başlar. Örneğin altını ıslatma, kabuslar görme, yeme ve uyku düzensizlikleri, dalıp gitmeler, duygulanım bozuklukları, depresyon, içine kapanma, gelişimsel gerilik, obsesyon, post travmatik stres bozuklukları, fobiler, iletişim problemleri gibi bir çok sorun travma sonrası görülmektedir. Yetişkinlikte de kişilik bozuklukları, madde ve alkol bağımlılığı, kaygı bozuklukları, depresif duygu durumu, cinsel bozukluklar gibi birçok sorunlar ortaya çıkabilir.

Arkadaşları tarafından olumlu olumsuz tepki görebilirler. Bir çocuğun sahip olacağından daha fazla harçlığı olacak ve çok harcamalar yapacaktır. Bu, arkadaşları arasındaki farkın açılmasına neden olacak ve çocuklar sahip oldukları paradan dolayı ailesine karşı gelme, arkadaşlarını küçümseme davranışları ortaya çıkabilir. Ayrıca bu geçici şöhret ve parayı kaybettiklerinde depresyona girebilir, arkadaşları tarafından dışlanabilir.

Küçük çocukların dizilerde oynatılması psikolojik açıdan gelişimlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle dizilerdeki şiddet sahnelerinin ve dramların yaşanması henüz psikolojik gelişimini tamamlamamış çocuklar için bir tehdit oluşturmaktadır. Bu çocukların rol aldığı ya da seyrettiği dizilerde bulunan şiddet öğeleri çocukların ruhsal açıdan travma yaşamalarına sebep olur. Çünkü 7-8 yaş altındaki çocuklar gerçek ile kurguyu fark edemezler. Bu yaş grubundaki çocukların soyut düşünme becerileri ve duygusal gelişimleri henüz tamamlanmamıştır, bu da çocuğun gördüğü sahneleri hayal dünyasında tekrar tekrar canlandırmasına neden olur.

Bu yaş dönemindeki çocukların yaşıtlarıyla birlikte oyun oynaması, evde ailesi ile birlikte zaman geçirmesi gerekirken dizi setlerinde bulunması çocuğun elbette duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimini olumsuz olarak etkileyecektir. Çocuk, akademik başarı yerine dizideki başarısı ile daha çok ilgi çekecektir bu da çocuğun okuldan soğumasına sebep olacaktır.

Ailelerin çocuklarını dizi setlerinde çalıştırması çocuğa para kazanma ve aileye katkıda bulunma sorumluluğunu vermektedir. Aynı zamanda bu yaşta dizi setlerinde çalıştırılan çocukların hukuki olarak da çalıştırılması yasaktır. Fakat bu konuda ne işveren ne de aileler ceza almamaktadır ve bir yaptırımı yoktur. Bütün bunların yanı sıra izleyici olarak bile televizyonda ya da sinemada belirlenen yaş sınırları burada ihlal edilmektedir. Çocuğun bir kere bile olsa dizide; yüksek sesle bağırılması, silah sesini duyması ya da şiddeti görmesi travma yaşaması için yeterlidir. Dizide oynayıp oynamamayı çocuk tercih edemez, burada onun adına karar verecek olan ebeveynidir."

Bu yazının hazırlanmasında röportajlarından faydalandığım Uzman Pedagog Sevil Gümüş'e ve Yakup Sancı'ya teşekkürler.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica