Onu hep radyoda 'arkası yarın' programlarından hatırlıyorum. O muhteşem ses... O muhteşem vurgular. Nasıl desem, o yüreğe işleyen ses... Ne kadar güzel, ne kadar doğru kullanırdı dilimizi. 'Türk Tiyatrosu'nun dev bir ismi. O, Muhsin Ertuğrul döneminde yetişmiş, sanatından asla ödün vermeyen, tiyatroya sonsuz saygısı olan gerçek bir aktör, saygın bir insan.

13 Ağustos 1930'da İstanbul Kadıköy'de doğdu. 1941'de 2.Dünya Savaşı koşulları aileyi Gelibolu'ya göç etmeye zorladı. Ortaokulu Gelibolu'da bitiren Kerim Afşar, 1948'de Ankara Devlet Konservatuarına girdi, 1953'te Tiyatro Yüksek Bölümünü bitirdi.

1952'de daha öğrenciyken, Carl Eberth'in sahnelediği "Bir Yaz Dönüm Gecesi Rüyası" oyununda "Oberon" rolüyle başlayan sahne yaşamı 100'e yakın oyunla 45 yıl perde kapatmadan sürdü. Romeo, Marpuccio, Hamlet, Monserra, Genç Osman, 3.Selim, Günden Geceye, Ay Herkese Gülümser, Buzcu Geliyor, Gergedan, Andorra, Kahvede Şenlik Var, Cadı Kazanı, Kaktüs Çiçeği, Küheylan, Tarla Kuşuydu Jüliet... Tiyatroya gidemeyenlerse TRT radyolarından yıllarca onun sesinden tiyatroyla buluştu: "Arkası Yarın", "Mikrofonda Tiyatro", "Radyo Tiyatrosu"...

27 Mayıs 1960 Devrimi sonrasında Atatürk'ün "Büyük Nutku"nun yeni Türkçeye çevrilerek gençlere ulaşmasını sağladı; 8.5 ay, her akşam radyolarının başındaki Türk halkına "Büyük Nutuk"la seslendi, unutanlara Atatürk'ü bir kez daha anımsattı.
Kerim Avşar, oyunculuğunun yanı sıra, şiir yorumlarıyla da gönüllerde taht kurmuştu. En önemli yanlarından biri de, Nazım şiirlerini en iyi yorumlayan aktör oluşuydu. Bir dönem Ankara'da TRT radyolarında yukarıda sözünü ettiğim Atatürk'ün nutkunu bir seneye yakın bir süre okumasıyla ünlenmiş, arkadaşları arasında 'Mustafa Kerim Atatürk' diye anılır olmuştu.

TV programlarında ve Türk Sineması'nın önemli yapımlarında çalıştı. Çeşitli kurum ve kuruluşlardan çok sayıda ödül aldı.
1964) 'Çalıkuşu'nda Feride'ye tutulan genç zabit İhsan rolünde hatırlıyorum onu. Vaktiyle geri çevirdiği  evlilik teklifini, merhamet duygularıyla kabul eden Feride karşısında ne kadar onurlu ve dik başlıydı. Yüzündeki yara izi, kalbindeki kırıkların yanında o kadar önemsizdi.

Yılmaz Güney'in 'Arkadaş'ında kaybolmuş, kimliksiz, kimsesiz kalmış Cemil tiplemesi. Özellikle bozkırda arabayı durdurup Azem'i tekmelediği sahnede Kerim Avşar  adeta bir oyunculuk dersi veriyordu.
Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Mine"(1982) de kırdan kahverengiye dönüşmüş saçlarıyla bambaşka bir Kerim Afşar vardı perdede. Bir kasaba bürokratı ancak bu kadar canlı ve gerçek canlandırabilirdi.

1980'de Peter Stein'ın çağrısına uyarak Berlin'e gitti, Schaubühne sahnesinde "Giden Tez Geri Dönmez", "Keşanlı Ali Destanı", "Kurban" oyunlarında rol aldı. 1982'de yurda dönüşünde Devlet Tiyatrosundan emekli oldu, çalışmalarını AST (Ankara Sanat Tiyatrosu) sahnesinde sürdürdü; burada Maksim Gorki'nin "Yaz Misafirleri", Faruk Erem'in "Bir Ceza Avukatının Anıları", Brecht'in "Galile'nin Yaşamı"...adlı oyunlarında oynadı. Devlet Tiyatrosunun çağrısıyla yuvaya dönen Kerim Afşar, Gorki'nin "Güneşin Çocukları", David Hare'in "Göğe Açılan Pencere" oyunlarını sahneye koydu; "Gergedan" ve Nâzım Hikmet'in "Kurtuluş Savaşı Destanı" oyunlarında rol aldı. Sait Faik ve Orhan Veli'den yaptığı başarılı bir uyarlamayla ve "Yaşasın Edebiyat" adlı yapıtla yazınımızın iki ustasını ürünleriyle sahneye taşıdı; bu oyunla salonların ve koşulların elverişsiz oluşuna aldırmadan yurdun her köşesinde sahneye çıktı. Reşat Nuri'nin "Yaprak Dökümü" adlı romanından uyarlanan TV dizisindeki (1990) rolleriyle Türk sinemasına unutulmayacak karakterler kazandırdı.
 
Biyografisinde Hamlet, Romeo gibi yüzlerce farklı karakterin ruhunu bulunduran Kerim Afşar, 26 Eylül 2003 Cuma günü vefat etti. Devlet Tiyatroları'nın değerli sanatçısı Kerim Afşar için 29 Eylül 2003 Pazartesi günü Büyük Tiyatro'da düzenlenen tören sonrası Kocatepe Camii'nde kılınan öğle namazını takiben Cebeci Asri Mezarlığı'na defnedildi.

Solgun bir ışıkla aydınlanmıştı sahne. Bir tarafta, her yanı unutuluşla çevrili derin bir yalnızlık. Bir yanda tiyatrocunun can suyu olan alkışlar. Hüzün bir kez daha coşkun alkışlara rehin bırakılmıştı.

Belki de televizyon çok şeyi alıp götürdü, çok şey getirirken. Nostaljik bir sıradanlık olarak görmezseniz bu cümlemi... Varsın sizden sonra nice replik, nice oyun unutuluşa rehin bırakılsın. Siz dallarını dünden geleceğe uzatmış büyük bir çınar, bugün bile aşılamamış büyük bir aktörsünüz. Yerinizin doldurulması mı? Yeni bir Kerim Avşar mı?


 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica